
Ryo, Rose, Lex ve Leo sonunda birbirine ulaşmışlardı. Atlattıkları onca şeyden sonra. İlk önce Ryo uyandığında kendini kırmızı taşların orada bulmuştu. Biraz daha ilerlediğinde Neon şehrini bulmuş, arkadaşlarını orada bulmaya çalışmıştı. Orada 2 hafta kaldıktan sonra (Evet gerçekten o kadar kalmıştı) sıkıntıdan yürürken ayağı bir telsize çarpıp yere düşünce macerası devam etti. Telsizde konuşan adam(Ki bu adamın gerçekte kim olunduğunu kimse bilmiyor şuanda bile) Ona Ryo'nun arkadaşı(Rose)nın tehlikede olduğunu ve onunla biryeree buluşması gerektiğini söylemişti. Ryoda tabiki dinleyip Monroe Binasında adamla buluşmuştu. Adam ona çok güçlü bir kılıç vermişti. Ve gerçekten gücünü kendisi kontrol edemiyordu. Sanki kılıcın içinde birşey vardı ama... Neyse! Bu şimdilik öğreneceği birşey değil.
Ryo Kılıc ile korumaları anlatmıştı ve Rose gelene kadarda halletmişti onları. Sonra zaten beyaz kapıyla çıkalım derken kafese(yada tuzağa) düşmüşlerdi.
Rose'a gelirse, O ne kadar zamandır baygindı bilmiyordu Monroe Binasının derinliklerinde. O adamın sebebini bilmiyordu kendisiyle- Aslında onun Ryo'dan daha çok sorusu vardı. Muhtemelen adam onun gücünü istiyordu ki bu olamazdı çünkü Rose sonradan öğrenmişti o yüzden biraz garipti olduğu durum. Neyse...Nerede kalmıştım? He tamam. Rose adamdan kaçmak için asansöre kaçmıştı ki bu o kadarda iyi bir seçenek değildi eğer asansörün çok eski göründüğünü düşünürsek. Ama başka seçeneği olmadığına göre binmek zorunda kalmıştı. Ve tabikide asansör yukarı çıkarken az arızalanmıştı. Beklendik birşey.
Ama Rose sonradan fark etti ki şu adamın ip gibi yeşil elleri o kadar uzundu ki asansöre yetişebiliyordu. Rose o anda yayını kullanarak kendine zaman kazanmıştı ve asansörden çıkarak Ryo'nun olduğu kata gelmişti ki gördüğü manzara beklemediği bir şeydi. Ryo baygindı, ve yerde bir sürü ceset yatıyordu. Büyük olan koruma dahil.
Ryo'yu uyandırdıktan sonrası zaten aynıydı. Yine dönüşüp aynı şekilde kafese(yada tuzağa) düşmüşlerdi. Ryo'ya hala içinden küfrettiğine eminim.
Son Olarak Leo ve Lex. Leo çıkışı ararken bir amcanın eline düşmüş (normalde o adama amca demezdim ama Leo öyle tanıdığı için amca diyeceğim) ve bir şekilde kurtulmuştu. Oradan aşağıda sesler duyunca Lex'i bulmuş ve beraber insanları taktik edebilen bir yaratıkla karşılaşmışlardı- ki ona ne olduğunu bende bilmiyorum. Muhtemelen bir yerde ölmüştür (yani erişmiştir demek istiyorum)
Lex bir labirentten çıkıp asansöre binmişti ama ne yazıkki Roseda olan şans onda yoktu ve asansör düştü. O kadarda şanslı değildi evet. Diğerleri zaten Leo ile yaptığı aynı şeyler.
Şimdi dicekseniz ki: "Biz önceki bölümün devamını istedik sen bize özet verion"
Sakin olun, sadece şuana kadar yaşadığı şeyleri anlattım ki hikayeyi daha net anlayabilirsiniz. Ben şimdi hikayeye devam edicem.
Ryo, Rose, Leo ve Lex adamın işini bitirdikten sonra biraz önlerinde önceki kapıyı gördüler. İçi full siyah, dış hatları beyaz.
