İyi Okumalar 🦋 _______________ Chan ve Hyunjin, bilgisayar ve telefonu arabanın geniş kaputuna dizmiş, ellerindeki belgeleri defalarca kontrol ediyor, kampın ihtiyaçlarını ve burada yaptıkları görevi en ince ayrıntısına kadar rapora dökmeye çalışıyordu. Tek sorun şuydu ki gönderilen veriler geri geliyor, bağlantı kopup duruyordu. Felix ise sabah saatlerinden beri koşturmanın verdiği yorgunlukla işlerini bitirmiş, çoktan Chan ve Hyunjin'in yanına gelmişti geri dönmek için. Ama onların işi kısa zamanda bitecek gibi değildi. Gün doğarken giydiği tişört, öğle sıcağında yeterli olmuştu ama güneş yavaş yavaş ufukta kaybolmaya başladığında, şehrin üzerine serilen serinlik iliklerine kadar işliyordu. Kollarını göğsünde birleştirmişti. İstemsizce soğuktan omuzları titriyordu. Rapor işinin bu kadar uzun süreceğini bilseydi üzerine kalın bir şeyler alırdı... Uzun beden başını bir türlü sinyal yakalayamayan ekrandan kaldırdığında bakışları Felix'in soğuktan titreyen omuzlarına kaydı. Hiçbir şey söylemeden yaslandığı kaputtan uzaklaştı, üzerindeki asker ceketinin fermuarını açtı ve Felix'in önünde durdu. H: "Üşüyorsun civciv" Hyunjin, ceketini ona uzattığında Felix, itiraz edecek gibi oldu ama Hyunjin çoktan ceketi omuzlarına yerleştirmişti bile. Zaten istese de hayır diyemezdi çünkü üşüyordu ve birazdan havanın daha da soğuk olacağını biliyordu. Diğer artı tarafı da şuydu ki, kalın ve ağır olan kumaş, Hyunjin'in kokusunu taşıyordu. toprak ve hafif barut kokusunun arasına karışmış tanıdık bir sıcaklık vardı. Felix'in nefesi istemsizce yavaşladı. O gün Hyunjin'e sarıldığında da bu kokuyu almıştı. Barut kokusunu seviyor musun diye sorsalar kesinlikle hayır derdi. Ama şu an Hyunjin'in kokusuna karışmış bu kokular çok hoşuna gidiyordu. F: "Teşekkürler" Hyunjin sadece başını sallamakla yetinmişti. Bazen görev anında aşırı ciddi oluyordu. Bu da aslında Felix'in gerçekten hoşuna gidiyordu. Sarışın olan kollarını ceketin kollarına geçirdi. Üzerine tamamen giyindikten sonra fermuarını da bağladı. Biraz omuzları ve kolları büyük geliyordu ama sorun değildi. Hyunjin'in bakışları onun ceketinin içinde kaybolan bedenin üzerinde biraz fazla oyalanınca Chan boğazını temizledi. C: "Raporu göndermemiz biraz daha sürecek. Bağlantı çok zayıf" Felix anladığını belli etmek adına başını usulca salladı. F: "Ben o sırada çevredeki dükkanlara bakayım. Belki bazı gerekli malzemeler bulabilirim." Hyunjin'in kaşları çatıldı ama Felix'in kararlı bakışı onu durdurdu. İşin ne kadar süreceğini bilmediği için Felix'i burada tutamazdı. Çabuk sıkılacağını biliyordu. H: "Uzağa gitme" F: "Merak etme, birkaç sokak öteye bakıp döneceğim" Küçük beden eketin yakasını biraz daha sıkı kapatarak oradan uzaklaştı. Akşamın serinliği, şehrin dört bir tarafını sarmıştı. İnsanlar, savaşın gölgesinde bile yaşamaya tutunuyordu. Felix, küçük bir eczane kalıntısına baktı, kapısı kilitli olduğu için çalışmadığını anlamıştı. Ama yine de bir umut yakınlaşarak