İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 8 · 7 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 8

7

"Seungmin!"

Jisung birkaç gündür vakit buldukça uğradığı odaya geldiğinde genç betayı birkaç bitki ezerken bulmuştu. Kendisine döndüğünde aldığı gülümseme onun da yüzünde aynı gülümsemeden oluşmasına sebep olmuştu.

"Hoş geldin Jisung, geçsene."

Kafasını uzattığı kapı aralığından bedenini tamamen içeri atıp kapıyı arkasından kapatırken aklına gelen hekimle dudakları aralandı.

"Deden nasıl? Gelmeyecek mi bir daha?"

Gelmesini asla istemiyordu ama arkadaşının yakınıydı sonuçta, böyle bir şeyi söyleyemezdi.

"Prens Minho iyice dinlenmesini istedi. Ne o, sıkıldın mı benden?"

Seungmin'in muzip sesiyle gözleri büyürken kollarını göğsünde çapraz haline getirerek "Saçmalama. Asla sıkılmam senden." demişti.

Evet, belki birbirlerini sadece bir haftadır tanıyorlardı ama Jisung genç hekimi çok sevmişti. Bunun en büyük sebebi de Seungmin'in Jisung'u tanımadığı hâlde koruyup, ona moral vermesiydi elbette.

"Harika. O zaman bana yardım et bakalım. Veliaht Prens baş ağrısından muzdarip ne yazık ki. Senelerdir böyle. Başta karıştırdığım birkaç bitki, ya da nane yağı ile yapılan masaj iyi geliyordu fakat artık işe yaramıyor."

"Alternatif bir şey önermemi mi istiyorsun?"

Seungmin omuz silkerken bir yandan elindeki yontulmuş tahta parçasıyla yeşil yaprakları ezmeye devam ediyordu. "Bir önerin varsa fena olmaz açıkçası."

Jisung işaret parmağını çenesine götürüp birkaç saniye düşünmüştü. Bilgilerini yoklarken iyi gelebilecek bitkileri kendi kafasına göre sıralamaya çalışıyor, hangisinin daha iyi etkisi olabileceğini düşünüyordu.

"Kabalak otu olabilir. Fakat dikkatli kullanmak lazım. Kökünden özünü çıkarmıştım daha önce, nasıl yapılacağını biliyorum. Bir de, Prens stresli birisi midir? Stres yüzünden de bu kadar ağrısı olabilir. Düzenli bir şekilde fesleğen çayı içmesini önerebilirim bu durum için de."

Seungmin karşısındaki omegaya gözleri parlayarak, biraz da hayranlıkla bakıyordu. Jisung'un bitkiler konusundaki bilgisi küçümsenemeyecek kadar çoktu. Öyle ki, Seungmin hekim olmasına rağmen aklına hiç kabalak otu gelmemişti. Yine de Jisung'un Prensin stresini sorması onun kıkırdamasına sebep olmuştu.

"Prens elbette stresli birisi Jisung. Prens ya hani."

"Ne bileyim Seungmin, ben Prens mi oldum hiç?"

Genç beta ona tekrar güldüğünde Jisung'un da keyfi iyice yerine gelmişti. Tabii ki Prens'in stresli olduğunu tahmin edebiliyordu. Tamam, devlet meselelerinin getirdiği sıkıntıyı anlayamazdı ama ailesiz kalmanın nasıl bir şey olduğunu tahmin edebiliyordu işte.

"Kabalak otun varsa özünü çıkarman için yardımcı olabilirim."

"Sanmıyorum ama bakayım." Seungmin dolaba yönelip içindeki otlara ve bitkilere bakarken Jisung da meraklı gözlerle onu izliyordu.

"Yokmuş, ama sarayın arka tarafındaki ormanlık alana bakabiliriz. Dedemle otları genelde oradan topluyoruz, belki vardır."

"Muhtemelen vardır. Ben kasabada bulabiliyorsam koca ormanda da vardır herhalde."