Leo: "Lan o önceki kapı değilmi?! HEPSİ BUNUN YUZUNDE-"
Leo yanına geldi kapının ama Lex onun kolunu tuttu.
"Hayır. Yapma. Bir daha olmaz kardeşim."
Ryo ve Rose bunların ikisini izliyordu aynı zamanda kapıya bakarken. Bu kapi biraz farklıydı. Gerçekten. Bu sefer bir ışıkla parlıyordu ve bu beyazdı. Önceki girdikleri kapı gibi ama bu sefer sanki bu kapı biraz eskimiş duruyordu. Üstünde bitkiler bile büyümüştü. Ryo yavaşça kapıya yaklaştı ve kolunu tuttu ama açmadı.
Lex: "Ryo? Ne yapı-"
Ryo ne yaptığını bilmiyordu ama kendini kapıya çekilmiş hissediyordu. Sanki bir güç vardı ve onu içine çekiyordu. Yavaşça kapıyı açtı ve diğer herkez gözlerini kapadı yine gidicekler diye biryere. Ama onun yerine kapı sadece bir yere açılıyordu. Daha çok siyah bir bölgeye.
Ryo: "Gelin, burda birşey yok."
Rose, Lex ve Leo ellerini indirdiler ve kapının açıldığını yere baktılar. Ortam sessizdi takı Ryo içine adım atana kadar. Yavaşça ilerlerken diğerlerinde arkasından geldi. Önceki gibi. İçeride 4 tane asansör vardı. Ve hepsi bir kişi sığacak şeklindeydi. Biri Kırmızı, diğeri daha koyu bir tonu, Birisi yeşil ve en sonuncusu maviydi.
Rose: "..Bunlar ne?"
Ryo: "Bilmiyorum ama sanki bizim için yapılmış gibiler."
Ryo kırmızı olan kapıya doğru yürüdü. Tam önünde durunca birşey onu taradı, sanki gerçekten onun içinmiş gibi bir tık sesiyle asansörün kapısı açıldı.
Ryo asansörün içine girdi ve girdiği anda kapı kapandı ve asansör çalışmaya başladı.
Rose, Lex ve Leo(Aynı anda): "RYO!!"
Diğerleride hızlı bir biçimde kendi renklerinde olan asansörlere bindiler. Ama boşuna endişelenmişlerdi çünkü asansörler şeffaftı o yüzden birbirlerini görebildiler. Ryo asansörde oturuyordu, sanki şuanki durumu onun hiç moralini bozmamıs gibi. Bunu ilk Rose fark etmişti. Bu sanki biraz garipti onun için. Fazla garip.
1-2 saat boyunca dörtlü asansörlerinde beklediler, ama bı anda asansörleri farklı katlarda açılmaya başladı. Rose birinci, Lex ikinci, Leo üçüncü ve Rose dördüncü kata girdi.
Şimdilik bunu Ryo'nun açısından anlaticam, çünkü o ilk inen kişiydi.
Ryo içeri girdiğinde ilk önce etrafına baktı. Şimdi neredeydi? Gördüğü yer bembeyazdi. Yavaşça ilerledi. Neden bilmiyordu ama elindeki kılıç onu biryere çekiyordu ve onu takip etmek zorunda kalmıştı. Belki önemli birşeydi?
İlerlerken bir anda bir ses duydu. Çokda dinlemek için iyi bir ses değildi. Sanki birisi kesin bir şey ile demiri sürtüyordu birbirine. Hani şu eski zamanlarda öyle kılıç yaparlar ya, Isıdan dolayı kılıç şekil alır. Zaten aynı düşündüğü gibi olmuştu. Bir tane adam vardı az ötede, makine benzeri bir alet ile bildiğin kılıç yapıyordu. Kılıç makineye değince gelen sesler rahatsız ediciydi ama Ryo buna aldırmadı. Adamın teni griydi. Evet, gri. Vücüdu full gri tonlarındaydı. kanatları yoktu. Sanki adam içine ruh girmiş bir heykel gibiydi. Yani görünüş olarak. Ama Ryo tanıdık birşey hissediyordu adamı izlerken. Sanki o...O şu kılıçtan çıkan ve ona fısıldayan sesin sahibiydi.
-->[Devam Edecek.]