İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 7 · 9 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 7

6

Afiyet olsun."

Veliaht Prensin ilk lokmasını ağzına götürmesiyle başlayan yemekte sadece Jisung değil, saray halkı dışında masadaki herkes gergin görünüyordu. Uzun yemek masasının başında elbette Prens Minho yer alıyordu. Sol tarafında Prens Felix ve Komutan Hwang otururken sağ tarafında ise Jisung'un daha önce hiç görmediği fakat omuzlarındaki armalardan komutan oldukları belli olan iki alfa vardı. Jisung ise yirmi omeganın arasında, sağ tarafta ortalarda bir yerdeydi. Nereye oturacaklarını masanın diğer başında yer alan Leydi Soojin ayarladığı için bir şey diyemiyordu. Bir yanı burada kimsenin gözü önünde olmamasıyla rahatlarken diğer yanı Komutan Hwang'ın yanında gururlu oturan Minju'ya göz devirmek istiyordu. Leydi'nin gözdesinin kim olduğu da böylece anlaşılıyordu. Minju'nun karşısında ve adını henüz öğrenemediği komutanın yanında ise Jeongin vardı. Jisung onun ellerinin titrediğini buradan bile görebiliyordu ve ne yazık ki göz devirmek istediği bir diğer kişi de oydu.

Masada oturan herkesin takımları birbirine benziyordu. Hatta Jisung kendi üstündeki ceket ile Komutan Hwang'ın ceketinin aynı olduğunu fark etmişti. Prens Felix beyazlar içinde yine bir peri gibi görünürken Prens Minho ikiye ayırdığı saçlarıyla kusursuz yüzüyle bile ben buradayım diye bağırıyordu. Jisung etkilense de bunun yanlış olduğunu bildiği için veliahta bakmamak adına ekstra çaba sarfediyordu.

"Umarım misafirlerimizle özenle ilgileniyorsunuzdur Leydim."

Prens Minho'nun sesi yemek tabaklarına değen çubuklardan çıkan gürültüyü bastırmak istercesine gür ve toktu. Küçük Prensin masanın altından ayağının ucuyla bacağına dokunup durması onu konuşmaya ve bahsettiği omegayı bulmaya teşvik etmişti.

"Elbette Prensim. Sizi temin ederim her istedikleri yerine getiriliyor ve kimse kimseye saygıda kusur etmiyor. Benim gözümde hepsi değerli birer hazine."

Ağzına götürdüğü pirinç topunu çiğnediği sırada kulaklarına ulaşan cümleler Jisung'un gülme isteğiyle afallamasına ve lokmasının boğazına takılmasına sebep olduğunda elini ağzına kapatarak öksürmüştü. Masaya bu sefer tam anlamıyla sessizlik hakim olduğunda Jisung boğazına kaçan pirinç taneleriyle öksürmeye devam ederken Prens Minho hizmetli omegalardan su doldurmalarını istemişti.

Önüne bırakılan ihtişamlı bardaktaki birkaç yudum sudan sonra nihayet kendine gelebildiğinde kafasını yere eğerek özür diledi.

"İyi misin Jisung?"

Prens Felix'in endişeli sesi masaya bomba gibi düştüğünde Jisung eğdiği kafasını kaldırmış, boğulmanın verdiği telaş yüzünden kızarmış ve yaşarmış gözleriyle kendisine seslenen Prense dönmüştü. "İyiyim Prensim, teşekkür ederim."

Masadaki herkes farklı duygular içerisindeydi. Leydi Soojin Jisung'un dikkatsizliği yüzünden onu eğitemediğini düşünerek utanç duyarken Minju ve çoğu omega Prensin ona olan ilgisine gözleriyle şahit oldukları için kalplerindeki nefretin körüklendiğini hissediyorlardı. Halbuki Prensin bu endişesi diğer omegalar için de geçerliydi, elbette hepsinin sağlığını önemsiyordu. Jeongin'in gözlerindeyse fark edilebilir bir üzüntü ve telaş mevcuttu fakat Jisung onun olduğu tarafa bakmamakta ısrarcıydı.

Veliaht Prens ise fark ettiği gerçekle sessizce oturuyordu. Kardeşinin öve öve bitiremediği omeganın bahçede çiçeklerle konuşan genç olduğunu görmek içine anlamlandıramadığı bir rahatlık yaymıştı.