İkili beraber gitmeye karar verip odadan çıktığında bir yandan gülüşüyorlardı. Seungmin bitmiş olan diğer bitkileri de toplarız diyerek Jisung'a ve kendisine küçük birer bez çanta da almıştı yanına.

Saraydan çıkarken girişteki muhafızlara haber vermiş, ormanlık alanda olacaklarını söylemişlerdi. Her ne kadar birisi onlara eşlik etmek istese de Seungmin reddetmişti. Haftada en az bir kere gittiği için ormanı avucunun içi gibi biliyordu, sorun olmazdı.

"Prens Felix ve Komutan Hwang birbirinin ruh eşi bence."

"Bence de öyle de bu nereden çıktı şimdi?"

Yürüdükleri taşlık yoldan sonra ormanın içine doğru ilerlerken konu açmak istemişti Jisung. Konuşmayı çok seviyordu ve Seungmin de Jeongin'den sonra gördüğü en iyi dinleyiciydi ona göre.

"İki gün önce dans dersine geldiler. Sabırla hepimize yardımcı oldular. Dans ederken de çok güzel görünüyorlardı. Biraz, çok az onlara özenmiş olabilirim."

Baş parmağını ve işaret parmağını birbirine yaklaştırıp azlık miktarını gösteriyordu bir yandan da.

"Felix ve Hyunjin beraber olabilmek için çok uğraştı, mutlu olmayı hak ediyorlar."

Jisung komutanın adını ilk kez duymayı bir kenara bırakarak neden uğraştıklarına takılmayı seçmişti. "Neden ki?"

"Belki bir gün sana kendileri anlatırlar. Çocukluk arkadaşı olduğumuzu söylemiş miydim?"

"Ciddi misin?!"

Jisung'un heyecanlı sesiyle gülümserken eğilip kendiliğinden yetişmiş yabani papatyaları kopararak bez çantasına atmıştı. Bunlarla çay ya da merhem yapabilirdi.

"Evet. Ben sarayda doğdum, aramızda çok yaş farkı olmadığı için de birlikte oynamamıza izin verildi. Hyunjin alfa olduğu için ergenliğe girdiği zaman uzaklaşmak zorunda kaldı ama Felix çok yaramaz bir omegaydı. Hyunjin için günlerce ağlamıştı bacak kadar boyuyla."

Seungmin'in anlatırken sesine yansıyan neşesi Jisung'a da bulaştığında kıkırdamıştı. Onların küçük hallerini hayal etmek bile nedense içini güzel hislerle kaplıyordu. Komutan Hwang her ne kadar soğuk ve ciddi görünse de onun samimiyetini hissedebiliyordu artık Jisung.

"Seungmin bak, kabalak otu var burada."

Aradığı bitkiyi biraz ilerideki ağacın etrafını kaplamış şekilde görünce hızlı adımlarla oraya ilerlemişti. Sanki birisi ondan önce koparacakmış gibi davranması genç betaya kahkaha attırmıştı.

"Sakin olsana, kaçırmıyorlar ya." Onu takmadan büyük yaprakların arasına girip bitkinin kökünün olduğu toprağı parmaklarıyla eşeleyerek gevşetmişti. Uzun sapından tuttuktan sonra sağa sola doğru sallayıp nazikçe çekti fakat kökü beklediğinden derinlere yayılmış olduğu için çıkaramadı.

"Gelsene buraya güzellik." Kendi kendisine mırıldanarak dişlerini sıkmış ve bitkiyi biraz daha sertçe çekmişti. Sonunda geniş yapraklı ot topraktan ayrılmaya karar verdiğinde bir anlık afallama yüzünden Jisung küçük bir çığlıkla geriye doğru düşmüştü.

"Jisung!"

Seungmin birkaç büyük adımda ona yetişirken Jisung ayaklanmaya çalışıyordu. "İyiyim iyiyim, şuna baksana nasıl güzel. Hiç bu kadar büyüğünü görmemiştim."

