İyi Okumalar 🦋 ________________ Hızlı geçen birkaç günün ardından kampın içi her zamanki kontrollü karmaşasına bürünmüştü. Güneş de hala tepede, tüm sıcaklığını etrafa dağıtıyordu. Felix, kollarını neredeyse tamamen kaplayan, görüş açısını kapatan büyük bir kutuyu tek başına taşımaya çalışıyordu. İçi revire gerekli olan eşyalarla dolu kutu, onun bedenine oranla fazlasıyla büyüktü. Ağırlığı omuzlarını aşağı çekiyor, adımlarını yavaşlatıyordu. Dudaklarını birbirine bastırmış, kaşlarını çatarak tüm gücünü kollarına vermişti. Elleri dolu olduğu için alnına dökülen sarı saçlarını bile geriye atamıyordu. Tam o sırada, uzaktan bu manzarayı fark eden Changbin'in adımları hızlandı. Artık askeri üs tamiri tamamen bittiği için askerler orada toplanıyordu. Kampa kontrol için gelen asker hızlı adımlarla kutuyu taşımaya çalışan doktora doğru koştu. CB: "Yardım edeyim doktor" Felix duyduğu tanıdık sesle, başını kaldırıp ona baktığında yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi. Resmen nefes almakta bile zorlanıyordu. F: "Çok iyi olur" Changbin hiç düşünmeden ellerini kutunun altına soktu. Kasları anında ağırlık nedeniyle tişörtünün altında belirginleşti, tek hamlede ağırlığın tüm kısmını üzerine aldı. F: "Böyle size çok ağır oldu yardım edeyim ben de" Changbin kutuyu kollarının arasında zıplatarak daha sıkı tuttu ve başını hayır anlamında salladı. Büyük ve ağır şeyleri sevdiğini daha önce de söylemişti. CB: "M82A1 bu kutudan daha ağır" Felix anlamadığı için kısa bir tereddütten sonra ellerini kutudan tamamen uzaklaştırdı. Changbin kutuyu o kadar rahat tutuyordu ki sanki hiç ağır değildi. Küçük beden ise omuzlarından yük kalktığı an fark edilir derecede rahatladı. Changbin sandığı çadırların olduğu tarafa doğru taşırken Felix yanında yürüyordu. Aralarında kısa, hafif bir sohbet başladı. Havanın sıcaklığından, yapılan işlerden falan konuşurken Felix gülümsüyor, Changbin arada bir ona bakıp karşılık veriyordu. O sırada işlerini bitirir bitirmez, sarışın doktorunu görmek için kampa gelen Hyunjin, tüm bu sahneyi olduğu yerden izliyordu. Başta, Changbin'in kucağındaki kutudan anlamıştı askerin Felix'e yardım ettiğini. Ama sonra Felix'in yüzündeki o tatlı gülümsemeyi gördüğünde istemsizce dişlerini sıkıyordu. Ondan başkasının yanında bu kadar tatlı olmasını kıskanmıştı. Felix'in Changbin'e dönüp attığı o içten, rahat gülümseme. Göğsünde ani, tanımlaması zor bir sıkışma hissettirdi. Çenesini farkında olmadan sıktı, omuzları gerildi. Felix'in gülüşünü biliyordu, nadir, özel ve ona ait olması gerektiğini düşündüğü bir şeydi. O gülüşü başkasına atması, hem de bu kadar kolay, Hyunjin'in içindeki huzursuzluğu bir anda alevlendirdi. Askerinin kötü niyetli olmadığını biliyordu. Felix'in de duygularını biliyordu. Aralarında bir şey olmayacağını bildiği taktirde kıskanıyordu doktoru. Bu kontrol edilemez bir duyguydu. Ama yine de bunu belli etmemeye çalışıyordu. Changbin sandığı Felix'in çadırının önüne bıraktığında hafifçe doğruldu. Felix ona, yardım eden askere bakarak tekrardan gülümsedi. F: "Gerçekten çok teşekkür ederim, tek başıma taşımak uzun zamanımı alacaktı" Gülümserken iri gözleri kısıldı. Onlara biraz daha yaklaşan komutan