İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 12 · 7 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 12

11

Bu birkaç gün sakin olduğu kadar kaotikti. Beklenmedik şekilde Leydinin saraydan ayrılmasının üzerine omegalara yardımcı olacak kimse olmadığı için bu işi Felix üstlenmişti fakat kendisine göre abisinin eşi belli olduğu için tek yaptığı şey sayıları bir hayli azalmış olan omegaların eğlenmesini sağlamaktı. Balo için onlara dans dersleri veriyor, kendi sevdiği saray tatlılarından onların da tatmalarını sağlıyordu. Abisinin bu hareketinden, Leydi Soojin'in saraydan ayrılmasından, memnun olsa da şaşırmıştı. Hepsi bir şekilde Leydinin elinde büyümüşken, ki Minho alfa olmasına rağmen saray adabını öğrenmek zorundaydı, sesini bile yükseltmemişti.

Jisung ise hissettiği halsizliğe rağmen mutluydu. Jeongin yardımıyla yamuk kestiği saçlarını düzeltmiş, ona hakaret edecek kimsenin olmamasının tadını çıkarıyordu. Leydinin yokluğu kaybettiği özgüvenini temelli kazanmasını da sağlamıştı. Tek sıkıntısı Prens Minho'nun hâlâ dönmemiş olmasıydı. İstemsizce aklı onda kalıyor, sağsalim dönmesini istiyordu.

"Hyung, bak ne buldum!"

Sarayın arka tarafındaki ormanlık alanda Jisung, Seungmin ve Jeongin ile beraber çiçek topluyordu. Yabani çiçekler güneş alan yerleri renkleriyle kutsadığı için bir koluna Jeongin'i diğer koluna da Seungmin'i alarak onları da kendi peşinden sürüklemişti. Bir yandan da arkadaşlarının da yakın olmasını istiyordu, ki bu isteği de sohbete başladıkları an gerçekleştiği için şu an ortam oldukça huzurluydu Jisung açısından.

"Balsam tohumu mu o?"

Seungmin'in tahminiyle Jisung da adımlarını Jeongin'in çöktüğü yere atmış, gördüğü tohumlarla yüzüne büyükçe bir gülümseme yayılmıştı.

Birkaç tohumu eline alırken sordu. "Tırnaklarımızı boyayalım mı?"

"Evet, evet! Kimse kızamaz da zaten, hadi hyung."

Jeongin'in hevesli sesi onu tohumları toplamaya daha da teşvik ederken hemen yanındaki beta da ona yardım ediyordu. Yeteceklerini düşündükleri kadar tohumu toplamış, parmaklarına sarmak için de bolca taze yaprak koparmışlardı.

Seungmin daha önce hiç denemediğini söylediği için Jisung ona nasıl yapacaklarını anlatırken sarayın avlusuna dönmüş, havanın güzelliği yüzünden içeri girmek istemeyip üstündekileri umursamadan çimenlerin üstüne, gölgeliğe oturmuşlardı.

"Ben ve Jeongin tırnaklarımıza sürüyoruz sadece, ama normalde parmak uçlarına da sürenler oluyor. Koyu turuncu, kırmızı oluyor rengi."

"Siz nasıl yapıyorsanız benimki de öyle olsun."

Jisung ayaklanarak bahçede iki yassı taş bulup geri gelmiş, birisinin üstüne tohumları koyarken diğeriyle ezmeye başlamıştı.

"Seungmin hyung, biz küçükken kasabadaki çocuklarla tırnaklarımızı boyayıp iddiaya girerdik."

Seungmin gözlerini onun tırnaklarına ezdiği tohumlardan ve birkaç çiçek yaprağından elde ettiği karışımı süren Jisung'dan çekip Jeongin'e bakmıştı merakla.

"Ne iddiası?"

Jisung'un da aklına o anlar geldiğinde gülerek kafasını iki yana sallamıştı. Jeongin ise çocukluğunu anlatmaya oldukça hevesliydi. "Kimin tırnaklarındaki boya en son geçerse o kişinin ilk aşkıyla evleneceğine inanırdık bu yüzden hangimiz olacağına dair iddiaya giriyorduk. Ellerimizi bile daha az yıkıyorduk ki daha uzun süre kalsın."

Seungmin bunun rivayet olduğunu bilse de içten içe doğru olmasını istiyordu. "Gerçek miydi peki?"

Jisung Seungmin'in parmaklarını yapraklarla sarıp bağlarken Jeongin'den önce cevapladı. "Benim tırnaklarımdan çok çabuk siliniyor, Jeongin'in de çok uzun süre kalmıyor ama aramızdan en sona hep Sana ve Chanhee kalırdı. İkisi de ilk aşklarıyla evlendi gerçekten."

Seungmin bunun üstüne bir şey demediğinde Jisung da sorgulamamıştı. Zaten konuşmaya hevesli olan Jeongin de başka bir çocukluk anılarından bahsederek konuyu değiştirmişti.

