İçeriğe geç

The Element Group(Element Grubu)

Bölüm 20 · 5 dk okuma

The Element Group(Element Grubu)

Bölüm 20

Hızlı Karşılaşma, Kart 1, 2, 3 ve 4.

Ryo yavaşça adama yaklaştı. Seslenicekti ama adamın sesi onu durdurdu. Sesi sanki 20-30 yıl önce gelen bir varlığın sesini andırıyordu (ki öyleydide), ama çokda sevecen değildi sesi. Sanki bir savaşçının sesiydi.(Ki buda doğruydu)

"Hoşgeldin, Ryo. Seni gördüğüme sevindim."

Adam kılıcı sürtmeye devam etti. Bazen bu işte ustaymış gibi hissettiriyordu Ryo'ya. Ama içinde bir yakınlık hissi vardı. Çok.. uzak ama büyük bir his. Görünüşü bile çok tanıdık geliyordu Ryo'ya. Hafızasını mı kaybetmişti ne? Sonra adamın arkasındaki asılı olan kılıcı gördü.

"Bı saniye...bu- sizin kılıcınız benimkine çok benziyor." Diyebildi. Hala olayın şoku içerisinde kalmıştı. Bu adam gerçekten nasıl babası ona atalarını anlatmışsa onlara benziyordu. Bunu ne zaman fark ettiğini sormayın, bende bilmiyorum.

"Siz..." Ryo birşey dicekti ki adam yaptığı işi iki dakikalığına durdurdu ve onun sözünü cevapladı.

"Evet, Ben Ray. Seni uzun zamandır izliyordum evlat. Ve söylemem gerekirse eğer senin vücudunu bir süreliğine kontrol etmiştim. Niyetim seni ele geçirmek değildi."

Ryo: "Bi dakika- NE- SEN NASIL--"

Sözcükler boğazında düğümlendi. Ray 1974'de ölmüştü. Kendisi iyi bir savaşçıydı ve arkadaşı bir silahın kontrol altında durduğu için hayatını feda etmişti onu öldürmek için. Onun hep öldüğününü biliyordu Ryo. Böyle geri gelmesini değil. Adam kılıcı bir kenara koydu

"Tamam, Tamam, Herşeyi anlatmama izin ver."

[ [Leo'nun gittiği asansörde;] ]

Etraf bembeyazdı. Leo nolur nolmaz tabancasını çıkardı ve etrafına bakındı. İlerde bir bar gördü. Böyle vahşi batı gibi bir bar. Yavaşça ilerledi. Burası fazla tanıdık geliyordu. Fazla tanıdık. Yavaşça kapıyı açtı. İçeride bir sürü adam vardı, bazıları kart oyunu oynuyor, bazıları birbiriyle sohbet ediyordu. Ondan büyük oldukları kesindi. Leo içeri girdiği anda herkez ona baktı. Rahatsız eden sessizlik onu içten içe yiyordu o yüzden kendini cesaretli göstermeye çalışarak, "Hey, uh- Selam?" Dedi.

"..Bu cüceyi kim çağırdı?" Bi tane adam seslendi. Arka masadakiler biraz gülerken aynı anda onaylıyordu. Ama sonradan gelen ses onların gülme seslerini kesti.

"Ben çağırdım."

Bunu söyleyen şu barmenin oradaki masada oturan bi adamdı. Bir şapka takiyordu ve tam bir vahşi batı kovboyu gibi giyinmişti. Full Gri idi. Sesi biraz kalındı, ama sanki biraz aksanda vardı. Adam Leo'ya oturmasını işaret ettiğinde Leo hemen oraya doğru koştu ve oturdu yanına.

"Birşey içionuzmu?"

Leo: "Yok sağol"

"Tamam."

adam içeceğinden bir yudum aldı.

"Naber?"

Leo: "iyi sen?"

"Bende iyi."

Leo bu kişiyi tanımasa bile kendisini bir nedenden dolayı çağırdığını biliyordu adam yavaşça başını eğerken ve sessizce,

"Anlatacağım çok zaman yok. Ama bunu al."

Derken. Leo'nun eline bir silah tutuşturdu. Şuanda kullandığından daha çok güçlüydü ama adam aslında ona kendi silahını vermişti.

"Neden bana kendi silahınızı verdi-"

Adam bı 'şşşş' yaptı ve hızlıca "Anlicaksın. Şimdi burdan çık ve gördüğün ilk asansöre bin. Son kat.

Leo başını salladı ve silahı kaptığı gibi oradan ayrıldı. Adamın dediği gibi gördüğü ilk asansöre bindi ve son kata bastı. Çok hızlıca olmuştu herşey ama Leo adamın hareketlerine baktıktan sonra fark etti ki gerçekten çokda zamanları yoktu. Asansör yukarı çıkarken Leo adamın gerçekte kim olduğunu düşünmeye başladı. Kim bilir? Belkide tanımadığı bir kişiydi. Ama ona yardım etmeye çalıştığı kesindi.

[Lex'in Girdiği asansörde;]

Olduğu taraf tamamen ormanlık alandı, Ryo ve Leo gibi bembeyaz değildi. Sarmaşıklarla doluydu. O kadar çok vardı ki Lex'in bazılarını kesmesi gerekiyordu devam etmesi için. Ve buda zordu çünkü bazıları çok kalındı. Aslında biraz bir tapınağa benziyordu. Orman ve bitki kaplı bir tapınak.

