İçeriğe geç

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 10 · 9 dk okuma

the chosen one | minsung & omegaverse

Bölüm 10

9

"Şu yürüyüşünü düzelt artık omega!"

Leydi Soojin'in bağırışı saray bahçesinde yankılandığında Jisung da dahil omegaların hepsi irkilmişti. Soojin onlara sık sık sesini yükseltse de ilk defa bu kadar yüksek sesle bağırıyordu ve asaletini bir kenara bırakarak bağırması herkesi dumura uğratmıştı.

"Özür dilerim." Onun ne kadar sinirli olduğunu anlayan Jisung zıtlaşıp mevzuyu uzatmamak için eğilip kalkmıştı.

"Özür dilemenin hiçbir şeye faydası yok Jisung. Eşyalarını topla."

Duydukları Jisung'un donup kalmasına sebep olduğunda ne diyeceğini bilememişti. Prens Minho ile dün geçirdiği vakitler gözlerinin önüne gelirken bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı fakat sustu. Neden diye soramazdı, nedeni gayet açıktı. Gönderemezsiniz diyemezdi, Prens Felix'in gitmesini istemediğini bilse de bu konuda böbürlenmeye hakkı yoktu. Daha iyi olacağını söylese de Leydi inanmazdı. Bir yandan da neden saraydan ayrılmak istemediğini anlamaya çalışıyordu.

Sahi, geldiği günden beri kasabaya dönmek istiyorum diyen kendisi değil miydi?

Herkesin arasına bomba gibi düşen sessizlikte çoğu omega gülmemek için kendisini tutmaya çalışırken Jeongin ise ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırıyordu. Jisung ondan daha çok hak ediyordu burada kalmayı. Bazı şeyleri kabullenmişti ve bu kabullendiği şeylerin arasında Jisung'un ne kadar güzel bir Kral eşi olacağı da vardı. Bunca omeganın arasında halkını sevecek, herkesi tek tek kucaklayacak ve omegaların ne kadar değerli olduğunu kanıtlayabilecek tek kişi oydu.

"Ne oluyor burada?"

Ortamda yankılanan gür ses bir anda herkesin dikkatini çektiğinde Komutan Bang kaşları çatık bir şekilde yanlarına doğru ilerliyordu.

"Komutan Bang." Leydi eteğini tutarak reverans yaptıktan sonra doğrulmuş, Jisung da dahil diğer omegalar da ona ayak uydurarak alfayı selamlamıştı.

"Her şey yolunda mı Leydim? Sesiniz Prens Minho'ya kadar ulaşmış. Kendisi durumun ne olduğuna bakmamı emretti."

"Lütfen Prense özürlerimi iletin, birkaç aksilik sadece. Bir daha olmayacağından emin olabilirsiniz." Leydinin samimi özrüne karşılık alfa kafasını sallamakla yetindi.

"İletirim, ve bir de Prens Minho bugün akşam yemeğini omega Jisung ile yiyeceğini iletmemi istedi. Hazırlanmasına yardımcı olmanızı rica etti Leydim."

Leydi Soojin birkaç saniye kalakaldığında nezaket kurallarını bir kenara bırakan Jisung bir adım öne çıktı. Komutan Bang'ın bakışları ona döndüğünde duruşunu bozmadan dudaklarını araladı. "Ne yazık ki yemeğe katılamayacağım. Leydinin direktifiyle bugün saraydan ayrılıyorum."

Komutan Bang'ın kaşları çatılırken bakışları Jisung'un üzerinden Leydiye dönmüştü. Prens Felix defalarca kez kesin bir dille Jisung'un gitmeyeceğini söylemişken yaşlı omeganın bu haddi nereden bulduğunu anlamıyordu. Jisung ise bu kadar suskunluğun yeterli olduğuna kanaat getirmişti. O sustukça herkes tepesine çıkıyordu ve bu durum artık canını ciddi manada sıkıyordu. Cesaretini toplamasında elbette Prens Minho'nun onunla tekrar görüşmek istemesinin de çok büyük etkisi vardı.

Jisung bir kere de bencil olmayı, ve canının istediği gibi hareket etmeyi istiyordu.

"Leydim?" Komutan Bang'ın, Jisung'un ağzından çıkan kelimelerin doğruluğundan şüphesi olmasa da yıllardır bu saraya hizmet veren omeganın ne diyeceğini merak ediyordu.

"Prens Minho ile bizzat kendim görüşeceğim Komutan Bang. Bana eşlik ederseniz sevinirim."

Leydi buz gibi çıkan sesiyle söyleyeceğini söylemiş, yanına Komutan Bang'ı da alarak saraya ilerlemişti. Omegalar ise ne olduğunu anlayamayacak kadar sersemlemişken Jeongin bir anda Jisung'un üstüne atlamıştı.