Omeganın o gün baskılamaya çalıştığı fesleğen kokusu hâlâ burnunun ucunu sızlatırken derin bir iç çekti. Bu, sağında oturan Komutan Bang'ın da gözünden kaçmamıştı.

"İyi misiniz Prensim?"

Sessiz sorusu sadece ikisi arasında dönerken Minho onaylamakla yetinmiş, ortamı ve düşüncelerini biraz olsun dağıtabilmek adına bakışlarını omegalar üzerinde gezdirerek en son Leydinin üzerinde sabitlemişti.

"İki hafta sonra bir balo düzenlemeyi düşünüyorum. Yakın çevredeki dostlarımızın davetli olduğu bu baloda siz zarif omegaları da görmeyi isterim. Gecenin sonunda kıymetli eşimi takdim ederek herkesin aklındaki soru işaretlerini de giderme niyetindeyim. Siz ne dersiniz Leydim?"

Leydi Soojin'in duyduklarıyla gözleri ışıldamıştı. "Siz uygun gördüyseniz elbette bana laf düşmez Prensim. Omegaları o gün için hazırlayacağımdan emin olabilirsiniz."

"Vaktim oldukça siz değerli omegalarla da baş başa sohbet etmeyi çok isterim, sizin beni tanıdığınız gibi ben de sizleri tanıma arzusundayım."

Sohbet bu şekilde Prens ve Leydi arasında ilerlerken ertesi günden itibaren omegaların birebir olarak çay veya yemek saatinde veliahta eşlik etmeleri uygun görülmüştü. Prens Minho'nun onca işinin arasında bu kadar vakit ayırabilmesi bile mucizeydi fakat en azından kardeşi için bile olsa eşini seçme konusunda çaba göstermek istiyordu. Prens Felix ise balo için onlara dans dersi vermek adına gönüllü olmuştu. Leydi onlara birkaç adım öğretmişti elbette ama yeterli değildi.

Jisung ise yaşadığı küçük tehlikenin ardından sessizce yemeğini yemiş, omuzları dik dursa da bakışlarını masadan öteye çıkarmamıştı. Seungmin ile konuştukları, Jeongin ile yaşadıkları, akşam yemeğine hazırlanma faslı derken iyice yorulmuştu. Bu yüzden tek arzusu bir an önce odasına çekilip kafasını yastığa koymaktı.

Yemeğin ardından tatlılar ikram edilmiş, daha sonra ise Jisung'un istediği gibi herkes odasına çekilmişti. Lacivert saten pijamalarını üstüne geçirdiği sırada yine oda arkadaşı ile atışsalar da Jisung bir süre sonra cevap vermeyince Minju'nun da sesi kesilmişti. İkili kendi yataklarında uykuya daldıktan birkaç saat sonra ilk uyanan burnuna dolan tarçın kokusu yüzünden Jisung'du.

"Minju?" Sessiz mırıltısı ay ışığının aydınlattığı odada yankılandığı sırada aldığı tek cevap kısık bir inlemeydi. Yoğunlaşan feromonlar Jisung'a ne olduğunu açıklarken derin bir iç çekerek üzerindeki örtüyü kenara atmış ve ayaklanmıştı.

"Kızgınlığa mı girdin?"

Kıvranan beden cevap vermek yerine elini pijamasının yakasına atıp çekiştirdiğinde Jisung ona yardımcı olarak düğmelerini açmış ve çıkarmasını sağlamıştı. Terlemiş ve bayık gözlerle kendisine bakan omeganın titreyen dudakları sıkıntıyla çığlık atmak istemesine sebep oluyordu.

"Çay ve su getireceğim, sen de girebilirsen duşa gir. Yapamazsan da beni bekle tamam mı?"

Hızla odadan çıkarken aklına daha birkaç gün önce Minju'nun onu bu hâlde bırakması gelse de kafasını iki yana sallayarak uzaklaştırdı düşüncelerini. Jisung onun gibi olamazdı. Birisinin yardıma ihtiyacı varken arkasını dönüp yatabilecek kadar vicdansız değildi.

Mutfağı boş görmemesi içini rahatlatırken Seungmin'in kızgınlık için onlara hazırladığı çayı hazırlamalarını rica etmiş, bu sırada da küçük bir sürahiye su doldurmuştu. Kimseyi uğraştırmamak adına gümüş tepsiye ikisini de yerleştirip geldiği hızla odaya döndüğünde Minju'nun duş almış, bornozuyla oturduğunu fark etmişti.