ise daha fazla sakince bu sahneyi izleyemedi. Adımlarını sertleştirerek onlara doğru yürüdü. Botlarının zemine bastıkça çıkardığı ses, yaklaşmakta olduğunu haber veriyordu. Felix ilk fark eden oldu, başını kaldırdığında Hyunjin'i gördü. Yüzündeki o tatlı gülümseme gördüğü yakışıklı surat sayesinde biraz daha büyüdü. Changbin ise arkasını döndüğünde komutanını karşısında buldu. Hyunjin'in yüzü sakindi. Ama gözleri pek de sakin olmadığını haykırıyordu. Bakışları önce Changbin'in üzerinde kısa bir an durdu, sonra Felix'e kaydı. Tatlı gülümseyen civcivi gördüğünde biraz daha sakinleşmişti. Kıskançlığının ne kadar yersiz ve saçma olduğunun farkındaydı ama durduramıyordu kalbini. H: "Ne yapıyorsun asker?" CB: "Söylediğiniz gibi kampa kontrole geldim komutanım!" H: "40 şınav" Felix'in gözleri anında büyüdü. Changbin şaşkınlıkla yutkundu. Aniden neden ceza aldığını anlayamamıştı. Bir şeyleri mi yanlış yapmıştı. CB: "Neden komutanım?" H: "Sorguladığın için 80 şınav" Changbin'in ağzı bir an açık kaldı. Felix ise bu sefer duyduğu rakam yüzünden elini ağzına bastırdı çığlık atmamak için. CB: "Komutanım?" H: "100, konuşmaya devam edersen sayıyı artırırım." Changbin başka tek kelime etmedi. Dişlerini sıkarak yere çöktü, şınav pozisyonunu aldı. Hızlıca harekler etmeye başladı. Felix'e fazla uçuk gelen sayı asker için o kadar da büyük değildi anlaşılan. Felix, Hyunjin'in bu kadar ani ve sebepsiz görünen bir tepki vermesi kafasını karıştırmıştı. Yanında dikilen komutan hiçbir şey söylemedi. Sadece Changbin'in yere inip kalkan bedenine baktı, sonra bakışlarını Felix'e çevirdi. Felix'in yüzündeki o masum şaşkınlık ifadesi, Hyunjin'in içindeki kıskançlığı suçlulukla karıştırdı. Ama yine de geri adım atmadı. Askerine küçük bir spor yaptırıyormuş gibi düşündü. H: "Bir dahaki sefer yardıma ihtiyacın varsa bana söyle" Felix hipnoz olmuş bir şekilde başını salladı, hala neye uğradığını tam anlayamamıştı. Hyunjin arkasını dönüp uzaklaşırken, Changbin sayıları mırıldanarak şınav çekmeye devam ediyordu hala. ... Felix iki elinde tuttuğu kupayla kapının önünde dikiliyordu. Tam kapıyı tekmeleyecekti ki Hyunjin kulübeden askeri üsse çevirdikleri iki katlı evin kapısını açtı. Birkaç gündür gece olunca Felix elinde kahvesi ile Hyunjin'in yanına gidiyor, konuşarak yorgunluklarını atıyorlardı. Küçük itiraflar, kısa dokunuşlar, aralarındaki duygunun daha da şekillenmesine neden oluyordu. Hyunjin karşısında duran bedeni gördüğünde omuzlarını dikleştirerek sırıttı. Tüm gün boyunca gece olmasını, küçük civcivin yanına gelmesini bekliyordu dört gözle. Kapıyı ardına kadar açıp bir adım geri çekildi. Bu, sabırsızlığını gizleyemediği bir jestti. Felix içeri adım attığında kulübenin loş ışığı, anlık olarak gözlerini kısmasına neden olmuştu. İçeride yalnızca masa, birkaç sandalye ve pencerenin önüne çekilmiş ince bir perde vardı. Hyunjin önce masaya doğru yürüdü, sonra fikrini değiştirir gibi sandalyelerden birini çekti. Felix oturduğunda Hyunjin de kendi sandalyesini aldı ama aralarına mesafe koymak yerine, sandalyeyi hafifçe sürükleyip onun dibine çekti. Hyunjin oturur oturmaz bakışlarını Felix'in yüzünde gezdirdi. Bakışları hiç de kaçamak değildi, remsen