Jeongin hafif gerginlikle ellerini önünde birleştirmiş, Komutan Seo'nun lafa girmesini bekliyordu. Onun aksine alfanın bir eli yılların verdiği alışkanlık yüzünden kılıcındayken diğer eli ise bükülmüş vaziyette arksındaydı. Bu duruşu onu olduğundan daha da yapılı gösteriyordu.
"İzninizle resmiyeti bir kenara bırakabilir miyim?"
Kafasıyla onaylamakla yetinmişti omega. Alfa Seo'nun samimi konuşması Jeongin'in gerginliğini de bir nebze alıp götürürdü.
"Aslında söze nasıl başlayacağımı pek bilmiyorum, ailemden ayrılalı çok uzun zaman olduğu için saraydakiler dışında kimseyle bir bağım da yok. Bir omeganın gönlü nasıl hoş tutulur onu da bildiğim söylenemez."
Alfanın sözlerinin nereye gittiğini tahmin eden Jeongin, titrememeye çalışarak gözlerini kırpıştırdı. Changbin ise kelimelerini toparlamak için kısa bir ara verip nefeslendi.
"Daha gençsin, hayat senin için yeni başlıyor bile denilebilir. Sana göre yaşlı bir alfayım muhtemelen. Üstelik asker olduğum için kısa süreli bile olsa evimden uzak kaldığım zamanlar oluyor. Bu yaşında, seni benim gibi bir adamla zorlamak da istemiyorum fakat Jeongin, yanımda olursan anlamsız olduğunu düşündüğüm hayatımın aslında ne kadar güzel olduğunu bana kanıtlarsın."
Changbin'in kalın sesine tezat kurduğu yumuşak cümleler omeganın kalbine bir bir işliyordu. Jeongin küçüktü, on dokuzuna daha adım atmamıştı bile fakat çevresindeki herkes onun çocuk ruhunun yanısıra ne kadar olgun olduğundan da bahsederdi. Onun yaşındaki omegalar evlenmemiş olsa bile birisiyle görüşmeye başlamış olurdu.
Alfa sorun ettiği şeyin yaş farkı olduğunu biliyordu. Bunun yanısıra bir saray komutanının eşi olmak da kolay değildi. Savaşlar, görüşmeler, teftişler hep onların önderliğinde yapılırdı.
Haklıydı da. Jeongin'in aklına takılan en büyük sorunlardan bir tanesi yaş farkıydı. Asker olması önemli değildi, fakat aralarında neredeyse 10 yaş vardı ve bu omegayı istemsizce düşünmeye itiyordu. Komutan Seo'ya güveni tamdı. Şu an kurduğu cümleler bile onun ne kadar samimi olduğunu gösteriyordu zaten.
Jeongin kendisini sorun ediyordu.
Yaşı gelmiş bir alfa aile kurmak istiyorsa yavru da isterdi. Jeongin ise bu kadar sorumluluk kaldırıp kaldıramayacağını bilmiyordu.
Aralarında uzayan sessizlik Changbin'in konuşma ihtiyacı duymasına sebep olmuştu. "Bir şey söylemek zorunda değilsin, düşünmek istiyorsan tüm zamanım senin. Kararını bana iletmeni bekleyeceğim."
Komutan baş selamı verdikten sonra arkasını döndüğünde Jeongin ancak kendine gelebilmişti. Hızlı davranmaya çalışarak parmaklarının ucuyla alfanın kolundan tuttu durdurmak için.
Dokunuşu anında Changbin'in duraksamasına sebep olduğundaysa içten bir şekilde tebessüm etmişti.
"Kendi içimde sorun ettiğim şeyler var fakat biliyorum ki bunu çözebilecek olan tek kişi sizsiniz. O yüzden, 2 gün sonra evime akşam yemeğine davetlisiniz Komutan Seo. Ailemle daha önce tanışmıştınız fakat resmi olarak tanışmanız daha uygun olur."
Ertesi sabah Jisung sıcakladığını hissederek aralamıştı gözlerini. Kafasını yasladığı çıplak ve sıcak vücut uzamış saç diplerinin hafifçe terlemesine sebep olmuştu. Boğazında hissettiği kuruluk ise susadığını gösteriyordu.
