Sarayın en aydınlık yeri bile dünden beri kasvet kokuyordu. Prens Minho'nun baskın aurası herkesin diken üstünde gezmesine sebep olurken kimsenin saray dışına çıkmaya izni yoktu.
Prensin emri ile dünden beri yatağında yarı ölü şekilde yatan omeganın neden bu hâlde olduğu bulunana kadar saray duvarlarından dışarı bakılması bile yasaklanmıştı.
"Durumu nasıl?"
"Zehirlendiğini düşünüyorum, ama ne olduğunu bilmediğim için panzehir olarak ne kullanabileceğimi de bilmiyorum. Şimdilik en güvenli seçenek zencefil çayı içirmek."
Seungmin daha olumsuz konuşmak istese de Minho'nun öfkesine öfke katmamak için birkaç şeyi eksik söylemişti. Durum, bahsettiğinden daha ağırdı.
Jisung kan kustuğu için Seungmin organlarının zarar gördüğünü düşünüyordu. Midesini temizleyeceğini düşündüğü birkaç karışım hazırlamıştı fakat kanına karışmışsa bu otlar yetmezdi. Jisung'un gittikçe düşen vücut ısısı ve soluklaşan teni de aklındaki bütün kötü ihtimallerin gerçek olduğunu doğruluyordu.
"Anne.."
Jisung'un mırıltısı odanın içindeki sessizliğe karıştığında Seungmin bir bezle onun alnındaki terleri siliyordu.
"İyi olacaksın Jisung, biraz daha dayan."
Omeganın acıyla kasılan yüzü bilincinin biraz olsun yerine geldiğini gösterdiği için Seungmin durumdan memnun olsa da aynı şey Minho için geçerli değildi. Yapabileceği bir şey olmadığı için gergin bir şekilde Jisung'un başında beklemekten başka bir şey yapamamak canını sıkıyordu.
"Sen buradaysan ben ihtiyacım olan birkaç otu toplamaya gideceğim hyung. Başkasını gönderemem, kimseye güvenemiyorum."
Minho küçük bir kafa sallamasıyla onaylamakla yetindiğinde Seungmin elindeki bezi onun eline bırakıp odadan çıkmıştı. Doktorun bıraktığı boşluğa çöken Minho işlemeli mendili omeganın yanaklarında gezdirirken burnuna ulaşan fesleğen kokusunun ilk defa onu mutsuz ettiğini düşündü. Jisung'un bilinci gidip geldiği için feromonları bazen yoğunlaşırken bazen hiç yayılmıyordu.
"İlk defa hiçbir şeyi düşünmeden yaklaşmak istedim birisine. Özür dilerim."
Jisung zehirlendiyse buna sebep olan şeyin ne olduğunu tahmin etmek zor değildi. Kendisinin yokluğunun fırsat bilinmesi de aklındaki düşünceyi doğruluyordu. Derin bir iç çektikten sonra omeganın yüzünü güzelce temizledikten sonra dudaklarını nazikçe alnına bastırıp geri çekildi.
Jisung ise aldığı temasla açmakta zorlandığı gözlerini kırpıştırmıştı. İlk defa aldığı koku dudaklarının arasından bir kelimenin mırıltı şeklinde çıkmasına sebep oldu. "Prensim.."
Minho omeganın ona seslendiğini fark edince gülümsemeye çalışarak parmaklarını narince saçlarında gezdirdi. "Buradayım Jisung."
Prens ormanın kendisi gibi kokuyordu. Bu yorgun Jisung'un tarif edemeyeceği bir koku olsa da zihninin biraz olsun açılmasını sağlamıştı. Yine de hafif aralanan gözlerinin tekrar kapanmasına engel olamadı.
Alfa Prens onun titreşen kirpiklerini izlemiş, birkaç dakika saçlarını okşamaya devam etmişti. O sırada kapının tıklatılmasıyla hafifçe geri çekilerek kapının ardındaki kişinin gelmesini emretti.
"Minho, bakman gereken bir durum var."
Minho en güvendiği askerinin, aynı zamanda dostunun, zorunda kalmadıkça onu çağırmayacağını bildiği için ayaklanarak odadan çıkmıştı. Kapıdaki askerlerden birisine de odaya Seungmin dışında kimseyi almamalarını ve Jisung'u yalnız bırakmamalarını emretmişti.
"Sorun nedir?"
Komutan Bang'ın cevap vermesine gerek kalmadan duyduğu bağırışkar kaşlarının çatılmasına sebep olduğunda adımlarını hızlandırarak merdivenlerden indi.
Sarayın kalabalık koridorunda Komutan Seo bir omeganın belinden tutmuş zaptetmeye çalışıyordu.
"Bu pislik yaptı diyorum size! Bıraksana beni!"
"Ben bir şey yapmadım diyorum Jeongin!"
