İçeriğe geç

The Healer (HyunLix)

Bölüm 17 · 5 dk okuma

The Healer (HyunLix)

Bölüm 17

{17} Lixi

İyi Okumalar 🦋 _______________ ~Felix~ H: "O zaman bir kural da ben ekleyeyim... ilk kuralı bozan kişi sen olursan, ben asla durmam." Onun sesindeki o sakin ama bir o kadar da kesin ton, kalbimin göğsümde düzensizce çarpmasına neden olmuştu. Sanki çadırın içindeki hava bir anda ağırlaşmış, nefes almak zorlaşmıştı. Gözlerimi kaçırdım. Zaten tüm bu konuşmalar boyunca yapabildiğim tek şey bakışlarımı kaçırmaktı. Çünkü bakarsam... gerçekten tüm irademi kaybedecekmiş gibi hissediyordum. Bu düşünceyle panikleyerek yerimde duramadım. Ayaklarıma beni nereye götürdüğünü bile sormadan çadırın çıkışına doğru adımladım. Sonunda kendimi bayılmadan dışarı atmayı başardım. Arkamda kalan bedenin ise hala sırıttığına emindim. Bu kadar rahat olmayı nasıl başarıyordu bilmiyorum. Bu duygular beni korkuturken o fazlasıyla rahattı. Güneş, gözlerimi acıtacak kadar parlaktı. Sıcak hava yüzüme çarptığında, ne kadar uzun süre uyuduğumu fark ettim. Kamp çoktan uyanmış, insanlar günlük telaşlarına başlamışlardı bile. Çocukların kahkahaları, metal kapların tınısı, uzaktan gelen asker sesleri. Her şey normaldi. Sadece benim içimde bir şeyler altüst olmuştu. Ya da bir şeyler değişmişti demek en doğrusu. Duygularımızı açık açık konuşmak hem iyi hem de kötü gelmişti. Bundan sonra ne olacak diye düşünmeden duramıyordum. Tam aklımdaki düşüncelerden kurtulup derin bir nefes almaya çalışırken boynuma bir çift kol dolandı. S: "Aklım çıktı resmen Felix!" Seungmin'in sesi kulaklarımda yankılandı. Sarılışı öyle sıkıydı ki, bir an için gerçekten kaybolmuşum da yeni bulunmuşum gibi hissettim. S: "Neymiş komutanın çadırına girmek yasakmış. Bastım kıçına tekmeyi!" Gülmemek için dudaklarımı ısırdım. Beni merak etmiş olmalıydı. Tabii normal olanı buydu. Dün sabahtan beri bir nevi kayıptım. 24 saat içinde yaşadıklarımı düşünmek bile başıma ağrılar saplanmasına neden oluyordu. Ama beni görmek için biricik arkadaşım Seungmin'in kimin kıçına tekme attığını merak etmiyor değildim. F: "Ne? Kimin?" S: "Öğlene kadar çıkmadın ya... Dedim kesin bir şey oldu benden saklıyorlar. Kimseyi sokmuyorlar içeri. Chan desen bir şeyler geveleyip geçiştiriyor. Ben de kafayı yedim. Tekmemi götüne bastım geldim. Çadıra dalma konusunda kararlıydım neyse ki bu sefer sen dışarıdaydın." Onun endişesi içimi yumuşattı. Kollarımı beline doladım ve başımı omzuna yasladım. Benim için bir askeri tekmelemişti. İkimiz de kendimizi rezil etmeyi başarmıştık ne güzel. F: "İyiyim Min. Sadece... biraz fazla uyumuşum." S: "Tüm olanlar kalbime inecek. İlaç etkisinde olduğun için komutanın çadırındaymışsın ne oldu tam olarak. Birisi bir şey mi yaptı? Yemin ederim bana doğru düzgün hiçbir şey anlatmadılar ya" Tüm olanları anlatmaya kalkarsam sanırım saatlerimi alırdı. Özellikle neler dediğimi Seungmin öğrenirse gülmekten krize falan girerdi buna eminim. F: "Uzun hikaye. Ben de sanırım senin kıçına tekme attığın kişiye dün gece koca götlü dedim. Tam hatırlamıyorum umarım dememişimdir" Bu dediklerim Seungmin'in kocaman sırıtmasına neden olurken tam o sırada çadırın kapısının arkamda usulca açılma sesi geldi. Seungmin'in kollarından ayrılıp geriye döndüğümde Hyunjin'i gördüm. Her seferinde onunla gözgöze geldiğimde sanki ilk defa gözlerinin içine bakıyormuş gibi heyecanlanıyordum. Güneş ışığı arkasından vuruyordu. Omuzları, üniformasının keskin hatları, yüzündeki o her zamanki ciddi ifade. Ama gözlerinde o ciddi ifade değil daha başka bakışlar vardu. Bir anlığına bakışlarımız kesişti. O tek saniye, çadırın içindeki tüm kelimeleri yeniden hatırlamama yetti. Duyduğum ayak sesleri Seungmin'in yanımdan uzaklaştığını anlamama yardım ediyordu. Her seferinde bizi başbaşa bırakmak için çabalıyordu. Ben ise Hyunjin ile başbaşa kalmamak için çabalıyordum. İşinde