Uyku mahmurluğunu üzerinden atmak için birkaç kez gözlerini kırpıştırdıktan sonra yavaşça kafasını yasladığı tenden kaldırmıştı. Kendisini sarıp sarmalayan kollardan kurtulmak zor olsa da biraz feromon salgılayıp Minho'nun gevşemesini sağlamıştı. Jisung artık eşini çok iyi tanıyordu.
Minho'ya kırılmıştı, fakat alfa pişmanlığını samimi bir şekilde dile getirmişken bunu uzatmanın bir anlamı yoktu.
Adımları odanın içindeki banyoya ulaşmış, geniş küvetin içinde kendisine ılık bir su hazırlamıştı. Normalde hizmetlilerin yapması gereken bir şeydi bu fakat Jisung bunu sevmiyordu. Bu kadar özel alanının içine kimsenin girmesine gerek yoktu.
Lavanta kokusunun hakim olduğu banyoda güzel bir duş almış, Minho'nun havlusunun yanına asılı olan işlemeli bornozunu üstüne geçirmişti. Odaya döndüğünde alfanın kendi yastığına sarılmış, kaşları çatık hâlde uyuduğunu fark etmek kıkırdamasına sebep olmuştu.
Yatağın yanına çöktükten sonra parmaklarıyla eşinin alnını örten saçlarını hafifçe okşadı.
Minho'nun uyurken ne kadar güzel göründüğünü fark etmişti Jisung. Alfa olmasının aksine tüm her şeyi bir kenara bırakıp omegasını kollarının arasına aldığında dünyanın en pamuk insanı hâline geliyordu ve bir gerçek vardı ki, Jisung buna bayılıyordu.
Minho'yu Kraliyet kıyafetiyle görmek apayrı bir manzaraydı omega için. Onun asil alfa duruşuyla başındaki tacı nasıl taşıdığını, halkına verdiği güvenin yanısıra düşmanına verdiği korkunun farkında olmak güzeldi.
Fakat yine de, hiçbir görüntü şu an gördüğü hâlinin mutluluğunu veremezdi Jisung'a. Eşinin bu hâlini gören tek kişi olmak mı onu böyle gururlandırıyordu bilmiyordu fakat bundan memnundu.
Parmakları alfanın yanaklarına indiğinde avucunun içine kondurulan öpücük düşüncelerinden sıyrılıp kıkırdamasına sebep olmuştu.
"Uyandırdım mı?"
Minho uyku sersemliğiyle kafasını iki yana salladıktan sonra bakışlarını omeganın parlak gözleriyle buluşturup gülümsedi. "Sen yanımdan kalktığın an uyanıyorum."
Alfasına büyük bir gülümseme verdikten sonra eğilip dudaklarını dolgun dudaklara bastırdı.
"Günaydın o zaman birtanem."
Jisung'un tatlı sesi Minho'nun keyfini iyice yerine getirdiğinde yataktan bir anda doğrulup belinden tuttuğu omegayı kendi üstüne doğru çekti. Jisung ise küçük bir çığlıkla eşinin üstüne yığılırken mutluydu.
Alfanın omegasına verdiği bol öpücük ve birkaç ısırıktan sonra Jisung onu duşa göndermiş, kendisi de üstüne takımını ve korsesini geçirmişti. Altın işlemeli korsenin iplerini sıkmaya çalışırken ensesine bastırılan dudaklarla irkildi.
"Takmak zorunda değilsin."
Minho'nun bunu ilk söyleyişi değildi fakat Jisung kimsenin gözüne batmak istemiyordu. Her ne kadar Kralın eşi de olsa ne saraydakilere ne de saraydan çıkacak dedikodulara konu olmak istemiyordu.
"Biliyorum ama böyle iyiyim."
Alfa dolgun yanaklara da sıkı bir öpücük bıraktıktan sonra eşini daha fazla sıkmamak için geri çekildi.
Dün akşam Jeongin saraydan ayrıldıktan sonra Leydi Chaeryoung ve ailesi de geri dönmek için hızlı bir hazırlık yapmışlardı. Jisung her ne kadar Leydi'ye kalmaları için ısrar etse de ne kadar mahcup olduklarını gördüğü için bir şey diyememişti.
Bu yüzden bu sabah ailecek, Prens ve Komutanların dahil olduğu kahvaltı masasında oturuyorlardı.
Ama tam değillerdi.
"Seungmin yok mu?"
Jisung kaşlarını çatarak önündeki Felix'e ithafen konuştu.
