Ne yani tamam mıydı? Bu kadar mıydı? Onu elde etmek böyle kolay mı olacaktı?
Kulüpte o kadar danslar etmiş herkesin beğenisi aldığım halde dönüp baktıramamış, ama bir arkadaşıyla sohbet edip ortamına girmeyi başardığım için -belki gözünden kalp çıkaran emoji de etkili olmuştur bilemiyorum- artık bana başbaşa vakit geçirmeyi teklif ediyordu öyle mi?
Elimi yavaşça parmaklarına uzattım ve arasından kibarca kahve bardağını aldım. Ona nasıl baktığımı bilmiyordum çünkü kasıtlı yapmıyordum yüzümdeki ifadeyi fakat belli ki biraz hayal kırıklığı vardı üzerimde.
Başını yüzümü iyice görebilmek için hafifçe yana eğdi ve gözlerimiz buluştuğunda sevimli bir şekilde kıkırdadı.
“Eheh! Dansım o kadar mı kötüydü?”
Bu denklemde bir yerlerde sorun vardı. Beni ulaşılmazlığına fazla alıştırdığı için bu samimiyetini hazmetmem zor oluyordu. Üstelik Soobin de iki haftadır aralıklı da olsa sürdürdüğü üzerimdeki ilgisini aniden çekip ortadan kaybolmuştu.
Aklımı çabucak toparlayıp bu çekicilik abidesi çocukla geçirdiğim vakte odaklanmaya çabaladım. Plan programı bir an olsun kenara bırakmalıydım.
Boşta kalan elimi saçlarımı geriye atmak için kullanırken çadırlara doğru ilerlemeye başladım. Yeonjun’un gözlerine bakarken yanıtladım.
“Hayır tam festivallik işte enerji dolu. Herkes de çok memnun görünüyordu hem.”
Bravo Miseo. En içten cevabın buysa…
Yeniden güldü. Omuz silkti hafifçe. Yanımda ilerliyordu o da. Sıfır kol beyaz çizgili tişörtünden çıkan kaslı kolları dikkatimi dağıttı. Tınısı tanımlayamayacağım kadar çekici ama aynı zamanda şımarık gelen konuşması zihnime yayılırken söylediği şeyden çok konuşmasına odaklanmıştım.
“Fortnite çok oynuyorum bu sıralar o dansların sebebi hep bu. Bizimkiler tam bir oy…”
Bakışlarım üzerinde gezinirken o da bir an için sessizleşti. Arkadan çalan müzik de tam o anda bitti ve ortamda büyük bir sessizlik oluştu.
Onu incelerken yakalanmakta sorun yoktu sanırım. Çünkü artık beni öpmek ister gibi bakıyordu yüzüme.
Üzerimdeki etkinin onda da oluştuğunu görmek beni rahatlatmıştı.
Söylediklerinden bir şey anlamasam da sonsuza dek bakışmamak için yanıtladım.
“Ben pek oyun oynayan biri sayılmam. Bahsettiğin oyunu bilmiyorum hiç.”
Az önce bitmiş olan müzik yeniden ritmik bir şekilde yükselmeye başladı. Yeonjun da hipnozundan kurtulup gülümsedi yeniden. Anladığını belirten bir mimik yaptıktan sonra boştaki elini cebine yerleştirdi.
“Karakterlerin tuhaf dansları olan bir ekranı var diyelim. Neyse madem anlamamıştın o kadar utanılacak bir şey sayılmaz artık.”
Nasıl da benziyoruz gerçekten. Tamamen benim gibi düşünen biri.
Tepkisel olarak bu fikre sesli güldüm. Doğrudan ona güldüğümü düşündüğü için bu hoşuna gitti ve omuzlarını geriye atarak göğsünü dikleştirdi.
Kahve standının yanına vardığımızda ilk ben duraksadım. O da yanıma geldi ve aslında zaten durabilecek mesafedeyken bir adım daha atıp iyice yanıma yanaştı. Omuzlarımız birbirine değiyordu şimdi.