Dümdüz yeşil bitkiye karşı gözleri parlayarak bakıyordu.

"Seungmin?"

Arkalarından gelen ses ikisini de sıçratırken Seungmin Jisung'u kaldırmak için tuttuğu kolunu bırakmıştı. "Prensim."

Anında eğilip Prense saygısını gösterirken Jisung da ona ayak uydurmaya çalışmıştı. Elinde boyu kadar bir bitkiyle biraz zor olsa da başarabildiğini düşünüyordu.

"Ne yapıyorsunuz burada?"

Prens Minho'nun baskın sesi Seungmin'den çok genç omegayı dumura uğratmıştı. Kafasını kaldırıp alfanın derin gözleriyle buluşup buluşmamak arasında gidip geliyordu. İçindeki dürtülere yenik düşüp gözlerini Prensin yüzüne sabitlediğinde onun da kendisine baktığını fark etmesi ise feromonları için hiç iyi olmamıştı.

"Jisung ile baş ağrınız için bitki toplamaya çıkmıştık Prensim."

Veliahtın gözleri omeganın üstünde gezinirken duydukları tek kaşının havaya kalkmasına sebep olmuştu. "Öyle mi?"

"Sizi rahatsız mı ettik? İşimiz bitmişti zaten, kusura bakmayın."

Jisung şu an Seungmin'in sakinliğine hayranlık duyuyordu çünkü kendi dizleri titriyordu. İçindeki cesur Jisung nereye kaçtıysa bir an önce ortaya çıkmalı ve dizginleri eline almalıydı.

"Hayır, rahatsız etmediniz. Talim yapıyordum, çığlık sesi duyunca merak ettim. Önemli bir şey yok sanırım?"

İçinden rezilliğine küfrederken kendisine bakan alfaya yanıt olarak kafasını iki yana sallamakla yetinmişti. Gerçi önünde tuttuğu yaprak yüzünden ne kadar görünüyordu hiçbir fikri yoktu.

"Seungmin, Leydi Soojin seni çağırıyor." Belindeki kılıcıyla onlara doğru yaklaşan Komutan Bang dikkatlerini dağıttığında Seungmin Jisung'a dönmüştü.

"Jisung sen bahsettiğin çay için fesleğen yaprağı da toplayabilir misin? Leydi'nin yanına uğramam lazım."

"Ben hallederim, git sen."

Seungmin Komutanın arkasından ilerlerken Jisung da büyük yaprağı daha sonra almak üzere kenara bırakmıştı. Fesleğenler güneşi sevdiği için ağaçların kapatmadığı açık alana ilerlerken gözünü de yerden ayırmıyordu. Bu yüzden arkasından ilerleyen Prensi o konuşana kadar fark etmemişti. "Yardım edebilir miyim?"

Nefesi tıkanırken omzunda asılı olan çantanın ipini düzeltti önce.

"Soylu birisi olduğunuzu unutuyorsunuz sanırım Prensim, lütfen zahmet etmeyin."

İşte, dedi içinden. Konuşacak gücü bulabildim sonunda.

"Seninle görüşecektim zaten, sana yardım ederken de yapabiliriz bunu."

"Benimle mi?" Parmağıyla kendisini işaret etmişti istemsizce.

"Evet, senden önce de bir omegayla çay içtim. Görüşeceğimizi Leydi haber vermiştir diye düşünmüştüm."

Bugün ders olmayacağını söylediklerinde Jisung odasından fırlayıp soluğu Seungmin'in yanında almıştı, bu yüzden haberi yoktu. Omega Leydi'nin onları bir sıraya koyduğunu ve Prens ile görüşeceklerini biliyordu ama kendisinden haberi yoktu.

"Benim hatam, özür dilerim Prensim."