net olduğu kadar dediklerinde ve hareketlerinde de net birisiydi. Tak diye gelip öpecek, sarılacak diye kalbim yerinden çıkıyordu. Bunu hem istiyor hem de istemiyorum. İlk günlerden beri ona temas ettiğimde hoşuma gittiğini biliyordum. Ama içimdeki duyguların sadece ten teması olmasını istemiyorum. Bu yüzden ondan kaçarak ona olan duygularımı anlamaya çalışacaktım. Kısacası ben ne halt edeceğimi bilmiyorum. Sanırım aşık olmaktan, sevilmekten korkuyorum. Hyunjin bana doğru birkaç adım atmaya başladığında çoktan ona bakarak kitlenip kalmıştım. Ne kadar geri çekilmek istesem de onun bana yakın gelmesi hoşuma gidiyordu. Attığı birkaç adımdan sonra aramızda azıcık mesafe kala durdurdu hareketlerini. Neden durduğunu anlamlandırmaya çalıştığımda bakışları aşağı kaymıştı. Benim gözlerim de onun bakışlarını takip ettiğinde neden durduğunu anlamıştım. Aramızda iki adım mesafe kala, onunla benim ortamızda bana bakan küçük boncuk gözler vardı. Gözlerim küçük bedenin gözleriyle kesiştiğinde hızla kollarını bacaklarıma sararak bana sıkıca sarılmıştı. Küçük tavşanım dışarıda koşuşturmaya başladığına göre iyileşmişti. Ciddi enfeksiyon hastalığı vardı. Bu yüzden sık sık antibiyotik alıyordu. Grip olmaması gerekiyordu ama birkaç gün önce ne yazık ki hasta olmuştu. Hyunjin ile tanıştığım gün ona ilaç almak için şehre gitmiştim ve Hyunjin sayesinde ilacını zamanında yetiştirmiştim. "Lixi" F: "İyileştin mi Hira" İsmimi tatlı bir şekilde telafüz eden bedene doğru eğilip onun boy seviyesine indim. Küçük elleri anında yanağıma dokundu. Bana teşekkür etmek adına yanaklarımı okşuyordu minicik elleriyle. Hyunjin de yanımıza çömelip, büyük eliyle çocuğun saçlarını okşadı. Nedensizce bu anı yaşamak gözlerimin dolmasına neden olmuştu. Sert görünümünün altında ne kadar nazik olabildiğini görmek... içimde sıcak bir şeyin yayılmasına neden olduyordu hep. H: "İyi görünüyor" Anlaşılan Hyunjin de çocuğu tanımıştı. O gün revirde onunla ilk kez kavga ettiğimizde görmüş olmalıydı. Ne konuştuğumuzu anlamasa bile Hyunjin de farkındaydı küçük bedenin iyileştiğinin. "Lixi, bu asker abi çok yakışıklı" Dudaklarımı birbirine bastırarak gülümsedim ve başımı onaylar anlamda salladım. Hyunjin'in bizi dikkatle dinlemesi ama hiçbir şey anlamadığı için kaşlarını çatması o kadar hoşuma gidiyordu ki. F: "Benden bile yakışıklı mı?" Hemen hızlıca başını hayır anlamında salladı. H: "Ben dışlanıyorum şu an" Hyunjin küçük bebek gibi mızmızlandığında Hira ona doğru dönerek tatlı bir şekilde gülümsedi. Tek eliyle benim yanağımı okşarken diğer elini de Hyunjin'in yanağına yasladı. Çocuğun elinin ne kadar minik olduğunu Hyunjin'in yanağında küçücük kalışıyla tekrar anlamıştım. Komutanın yüzündeki ani duraksama beni gülümsetti. Anlaşılan böyle bir şey beklemiyordu ama hoşuna gitmişti. H: "Ona çok güzel ve tatlı, aynı zamanda çok da güçlü olduğunu söyler misin?" Başımı onaylar anlamda sallayarak elimi yanağımda duran küçük ele yasladım Hira'nın dikkatini çekebilmek için. F: "Asker abi senin çok güzel, tatlı ve aynı zamanda çok güçlü bir savaşçı olduğunu söylüyor" Askerden bu sözleri duymak küçük bedenin gözlerinin heyecanla sonuna kadar açılmasına neden olmuştu. Elini benim yanağımdan uzaklaştırarak iki kolunu da sıkıca Hyunjin'in boynuna sardı. Komutan gözlerini sonuna kadar açarak önce duraksadı sonra gülümseyerek tek elini ona sarılan küçük bedenin beline sardı ve orayı patpatladı usulca. Resmen asker abisinden iltifat aldı diye iki dakikada satmıştı beni küçük tavşanım. "Asker abi de çok yakışıklı ve güçlü" Küçük bedenin mırıldanmalarını duyan Hyunjin bana baktı hemen tercüme etmem için. Biraz kıskanıyordum sanırım onları. F: "Senin de çok yakışıklı ve güçlü olduğunu söylüyor" _________________ Baktım sexual tension artıyor, ortamı yatıştırmak için araya çocuk soktum södöxcöösdöödd

Bölüm sonu

18 yorum