Felix'in ruhuna işliyordu. H: "Çok yoruldun mu bügün?" Küçük olan başını hayır anlamında sallayarak loş ışık altında parlayan surata baktı. İçinde büyüyen duygular bazen onu korkutuyordu. F: "Eskiden daha çok yoruluyordum. Sayenizde artık herşey daha kolay" Hyunjin gururlu bir şekilde gülümseyerek biraz daha yaklaştı yanındaki bedene. Tereddüt dahi etmeden uzun parmaklarını kaldırdı küçüğüne dokunmak adına. Felix neyin geldiğini bildiği için heyecanla yerinde kırpırdandı. Her seferdinde komutan fazlasıyla şefkatli bir şekilde dokunuyordu ona. O ise sadece gergince durabiliyordu. Hyunjin havaya kaldırdığı parmaklarını Felix'in saçlarına indirdi, alnına düşen sarı tutamları nazikçe geriye itti. Dokunuşu yumuşaktı ama niyeti ateş gibiydi, temas etmek için yanıp tutuşan bir sabırsızlık, hareketlerinin arkasına gizlenmişti. H: "Çok güzelsin doktor" Felix alt dudapını ısırarak bakışlarını kaçırdı. Her ne kadar gözlerini kaçırsa da bu uzun sürmüyordu. Yine kendisini yakışıklı surata bakarken buluyordu. Felix'in kulaklarına kadar yayılan kızarıklık, Hyunjin'in parmaklarının sıcaklığını daha da yakıcı kıldı. Her temasında gözlerini kaçırıyor, omuzları hafifçe titriyordu. Utancı, hoşuna gittiği gerçeğiyle kapışıyor, bu çarpışma kalbini hızlandırıyordu. Hyunjin elini sarışının saçlardan çekmedi. Başparmağı, şakağının hemen altından yanağına doğru kaydı. Bu masum dokunuş giderek hiç de masum olmayacak bir hal alıyordu komutanın derin bakışları yüzünden. Felix'in nefesi dudaklarında olan gözler yüzünden düzensizleşti. Hyunjin bunu fark ediyordu, her küçük tepkiyi, her titremeyi farkediyordu. H: "Bak bana" Felix bakışlarını kaldırdığında, aralarındaki mesafe bir nefes kadardı. Hyunjin yavaşça dolgun dudaklara doğru eğildi. Panikleyen küçük bedenin elleri refleksle Hyunjin'in göğsüne kondu. İtmek için değil, durdurmak için ve yüzünü hemen aceleyle yana çevirdi. F: "Birileri görebiliri Hyunjin olduğu yerde duraklayarak dudakları Felix'in dudağına değmeden, havada asılı kaldı. Her seferinde bahane bulmayı başarıyordu küçük olan. H: "Seni dağa kaçırmam için bir neden daha" Felix kıkırdayarak başını öne eğdi, kupayı iki eliyle kavrayıp göğsüne doğru çekti ve kahve kokusunu derince soludu. F: "Sapıksın" Hyunjin de kıkırdayarak elini sıcak tenden uzaklaştırdı ve cebinde titreyen telefonu alarak gelen rapora baktı. "Komutan Hwang, oradaki göreviniz bitmiştir. Yarın şafak saatinde helikopter sizi ve timinizi almak için orada olacaktır" ____________________ Geçiş bölümü. Hüzünlü olanından Hüzünlü bölüm yazma kapasitem 2 ✌️
Bölüm 18
{18} Göreviniz bitmiştir
Bölüm sonu
26 yorum
üzüldüm lan binnie'ye gel binnie ben sana güzel davranırım
HAYIR GITME
Ayrılmasınlar
Yada vazgeçtim
🎊🎊🎊🎊
🎊🎊🎊🎊
Hihihiiii
Angst olsun
Ama yinede
Şu an ağlamam
Angst isteyip
Ayyy ben angst istiyordum angst mi geliyor
Ben size bu kitap angst olacak demiştim 🙄
ya bu olmadı ben ağlarım
lan gitmeyin
HAYOOOOOOOOOOOOOOOR KABUL ETMİYORUM GİDEMEZLER
Yaaaa nasıl gidiyorlar
Kaos yazamayan, softirik kelinesinin vücut bulmuş hali: Yazar Hanım 💕🤍
Kaos yazamayan, softirik kelinesinin vücut bulmuş hali: Yazar Hanım 💕🤍
Gönüllü kalın ulan (zaten muhtemelen öyle olacak)
1Yanıt






