Prens Minho'nun attığı adımlar zeminde tok bir ses çıkaracak kadar sertti. Duvara asılmış meşalelerin aydınlattığı merdivenlerde zindana doğru ilerlerken Komutan Bang'ın ona verdiği ismi düşünüyordu. Seungmin ise hemen arkasında koşar adımlarıyla ona yetişmeye çalışıyor, Jisung'un neyden zehirlendiğini öğrenmek için acele ediyordu.
Boğucu bir havaya sahip olan ve küçük hücrelerin bulunduğu zindana önce Minho varmış, ardından Seungmin ve Komutan Chan merdivenleri arşınlayarak yanına ulaşmıştı.
"Bu kadar mı nankördün?"
Prensin yüzündeki ifade acı ve öfke doluydu. "Annenden de mi utanmadın Jihyun?"
Seungmin bir zamanlar oyun arkadaşı olan kızın gözyaşlarını görürken ne diyeceğini bilemez hâlde derin bir iç çekmekle yetinmişti. Jihyun Kraliçe'nin çok değerli bir dostunun, omega Eun'ın kızıydı. Prens Minho'nun doğumunda Kraliçe'ye yardımcı olmuş, yıllarca Prens Minho'nun bakımıyla ilgilenmişti. Birkaç sene sonra da Jihyun'a gebe kalmıştı ve neredeyse hepsi beraber büyümüştü. Kraliçe de Kral da Jihyun'u kendi kızı gibi sevdiği için Eun'ın ölümünden sonra bakımını üstlenmiş ve sarayda kalmasını istemişlerdi.
Minho'nun her kelimede gittikçe yükselen sesine eş olarak adımları da içli içli ağlayan kıza doğru yaklaşıyordu. "Sana saray mutfağını emanet ettim! Bizzat senin kontrolünde olduğu için tereddüt bile etmeden önümüze koyulan yemeği yedik! Kendi canımı bırak, annemin, babamın, kardeşimin, arkadaşlarımın canını da göz kırpmadan senin ellerine bıraktım! Sen ne yaptın? İlk fırsatta beni sırtımdan bıçakladın!"
Jihyun sorumluluk alabilecek yaşa gelmeden önce mutfaktan sorumlu baş aşçı omeganın yemekleri bile her yemek öncesi ne olur ne olmaz diye bir başkasına tattırılır, sorun yoksa Kraliyet ailesi yemeğini yerdi. Fakat Jihyun'dan sonra bu olay kalkmıştı çünkü Prens ve ailesi genç omegaya sonsuz güven duyuyordu.
"Minho."
Adını duyunca Prens tıslarcasına güldü. "Haddini bil, kimsin de bana adımla sesleniyorsun?"
Jihyun susup ağlamaya devam ederken Minho karşısındaki kıza bizzat zarar vermemek için kendisiyle savaşıyordu. Ellerini boğazına sarmamak için kendisini zor tutuyor, içindeki dürtüye engel olmaya çalışıyordu.
Seungmin aceleyle bir adım öne çıktı. "Jihyun, panzehir yapabilmem için bana ne kullandığını söylemen lazım. Jisung'un durumu gittikçe kötüleşiyor."
"Hâlâ yaşıyor mu?"
Bu soru Prens için son nokta olurken hızla atılıp kızın çenesini kavramıştı. Jihyun'un dudaklarının arasından dökülen inleme umrunda olmazken parmaklarının tutuşunu biraz daha sertleştirdi. "Seni ölmekten beter ederim Jihyun. Duydun mu beni? Seni öyle bir hâle getiririm ki ölmek için ayaklarıma kapanırsın."
Chan olanlara karşı kılını bile kıpırdatmazken Seungmin Minho'yu ilk defa böyle görmenin korkusunu yaşıyordu. Prensi daima sakin ve soğuk kanlı birisi olarak görmüştü bu yaşına kadar. Kimseye karışmaz, birisine bir şey yapılacaksa da Chan'ın ellerine bırakırdı.
Fakat şimdi, gözleri öfkesinden kararmış birisi vardı karşısında. "Söyle şimdi, ne verdin Jisung'a?"
Jihyun'un söylediği birkaç zehirli ot ile Seungmin ne yapabileceğini düşünmeye başlamıştı. Adı geçen otların hepsi ayrı ayrı zarar verecek kadar zehirliydi ve Jisung'un bunları ne miktarda tükettiğini öğrenmesi gerekiyordu. "Ne sıklıkla verdin bu otları?"
"Yaklaşık bir haftadır ara ara yemeklerine katıyordum fark edilmeyecek şekilde." Jihyun'un güçsüz sesi zindanda yankılanırken Minho da tuttuğu çenesini iterek bırakmıştı.
"Başka? Sadece yemeklerine mi kattın?"
Yolun sonuna geldiğini anlayan omega ağlamaya devam ederken acımış çenesini ovuşturuyordu. "Bir de birkaç gündür çay veriyordum omeganın birisi ile."