Minho ne olduğunu anlamaya çalışırken Jeongin'i fark etti. Jisung'un yakın arkadaşı olduğunu biliyordu, hem Jisung bahsetmişti hem de Jeongin ile Leydinin ayarladığı görüşmede konuşmuşlardı. Fakat şu an gördüğü Jeongin bambaşka birisi gibiydi. Changbin en güçlü askerlerinden birisi olmasına rağmen omega öyle debeleniyordu ki her an fırlayıp karşısındaki omegaya saldıracak hâldeydi.
"Ne bu tantana?"
Sert sesi ortamı bir an için sessizleştirdiğinde tüm bakışlar kendisine dönmüştü. Jeongin ise Prensin kendisini dinleyeceğini bildiğinden alfanın gevşemiş kolları arasından sıyrıldı.
"Jisung'u kimin zehirlediğini buldum Prensim!"
"Ben yapmadım!"
Minju'nun ağlarcasına titreyerek bağırması Jeongin'i tekrar harekete geçirdiğinde Changbin de onu tekrar tutmak için hamle yapmıştı. "Sakinleş artık."
"Nasıl sakinleşebilirim? En son o çay vermiş Jisung'a! Bırak beni, öldüreceğim!"
"Çayı ben yapmadım!"
"Susun artık!"
Prensin emri herkesin susmasını sağladığını başına giren ağrıyı geçirmek istercesine alnını ovalamıştı. O sırada omzuna asılı bez çantasıyla Seungmin de saraya girmiş, kargaşayı izliyordu.
"Düzgünce anlat Jeongin. Ne çayından bahsediyorsun?"
Komutan Changbin kollarını kendisine çekerek omegayı serbest bıraktığında Jeongin de gömleğinin açılan yakasını düzeltip soluklanmıştı.
"Minju birkaç gündür Jisung'a çay veriyormuş, ne çayı olduğunu bilmiyorum. Zaten birkaç gündür halsizdi, dün kötüleşti. Bu zamana kadar hiçbir şeyi yoktu. Eminim o çay yüzünden oldu."
Prens çatılan kaşlarıyla suçlanan omegaya döndüğünde Minju hızlıca kafasını iki yana sallamıştı. "Yemin ederim çayı ben hazırlamadım Prensim!"
"Yalan söyleme!"
Seungmin dayanamayıp araya girdi. "Jeongin sakin ol artık!"
Minho onları umursamadan bakışlarını Minju'nun üstünde tutmaya devam etti. "Çayı kim hazırladı?"
"Adını bilmiyorum, mutfak çalışanlarından birisi ama görsem tanırım. Dün Jisung'a verdiğim kekik çayını da o hazırlamıştı."
Prensi kafası iyice karışırken Jeongin nefretle Minju'ya bakmaya devam ediyordu. Daha önce de Jisung ile arasının bozulmasına sebep olduğu için ondan başkasının bunu yapmış olabileceğini düşünmüyordu. "Jisung hyungdan nefret etmiyor musun? Ölmesi işine gelirdi!"
Minju hissettiği baskıya dayanamayıp ağlarken kendisini açıklama isteği yüzünden sakin olmaya çalışıyordu. "Evet, ediyorum fakat onu öldürmek istemedim Jeongin! Son zamanlarda onunla yakınlaşmaya çalışıyordum çünkü Prens ile yakın olduğu için bana yardımcı olabileceğini düşündüm. Yemin ederim ben bir şey yapmadım."
Veliaht Prens yanında bulunan Komutan Chan'a ve Komutan Changbin'e durumla ilgilenmelerini emretmiş ve kendisinin de birazdan geleceğini söylemişti. Seungmin'i de yanına alarak Jisung'un bulunduğu Kraliyet odasına ilerlerken duyduklarını tartışıyorlardı.
"Sadece çaydan zehirlendiğini düşünmüyorum. Jisung bitkiler konusunda benden daha bilgili, onu bu denli ağır etkileyecek bir şey olsaydı anlardı."
Seungmin'in tahminleri Prens Minho'ya da mantıklı gelse de ne düşüneceğini bilmiyordu. Odaya girdiklerinde Seungmin direkt camları açmış, yanına aldığı tütsülerden birisini yakmak için çantasından çıkarmıştı.
"Ne o?"
"Sakinleştirici bir tütsü. İşe yarar mı bilmiyorum ama denemekten zarar gelmez."
Seungmin tütsüyü yakarken Minho da son kez Jisung'a bakmış ve odadan çıkmıştı. Her ne kadar omeganın yanından ayrılmak istemese de aşağıdaki durumla kendisi ilgilenmek istiyordu. Seungmin de onun yanında olduğu için içi de rahattı.
Sarayın geniş mutfağına adımladığında Felix'in de orada olduğunu fark edince bugün kardeşini hiç görmediğini fark etmişti. Kendisini gören çalışanlar eğilerek saygısını gösterirken Prens bunu pek umursamıyordu.
"Bir şey bulabildiniz mi?"
