İçeriğe geç

The Healer (HyunLix)

Bölüm 12 · 5 dk okuma

The Healer (HyunLix)

Bölüm 12

{12} Çok tatlı

İyi Okumalar 🦋 ______________ Günler geçtikçe herkes yeni hayatına alışmaya başlıyordu. Kamp, askerlerin koruması ve nöbeti altında rahat yaşamaya alışırken, askerler de bu kampa ve insanlara alışmışlardı. Onlar için farklı bir tecrübe olan bu görev aslında onlara da iyi gelmişti. Yardıma ihtiyacı olan insanlarla yaşamak, onların hayatında bir dokunuşa sahip olmak iyi hissettiriyordu. Üstelik görev ve emir baskısı olmadan tim kendi istediği şekilde çalıştığı için bu onlar için bir nevi tatil olmuştu aslında. "Yanlışlıkla" yapılan sarılma gününden üç gün geçmişti ve Hyunjin bunu tekrar etmeye çalışsa da Felix ondan kaçmak konusunda başarılıydı. Sürekli insanların yardımına koşan doktora yetişemeyen komutan, mecbur kendi işine odaklanmış ve geçen bu günlerde eski kulübenin tamirini tamamlamışlardı. Sadece kulübeyi daha askeri bir alana çevirmek için haberleşme uydusuna ve birkaç gerekli eşyaya daha ihtiyaçları vardı. Bu yüzden burada geçirdikleri beş günü ve ihtiyaçlarını Kore Emniyet müdürlüğüne bildirmek adına Chan ve Hyunjin bugün sabah erkenden kalkmışlardı. Şehir merkezine inip, orada daha iyi çeken telefonlarıyla müdürlüğe haber göndereceklerdi yardım için. H: "Her şey tamam çıkalım mı?" Chan hemen komutanını onaylamış ve arabanın şehir merkezine gitmek için hazır olduğunu bildirmişti. Chan son kontrollerden sonra aracın arka kapısını kapatmak üzereyken onlara yaklaşan aceleci ayak seslerini duyduklarında ikisinin de başı aynı anda o yöne çevirmesine neden oldu. Toprağın üzerinde hızla ilerleyen küçük beden, omzuna asılmış çantasıyla nefes nefese koşuyordu. Sarı saçları rüzgarla savruluyor, her adımında çantası omzundan biraz daha kayıyordu. F: "Beni de bekleyin" Hyunjin doktorun onlara doğru koşmasını sırıtarak izliyordu. İlk gün onunla karşılaştığında da aynı böyle koşuyordu. F: "Ben de gelmek istiyorum" Hyunjin'in kaşları önce şaşkınlıkla havalandı, sonra dudaklarının kenarı farkında olmadan yukarı doğru kıvrıldı. Sanki üç gündür peşinden koştuğu küçük mucize nihayet kendiliğinden ona doğru gelmişti. Tabii ki bu şansı asla kaçıramazdı. Felix arabaya yaklaştığında, bir elini dizine dayayıp nefeslenmek zorunda kaldı. Göğsü hızla inip kalkıyordu, yüzü koşmaktan kızarmıştı. F: "Şehir merkezinde eczaneler var. Burada bitmek üzere olan bazı ilaçlar var. Antibiyotikler, ateş düşürücüler, çocuklar için şuruplar... Hazır araba varken gidip almam çok iyi olur" Hyunjin bir an bile düşünmedi. Başını yavaşça onaylar anlamda salladı. Felix her fırsatta buradaki insanları ve çocukları düşünüyordu. Bu da Hyunjin'in ona karşı olan hislerini giderek daha da körüklüyordu. Farklı meslekler altında aslında aynı duyguyu ve amacı taşıyorlardı... H: "Gel bakalım" Chan çoktan sürücü koltuğuna geçmişti bile. Hyunjin ise bilerek ön koltuğa yönelmedi, aksine arka kapıyı açtı, Felix'in binmesini bekledi ve onun hemen yanına oturdu. Kapıyı kapattığında ise sanki yanyana oturuyor olmaları ona yetmediği için biraz daha yaklaştı koltuğun diğer tarafında oturan bedene. Araç hareket ettiğinde Felix dizlerinin üzerinde çantasını tutuyor, pencereden dışarı bakmaya çalışıyordu. Hyunjin ise bütün yol boyunca gözlerini ondan ayırmamaya kararlıydı. Komutan, hislerini açık yaşayan birisiydi. Felix ise aksine her şeyi düşünüp, olayları en ince detayına kadar tartıp, kendisini içten yiyip bitiren birisiydi. Birkaç gündür bu yüzden komutandan kaçıyordu. Ona karşı bir şeyler hissettiğinden emin olmak onu daha da çok korkutuyordu aslında. Sanki buradan başka bir yerde hayatı yokmuş gibi düşünüyordu. Sanki sonsuza kadar bu kampta kalmak zorundaydı. Bu insanları bırakıp gidemezdi asla. Bu ve bu gibi karmaşık duygular onu komutandan uzak tutmaya çalışıyordu. Çünkü biliyordu, kendisini emin olmadığı bir ilişkinin içine atarsa kalbinin kırılacağını. H: "Biliyor musun, burnun kızarınca çok tatlı oluyormuşsun" Felix gözlerini devirdi ama dudaklarının kenarındaki