Tarçın kokusu öyle yoğundu ki Jisung midesinin ağzına geldiğini hissediyordu. Yine de sesini çıkarmadan küçük sehpanın üstüne tepsiyi bırakıp odayı biraz daha aydınlatmak adına mumu yaktıktan sonra bir bardak soğuk su doldurarak Minju'nun eline tutuşturmuştu.

"İç hadi, biraz rahatlarsın. Sonra da çayını içeceksin."

Oda arkadaşı suyunu yudumlarken o da kalkıp pencereyi biraz aralamıştı. Bahar yeni geldiği için geceleri hava oldukça soğuk oluyordu fakat umursamadı. Hem Minju'nun, hem de soluduğu feromonların yoğunluğu yüzünden kendisinin ihtiyacı vardı.

Suyunu içmiş omeganın elindeki bardağı aldıktan sonra ılımaya yüz tutmuş çay fincanını uzatmıştı bu defa. O çayını yudumlarken kenardaki havluyla kendisinden küçük olduğunu bildiği gencin saçlarının ıslaklığını almıştı yavaşça. Çok toydu, etrafındakilere ve kendisine zarar verecek bir hırsı vardı ve bir şeyleri düşünemeyecek kadar küçüktü. Elbette Jisung aptal bir melek değildi. Minju'ya karşı yumuşadığı yoktu çünkü ona karşı beslediği bir kin de yoktu. Kendisine kim pençe çıkarırsa ona pençe çıkarıyordu sadece. Minju kendisine zeytin dalı uzatmadığı sürece Jisung'un da uzatmaya niyeti yoktu.

Şu an tek gördüğü ailesinden uzakta, gecenin bu vaktinde çaresiz kalmış bir omegaydı. Jisung birkaç gün önce yaşadığı şeyler yüzünden empati kurabildiği için Minju'nun ne kadar zor bir durumda olduğunu ve ne denli kötü hissettiğini anlayabiliyordu. Tabii Minju Jisung'a göre avantajlı durumdaydı, en azından arkadaşları vardı.

Bir an için Jeongin'i arkadaşına yardım etmesi için kolundan tutup getirme düşüncesi aklına gelse de vazgeçti. Zaten kendisi uyanıkken onu uyandırmaya gerek yoktu.

Saatler ilerleyip ay yerini güneşe bırakıncaya kadar Jisung kızgınlıktaki omegayı elinden geldiğince sakinleştirmeye çalışmıştı. Odadaki ferah fesleğen kokusu da bunun en büyük kanıtıydı. Feromonlarının insanları sakinleştirdiğini ve dinlendirdiğini biliyordu fakat yaymayı hiç sevmiyordu. Başkasının onun kokusunu alma düşüncesi çocukluğundan beri rahatsız hissettiği bir durum olsa da Minju'yu başka türlü sakinleştirememişti. Tarçın kokulu omega gece boyu inleyip ağlamıştı, ta ki Jisung'un fesleğen kokusunu soluyana kadar.

Sadece birkaç saattir uyuyan omeganın şimdilik uyanmayacağından emin olduktan sonra kendisine çekidüzen verip kahvaltıya inmişti. Leydiye Minju'nun durumunu haber vermiş, sonrasında da sakince aç karnını doyurmuştu. Kahvaltı sona erdiğinde ise Leydi Soojin büyük salona geçmelerini ve beklemelerini söylemişti. Jisung'un kimseyle uğraşacak hâli yoktu. Uykusuzluktan ve yorgunluktan gözleri kızarmış, bakışlarına bir dinginlik çökmüştü. Bu yüzdendir ki yanına gelen Jeongin'e tepki bile verememişti.

Tek kelime bile etmeden beklerlerken büyük salona giren Prens Felix ve Komutan Hwang dikkatleri kendi üstlerine çekmişti. Omegaların onları saygıyla selamladıkları birkaç saniye sonra Leydi de içeri girmişti.

