Minho masanın başında otururken Jisung ise sağ tarafındaydı. Prens onun için sandalyesini çektiğinde ne diyeceğini bilemeyerek kısık bir teşekkür mırıldanıp yerine oturmuştu. Alfa Prens hayran bakışlarla kendisine bakıp sahiplik eki kullandığından beri Jisung sakinleşebilmiş sayılmazdı. Elleri hâlâ titriyor, karnına giren ağrıysa dinmek bilmiyordu.
"Bugün Leydi ile bir sorun mu yaşadınız?" Minho'nun sesi düşüncelerinden sıyrılmasını sağladığında onu daha da geren sessizlik bozulmuştu.
Ne diyeceğini bilemeyerek dudaklarını araladığındaysa dürüst olmaya karar verdi.
"Pek anlaşabildiğimiz söylenemez Prensim. Bugün için de kendi adıma özür dilerim, rahatsız olmuşsunuz sanırım."
"Senlik bir durum yoktu, Leydiden rahatsız oldum." Veliaht Prensin başından beri ona karşı dürüst olduğunu bildiği için başını sallamakla yetindi.
Salona giren hizmetlilerle yemekler servis edildiğinde Prens elini uzatarak Jisung'un yemeğe başlayabileceğini söylemişti. Jisung ise yemekte sulu veya soslu bir şey olmadığı için oldukça mutluydu. Üstündeki takımın yemek için kullanışsız olduğunu düşünse de çok sevmişti ve batırmak istemiyordu.
Önündeki bifteği bıçakla keserken farkında olmadan dilinin ucu dudaklarının arasından çıkmıştı. Acıktığı ve odaklandığı için ne hâlde olduğunun farkında değildi fakat Minho lokmasını çiğnerken onu izliyordu. Bakışları sol tarafında kalan Felix'in boş sandalyesine kaydığındaysa aklından geçen tek şey bundan sonra akşam yemeklerini ailesiyle birlikte yemek istediğiydi. Jisung'un şu an oturduğu sandalyede her akşam oturmasını, kardeşiyle gülüşerek yemek yediğini hayal etmek dudaklarında küçük bir tebessüm oluşturmuştu.
"Beğendin mi?"
Yemeğe dalmış olan Jisung transtan çıkmış gibi bir anda ona döndüğüne gülümsemesi büyüdü. Yanakları şişmiş omeganın ne kadar sevimli olduğunu fark etmişti bir kez daha. Jisung ise ağzındaki lokmayı hızlıca çiğneyip başını aşağı yukarı sallamıştı.
"Evet, sanırım mutfak çalışanlarından tarifini isteyeceğim."
Bir şeyleri akışına bırakmaya karar verdiği ve daha rahat olmak istediği için hafifçe güldü Jisung.
"Tarifini almana gerek yok, ne zaman canın isterse söylemen yeterli."
Prens Minho kalbiyle böylesine oynamayı kesinlikle bırakmalıydı. Jisung aptal değildi, alfanın niyetini artık anlayabiliyordu. Kendisine omegam demesinden bile belliydi fakat yine de böyle anlarda ne diyeceğini ve ne yapacağını bilemediği için önüne dönüp yemeğini yemeye devam etmişti.
Minho ise aralarına sessizlik girmesini istemiyordu. Belki bunun için çok erkendi, ama Jisung'un kendisine alışmasını istiyordu. "Saçların yakışmış."
Prensin iltifatı artık gözünün önüne gelmeyen saçlarını hatırlattığında iştahının kaçtığını hissetmişti Jisung. Bıçağı tabağının kenarına bıraktıktan sonra teşekkür etmişti ama bu teşekkür o kadar ruhsuzdu ki alfanın kaşları çatıldı.
"Yanlış bir şey mi söyledim?"
Jisung hüzünlü feromonlarını baskılamaya çalışırken bunalmışlıkla derin bir nefes çekti içine. Minho ise anlam veremediği durum yüzünden yemek yemeyi bırakmış, omeganın cevap vermesini bekliyordu.