Lex ilerlemeye devam ederken kuş sesleri tapınağın içini doldurdu. Muhtemelen burası baya eskimişti. İlerlerken bir el onu omuzdan çekti, Allah'tanda çekti çünkü düşecekti.

"Burada çok tuzak vardır. Doğrusu senden daha iyisini beklerdim. Soyumu getirecek kişi daha bir tuzağı fark edemiyor."

Lex hemen arkasını döndü ve silahını çıkardı. Ama sonradan fark etti ki adamdada aynısı var ve o daha güçlü bir versiyonu.

"Sen kimsin?!"

Lex dedi, yukarı bakarak. E tabi adam ondan daha uzundu napsin.

"Bak, sana hepsini anlatırdım ama aptal bir giriş için çok fazla zamanımız yok. Gel benimle."

Adam elini tuttu ve onu çekiştire çekiştire eski bir asansöre götürdü. Lex aynı anda ondan kurtulmaya çalışırken bunu yaptı. Onu itti asansörün içine

"Sonuncu kata bas. Neden? Şu yukarıda halletmen gereken bir pislik var, o kadar. 10 dakikanı almaz. He bu arada,"

Adam Lex'in silahını kendi silahı ile değiştirir.

"Muhtemelen seninki birşey yapamicak ona karşı. O yüzden avantajın yükselir diye verdim. Hadi görüşürüz. Beni yüzüstü bırakma."

Adam bunu söylerken Lex sonuncu kata bastı ve kapı yavaşça kapandı. O olayları daha kavramaya çalışırken yukarı çıkmaya başladı asansör. Adam neden 'Soyumu getirecek kişi' dedi ki? Sanki 100 bin yıllık bir kişiydi de torununu görmeye gelmişti. Ama Asansör yukarı çıktığında, Lex'in gözleri tedirgin bir şekilde küçüldü.

[Rose'un girdiği asansörde;]

Roseda bir şelalede uyandı. İçinde değildi, ama şelalenin arkasındaydı. Yani küçük bir mağara gibi.

"İyimisin? Neredeyse 40 dakika oldu."

Birisi ona seslendi. Seslenen kişi bir kadındı, Full gridi, diğerleri gibi bir heykele benziyordu. Sırtında bir sürü değişik türde ok bulunan bir boru duruyordu. Saçları kısa ama boynuna gelecek kadar kısaydı. Şelalenin tam arkasına oturmuş(Yani mağaranın önüne) birkaç tane taş yıkıyordu suyun içinde. Gerçi Rose sonradan anladı ki bunlar öyle normal taşlar değildi, üstünde değişik semboller yazılmıştı ve ikide bir suya tutulduğunda parlıyordu.

"A- Evet iyiyim sağolun."

Rose kadının görünüşüne bakarken onun sorusunu geç cevaplamıştı çünkü daha önce bu zamanda böyle giyinen çok az görünürdü.

"Siz kimsiniz?" Diye soramadan edemedi.

Kadın buna birazdan güldü. "Bu biraz çılgınca gelecek ama ben senin büyük büyük büyük büyük büyük daha büyük ablan gibi birşeyim. Atanım sayılır." Bunu derken elindede Rose'un yayı vardı.

"İyi yaymış, kendin mi yaptın?"

Rose: "Yo hayır- ben kendim buldum."

"O zaman desene baya ballı çıkmışsın ha? Ben kendim yaptım yayımı. Ama onu alabilirsin."

Kadın ayağı kalktı ve kendi yayını çıkarıp Rose'a

verdi.

Rose: "Ama- Bu sizinki-"

"Yakında buna ihtiyacın olucak. Merak etme."

Kadın bunu söyledikten sonra mağaranın yukarısına giden bir asansör gösterdi.

"O asansöre bin. Son kat. Fazla zamanımız kalmadı."

Rose anlamadı duyduklarından ama yinede asansöre bindi. Gitmeden son bir el sallaması ile asansörün kapısı kapanıp yukarı çıkmaya başladı. Herşey çok hızlı olmuştu ama aklında sadece birşey vardı. Yukarıda ne varsa artık onla savaşıcaklardi.

("Tamam, Hepsi aynı 'çok zamanımız yok' şeyi ama elimde değil HA-")

[Ryo'nun girdiği asansörde (tekrar);]

("Çok uzattığım için burayı kısa kesicem.")

Ryo anlarki Ray'ın önceden arkadaş olduğu kişi şuanda olduğu dünyayı yok edecekmiş çünkü tuttuğu silah/kılıç onu kontrol ediyormuş ve hızli olması lazımmış falan o yüzden hemen asansöre bindi, He bu arada Ray ona kendi silahını verdi binmeden önce. Ve bide anlarki ona baştan yardım eden kişi Ray imiş. Şuanda o Asansörde, Leo, Lex ve Rose gibi bekliyordu.

("Ama bilmiyorlar ki, yukarıda karşılaşacakları kişi o kadarda merhametli olmicak. Ve belkide önceden karşılaştıkları biri olucak. Kim bilir, Belki onları öldürür?") *gülüş*

("Sanırım bu sonradan öğrenmeniz gereken birşey.")

--> [Devam Edecek.]

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.