Jisung, omega arkadaşının tırnaklarından sonra kendi tırnaklarını da boyamış ve Seungmin'in yardımıyla sarmıştı. Birkaç saat daha koyu sohbetleri ve gülüşmeleriyle geçtiğinde yemek saatini fark edip ayaklanmışlardı. Kısa süren fakat sessiz geçen yemek saatiyse Jisung'un canını sıkmıştı.

Jeongin ve kendisi ile birlikte on altı omega kalmışlardı ve saraydan ayrılan omegaların odaları da yavaş yavaş temizlenip kapatılıyordu. Kalan omegaların ise genel olarak suratları asıktı. Hepsi evlerine döndüğünde ne yapacaklarını düşünüyorlardı ki Jisung'a göre haklılardı. Her ne kadar Prens Felix onları mutlu etmek için uğraşsa da günün sonunda istemsizce suratları düşüyordu.

"Bugün çayımızı bahçede içelim mi?"

Yemekten sonra Jisung odasındaki yatağa oturmuş, parmaklarındaki yaprakları çıkararak ıslak bir bezle tırnaklarını temizlerken Minju'nun teklifini kabul edip etmemek arasında gidip geliyordu.

Yemekten sonra iyice halsizleştiği için uyumak istiyordu. "Çok yorgunum Minju, bugün içmesek olmaz mı?"

Minju'nun gözleri parlayıp hızla yanına geldiğinde endişelendiğini düşünüyordu Jisung. "İyi misin? Hekimi çağırayım mı?"

Seungmin'in de bugün yorulduğunu bildiği için kafasını iki yana sallayıp ıslattığı mendili küçük kabın içine bırakmıştı. Onun almasına izin vermeden Minju gümüş kabı yataktan kaldırıp bir köşeye koydu.

"Gerek yok ama bana kekik çayı getirir misin? Midem bulanıyor."

Omega onaylayıp odadan çıktığında Jisung da zar zor pijamalarını giymiş, işlemeli yorganı kaldırarak altına girmişti. Uzanmak yerine sırtını yatağın başlığına yasladı. "Hasta mı olacağım acaba?"

Birkaç dakika sonra Minju odaya elinde dumanı tüten bir fincanla girdiğinde Jisung'un ellerine bırakıp kendisi de pijamalarını çıkarmıştı dolaptan.

Jisung ağır ağır çayını yudumlarken ağzına yayılan acı tadın hangi bitkiden olduğunu anlamaya çalışıyordu. Evet, kekik de vardı fakat ondan daha baskın olan bir aroma da alıyordu. Yarısını içtiği fincanı başucundaki komidine bırakıp uzandı. Hafiften üşüdüğünü hissederken Minju'ya kısıkça iyi geceler dileyip gözlerini kapatmıştı.

Ertesi gün ise daha kötüydü. Dinmek yerine artmış mide bulantısıyla uyanmış, boş midesi yüzünden sadece su kusmuştu.

"Ben Seungmin hyungu çağırayım, böyle olmayacak." Minju Jisung'un durumunu Jeongin'e haber verdikten sonra odadan çıkmıştı. Jeongin ise arkadaşının suratını ilk defa bu kadar kötü gördüğü için panik halindeydi.

"Yardım et kalkayım."

Jisung'un inadını bildiği için onun koluna girmiş, kalkmasına yardım etmişti. Jisung ise biraz yürümenin vücuduna iyi geleceğini düşünüyordu.

Yavaş, oldukça yavaş adımlarla yürürlerken Jeongin'in üstünde siyah bir takım varken Jisung saten beyaz pijama takımının içindeydi. "Yediğin bir şey mi dokundu hyung?"

"Bilmiyorum, bacaklarım tutmuyor sanki."

Jisung'un kurduğu cümle Jeongin'i daha da endişelendirirken bedeninin ağırlığını elinden geldiğince kendi üstüne almaya çalışıyordu. Sonunda Seungmin'in odasına girdiklerinde onu kağıda birkaç tarif yazarken bulmuşlardı.

"Jisung? Ne oldu?"

"Hyung, hiç iyi değil. Bir şey yap."

Seungmin yerinden kalkıp onlara adım attığı sırada Jisung dayanamayarak kendisini yere bırakmıştı. Jeongin de anında onunla birlikte çökerken delirecek gibi hissediyordu.

"Jisung!"

"Seungmin.."

Jisung'un güçsüz mırıltısı beta doktoru da korkuturken odanın önünden geçen Komutan Seo aralık kapıdan durumu görünce içeriye adımlamıştı.

"Seungmin?"

"Changbin, yardım et de Jisung'u kaldıralım."

Jeongin titreyerek ağlarken Changbin'in içeri girmesi Seungmin için nimet niteliğindeydi çünkü Jisung'un vücudu buz gibiydi ve gözleri iyice kısılmıştı.