Bekledikleri cevap geldiğinde Seungmin panzehiri hazırlamak için yukarı çıkarken Minho ne yapacağını düşünüyordu. Jihyun'un nankörlüğüne inanamıyor, bu da yetmezmiş gibi Felix'in ne tepki vereceğini düşünüyordu. Seungmin ile daha yakın olmasına rağmen küçük Prens Jihyun ile de çokça zaman geçirmişti. Annesinin ve babasının emanet gözüyle baktığı kızın böyle yapması içindeki öfkeyi harlıyordu.
"Chan, buna her gün sadece bir tabak yemek veriyorsunuz. Çalışanlara da söyle, verecekleri yemeği Jisung'u zehirlemeye çalıştığı otlardan yapsınlar. Yemezse zorla yedirin. Kan kusana kadar devam edin, sonra da Kuzey ormanına atın."
Chan bu zamana kadar Minho'dan aldığı en zalim emire karşılık onaylamakla yetinmişti. O ormandan kimsenin, hele ki zehirlenmiş birisinin asla sağ çıkamayacağını biliyordu.
Minho bakışlarını bağırış çağırış ağlayan kızın üzerinde sabitledi. "Çayı senden alan omeganın bu işte parmağı var mı?"
"Yok. Minho ne olur böyle yapma, senin içindi her şey!"
"Bana bak." Minho'nun adımları tekrar kızın önüne gelirken yere çökmüş kıza üstten bakmaya devam etmişti. "Seni bacaklarından at arkasına bağlayarak kasabada gezdirip rezil etmiyorsam bil ki annenin hatrına. Benim evimde, benim omegama zarar verdin. Kanında boğulup ölmene izin verdiğim için şükret."
Prens, Komutanı ve omegayı arkasında bırakıp zindandan çıkarken altına girdiği sorumluluğun farkındalığını yaşıyordu. Daha tahta geçmeden ilk ihanetini yemişti, ve biliyordu ki son olmayacaktı. Sevdiklerine dokunulmadığı sürece her şeyin altından kalkabileceğine olan inancı tamdı fakat en zayıf noktasından vurulmak beyninin mantık kısmını devredışı bırakıyordu.
Önce saray mutfağında oradan oraya koşan Seungmin'in yanına uğramış, yapabileceği bir şey olmadığını öğrenince de adımlarını odasına çevirmişti. Jisung koca yatağın bir köşesinde sayıklarken Jeongin de yanıbaşında onu izliyordu. Odayı Seungmin'in yaktığı değişik tütsülerin kokusu sarmıştı. Genç omega kendisinin geldiğini gördüğünde ayağa kalkarak selamladı.
"Seungmin panzehirle ilgileniyor." Minho onun merak dolu bakışlarını gördüğünde konuşma ihtiyacı hissetmişti.
"Ben yapabileceğim bir şey var mı diye bakayım. İzninizle."
Jeongin'e yapabileceği bir şey olmadığını söyleyecek gibi olsa da vazgeçmişti. Jisung ile yalnız kalmak belki içinde yanan öfke ateşinin de biraz olsun sönmesine yardımcı olurdu. O odadan ayrıldığında Minho da onun yerine, Jisung'un yanına yerleştirilmiş sandalyeye oturmuştu.
"Solmuş hâlinle bile o kadar güzelsin ki."
Fısıltısı Jisung'un kulaklarına ulaşamadan odanın içinde dağılırken istemsizce parmaklarını omeganın alnına düşen birkaç tutamda gezdirmişti. Çökmüş yanaklarını görünce iç çekerek baş parmağıyla hafifçe okşadı.
Bir saat öylece Minho'nun Jisung'u izleyip onun kısık sesli inlemelerini ve sayıklamalarını dinlemesiyle geçerken odaya önce elinde küçük bir tepsiyle Seungmin, arkasından da Jeongin girmişti. "Prensim."
"Halledebildin mi Seungmin?" Minho'nun sorusuna karşılık genç beta derin bir nefes verirken Prens de ona yer vermek için kalkmıştı.
"Bir şeyler hazırladım. Önümüzdeki birkaç gün içinde biraz daha iyi olacağını umuyorum."
Seungmin'in bahsettiği birkaç gün Minho için her zamankinden daha yorucu geçmişti. Saraydaki omegaların huzursuzluk çıkarmaması için onlarla ilgilenmek zorunda kalan Felix'e Jihyun'un yaptıklarını açıklamış, Komutan Hwang'a ise onu yalnız bırakmaması gerektiğini bir kez daha tekrar etmişti. Kardeşinin ne kadar hassas olduğunu biliyordu ve Jisung'un zehirlenmiş olmasından zaten etkilenmişken bunu yapanın çocukluk arkadaşı olduğunu bilmek ona daha kötü hissettirmişti.