camdan içeri baktı. Hala içeride ilaçlar olduğu gözüküyordu. Bu yüzden Felix, sırtındaki çantasını indirdi içinden kalem ve kağıt almak için. Belki bir not bırakırsa gelecek sefer geldiğinde dükkan sahibini burada bulabilirdi. Not yazarken biraz ileride, eski bir depo binasının önünde fısıldaşan iki adam dikkatini çekti. Az önce Felix eczaneye bakınırken burada değillerdi. Sanki bir anda ortaya çıkmışlardı. Felix'in onlara baktığını fark ettiklerinde, gözleri doğrudan Felix'in üzerindeki askeri cekete kaydı. Sarışın olan bunun bir şey ifade edeceğini düşünmedi. Sadece üzerindeki üniformaya takıldıklarını sandı. Notu hızlıca yazıp dükkanın önüne bıraktıktan ve uçmayacağından emin olmak için üzerine taş bıraktıktan sonra yürümeye devam etti. Her şey normal ilerliyordu ta ki onların yanlarından geçmek üzereyken biri kolundan tutana kadar. Küçük olan ne olduğunu sormak adına onlara taraf döndüğünde, onu sertçe aralarına alıp dar bir sokağa sürüklediler. Sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi kolayca sürüklüyorlardı Felix'i. Küçük olan ne kadar çırpınmaya çalışsa da bunun nafile olduğunun farkındaydı. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Bağırmak , en azından ne olduğunu sormak istedi ama ağzı bir anda büyük bir el tarafından kapatıldı. Küçük bir şehir olduğu için çok sürüklenmeden eski, yarı yıkılmış bir kulübeye soktular asker sandıkları kişiyi. İçerisi karanlık, nemli ve çürük kokuyordu. Sonunda ağzını kapatan el oradan uzaklaştığında sarışın olan derin bir nefes alarak hemen konuşmaya başladı. F: "Ne istiyorsunuz benden?" Bırak onu dinlemeyi, gözlerinin uçlarıyla bile Felix'e bakmadan sandalyeye zorla oturtup bileklerini kalın iplerle bağladılar. F: "Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Kafayı mı yediniz. Bırakın beni yoksa bağırırım" Karşısındaki adam Felix'i duymuş olacak ki belinden çıkararak masaya bir silah bıraktı. "Burada günde onlarca insan yardım edin diye bağırıyor. Güven bana senin sesin yadırganmayacak" Bu gerçek onun yüzüne çarptığında boğazına büyük bir yumru oturdu. Sadece elleri arkadan bağlı bir şekilde sandalyeye oturuyordu. Bu yüzden tekme atarak kurtulmayı düşündü ama bacağının onlara yetişmeyeceğini biliyordu. F: "Ne istiyorsunuz benden?" Geriye tek çare kalıyordu onların ne istediklerini çözerek ellerinden kurtulmak. Bu da kolay olacakmış gibi değildi. "Bize silah ver komutan. Ailemizi, halkımızı, ülkemizi korumak istiyoruz." Şimdiye kadar niyetlerinin kötü olduğunu sanmıştı ama bunu duymak Felix'in kalbini yumuşatmaya yetmişti. Bir halkın ne kadar çaresiz olduğunu kendi gözlerinle görmek daha çok can yakıyordu. F: "Siz yanlış anlamışsınız ben komutan değilim. Ama size yardım edebili-" Adam aniden silahı alıp Felix'in alnına doğrulttuğunda cümlesi yarıda kesildi. Karşısındaki bedenin silah tutan eli titriyordu. Bunu yapmaya mecbur olduğu her halinden belliydi. "Bize yalan söyleme! Kör değiliz. Üzerinde üniforma var!" Adam