"Hyung aferin sana!" Jeongin'in heyecanla kendisini tebrik etmesi ise Jisung'u istemsizce güldürmüştü. Sırtına atlamış olan omeganın bacaklarından destekleyerek düşmemesini önlerken kafasını parıldayan gözlerine çevirdi.

"Büyümüş de beni tebrik ediyor, şuna bak." O sırada Jeongin ise mutlulukla iç çekmişti. Hem Jisung ile arasının düzelmiş olmasına seviniyordu, hem de arkadaşının kendisini savunmasına. Eski günler aklına gelirken başını arkadaşının omzuna yasladı.

"Hyung hatırlıyor musun? Küçükken ne zaman köpek görsek yanlarından geçerken beni sırtına alırdın, onlar bizi kovalayınca da sanki beni taşımıyormuş gibi eve kadar koşardın. Ağlıyorum diye de bana şeker alırdın."

Jeonginin tatlı kıkırtıları kulağına ulaştığında Jisung da gülümsemişti. Kendi ailesi öldüğünde Jisung daha küçük olduğu için kasabanın kimsesiz çocuklar için açılmış yetimhanesine teslim edilmesi gerekirken Jeongin'in omega babası izin vermemişti. Bu yüzden birkaç yıl, en azından Jisung kendisine bakabilecek kadar büyüyene kadar onların evinde kalmıştı. Han ve Yang ailesi birbirini gençliklerinden beri tanıdığı için Jisung ve Jeongin de kardeş gibi büyümüştü.

Jisung, kendisinden beş yaş küçük olan bu omeganın doğduğu günü bile hatırlıyordu.

"Sonra Minhwa amca da bana kızardı seni sırtıma aldım diye."

"Belinin ağrır diye korkuyordu. Neyseki babam burada değil." Jeongin küçük bir kahkaha daha bıraktıktan sonra Jisung'un boynundaki kollarını çözüp yavaşça yere inmişti. Üstünü düzeltip onların çocukluğuna kınayarak bakan omegaları es geçerek Jisung'un koluna girdi. Açıkçası, Jeongin artık kimseyi umursamıyordu. Onun gözünde Prens çoktan omegasını seçmişti ve diğerleri ne kadar uğraşırsa uğraşsın Jisung'un yerini alamayacaklardı.

Leydi ifadesiz suratıyla tekrar omegaların yanına geldiğinde Jeongin hâlâ Jisung'un koluna tutunmuş, onu ne kadar sevdiğini anlatıyordu.

"Odalarınıza çekilebilirsiniz, bugünlük bu kadar. Jisung, birkaç saat sonra odama gel. Akşam yemeği için hazırlanacaksın."

Leydi Soojin'in Prens Minho ile ne konuştuğunu bilmese de kafasını sallayarak onaylamakla yetinmişti Jisung. Jeongin ile birlikte binaya ilerlediklerinde aklına gelen şeyle Jisung Jeongin'i odasına göndermiş, kendisi de hekimin odasına ilerlemişti. Kapıyı çalıp izin aldıktan sonra girdiğinde Seungmin'i çayını yudumlarken görmüştü.

"Dün yorgun olunca yanına uğrayamadım Seung. Tüm iş sana kalmış gibi oldu ama."

Jisung'un üzgün çıkan sesine karışan kelimeler beta doktoru güldürmüştü. "Bu zaten benim işim Jisung, tabii ki bana kalacak. Ama özü çıkarmayı bilmediğim için kabalak otlarına dokunmadım."

Parmağıyla otları işaret ettikten sonra özel takımının diğer bir fincanını da Jisung'a çıkarmıştı. Fincanı demlediği bitki çayıyla doldurduğu sırada Jisung da otları eline almış, sandalyeye oturduktan sonra yaprakları eliyle bölerek masanın bir kenarına bırakmıştı.

"Yapraklarından merhem yapabiliriz, ya da kurutup çay olarak kullanabilirsin ama çok sık kullanma. Bu sap kısmını ve kökünü iyice ezerek suyunu çıkarmam lazım." Yaptığı işe bir yandan devam ederken bir yandan da Seungmin'e neyi nasıl yapacağını anlatıyordu.

Betanın eline verdiği tahta parçasıyla sapları elinden geldiğince ezmiş ve püre haline getirdikten sonra bir bez parçası yardımıyla püreyi sıkıştırıp bir şişeye suyunu çıkarıyordu. Ara ara Seungmin'in ona doldurduğu çayını da yudumluyordu.

"Dün Prens ile olan görüşmen nasıl geçti?"

"Biliyor muydun?"

