"Seungmin."
Genç beta kulağına gelen sesin sahibi yüzünden derin bir nefes almış, yapraklarını ayıracağı papatyaları bir kenara bırakmıştı. Kafasını omzunun üstünden hafifçe çevirerek kapının eşiğinde durmuş kendisine seslenen alfaya baktı soran gözlerle.
"Girebilir miyim?"
Uzun zamandır Chan'dan duymadığı yumuşak ses tonu yutkunmasına sebep olurken onaylamak için kafasını aşağı yukarı sallamakla yetindi. Tekrar önüne döndüğünde oyalanmak için papatyalardan birisini eline aldı.
"Biraz konuşmak istedim."
"Ne konuşacağız Chan?"
Seungmin kendisinden bile beklenmeyecek bir şekilde çıkıştığında çoktan sinirden titremeye başlamıştı.
"Bizi."
Alfanın ağzından çıkan kelime elindeki yapraklarının bir kısmı koparılmış papatyayı ona doğru fırlatmasına sebep olduğunda Chan karşısındaki enkazı daha net görebiliyordu şimdi.
"Biz diye bir şey mi var Chan? Dalga mı geçiyorsun sen benimle? Sana olan saygımı yitirmeden git, sevgimi öldürmek üzeresin zaten."
Seungmin titreyen elleriyle yeni bir papatya alırken yapraklarını bu sefer hırçın bir şekilde koparıyordu. Sanki sevdiği adamdan alamadığı hırsı elindeki aciz bitkiden çıkarıyordu.
"Her gece, ağlayan küçük Seungmin kabuslarıma giriyor."
Chan'ın titreyen sesini duyduğunda duraksadı.
"Önce babasının başında çaresizce ağladığını görüyorum, kalkmasını söylüyor. Tamam Chan senin oğlun olsun, ben olmayayım ama benden gitme diye yalvarıyor."
Babasının cenazesindeki hâli gözlerinin önüne gelirken bakışları dik duruşundan ödün vermemeye çalışsa da bakışları yanakları yaşlarla ıslanmış alfayı bulmuştu.
Chan'ın o gün bu cümleleri duyduğunu bilmiyordu.
"Sonra annesinin başında, elinde ondan kalan zehir şişesiyle ağlarken görüyorum. Kimsesiz kaldığını söylüyor. Onu da yanlarına almaları için yalvarıyor."
Chan'ın buraya kadar anlattıkları Seungmin'in yıllar önce yaşadığı şeylerdi.
"Sonra bakışların bana dönüyor Seungmin."
Nefeslenme ihtiyacıyla duraksamıştı alfa. Beta ise dikkatli bir şekilde onu dinliyordu. "O küçük çocuk bana dönüyor ve her şeyin benim yüzümden olduğunu söylüyor. Küçücük elleriyle bana vururken katilsin diyor."
Böyle bir şey yoktu. Seungmin hiçbir zaman, hiçbir şey için Chan'ı suçlamamıştı. Kendi gözyaşlarını silip ağlama diyerek alfaya sarıldığını bile hatırlıyordu.
"Bilinçaltının sana oynadığı oyunlar yüzünden bana bunları yapmaya hakkın yoktu Chan. Defalarca kez senin suçun yok dedim ama benim sözüm senin kalbine hiç geçmedi."
"Baban her gün sana iyi bakmamı öğütlerken ne bekliyordun Seungmin? Benim için kolay mıydı sanıyorsun! Bana emanet edilen çocuğun ailesini öyle ya da böyle kaybetmesine sebep oldum ben!"
Cümleleri Seungmin'i şaşırtmak yerine güldürdüğünde Chan duraksamıştı. Seungmin ise sinir bozukluğunun verdiği duygu karmaşasıyla gülerken gözünden düşen yaşları sildi parmaklarının içiyle.
"Sonra da sana emanet edilen çocuğu yapayalnız bıraktın öyle mi?"
"Sen hiç yalnız kalmadın Seungmin."
Chan'ın kurduğu güçsüz cümle Seungmin'in kaşlarının çatılmasına sebep olmuştu. "Ne demek istiyorsun?"
"Yalnız kalmana hiç izin vermedim Seungmin. Ben gelemedim sana ama hep başkalarını gönderdim."