"Biraz rahatsız."
Prensin mırıltısının Komutan Bang'ın duraksamasına sebep olduğunu sadece Jisung fark etse de kafa sallamakla yetindi.
"Kralım."
Omega başta kendisine seslenildiğini anlamasa da kimse Komutan Seo'ya cevap vermeyince bakışlarını ona yöneltme ihtiyacı hissetmişti.
"2 gün sonra Yang ailesiyle resmi bir şekilde tanışmak için kasabaya ineceğim fakat benim kan bağım olan bir aile bireyim yok. Kral Minho ile ikiniz yemekte bana eşlik ederseniz minnettar olurum."
Changbin'in dolaylı yoldan Jisung'u da aileye kattığını belli etmesi omeganın istemsizce gülümsemesine sebep olduğu sırada Felix'in sesi irkilmesine sebep olmuştu.
"Ne?! Ne demek Yang ailesiyle resmi olarak tanışacağım? Jeongin ile evleniyor musunuz?!"
Felix'in şaşkınlık dolu nidasının yanısıra Jisung sakindi. Dün Jeongin saraydan ayrılmadan önce ona olan biteni anlattığı için durumdan haberdardı fakat Changbin'in kurduğu cümleleri duymayı o da beklemiyordu.
Kendisinin böylesine benimsenmiş olması hâlâ alışabildiği bir şey olmadığı için ne zaman birisi bunu hissettirse mutlu oluyordu. Komutan Seo'nun bunu Minho'dan değil de kendisinden rica etmesi ise büyük bir incelikti. Açık açık söylememiş olsa da bu teklifle Jisung alfanın ondan da rıza istediğini anlayabiliyordu.
"Seve seve eşlik ederiz hyung."
Ortadaki resmiyete gerek olmadığını belli etmek adına hitap şeklini değiştirmesi Changbin'in de yüzünde ufak bir tebessüm oluşmasına sebep olmuştu.
Minho ise her zamanki gibi Jisung'un gözlerinde dolaşan parıltıları izliyordu.
"Bu ilişinin mimarı ben değil miyim ya? Önce benim haberimin olması lazımdı hyung!"
Felix Changbin'e sitem etmeye devam ederken Jisung onun mızmızlığına gülmüş, Hyunjin de nişanlısının kahvaltısına devam etmesi için tabağına birkaç parça tofu bırakmıştı.
"Tebrikler Changbin."
Komutan Bang'ın sesi her ne kadar donuk olsa da bakışlarındaki samimiyet hissediliyordu.
"Daha tebrik edilecek bir şey yok ama teşekkür ederim Komutanım. Umarım bu tarifsiz mutluluğu kendinize hak görürsünüz siz de bir gün."
Jisung, Felix'ten Komutan Seo'nun dobralığını duymuştu fakat ilk kez bu kadar net bir şekilde görüyordu. Onun kendisine ve Seungmin'e çektirdiği eziyet tüm herkesi huzursuz ediyor olmalıydı.
Chan yapılan imaya sessiz kalmakla yetindi. Birkaç farklı sohbetin daha döndüğü kahvaltı sona erdiğinde herkes sarayın farklı bir köşesine dağılmıştı.
Jisung ise ne yapacağını bilmediği için Seungmin'in yanına gitmeyi düşünse de vazgeçti. Birkaç gündür varlığını ara ara hissettiren karın ağrısı tekrar uğramıştı fakat çok keskin bir acı olmadığı için betayı rahatsız etmeye gerek yoktu.
"Omegam?"
Havanın sıcaklığı yüzünden bunalmış şekilde bahçedeki gölgeye çökmüş, saray kütüphanesinden aldığı kitaba daldığı sırada duyduğu ses irkilerek kafasını kaldırmasına sebep oldu.
"Alfam?"
Aynı tonda soru sorar bir şekilde karşılık verdiğinde Minho ona doğru elini uzattı. Jisung ise gülümseyerek kitabı kapatmış, kendisine uzatılan eli tutmuştu.
"Kasabaya inelim mi? Canın sıkılmıştır. Benim de boş vaktim varken biraz çarşıda turlamak ikimize de iyi gelir diye düşündüm."
Küçük bir baş sallamasıyla onayladı eşini omega.