Komutan Seo hızlıca Jisung'u kucaklamak için eğildiğinde Jeongin de ona yardımcı olmak için geri çekilmişti. O omegayı odadaki yer yatağının üstüne yatırırken Seungmin de yatağın ucundaki battaniyeyi üstüne örtmüştü. Elleri Jisung'un yanaklarına değerken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Ateşi yok, aksine vücudu buz gibi. Ne oldu Jeongin?"

"Bilmiyorum, sabah kusmuş. Dün gece de biraz kötüymüş, Minju'dan kekik istemiş. Lütfen bir şey yap."

Jeongin gözyaşları içinde olayları anlatmaya çalışırken alfa komutan bu omegayı hep ağlarken gördüğü için tuhaf hissediyordu. Bir yandan da Prensine nasıl hesap vereceğini düşünüyordu.

"Biraz gözlemlemem lazım Jeongin, şu an bilmeden bir şey yapmam onun için daha tehlikeli olur."

"Ben Prens Felix'e haber vereyim."

Changbin odadan çıktığında Jeongin de yer yatağının yanına çökmüş, sakinleşmeye çalışıyordu. Jisung'un arada bir acıyla kasılan yüzü ve titreyen vücudunu izlemekten başka bir şey yapamıyordu.

Seungmin ise ilk kez karşılaştığı bu durum karşısında tecrübesizliğine lanet okuyordu. Jisung'un alnına yapışmış saçlarını geriye doğru iterken ölü kadar soğuk teni yüzünden ürpermişti. Elinden geldiğince panik olmamaya çalışsa da kafasından binbir düşünce geçiyor, buna neyin sebep olduğunu anlamaya çalışıyordu.

"Neler oluyor burada?!"

Bir anda kapının açılmasıyla içeriye yayılan gür ses odadaki ikiliyi sıçrattığında çabucak ayaklanmışlardı.

Prens Minho Kuzeyden dönmüştü.

Seungmin korkudan ve üzüntüden dili tutulmuş Jeongin'i beklemeden ondan duyduklarını Prense aktarmıştı. Veliaht Prens ise Jisung'u saraya, kendi odasına almalarını emretmişti.

Kısa süre içinde Jisung saraya alındığında Felix de haberi aldığı gibi abisinin odasına damlamıştı. Büyük Kraliyet odasında ölü gibi yatan çocuğun başında Seungmin bekliyordu. Minho ise odanın içindeki omegaları rahatsız etmemek adına sinirine ve feromonlarına sahip çıkmaya çalışırken volta atıyor, durumu kavramaya çalışıyordu.

"Üç gün ya, üç gün yoktum sadece. Bu hâl ne Changbin?"

Bağırmasa da sesi öyle sertti ki Felix abisini ilk kez bu kadar delirmiş görüyordu. "Peki ya sen Hyunjin? Jisung bu hâle gelirken ne yapıyordunuz? Size emanet etmedim mi ben bu çocuğu!"

Jeongin sessizce ağlamaya devam ederken Seungmin Jisung'un yavaşlamış nabzını kontrol ediyordu. Arada dudaklarından çıkan mırıltılar olmasa onu gören birisi ölü olduğunu düşünürdü.

"Zencefil lazım. Jeongin mutfaktakilere söyle zencefil kaynatsınlar."

Minho elleriyle yüzünü sıvazlayıp sakinleşmeye çalıştığında Jeongin de hızla odadan çıkmıştı. Jisung'un açmak için gözlerini kırpıştırdığını gördüğündeyse dibinde bitmişti.

"Jisung?"

Jisung öğürdüğünde Seungmin hızla boğulmaması için Minhonun yardımıyla bedenini doğrultmuş, rahatlaması için elini alnına yaslayarak kusması için yardımcı olmaya çalışmıştı.

Jisung'un dudaklarına bulaşan kan odadakilerin yüreğini ağzına getirirken Seungmin onun kendi kanında boğulmaması için işaret parmağını dudaklarının arasına itmişti. Sıvıyı parmağıyla çıkarmaya çalışırken Minho kapıdaki çalışanlara mendil ve su getirmeleri için bağırıyordu.

Jisung güçsüz bedenini tutamayıp yana doğru devrildiğinde ise Prens onu sıkıca sarmalamıştı.

Çalışanların hızla getirdiği mendille Jisung'u o hâlde görüp hıçkıran Jeongin'i ise Felix sakinleştirmeye çalışıyordu. Ortam o kadar karışıktı ki herkesin eli ayağı birbirine dolanmış gibiydi. Başı Minho'nun göğsüne yaslanmış Jisung'un dudaklarını ise Seungmin'e yardımcı olmak adına Komutan Hwang silmişti.

Minho titreyen Jisung'un sakinleşmesini umarak saçlarını okşarken dudaklarını birbirine bastırıyordu.

Jisung neden bu hâldeydi bilmiyordu, fakat sebebini bulduğu an ortalığı ateşe vereceğine dair kendi içinde yeminler etmişti.

Bölüm sonu

21 yorum