Söylemek istediği şeyi anlayınca Seungmin derin bir iç çekti. Ağladığı anda Felix'in yanında bitmesini, sıkıldığında Changbin'in onu eğlendirmek için kasabaya götürmesi ya da ne zaman karanlık çöktüğünde ormana gitmek istese Hyunjin'in ona eşlik etmesini şimdi daha iyi anlıyordu.
Seungmin, Chan'ın onu takip ettiğinin zaten farkındaydı. Alfanın gözleri sürekli betanın üzerindeydi.
"Ama sen yoktun Chan. Ben yalnızca sana muhtaçtım, bana bir sen gelmedin."
Beta hekimin kurduğu son cümleyle ikisi de bir süreliğine sustu. Yine lafa giren Chan olduğunda Seungmin kopardığı papatya yapraklarını kurumaları için işlemeli bir keseye yerleştiriyordu.
"Gidecek misin gerçekten?"
Bu soruyu bir hafta içinde Felix ve Jisung'dan o kadar çok duymuştu ki bıkkınlıkla derin bir nefes verdi. İşine ara vermeyip Chan'a bakmadan cevapladı sorusunu.
"Evet. Düğün töreninden sonra kasabaya yerleşeceğim."
Changbin'in Jeongin'in ailesiyle tanışmasının üstünden neredeyse iki hafta geçmişti. Yang ailesi alfayı çok sevmiş olsa da her şey çok yeni olduğu için en azından birkaç aylık bir süre istemişlerdi evlilik için. Kral Minho'ya göre de bu oldukça mantıklıydı çünkü Prens Felix henüz resmi olarak evlenmemiş ve mühürlenmemişken saraydaki başka bir komutanın evlenmiş olması Komutan Hwang hakkında dedikodulara yol açabilirdi. Bu yüzden önce Prens Felix ve Komutan Hwang'ın evliliği duyurulacak, daha sonra Komutan Seo ve Omega Jeongin için tören düzenlenecekti.
En azından bugün gelen mektuba kadar plan bu şekildeydi.
"Hemen gideceksin yani."
Bu, Seungmin'in de henüz kendisine kabul ettiremediği bir şeydi. Bunca yıllık hayatının bütün anıları bu saraydaydı. Burada doğmuş, ilk adımlarını burada atmış, burada aşık olmuştu. Annesine ve babasına mezar olan bu sarayın kendi ölümüne de şahit olacağını düşünürdü hep.
Ama artık yapamıyordu.
Bu saray onun yaşadığı yerdi belki ama Seungmin'in şu an karşısında durmuş çaresizce suratına bakan adam onun asıl eviydi. Chan yarın bir gün evlenirse ne yapacağını bilmiyordu. Hele alfanın ağzından evlilik lafını duymuşken bu saray onu her gün zehirliyordu.
"Gitme Seungmin."
Komutanın bencilliği dudaklarının arasından küçük bir gülüş fırlamasına sebep oldu. "Neden? Yarın bir gün evlendiğin omegan hastalanırsa benden başka kimseye güvenemeyeceğin için mi? Yoksa yavrularını büyütüp eğiteyim diye mi? Sen çok zalim ve bencil bir adamsın Bang Chan."
"Saçmalıyorsun Seungmin. Evlendiğim falan yok. Laf olsun diye söylediğim bir şeydi sadece. Sana bile gelemiyorken başkasına gidebileceğimi nasıl düşünürsün?"
"Laf olsun diye söylediğin şeyin beni ne kadar kırabileceğini hiç düşünmedin değil mi?"
Seungmin'in yorgunluğu ve sakinliği Chan'ı korkutuyordu. Beta hayattan öyle bıkmış görünüyordu ki alfa bu zamana kadar verdiği tüm kararların ne kadar yanlış olduğunu anlıyordu. Seungmin'i geri kazanmanın imkanı kalmış mıydı bilmiyordu. Tek bildiği şey, Seungmin gözünün önünde olmadan eksik hissedeceğiydi.
"Özür dilerim."
Seungmin kafasını iki yana salladı. "Bizi bu hâle getirdiğin için kendinden özür dile, benden özür dilemek için çok geç kaldın zaten. Şimdi beni rahat bırak."
Masadaki küçük iki şişeyi eline aldıktan sonra odadan çıkmak için arkasını döndüğünde duyduğu cümle donup kalmasına sebep oldu. "Kuzey'e gidiyorum."