"Jisung, sarayda doğup büyüdüğümü söylemiştim. Tabii ki biliyorum. Felix bana gelip söylemese de saray çalışanlarından duyardım. Prens Minho çalışma odasına yakınları dışında kimseyi almaz çünkü ve dedikoduyu seven saray çalışanları için bu bilgi nimet niteliğinde."

Dolaylı yoldan da olsa Prens Minho'nun yakını olduğu düşüncesi Jisung'un kalp ritimlerini bozsa da belli etmemeye çalışarak hafifçe öksürdü. Genç betanın sorduğu soruya yanıt vermek için başını salladı. "Görüşme güzeldi işte. Ne duymak istiyorsun ki?"

"Mesela neler konuştunuz? Minho hyung pek konuşkan değildir, kendisi hakkında bir şeylerden bahsetti mi?"

Seungmin'in heyecanlı konuşmasıyla Minho'ya Prens demediğini fark etmişti Jisung. Yakınlıklarından kaynaklı olduğunu tahmin edebiliyordu ve bu nedensizce hoşuna da gidiyordu. Dümdüz takındığı surat ifadesinin, ki aslında Jisung onun güleryüzüne çokça şahit olmuştu, altında arkadaşlarına sevgiyle yaklaşan birisi olduğunu bilmek ona güven veriyordu.

"Genel olarak benim hakkımda konuştuk işte. Bir de feromonumun bilmediğim bir anlamını söyledi bana." Son cümlesinde sesi gittikçe kısılırken Seungmin Jisung'un suratındaki ifadeyi çabuk yakaladı.

"Neymiş? Utanıyorsun resmen Jisung, çok sevimlisin."

Seungmin'in onu övmesi daha da utanmasına sebep olduğunda elindeki bitki posasını bir kenara bırakmış ve temiz bir bezle ellerini silmişti. Yine de Seungmin'e anlatmak istediği için omuz silkerek sorusuna cevap verdi.

"Fesleğen, krallara layık bitki demekmiş."

Gözleri parlayarak kendisine bakan beta doktora karşılık istemsizce kıkırdamıştı. Duygularını pek paylaşabilen birisi olmasa da Seungmin'in gözlerindeki muzip ifade Prensi yanlış anlamadığını gösteriyordu.

"Evlenme teklifi aldın yani."

Jisung duyduklarıyla gözleri kocaman açılırken arkadaşının koluna vurmuştu. "Seungmin!"

"Doğruları söylüyorum! Minho hyung böyle değildir ki. Sevgisini dile getiremez pek ama sana açık açık sen bana yakışıyorsun demiş işte."

Midesi kasılıyordu. Daha önce peşinden çokça alfa ve beta koşmuş fakat Jisung çoğuna burun kıvırmıştı. Birkaçına yüz vermek istese de hayat telaşının ortasındayken aşk işleriyle uğraşmak istemiyordu. Bazen çok yorulduğunda, gece ağrılarından uyuyamadığında elinden tutacak birisinin eksikliğini çokça hissetse de kendisinden baskın olan bir türün isteklerini karşılayamayacak kadar bitkindi.

Fakat bir anda Minho hayatına hiç beklemediği şekilde dahil olmuş, solduğunu düşündüğü yapraklarına can suyu vermişti.

"Bu özü başı ağrıdığında bir kaşık kadar içse yeterli. Fazlasını verme tamam mı?" Jisung konuyu değiştirmek için cam şişeyi Seungmin'e doğru ittiğinde beta şişeyi tekrar onun önüne bırakmıştı.

"Kendin ilgileneceğin şeyi niye bana söylüyorsun?"

Dudaklarını birbirine bastırırken Seungmin'le baş edemeyeceğini anlayarak şişeyi eline almıştı.

"Prense iletirim o zaman. Ben gidiyorum şimdi, Leydinin yanına uğrayacağım."

Küçük bir vedalaşmadan sonra adımları önce kendi odasına uğramış, şişeyi bıraktıktan sonra ise Leydinin en üst kattaki odasına ulaşmak için merdivenlere yönelmişti. İki katı çıktığında koridorda oradan oraya gidip gelen hizmetlilere aldırış etmeden kapısı açık odaya ilerledi. Odanın içi de en az koridor kadar karmaşıktı.

"Leydim?"

Leydinin soğuk bakışları omega ile buluştuğunda eliyle içeri gelmesini işaret etmiş, düzgün olmayan ve asla düzeltemediği yürüyüşe laf etmemek için kendisini zor tutmuştu.

Prens Minho kesin ve net bir dille Jisung'a karışmamasını söylediği için şimdilik susacaktı.

"Takımın hazır. Ondan önce suratına çekidüzen vereceğiz. Otur."