"Saray balolarının en temel unsuru eğlenmek ve hoş vakit geçirmektir. Bu balolara bazen halk davetli olur, bazen çevre krallıklar. Prens Minho'nun düzenleyeceği baloda ne yazık ki saray halkı olmayacak fakat sizin için ne kadar önemli bir gün olduğunun farkındasınızdır diye düşünmek istiyorum. Umarım baloya katılma fırsatı bulabilirsiniz sevgili omegalarım."

Leydinin dudaklarının arasından dökülen kelimeler salondaki hemen hemen tüm omegaları heyecanlandırırken Jisung ve Jeongin gerginlikten ölecek gibi hissediyorlardı. İkisi de bu durumun nasıl sonlanacağını bilmese de birisinden birisi seçilirse arkadaşlıklarına ne olacağını merak ediyorlardı. Jisung için önemi yoktu, Jeongin ile arasını bozan da o değildi zaten ama karamel saçlı omega için aynısının geçerli olup olmadığını bilmiyordu. Buraya ilk geldiklerinde kendisinin seçileceğine dair zerre inancı olmadığı için sürekli Jeongin'i pohpohlamıştı fakat hâlâ sarayda olması aklında sürekli 'ya evlenirsem?' sorusunun dolaşmasına sebep oluyordu.

Kırgın kalbi ise Jeongin'e hâlâ inanamıyordu. Arkadaşının bu kadar saray delisi olduğunu da bilmiyordu ki değildi de zaten. Burada tanıştığı omegaların onun aklını karıştırdığını düşünüyordu ama bu durumu düzeltmek için bir adım atmayacaktı.

"Bugün bize Prens Felix ve sevgili nişanlısı Komutan Hwang eşlik ederek size birkaç balo dansı gösterecekler." Leydi dağılan omegaları toparlamak adına sesini yükselterek devam etmişti. "Dikkatlice izlemenizi ve öğrenmenizi istiyorum."

Orkestra yoktu, sadece salonun köşesine yerleştirilmiş kuyruklu piyanonun başına geçen bir beta vardı. Notaların sesi yavaşça ortamı doldurmaya başladığında Komutan Hwang sol kolunu arkasına saklayıp, bir bacağını geriye çekerek eğilmiş ve sağ elini tutması için Prens Felix'e uzatmıştı. Omega Prens zarifçe gülümseyerek elini tuttuğundaysa Komutan Hwang duruşunu düzelterek sol kolunu Prensin beline sarmıştı. Jisung da diğer omegalar gibi bu ânı gözlerini kırpmadan izliyor, dansın ve müziğin ruhunu yatıştırmasına izin veriyordu.

Klasik danslarının bitimine yakın piyanodan çıkan ses hızlı bir ritme döndüğünde Prens Felix tatlı bir kahkaha atarak eğlenceli bir dansa geçiş yapmıştı. Herkesin donuk bakışlı dediği komutan ise gülümsemekten gözleri kısılmış bir şekilde nişanlısına ayak uyduruyordu. Öyle tatlı bir andı ki salonun aurası değişmişti.

Leydinin bahsettiği eğlence bu olmalı, diye geçirdi içinden Jisung.

Dans ettikleri birkaç dakikanın ardından Prens Felix atılarak diğer omegaları da ortaya çekmişti. Şu an zarafet, saygı veya hiyerarşi kimsenin umrunda değil gibiydi, hatta Leydi Soojin'in bile bu andan keyif aldığı söylenebilirdi. Tabii bunda Komutan Hwang'ın incelik yaparak onunla dans etmesi de etkili olmuştu.

Jisung ise herkesi gülümseyerek izliyordu, ta ki uzun boylu Leydiyi bırakarak ona elini uzatana kadar.

"Ben mi?"

Gergin çıkan sesine Komutan Hwang hiç aldırış etmeden parmaklarını oynatıp tutmasını istemişti. Jisung çekingence parmaklarının ucunu tuttuğunda alfa onu ortalara doğru ilerletmiş ve hızlıca adımlarını nasıl atacağını göstermişti. Jisung ona ayak uydurmaya çalışırken kendi yamuk adımlarına bakarak küçük kahkahalar bırakıyordu. Sonunda herkes Prensin ve Komutanın yardımıyla dansı kavradığında salonda yankılanan gürültü çırptıkları elleri ve omegaların tatlı gülüşleriydi.

Jisung ise saraya geldiğinden beri ilk kez bu kadar eğlendiğini ve kalbinin neşeyle çarptığını hissediyordu.

Bölüm sonu

6 yorum