Alfanın emriyle at arabası hazırlanmış, bu sırada ise Minho ve Jisung üstlerine birer pelerin geçirmişti. Bu, halk onları tanımasın diye değil de daha az dikkat çekmek içindi. İkisi de rahatça gezmek ve beraber vakit geçirmek istiyordu.
Yarım saatlik bir yolculuğun sonunda çarşıya ulaştıklarında Jisung içinin kıpır kıpır olduğunu hissediyordu. Saraya alındığı günden beri o duvarların arkasına bir kez olsun geçmeye fırsatı olmamıştı ve açıkçası kasabayı oldukça özlemişti.
"Seni dışarı çıkarmayı daha önce akıl edemediğim için özür dilerim Jisung'um."
Jisung hafifçe omuz silktikten sonra bakışlarını alfanın yüzünde sabitledi.
"Özür dilenecek bir şey yok Kralım. Vaktimiz olmadı."
Minho eşine bir kez daha hayran kalırken Jisung'un gözleri renkli tezgahlarda geziyordu. Küçükken de çarşıyı gezmeyi severdi. Mahsulünü satmak için uğraşan satıcılar, birbirleriyle karşılaşıp sohbet eden yaşlılar ve etrafta koşturup elleriyle yaptıkları oyuncakları oynayan çocuklar ona yaşadığını hissettirirdi.
Yaptığı renkli el işlerini satan yaşlı kadının tezgahına doğru yaklaştı. Bezden yapılmış çantalar, kışa hazırlık olsun diye örülmüş polarların yanısıra değerli olduğu belli olan taşlarla süslenmiş tokalar da vardı. Jisung'un dikkatini çeken şey ise koyu mor taşlarla süslenmiş gümüş renkli tokaydı. Saçına takamayacağını bildiği hâlde tokayı eline alıp zarar vermek istemediği için nazikçe okşadı.
"Eminim size çok yakışırdı Kralım."
Yaşlı kadının sesi kafasını kaldırmasına sebep olduğundaysa küçük bir gülümseme yayıldı yüzüne. "Teşekkür ederim, fakat bunu kullanmam mümkün değil."
Saçları her ne kadar uzamış olsa da böyle bir tokayı kullanabilecek uzunlukta değildi. Bu tarz tokaları genelde kadın omegalar saçlarını topuz yapmak için kullanıyordu.
"Elinizde başka türden tokalar var mı?"
Kral Minho'nun sesi aralarına daldığında Jisung onun baskın alfa aurasını hissedebiliyordu. Bunun sebebinin dışarıdan gelecek herhangi bir tehlikeye karşı önlem amaçlı olduğunu da biliyordu.
Yaşlı beta kadın cevap vermeden önce tezgahın altına sakladığı kutuyu çıkardı. "Belki bunlar aradığınız şeylerdir Kralım."
Kutunun içindeki küçük, çiçek şekli verilmeye çalışılmış minik tokalar parıl parıl parlıyordu sanki. Jisung'un hayran hayran baktığını fark eden Minho tokalardan bir tanesini eline aldıktan sonra nazikçe eşinin saçına tutturdu. Omega büyüttüğü gözleriyle sevecen bir şekilde kendisine bakarken huzur bulduğunu hissediliyordu.
"Çok yakıştı Kralım." Yaşlı kadının sesi bakışmalarını böldüğünde Minho arkasındaki muhafıza bir işaret vermiş, ne demek istediğini anlayan asker ise avucunda tuttuğu bir kese altını satıcının önüne bırakmıştı.
Eşini böylesine mutlu eden hiçbir şeyi ondan eksik etmeyecekti.
At arabasında oturmuş, kucağındaki kutuyu sıkı sıkı tutarken küçük pencereden dışarıyı izliyordu omega mutlulukla. Minho'nun gözleri ise onun üstündeydi.
"Sana aşığım Jisung."
Alfanın tok sesi kulaklarına ulaştığında Jisung kafasını yavaşça ona çevirdi. Dolu gözleriyle gülümsediği sırada Minho avucunu onun yanağına yasladı. Baş parmağı nazikçe yumuşak teni okşuyordu.
"Ben de sana aşığım Minho."
Bu cümleye karşılık alfa dudaklarını eşinin alnına bastırdı. Kozmos kokusu tüm arabanın içini sarmışken Minho tamamlanmış hissediyordu. Bundan sonraki hayatını sadece eşini mutlu etmeye adayacaktı.