Komutan Seo, Komutan Bang'ın ona verdiği emirle zindandaki omegaya zorla yemeği yediren kişiydi. Her lokmayı güç bela yediriyor, kızın ağzına tıktığı kaşıktan sonra yutması için burnunu ve ağzını kapatıyordu. Kimisine göre canice gelebilecek bu yöntem konusunda Prens Minho'nun da Komutanların da içi rahattı. Gerçi, Komutan Seo'ya kalsa o bununla uğraşmak istemezdi fakat kendince sarayı koruyamamış olmanın cezasını çekiyordu.
Balo tarihi de ileri bir tarihe alınırken Veliaht Prens saraydaki omegaların da güzel hediyelerle evlerine uğurlanmalarını istemiş, başta halka açık olmayacak şekilde planlanan balonun bahçede yapılarak halkın da davetli olduğunu duyurmuştu. Balonun net tarihi ise ikinci bir duyuruyla bildirilecekti.
Prens Minho Jisung'un kendi odasında tedavi edilmesini istediği için normal şartlarda Kral olunca eşiyle beraber kalacağı yatak odasına mecburiyetten yerleşmek zorunda kalmıştı. Onun için sorun yoktu fakat nedense oda ona çok yalnız hissettiriyordu. Omegasının takılarını ve mücevherlerini koyması için özel hazırlanmış aynalı masanın önü boştu, yatak ise kendi yatağından büyük ve soğuktu.
Yine de düşünmeden edemedi. Jisung ile kalacağını düşünerek temizlettiği oda, omegası olmadığı için mi böyle boş geliyordu, yoksa gerçekten iki kişi için fazla mı büyüktü?
İç çektikten sonra büyük odanın köşesine yerleştirilmiş masasının üstündeki kağıtları eline aldı. Yatak odasına iş getirmek istemese de bu gece çalışma odasına gitmek yerine yazılması gereken mektupların birkaçını burada halletmek istemişti. Kuzey ile geçen görüşmesi istediği gibi gitmediği için birkaç komşu Krallıktan yardım alması gerekiyordu.
Sessiz ve loş odada kendisini yazdığı mektuba vermişken tıklatılan kapının ardından verdiği izinle muhafızlardan birisi içeri girerek selam vermişti.
"Omega Jisung sizi görmek istiyormuş Prensim."
Jisung'un uyanmış olduğu ve kendisini görmek istediği gerçeği Minho'nun hızla ayağa kalkmasını sağlarken sandalyeden çıkan gürültülü sesi umursamamıştı. Hızlı adımları koridoru arşınlayarak merdivenlere yönelmiş, sadece Kraliyet odasının bulunduğu katı geride bırakarak aşağı inmişti. Jisung'un kaldığı odanın kapısını aceleyle açtığında sırtını yatak başlığına dayamış omegayla göz göze geldi.
Rengi biraz olsun yerine gelmiş yüzünü görünce rahatlayarak derin bir nefes aldı. "Şükürler olsun."
Seungmin onları yalnız bırakmak için sessizce odayı terk ettiğinde Minho yatağın yanına adımladı. "Daha iyi misin?"
Jisung küçük bir baş sallamasıyla onayladığında gözlerini bir an olsun Prensin üstünden çekmiyordu. Zihni allak bullaktı, vücudu ise yorgun. Uyanalı bir, belki de iki saat olsa da daha yeni kendine geldiğini hissediyordu. Seungmin ona olayları biraz özet geçtiği için de en azından bir şeylere hâkimdi.
"Prensim."
Jisung'un sakin ve kısık ses tonu içini titretirken yatağa, hemen yanına çöküp parmaklarını yine alışkanlıkla onun saçlarına atmıştı. "Söyle Omegam."
Jisung ise yapmak istediği şeyin yanlış olup olmadığını düşünmeyi duyduğu hitap şekliyle bırakmıştı. Yerinde doğrulup kollarını hafifçe açarak Prensin boynuna doladı. Başını yorgunlukla onun omzuna bırakırken alfanın kolları da onun beline sarılmıştı. Burnunun değdiği tenden gelen sandal ağacı kokusu mayışmasına sebep olurken Minho'nun tek eli onun saçlarının arkasını okşuyordu.
Jisung ağrıları olmasının verdiği sıkıntıyla istemsizce mırıldandı. "Canım yanıyor."
"Geçecek, söz veriyorum geçireceğim hepsini."
Minhonun kurduğu güven dolu cümleden sonra birkaç dakika süren sessizlikte Prens boynuna çarpan düzenli nefes sesleriyle onun uyuduğunu anladığında kendi kendine gülümsedi. Günlerdir beklediği huzurun tadını çıkarmak için duruşunu hiç bozmazken Jisung'u rahatsız olmaması için biraz daha kendisine çekmişti. Üstündeki bebek mavisi pijama takımıyla uyuyan omegası, yaşadığı bütün sorunları unutturmuştu.