Komutan Chan'a dönerek sorduğu soruya aldığı yanıt olumsuz olmuştu. O da zaten olumlu bir cevap beklemiyordu. Sarayda yüzlerce insan çalışıyordu ve herkesi tek tek kontrol etmek anında yapılabilecek bir şey değildi. Çayı hazırlayanın kim olduğunu bulana kadar Minju'yu kontrol altında tutmalarını, bu işi geceye kadar halledemezlerse de zindana atmalarını söyledikten sonra adımlarını sarayın arka tarafındaki bahçeye çevirdi.
Toprakla uğraşmayı severdi, bu yüzden bizzat Kraliyet ailesi dışında kimsenin girmesine izin olmayan arka bahçeyi ailesinin de yardımıyla kendisi düzenlemişti. Sessiz bahçede biraz olsun kafasını toprlayabilmeyi umuyordu.
Jisung'u ilk gördüğü yere, kozmos çiçeklerinin yanına adımlayıp kenarda duran su dolu yeşil ibriği alıp boyunları bükülmüş çiçeklere can suyu verdi. Geçen günlerde odasının camından bu bahçeye baktığında bu çiçekleri sulayacak, kendisi gibi onlarla ilgilenecek kişinin eşi olduğunu düşlerken şimdi yine yalnızdı.
Fakat yalnızlığı çok uzun sürmedi.
"Bunları annemle dikmiştiniz değil mi?"
Kardeşinin sesi kulaklarına ulaştığında başını hafifçe çevirerek gün boyu göremediği Prense burukça gülümsedi. "Çiçeklerin açtığını görmeyi çok istiyordu."
İkisi de kısa bir an için sessizleştiğinde Prens Minho da çiçeklerini sulayıp ibriği tekrar kenara bırakmıştı. Felix dayanamayarak ona sarıldığında kollarını beline sarıp başını hafifçe eğdi ve kardeşinin omzuna yasladı.
"Yorulduğunu biliyorum, keşke bu kadar işe yaramaz olmak yerine sana yardımcı olabilsem."
"Bana böyle sarılarak tüm yükümü alıyorsun küçük bebeğim, daha fazlasına gerek yok."
Minho'nun ailesinden geriye sadece Felix kalmıştı. Yılda bir kez gördüğü kuzenlerini aileden saymıyordu. Çok sevdiği dostlarına ise yaşanan durum yüzünden öfkeliydi. Jisung'un yerinde olan kişi kardeşi de olabilirdi ve bu ihtimal bile Minho'nun tüm gücünü çekiyordu.
"Jisung da iyi olacak. Sevdin onu değil mi?"
Felix yavaşça geri çekildiğinde Minho da kafasını kaldırmıştı. Omeganın adı geçince istemsizce gülümsedi.
"Sevilmeyecek birisi değil. İyi anlaştığınızı görmek de beni mutlu ediyor."
"Evlenin de o zaman gör sen bizi. Sarayın altını üstüne getireceğiz."
Prens Felix'in şımarıklığı Minho'nun çok hoşuna gidiyordu. Kardeşinin büyümediğini, hâlâ çocuk gibi davrandığını görmeye bayılsa da ona takılmadan edemedi. "Hyunjin ile evlenmenize izin vermezsem görürsün baş belası."
"Canım senden izin isteyen kim?"
"Bana bak küçük, ısıra ısıra döverim seni."
Minho küçük Prensin burnunu ısırmak için öne atıldığında Felix küçük bir çığlıkla kaçmıştı. Gülerek onun arkasından ilerlerken Felix Jisung'un yanına gitmek istediği için yönlerini saraya çevirmişlerdi.
Odayı sarmış tütsü kokusunun içinde Seungmin Jisung'un aralık dudaklarından hazırladığı sıvıyı damlatmaya çalışırken Jeongin de ona yardımcı oluyordu. Odaya giren ikiliyle Seungmin yaptığı işe devam ettiğinde Jeongin kararsızca olduğu yerde kalmıştı.
Felix onu anlayarak gülümsedi. "Rahat ol Jeongin."
"Bana Minju meselesini anlatır mısın?"
Minho'nun anlayış dolu sesi omeganın daha rahat hissedip olayları anlatması içindi. Jeongin'in yaşının küçük olduğunu biliyordu ve arkadalının durumu yüzünden perişan olmuş çocuğu daha da ürkütmek istemiyordu.
Jeongin Jisung'un dudaklarına bulaşan ıslaklığı sildikten sonra Prense çevirdi bakışlarını. Aralarında geçen olayları kısaca özet geçtiğinde Minho da sıkkınlıkla iç çekmişti.
Birkaç saat sonra tek tük cümlelerin ve Jisung'un yavaş nefes seslerinin yankılandığı odada oturmaya devam ederlerken kapı açıldı ve içeri Komutan Bang girdi.
"Jisung'u kimin zehirlediğini bulduk."