Jisung aynanın karşısına yerleştirilmiş sandalyeye otururken ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu, ta ki önüne ve sırtına serilen işlemeli kumaş parçasını görene kadar. Yaşlı bir beta elinde gümüş bir makasla arkasına geçtiğindeyse başını hızla iki yana salladı.

"Saçlarımın kesilmesini istemiyorum." Leydinin kaşları çatılırken hizmetli ne yapacağını bilemediği için öylece bekliyordu.

"Saçlarının daha önce kesilmesi gerekiyordu Jisung. Gözlerinin önüne geliyor, ve şekillendirmesi zor. Mecbursun."

"Ben böyle iyiyim, saçlarıma dokunmayın lütfen."

Saçları Jisung için kıymetliydi. Bir şekilde annesiyle bağdaştırıyordu. Annesi onun her haliyle güzel olduğunu, ama ensesini kaplayan saçlarının ayrı bir güzelliği olduğundan bahsederdi hayatta olduğu zamanlarda. Jisung'un ensesindeki saçlarla oynar, öyle uyuturdu.

Önlerini kısaltsalar da en azından ensesine dokunmalarını istemiyordu. Hem yaşlı hekim ilk geldiğinde ensen güneş yanığı olmuş, kötü gözüküyor dediği için de kimse görsün istemiyordu.

"Yemeğe yetişmeyecek, başlayın lütfen." Leydi Jisung'u duymazdan gelerek betaya yönelik konuştuğunda Jisung oturuşunu dikleştirdi. Leydi Soojin'in onu yeterli görmediğini biliyordu fakat bedeninde bu kadar söz hakkı olabileceğini düşünmesi Jisung'u içten içe kızdırıyordu.

"Saçlarıma başkası dokunsun istemiyorum, kendim keserim."

Cidden saçlarına başkasının dokunmasını sevmezdi. Gözünün önüne gelen saçları kısaltmak dışında makas vurmayı da sevmezdi fakat Leydinin gittkçe çirkinleşen sesini daha fazla duymak istemiyordu.

Betanın eline uzanıp makası eline aldıktan sonra önce perçemlerini kısaltmış, sonra da titreyen elleriyle yamuk da olsa ensesindeki saçları kısaltmıştı. Düzeltmek isteyen hizmetliye izin vermeyerek Leydiyi de görmezden gelmişti. Yere düşen birkaç tutama bakmamaya çalışarak ayaklandı.

Leydinin onu böyle oyunlarla yıldıramayacağını göstermek istiyordu.

"Giyeceğim takım nerede?" Üstündeki gerginlik yüzünden buz gibi sesiyle sormuştu soruyu.

"Burada efendim." Kapıdan elinde bembeyaz bir takımla giren omegaya döndürdü bakışlarını. Odanın köşesine soyunup giyilmek için kurulmuş kabinin arkasına geçtiğinde yardıma gelen iki omegaya sesini çıkarmamıştı. Beyaz pantolondan sonra ipek kumaş üstüne geçtiğinde korsesi sıkıca bağlanmış, omuzlarına takımın bir parçası olarak yarım bir pelerin geçirilmişti.

Bembeyaz kıyafet içinde, hele ki kolları dökümlü bir gömlek giymişken nasıl yemek yiyeceğini düşünse de sesini çıkarmadı.

Tekrar ayna karşısına oturtulduğunda başında dönüp duran hizmetlilerden birisi yanaklarına ve dudaklarına gül yapraklarından elde edilmiş tozu ıslatarak uygulamıştı. Yumuşak pamukla yüzüne pudra yayılırken bir yandan da saçları sabitleniyordu. Jisung ise aynadan kendisine bakmamaya çalışıyordu.

Karşısında gördüğü kişi kendisi gibi hissettirmiyordu. Renklendirilmiş yüzü, kesilmiş saçları, üstündeki takıma kadar her şey ona yabancıydı.

Sonunda Leydi hazırlığın tamamlandığını, muhafızlardan birisinin ona saraya kadar eşlik edeceğini söyleyerek kalkmasını istemişti.

Kimseye kendisini güçsüz göstermeyeceğini içinden sürekli tekrar ederken sarayın yemek salonuna ulaştıklarında kapı açılırken yanındaki muhafız küçük bir selam vererek yanından ayrılmıştı.

Masanın başında onu bekleyen Prens ise omeganın içeri girmesiyle ayaklanmıştı.

Jisung gördüğü görüntüyle selam vermeyi bile unutmuş, tüm saray kurallarını bir kenara bırakarak Prensin asilliği karşısında kalakalmıştı. Alfayı ilk kez bu kadar işlemeli ve özenli bir takımın içinde görüyordu.

Kendisi gündüzse, Prens geceydi. En azından kıyafetleri bunun en büyük kanıtıydı.

"Hoş geldin Omegam."

Bölüm sonu

12 yorum