"Jisung, bana bakar mısın?"
Bakışları masada olan Jisung kafasını kaldırmış dudaklarını birbirine bastırarak Prense bakmıştı. Alfanın bakışları o kadar yoğundu ki bu kadar ilginin içinde boğulacak gibi hissediyordu. Feromonlarını baskılamak demek duygularını da baskılamak demekti ve bu Jisung'u hiç olmadığı kadar yormaya başlamıştı. Hiçbir şey söylemeden hafifçe dolmuş gözlerle Minho'ya bakmaya devam ettiğinde alfa sağ elini uzatarak parmaklarının tersiyle nazikçe omeganın yanağını okşamıştı.
"Bir sorun mu var?"
Bu Jisung için son nokta olduğunda yaşlarla parlayan gözlerinden birkaç damla düşmüştü. Artık tutamadığı feromonlar salonu doldurduğunda ise Minho'nun dudakları şaşkınlıkla aralanmıştı. Ağlayarak gözlerinin içine bakan omeganın sesi çıkmasa da yanaklarını ıslatan yaşlar, Prensin parmaklarına değerek onun sesi oluyordu.
Yemek salonundaki hüznün kokusu giderek ağırlaşırken Jisung dudaklarını aralamıyordu bile. Hafifçe iç çekerek sessizce ağlıyor, Prensin gözlerine bakarak onu anlamasını diliyordu.
Minho ise sersemlemişti. Parmaklarını çektikten sonra sandalyesinden kalkarak omeganın sandalyesinin yanına çöktü. Dışarıdan birisi görse bu görüntüye inanamazdı. Veliaht Prens kasabalı bir omeganın önünde çökmüş, yanaklarındaki yaşları kuruluyordu.
"Saçlarını kestirmek istemiyor muydun?"
Jisung dürüstçe kafasını sallayarak onayladığında Prens Minho derin bir nefes alarak sinirlenmemeye çalışmıştı. "Leydi Soojin mi istedi?"
Tekrar bir baş sallaması geldiğinde Prens sakinleşmek adına derin bir nefes verdi. Sinirlenip Jisung'u ürkütmek istemiyordu. Bu meseleyi daha sonra bizzat kendisi halledecekti fakat şimdi omegayı sakinleştirmesi gerekiyordu. Jisung'un feromonları öyle yoğundu ki sarmaşıklar boğazını sarmış gibi hissediyordu Minho.
"Gördüğüm en güzel omegasın Jisung, saçlarının kesilmesi güzelliğinden hiçbir şey götürmemiş aksine daha da parıldamanı sağlamış. Ağlama artık."
Prens Minho ellerini Jisung'un ıslak yanaklarına yerleştirip baş parmağıyla kuruladığı sırada Jisung da kendisini açıklama isteğiyle derin bir nefes verip dudaklarını aralamıştı. "Kendimi tutamadım, özür dilerim. Saçma bir şeye ağlıyor gibi görünebilirim ama saçlarımı bu kadar kısaltmamıştım hiç. Tekrar özür dilerim Prensim."
Saray içindeki herkes Minho'ya Prensim dese de Jisung'un ağzından bu kelimeyi duymak alfayı hoşnut ediyordu. Titreyen sesiyle gözlerini gözlerinden ayırmadan söylemesi ise yüzüne büyükçe bir tebessüm yayılmasına sebep olmuştu.
"Böyle bir şeyin önüne geçemediğim için ben özür dilerim, ama bir daha canını sıkacak herhangi bir durum yaşanmaması için önlem alacağıma emin olabilirsin. Saçlarının hızlıca uzaması için de özel sabunlar getirteceğim, tamam mı? Bana güven."
Prensin sakin ve güven dolu sesi kalbinde çiçekler açtırırken gülümsemeye çalıştı Jisung. Bu sırada da feromonlarını tekrar kontrol altına almaya çalışıyordu. "Güveniyorum."