kıpırtıyı gizleyemedi. Bilerek biraz daha cam tarafına kaydı. Hyunjin ile göz teması kurmamaya, ona bakmamaya kararlıydı ama Hyunjin'in ona iltifat edişi onu biraz zorluyordu. F: "Görev başındasın komutan, lütfen kızarmış burnuma değil de görevine odaklan" Hyunjin, onun hareketini inat biraz daha yaklaştı. Omuzları neredeyse, Felix'in omzlarına değmek üzereyken durdu. H: "Ciddi olmak da görevin bir parçasıdır ve ben dediklerimde çok ciddiyim, yanımda oturan doktor fazlasıyla tatlı" Felix, utandığını belli etmemek adına boğazını temizledi, çantasını biraz daha sıkı tuttu ve bakışlarını iyice camdan dışarı sabitledi. F: "Chan duyacak" Son kozu olan Chan'ı da ortaya attığında bundan başka kaçış yöntemi olmadığının farkındaydı. Ama ön koltuktan gelen boğuk bir öksürük sesi, Chan'ın aslında her şeyi duyduğunu kanıtlar gibiydi. Felix, gözlerini sonuna kadar açarak utançtan alnını cama yasladı. Hyunjin ise bundan hiç rahatsız olmuşa benzemiyordu. Aksine, elini koltuğun arkasına atarak Felix'in üzerine doğru biraz daha eğildi. H: "Duyarsa duysun, zaten biliyor" Felix, kalbinin hızlandığını hissettiğinde sinirle dirseğini Hyunjin'in kaburgalarına doğru vurdu. F: "Yerinde dur" Hyunjin alaycı bir şekilde acıyla hafifçe inledi ama yüzündeki gülümsemeyi de hiç silmedi. Felix, başını biraz daha cama yaslayarak gözlerini manzaraya dikti. Hyunjin, Chan "zaten biliyor" dediğinde neyi bildiğini kast etmişti ki. Sarışın olan düşünmeden edemiyordu. Askerlerine ne demişti Hyunjin. Daha onlar kendi aralarında konuşmamışlarken, ne demiş olabilirdi ki? Yoksa askerlerine "ben bu kampın doktorundan hoşlanıyorum" mu demişti. Bunun gerçek olması ihtimali Felix'in yanaklarının kızarmasına neden olmuştu. Ama aniden arabanın tekerleği küçük bir çukura geçtiğinde Felix'in başı cama çarpmış ve aklındaki tüm düşünceleri alıp götürmüştü bu çarpma. Alnında hissettiği hafif sızı yüzünden başını camdan uzaklaştırarak elini alnına yaslamak adına elini kaldırdı. Lakin eli alnına değil de Hyunjin'in eline temas etmişti. Uzun beden küçük kafanın cama çarptığını görür görmez elini Felix'in alnına yaslayarak uzun parmaklarıyla hafifçe orayı okşuyordu. H: "Dikkatli ol civciv" Felix mahcup bir şekilde bakışlarını onun gözlerine kaldırarak başını onaylar anlamda salladı. Kendi elini indirmiş olsa da Hyunjin'in sıcak dokunuşları hala alnını okşuyordu. Uzun süre yalnız başına savaşmaya çalıştıktan sonra yanında seni koruyan ve destekleyen birisinin olması Felix'e iyi hissettirmişti. Felix istemeden gülümsedi. Bu küçük kaçamak, üç gündür içinde biriken gerilimi biraz olsun yumuşatmıştı. Şehir merkezine vardıklarında, kampın sessizliğinden sonra buranın kaosu onlara tuhaf gelmişti. Yıkık binalar, yarı açık dükkanlar, ama hala ayakta kalmaya çalışan bir hayat vardı burada. Hyunjin arabadan indiğinde, bir süre etrafa bakındıktan sonra Felix'e döndü. H: "Bana bir reçete yazar mısın?" F: "Ne için?" H: "Kamp için. Burada hangi ilaçlara ihtiyacımız olduğunu netleştir. Ben de bunu Emniyet'e ileteyim. Böylece gönderecekleri yardımlar rastgele olmaz" Felix bir an konuşamadı, sanki dudakları birbirine yapışıp kaldı. Gözleri yavaşça büyüdü, hafiften yaşlarla dolmaya başladı. Bu küçük bir detay gibi görünse de, aslında çok büyük bir anlam taşıyordu. Yardım için ne kadar çabaladığını, ne kadar yıprandığını hatırladığında daha da duygusallaşıyordu. Bunca çabanın ardından sonunda gerçekten yardım alabileceklerdi. F: "Gerçekten mi?" Hyunjin duygulanan bedene gülümseyerek başını onaylar anlamda salladı Felix'in göğsündeki sıcaklık yavaşça tüm vücuduna yayıldı. Çantasını daha sıkı kavradı, peluş oyuncağa sarılır gibi sıkıca sarıldı ona. F: "O zaman her şeyi en ince ayrıntısına kadar yazacağım. Hiç kimse ilaçsız kalmayacak" Hyunjin onun çocuk gibi sevinmesine hayranlıkla baktı. Bu kadar masum bir kalbe sahip insan ilk kez görüyordu hayatında. Ve o kalbi alıp, dünyanın en mutlusu yapmak istiyordu. __________________ Siz bir süre şehir merkezinde kalacaksınız gibime geldi 😶

Bölüm sonu

21 yorum