Bu farkındalık içimden bir akımın geçmesine sebep oldu. Yanlışlıkla elime falan dokunursa dönüp dudaklarına yapışmaktan korkuyordum.
Aramızdaki çekim gittikçe artıyordu. Herhangi biri dışarıdan izlese bile bunu hissederdi muhtemelen.
Sürekli kaçamak bakışlarla birbirimizin detaylarını inceliyorduk. Bir yandan kahve seçimi yaptığımız ve düşüncelerimiz birbirimizle dolu olduğu için başka hiçbir şey konuşamadık bir süre.
Kahvemi seçip bardağıma aldıktan sonra onun da aynını yapmasını beklerken popomu tezgah dolaplarından birine yaslayarak onu izlemeye koyuldum. Mini kot eteğim ve siyah çizmelerimi çektiğim sabahki hikayemi beğendiğini hatırladım bu şekilde durduğumda.
Fiziğim hoşuna gidiyor olmalıydı.
Başımı yeniden kaldırdığımda bir elini sete yaslamış kahvesinin dolmasını beklerken bana baktığını gördüm.
Ee böyle mi olcaktı şimdi de?
Yok, her şey kolaylaştı diye düşünmem bir hataymış. Her hangi bir girişimde bulunacağı yoktu yine.
İç geçirip ona bıkkın bir gülümseyiş gönderdim. Bir konu açıp onu biraz sıkıştırmak iyi olabilirdi. Ona imalı ve etkileyici olduğunu bildiğim bir bakış attım ve ardından dudağımın bir kenarıyla gülerek sordum.
“Çizmelerimi çok mu beğendin?”
Bacaklarımı demek istediğimi anlamış olacak ki gözlerine panik halinde bir sırıtış yayıldı. Kaşlarını imayla kaldırdıktan sonra dikleşti.
“Güzel çizmeler. Sen de tişörtümü beğenmiştin sanırım. Az önce.”
Çok fenasın Yeonjun.
Gülmemi tutamadım. Kıkırtılar saçarken inkar edemeyeceğimi belirtmek için başımı salladım.
“Doğru. Güzel tişört.”
Güzel omuzlar.
Sonra aklıma yine gözünden kalp çıkaran ifade attığım geldi ve yüzüme bir sıcaklık yayıldı. Bunun hakkında herhangi bir şey derse asla bir yanıt bulamazdım. En iyisi önden savunma yapmaktı. O daha bir şey diyemeden atıldım.
“Ama hikayene bıraktığım ifadeyi yanlışlıkla bıraktım haberin olsun. Tamamen elim değdi ve geri alamadım yani.”
Sanırım neyden bahsettiğimi bilmiyordu.
Kahretsin.
Her neyse görmeden önce bilmesi daha bile iyiydi belki.
Kaşları çatıldı ve hemen cebinden telefonunu çıkardı.
Hikaye ifademe bakarken gülmeye başladı.
“İstediğin kadar gülebilirsin hakkın var.” dedim kollarımı birbirine bağlarken.
“Demek sadece tişörtüm değil beğendiğin.”
Cümlesi o kadar alaycıydı ki hem onu öpme isteğimi artırıyor hem de bir tane tekme atmak istetiyordu.
“Yeonjun!”
Kol kaslarını belirginleştirerek yanıma yanaştı.
“İnsanın gözünden kalpler çıkartacak özelliklerim var, haklısın.”
Gerçekten delirtir insanı.
Elimle gözlerimi kapattım alaycılıkla.
“Ay bakamıyorum.”
Hemen sonra parmağımı ağzıma götürdüm.
“Çok fena midem bulandı.”
Utançtan yerin dibine girmekten son anda kurtulmuştum. Tepkim karşılığında kocaman keyif dolu bir kahkaha işittim.
Sanırım ikimiz için de ateşkes vakti gelmişti. Diğer arkadaşleımız kahve stantını basmak üzere geliyorlardı. Büyük bir gürültüyle aramıza karıştıklarında son kez birbirimize bu sohbetten paylarımızı almış mimiklerle baktık.
💋