Felix'in üzerine doğru bağırdığında sarışın olan yüzünü buruşturdu. Gerçekten de üzerinde bu ceketle söyledikleri kulağa pek de doğru gibi gelmiyordu. Silah tutan beden diğerine kafasıyla işaret ettiğinde beklemeden buradan uzaklaşmıştı. "Bizi bunu yapmaya mecbur bıraktın" F: "Bakın ben komutan değilim. Şu üzerimdeki cekete bakın benim bedenim bile değil. Böyle komutan mı olur ya!" Felix sona doğru bağırmaya başladığında adam elinde tuttuğu silahı onun üzerine doğru biraz daha yaklaştırdı. Bu yüzden hemen dudaklarını birbirine bastırarak çenesini kapattı. En iyisi onlara silah vereceğini söyleyerek onları kandırmak ve Hyunjin'in yanına kadar götürmeye çalışmaktı. Komutan ona yardım ederdi. Konuşmak adına dudaklarını tekrar arladığında az önce gözden kaybolan diğer adam belinde şırınga ve beyaz sıvı dolu tüple gelmişti. Küçük olan konuşmak adına açtığı dudaklarını stresten geri kapatarak sesli bir şekilde yutkundu. İğneyi elinde tutan adam Felix'e doğru yaklaştığında doktor, tüpün üzerinde ne yazıldığını okumaya çalışmıştı lakin bu kadar mesafeden küçük yazıları okumak zordu. Adam tüpteki sıvıyı şırıngaya çektikten sonra boş kalmış tüpü yere attı. Cam parçası yerde yuvarlanarak Felix'in bacaklarının önüne düştüğünde tüpün üzerindeki yazıyı okur okumaz gözleri sonuna kadar açıldı. Sodyum Pentotal... Bir tür uyuşturucu iğnesi olan bu iğne insanı uyutmuyordu. Aksine beyin faaliyetini baskılar bu da bir nevi insana gevşeklik verirdi. Sonuç ise sarhoş gibi olan beden aklından geçen her şeyi sesli söylüyordu. Bir nevi doğruluk serumu gibi.. Felix, hızlıca başını hayır anlamında sallayarak konuşmaya çalıştı. Ama aşırı stres olduğu için farklı dilde kendini açıklama konusunda biraz zorlanmıştı. F: "Bak o doz fazla, beni kalp çarpıntısından öldürür. Bu bilimsel bir şey değil, doğruları değil de kafamdaki yalanları da söyleyebilirim. Yapma size yardım edeceğim! Hayır dur!" Ama savaş, insanlara şüpheyi öğretmişti, gerçeğe inanmayı değil... Felix ne kadar kendisini açıklamaya çalışsa da onu dinlemeyen beden başını sıkıca tutarak ince uçlu iğneyi sarışının boynuna sapladı ve sıvıyı tek seferde onun vücuduna gönderdi. İğneyi boynundan alan doktor ise şimdiden etki etmeye başlayan ilaç yüzünden bakış açısının ve beyninin bulanıklaştığının farkındaydı... __________________ Toptan naneyi yedik. Favori bölümüm sonraki bölüm. Kalkın dans edek 💃
Bölüm 13
{13} Uzağa gitme
Bölüm sonu
26 yorum
Felix s*çtı.
Komutan felix de havalı olur
Dejavu
Umarım yine armut falan kullanmazlar cezalandırmak için
1YanıtDİĞER BÖLÜM GELDİĞİNDE HABEER VERİİNB
Ay of ben niye agladım sonda iğne travmam var ondan olabilir 😔
Senin cevabın beni kırmaz istemiyosanda söyle lütfen abla
Kabul etmesende etsende diğer bölümde bana cevap verirmisin yada sonraki bölümlerde nolur
Yalvarırım
Senin angstlarını merak ediyorum
Mavi lütfen sonra angst yaz lütfeeeeen
ay bu hyunjine her şeyi itiraf etmesin bak ben dellendim simdi
Ne-
Yb
Yb
Yb
Yb
Yb
Yb
Yb