Jisung sakinleştiğinde ve gözyaşları durduğunda Minho da yerine geçmiş, yarım kalan yemeklerine devam etmişlerdi. Omega eskisi kadar iştahlı devam etmese de Prens tabağındakileri bitirmesi için onu güzel bir dille ikna etmişti. Aralarındaki bağa isim koyulmamış olsa da kalpleri de ruhları da bunun ne olduğunun farkındaydı.
Yemekten sonra yanlarına gelen Prens Felix ile üçü küçük salona geçmiş, yanmayan şöminenin karşısındaki koltuklarda oturmuş çay içiyorlardı. Alfa tekli koltuğa kurulmuşken Jisung ve Felix karşılıklı oturuyorlardı.
"Jisung, Seungmin abim için bir şey hazırladığını söyledi bana."
Prensin kaşları kardeşinin sözleriyle havaya kalkarken bakışlarını sağında kalan omegaya çevirdi. Jisung'un ise Felix'in bahsettiği şeyin ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktu.
"Ne hazırlamışım ki?"
Küçük Prens kendi muzipliğiyle gülerken üst üste attığı bacaklarına doğru eğilerek abisinin de duyacağını bildiği halde fısıldamıştı. "Prensin başı ağrıdığında ellerinle uygulayacağın merhemden bahsediyorum."
Jisung bu iki arkadaşın dedikoduculuğuna, arsızlığına ve kurnazlığına akıl erdiremiyordu. Seungmin dışarıdan soğuk bir beta gibi dursa da yakını olan kişilere çocuk gibiydi. Omega Prens ise tam da göründüğü gibi sıcakkanlı ve konuşkandı. Aslında bu Jisung'un hoşuna gitse de şu an Felix'in Veliahtın önünde böylesine imalı konuşması onu geriyordu.
"Merhemi daha hazırlamadım. İçsene sen çayını hadi soğuyacak." Belki Felix konuyu kapatır diye değiştirmeye çalıştığında neyseki karşısındaki omega üstelemek istemediği için başını sallayıp çayını yudumlamıştı.
"Jeongin arkadaşın mı?"
Fincanını masaya bırakırken onayladı Felix'i. "Doğduğundan beri onunlayım, kan bağımız olmasa da ailem diyebileceğim tek kişi."
Küçük Prensin gözlerinde tekrar parıltılar belirirken Minho yemekte hayalini kurduğu aile ortamını çay saatinde yaşamanın tadını çıkarıyordu.
"Onun da sarayda kalmasını isterdin değil mi?"
"Elbette."
Jisung Felix'in amacını anlamasa da onun sarayda kalacağı kesinmiş gibi konuşması istemsizce hoşuna gidiyordu. Farkında olmadan Minho'nun eşi olma fikrine bu birkaç günde kendisini o kadar alıştırmıştı ki ona bile bu hâli tuhaf geliyordu.
"Abi." Kendisine seslenildiğini fark eden Minho ise küçük bir hımlamayla kardeşine odaklamıştı bakışlarını.
"Changbin hyung evlenmeyi düşünüyor mu? Yaşı geliyor bence artık."
Veliaht Prens onun planlarını anlarken Jisung'un rahatsız olmaması adına konuyu kapatması için hafifçe boğazını temizlemişti.
"Siz güzel omegalarla vakit geçirmek benim için bir onur fakat affınıza sığınarak bu akşamı burada sonlandırmak zorundayım. Sabahın ilk ışıklarıyla Kuzeye görüşmeye gitmem gerekiyor."
Minho bunu Felix'in susması için bahane olarak kullansa da doğru söylüyordu. Gün doğar doğmaz Kuzey ile aralarındaki sorun için bizzat kendisinin görüşmesi gerekiyordu. Bu, birkaç gün sarayda olmayacağı anlamına gelse de çok güvendiği komutanları ve kardeşi burada olacağı için içi rahattı.