Prens Minho bir şey demeden yanından ilerlediğinde o da küçük adımlarıyla peşine takılmıştı. Prensin arkasında birleştirdiği elleri onu olduğun daha heybetli gösteriyordu. Kendisine yetişmesi için yandan bir bakış attığında Jisung adımlarını hızlandırıp yine de aralarına bir adımlık mesafe bırakarak yürüyüş hızını Prense göre ayarladı.

"Saray nasıl? Keyfin yerinde mi?"

Doğruları söylemek yerine onayladı. "Evet Prensim."

"Kötü bir yalancısın omega."

Alt dudağını dişleri arasına alıp Prens görmeyeceği halde gözlerini kaçırmıştı. Derin bir nefes aldığı sırada gözlerine çarpan fesleğen yapraklarına ilerledi. Minho ise adımlarını durdurmuş omegayı izliyordu.

"Bunlar ne için?"

"Baş ağrınız için. Düzenli olarak fesleğen çayı içmek vücudunuzu rahatlatır. Az önce gördüğünüz bitkinin kökünden de biraz öz çıkaracağım, onu da başınız ağrıdığında içeceksiniz. Hekim size açıklar."

Jisung'un yanına çökmeye karar verip ellerini birkaç yaprağa uzattığında omega da duraksayıp soylu alfanın hareketlerini incelemişti. Onun yanlış şekilde, kökünden koparmaya çalıştığını fark ettiğinde parmaklarını uzattı ürkekçe.

"Öyle değil Prensim."

Minho'nun parmakları anında bitkiyi bıraktığında Jisung bitkinin sapını kırdıktan sonra gevşemiş toprağı diğer elinin parmaklarıyla tekrar sıkıştırdı.

"Bunlar kendiliğinden yetiştiği için kökünden koparırsak bir daha yetişmezler. Kökü kalsın ki yenisi yetişsin."

Onun güzelce açıklamaya çalıştığını fark ettiğinde Prens istemsizce gülümsemişti. "Bilmiyordum, öğrettiğin için teşekkürler Jisung."

Omega Prensin ağzından ilk defa kendi adını duymanın heyecanıyla bir rica ederim cümlesi zırvalamış ve birkaç yaprağı daha özenle koparıp bez çantaya atmıştı. Elini köşede kendiliğinden yetişen top fesleğene attığında yaprakları hafifçe sallayarak hoş kokunun etrafa yayılmasını sağlamıştı. "Bu tür fesleğenler siz onları sevene kadar sessizce beklerler, ama parmaklarınızı yapraklarında gezdirdiğiniz an hoş kokusu burnunuza dolar. Tek istedikleri biraz ilgi."

Jisung alfa prensi bilgilendirirken kendisi hakkında bilgiler verdiğinin farkında değildi. O an en sevdiği bitkinin ellerinin altında olmasının verdiği neşeyi yaşıyordu sadece. Doğanın onu kucaklamasını seviyor, bir parçası olduğu için içten içe gurur duyuyordu.

"Böyle mi?"

Prens Minho parmaklarını nazikçe Jisung'un saçlarının arasına bıraktığında Jisung nefesini tutmuştu. Kafasını kaldırıp Prens ile göz göze geldiğinde onun gülümsediğini fark etti. Alfa ise parmaklarıyla hafifçe saçlarını okşuyordu. Biraz daha yaklaşıp burnunu omeganın saçlarına sürttüğünde Jisung'un gözleri dolmuştu. Bir alfayla bu kadar yakın olmak, onun bir Prens olması, ilgi görmüş olmak ve bunların üstüne feromonlarını baskılamak o kadar ağır gelmişti ki gözlerinin yaşlarla parlamasına engel olamamıştı.

Prens Minho hafifçe çekildikten sonra büyükçe gülümseyerek fesleğen kokulu feromonlarını soluduğu omeganın gözlerine bakmıştı.

"Sen de ilgi gördükçe hoş kokunu yayıyorsun Jisung."

Bölüm sonu

19 yorum

  • AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA

  • Başka bir omega son sahneyi görmüş olsa kıskançlıktan altına sıçardı