Şişeleri tutuşu sıklaşmışken arkasına dönüp de alfanın yüzüne bakmaya korkuyordu. Kuzey düşman bölgeydi. Daha birkaç ay önce Kral Minho bizzat oraya gidip görüşmüşken şu an Chan'ın gitmesi işlerin kötüye gittiğinin en büyük göstergesiydi ve yıllardır sarayda yaşayan beta bunun nasıl bir felaket olduğunun farkındaydı.
"Ne zaman?"
"Birkaç gün içinde. Minho durumu açıklayacak."
"Eğer..." Seungmin titreyen sesine gözyaşları eşlik etmesin diye durup soluklandı. Yavaşça arkasını dönüp alfa ile göz göze geldiğinde yutkunma ihtiyacı hissetmişti. "Eğer sağ salim gelmezsen seni ben öldürürüm Chan. Anladın mı beni?"
Alfa bir saniye bile beklemeden birkaç adımda betanın dibine bitip kollarını sıkıca ona sardığında Seungmin'in elindeki şişeler yeri boylamıştı. Tek ailesini kaybetme düşüncesi omuzlarını sarsarken Chan alnını onun alnına yaslamıştı.
"Senin için geri döneceğim ve benim yüzümden kaybettiğimiz her şeyi telafi edeceğim. Söz veriyorum."
Jisung aynanın karşısına geçmiş, hafif şişmiş yanaklarını incelerken odanın kapısının açılmasıyla dikkatini o tarafa vermişti.
"Minho? Görüştün mü heyetle?"
Sabah kahvaltıda gelen mektup Kral'ın ani bir şekilde heyeti ve komutanları toplamasına sebep olduğunda Jisung da Felix de ne olduğunu anlamamıştı. İkisinin de endişeden boğazından tek lokma daha geçmezken Jisung eşinin gelmesini beklemek için odasına geçmişti.
"Jisung."
Alfanın gözlerindeki bakış bir sorun olduğunu ele verirken omega ne yapacağını bilemez şekilde onun devam etmesini bekliyordu.
"Kuzey uzlaşmayı kabul etmiyor. Onlardan önce davranmamız lazım, bu yüzden Felix ve Hyunjin'in törenini öne çekeceğim. Törenin olduğu gece yola çıkacağız."
Jisung endişeden kalbinin göğsünden çıkmak üzere olduğunu fark ettiğinde sakinleşmek için elini sol tarafına yasladı. Tam olarak ne olduğunu algılayabilmiş değildi.
"Ben de geleceğim değil mi? Bir şekilde yardımım dokunur. Hançer kullanmayı biliyorum, yaralanırsanız çeşitli ot-"
Minho eşinin ellerini avuçlarının arasında alırken onun lafını kesti. "Jisung'um."
Alfa onun ellerine minik birkaç öpücük kondururken duygusallaşmamak için dişlerini sıkıyordu omega. "Sen burada kalacaksın. Evimize, yuvamıza sahip çıkacaksın. Felix ve Hyunjin de seninle olacak. Tamam mı güzelim?"
"Minho." Titrek sesi Minho'nun kalbini parçalara ayırırken eşini kollarının arasına çekti. Jisung başını onun boynuna gömmüşken sakinleşmesi için ensesindeki saçları okşuyordu. Kendisi de endişeliydi. Kimseyi arkasında bırakmak istemese de onurlu bir Kral olarak ülkesini düşünmeliydi. Bu mesele sadece askerlerini göndererek çözebileceği bir şey değildi.
"Beni sensiz bırakmayacaksın değil mi?" Jisung'un çaresiz sesi yüzüne bir tebessüm yerleştirmişti. Omegayı kendisinden hafifçe uzaklaştırıp avuçlarını onun dolgun yanaklarına yerleştirdi.
"Öyle şey mi olur omegam? Nasıl bırakırım ben seni? Sorun çözülür çözülmez geleceğim."
Alnına ve sonrasında dudaklarına kondurduğu öpücükten sonra sakinleşmesi için güven verici birkaç cümle daha sıralamış, tören hazırlıkları için Hyunjin ile konuşmaya gitmişti. Boş kalmış odada, yatağın üstünde otururken Jisung kendisini daha şimdiden boşlukta hissediyordu.
Birkaç gün içinde her şey tamamlanmışken sarayda garip bir hava vardı. Jisung durgunluğunu belli etmemek için sık sık gülümsüyor, Felix ise ne hissedeceğini bilmiyordu. Abisinin töreni bu kadar erkene çekmesinin sebebini de Hyunjin'i bilerek yanında götürmediğini de biliyordu. Kendisine bir şey olursa Felix'e sahip çıkacak birisi olsun diyeydi her şey. Ama Prens biliyordu ki, abisi olmazsa tutunduğu en büyük dal kırılmış olurdu.