Omegalar ayaklandığında kendisi de ayaklanmış, kardeşi ile vedalaştığında onun odadan çıkmasıyla kendisini izleyen omegaya dönmüştü.
"Birkaç gün sarayda olmayacağım. Komutan Bang benimle olacak fakat bir sorun olursa Komutan Hwang'a veya Komutan Seo'ya rahatça iletebilirsin. Kimsenin canını sıkmadığından emin olacağım."
Jisung küçük bir tebessümle teşekkür ettiğinde Minho birkaç adım atarak önünde durmuştu. Özleyeceğini bildiği kokuyu son kez almak adına iyice yaklaşarak burnunu omeganın saçlarının arasına gömdü ve fesleğen kokusunu derin bir nefesle içine çekti. Hafifçe geri çekildiğinde parlak gözleriyle kendisine bakan Jisung ile hafifçe tebessüm etmiş, alnına dudaklarını bastırdıktan sonra geri çekilmişti.
"İyi geceler Jisung."
"İyi geceler Prensim."
Jisung titreyen adımlarıyla kendisini salondan dışarı attığında göğsünü delip geçmek isteyen kalbini sakinleştirmek için elini göğsüne yasladı. "Bir de bayıl Jisung. Öleceğim şimdi titremekten. O neydi öyle?"
Prensin alnını öptüğü gerçeğini idrak etmeye çalışırken kendine söylenerek saraydan çıkıp kaldığı odaya geldiğinde Minju'yu uyanık bulmuştu.
"Jisung?"
Kendisini görünce uzandığı yataktan doğrulan çocuğa kısa bir baş selamı verip üstünü değiştirmek için dolabın ona ait kısmına bıraktığı saten pijama takımını çıkardı. Minju Jeongin ile yaşıt olmasına rağmen ona ismiyle hitap etse de buna takılmıyordu.
"Çay içelim mi?"
"Çay mı?"
Tamam, Jisung Minju'nun ona daha ılımlı davrandığını biliyordu fakat bu teklifi de beklemiyordu.
"Evet, yeni bir tarif öğrendim saray çalışanlarından. Eminim sen de seveceksin. Beraber içelim mi? Seni bekledim."
Tek kaşı havaya kalkarken karşısındaki omeganın samimiyetini ölçmeye çalışıyordu. Genç omeganın heyecanını kırmamak ve ona uzattığı zeytin dalını geri çevirmemek adına daha yeni çay içmiş olmasına rağmen teklifini kabul etti.
Minju mutfağa inip çayları hazırlamaya gittiğinde üstündekilerden kurtulmuş, rahat pijamalarını giydikten sonra yüzünü de güzelce yıkamıştı. Aynada uçları hafif ıslanmış saçlarına bakarken Prens Minho'nun onu teselli edişini hatırlayarak yarın ensesindeki saçları düzeltmeyi aklına not etti.
Genç omega odaya elinde iki fincanla döndüğünde yudumladığı çayın tadı cidden hoşuna gitmişti.
"İçinde ne varmış bu çayın?"
"Bilmiyorum ki, pek anlamam otlardan."
Jisung normalde hemen hemen her bitkinin tadını ve kokusunu bilse de yoğun kekik kokusu diğer kokuları bastırdığı için çayın içeriğini anlayamamıştı. "Neyse, sonra çalışanlara sorarım."
Birkaç cümlelik sohbetleriyle beraber çaylarının da sonuna geldiklerinde fincanları mutfağa bırakan Jisung olmuştu. Sonunda yatağa girip bugün yaşadıklarını düşünerek gözlerini kapattığında sabah Jeongin'in üstüne atlayarak ona verdiği haber güne mutlu başlamasına sebep olmuştu.
Prens Minho onun canının sıkılmayacağından emin olacağını söylemişti ve sözünü tutmuştu.
Leydi Soojin saraydan ayrılmıştı.