Yine de Jisung için ayakta durmaya çalışıyordu. Omega pek belli etmese de onun kızarmış gözlerinden hissettiklerini Felix anlayabiliyordu. Kime üzüleceğini şaşırmış hâldeydi.
"Jeongin geldi mi?"
Jisung Prensi reddetmek için kafasını sağa sola salladı. "Daha gelmedi."
"Changbin hyung ile konuştular değil mi?"
"Komutan ona isterse kendisini beklememesini söylemiş. Jeongin de öyle bir şey olmayacak demiş. Geldiğinde konuşuruz zaten. Sen hazır mısın?"
Jisung Felix'in güzel yüzünü incelerken omeganın alnına düşmüş saç telini güzelce arkaya doğru yatırdı.
"Çok güzel olmuşsun her zamanki gibi."
Felix gülerek teşekkür ettiğinde Jisung moral olması için nazikçe onun yanağını öpmüş ve odadan çıkmıştı.
Hazırlıklar akşama yetişsin diye yardım etmiş, bu süreçte de ne yazık ki meşgul olan eşini görememişti. Hizmetlilerin yardımıyla kendisi de hazırlandığında tören başlamak üzereydi. Aynaya son kez bakıp dik durması gerektiğini hatırlattı kendisine. Kendisi için yapamasa bile alfası için bunu yapacaktı. Minho'nun aklının burada kalmasını istemiyordu.
Misafirleri karşılamak için bahçeye indiğinde ne kadar kalabalıklaştığını fark etmişti. Gözleri eşini ararken beline sarılan kolla hafifçe sıçradı. "Buradayım güzelim."
Minhonun sesi gevşemesini sağlamıştı. Gelen misafirlerle ilgilenmişler, gece akıp giderken saat ilerledikçe Jisung'un gerginliği artmıştı. Tören son bulup kalabalık dağıldındaysa Kralın hazırlanması için odalarına çıkmışlardı.
Alfa üstündeki kıyafetleri daha korunaklı kıyafetlerle değiştirip kılıcını beline yerleştirirken Jisung ona yardımcı oluyordu.
"Aklın bizde kalmasın. Sizin dönmenizi bekliyor olacağız. Sağ Salim gelin."
Minho yanaklarını seven eşinin her ne kadar güçlü durmaya çalışsa da ne kadar üzgün olduğunun farkındaydı. İkisi için de durumu normalleştirmek adına gülümseyip dediklerini onayladı. Burnunu Jisung'uın saçlarının arasına gömüp fesleğen kokusunu derince içine çekerken bağımlısı olduğu bu kokuyu bir süre alamayacak olmak kalbinde büyük bir sızıya sebep oluyordu.
"Mümkünse hiçbiriniz saraydan çıkmayın. Jeongin de isterse burada kalsın, eminim Changbin'in içi daha rahat olacaktır. Acil bir şey olursa da Hyunjin olmadan hareket etmeyin."
Jisung'un dolu gözleriyle kendisini onaylamasından sonra dudaklarını yumuşak dudaklarla birleştirdi. Bir veda öpücüğü sayılabilecek bu öpüşmede birbirlerine olan sevgilerini aktarıyorlardı. Dolgun alt dudağı son kez emip bıraktıktan sonra omegasının alnına bastırdı bu kez dudaklarını.
Vakit geldiğinde, Kral'ın önderliğinde atlarına binip saraydan ayrıldıklarında Jisung derin bir nefes verdi. Duyduğu küçük hıçkırık sesi sağına dönmesine sebep olduğundaysa omuzları düşmüş ağlayan Jeongin'i görmüştü.
"Gel buraya."
Kendisinden küçük arkadaşını kollarının arasına aldığında saçlarının arasına bir sürü öpücük kondurup Changbin'e bir şey olmayacağını söylemişti. Kendisi de dahil herkesi kandırıyor gibi hissetse de içindeki kötü vesveselere kulak tıkadı.
Alfasına güveniyordu. Minho onları bırakmaz, diğerlerinin de zarar görmesine engel olurdu. Herkes öyle ya da böyle yuvasına geri dönecekti.
finale belki birkaç bölüm kalmış olabilir tıkandım artık ne yazacağımı bilmiyorum 😔













