Sadece sürmek istiyorum, ay ışığında kafayı bulmak...
Sadece sevgilimle kafayı bulmak istiyorum
Kali Uchis - Moonlight
~Bölüm 2: Özlem~
Telefonu açılmış olmasına rağmen henüz bir mesaj yoktu fakat o, programa güvenmeyi seçti zira sevgilisi ona öyle öğretmişti. İşler ne kadar kötü giderse gitsin, programa güvendiği sürece üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yoktu.
Ağır adımlarla yarım saat süren bir yürüyüşün ardından sonunda okulun araç girişinin gerçekleştiği büyük kapısına ulaşabilmişti. Güvenlikler bariyerleri kaldırmış fakat bariyerlerin tam ortasında durarak inmelerine engel olan siyah araçlar, girişi ve çıkışı tamamen kapatıyorlardı. Genç oğlan, korna çalmamalarının sebebini anlamakta çok da zorlanmadığı o süreçte girişteki araca yaklaştı, siyah takım elbiseli bir adam kapısını açarken ona nazik bir teşekkür mırıldandı. Alfası bunu duymasa iyi olurdu zira kıskançlığını tetiklemek, üzerine yapışmış feromonlarla beraber oldukça tehlikeli bir hal alıyordu.
İşte... tüm sınav boyunca aklından çıkmayan adam oradaydı, tüm ağırlığı ve haşmetiyle onu bekliyordu.
Simsiyah saçları, arabanın içini aydınlatan turuncu ışıklar altında parlıyordu. Bembeyaz teni hala hastalıklı gibi görünse de bunun, Kore standartlarının en güzel teni olduğunu biliyordu. Başını filmli camlara çevirmişti, dirseğini kapıya yaslayarak eline yerleştirmişti küçük yüzünü. Gözleri duygudan yoksundu fakat birkaç dakika içinde bunun yok olacağını biliyordu, tek bir dokunuşunun yeteceğini biliyordu küçük omega, hep bildiği gibi.
Yanına oturdu, şoförle olan bağlantılarını kesecek olan cam duvarın küçük penceresini de kapatarak kilitledi ve siyah perdeleri önüne özenle çekerken "selam vermeyecek misin?" Diye mırıldandı. Sınavda hayal ettiği şey tam olarak bu değildi, biraz hayal kırıklığına uğradığı gerçeğini gözardı edemiyordu.
"Daha kapıyı açar açmaz burnuma dolan o şekerli feromon kiminse o sana selam versin, küçüğüm." İlk karşılaştıklarında ona böyle seslenmiş, yeni yeni hitaplar keşfetmesine rağmen öfkesini hala aynı hitapla sergilemeyi seçmişti: küçüğüm. Bunun bir yabancılık göstergesi olduğunu anlaması zor olmamıştı Jin için. Yalnızca nasıl gönlünü alması gerektiğini çözmeliydi ve acele etmeliydi zira onunla ayrı kalamayacak kadar özlem doluydu.
"Okuldaydım. Biliyorsun ki çoğu omega feromon salgılıyor, onlara engel olamam ki." Ona yaklaştı, başını omzuna yerleştirirken tatlı bir tebessüm takındı. "Ben sadece senin feromonunu seviyorum. Senin güçlü ve rahatlatıcı feromonların... bana huzur veriyor."
Min Yoongi; inanılması her ne kadar güç olsa da şu an sevgilisinin okumakta olduğu üniversitenin Tıp Fakültesinden dereceyle mezundu. Yalnız bir çocukluk ve gençlik geçirdiği için genel anlamda fakirdi, hem maddi hem de manevi açıdan. Günlerden bir gün girdiği karanlık işlerin sonucunda çok geçmeden büyük bir servete kavuşmuş fakat hala hayatının aşkını bulamadığı için duygularını da tıpkı öldürdüğü insanlar gibi mezarlığa gömdüğünü sanmıştı. Kurdu sessizleşmiş, diğer herkes gibi onu yalnızlığa terk etmişti. Bir süre, o gereksiz gördüğü kızgınlığı bile özler olacak kadar çaresiz hissettiği olmuştu.
Ta ki bu genç, bu kusursuz omega olan Kim Seokjin isimli genç adamla karşılaşana, tanışana kadar. Onu canından bile çok seviyordu. Kurdu da bunun farkında olup etrafında dört dönebilecekleri her plana gözleri kapalı 'tamam' diyordu.
Omzuna yaslanmış genç oğlanın çenesini nazikçe kavradı, başını kaldırmasını sağladığında dudaklarını bütünleştirmeyi tercih etti. Dudak kremi sürmeyi sevdiğini bilirdi, bu yüzden genelde dudaklarında kirazlı bir tat olurdu, tıpkı feromonundaki hoş gibi uyumlu olmaları hoşuna giderdi. Bu tadı desteklemeye koşar adım gelen feromonuysa kalbini hızlandırmakla beraber cinsel anlamda çıkmaza girmesine sebep oluyordu. İlaçların bile etki etmediği bir feromonu vardı, her şartta uyarabiliyordu onu.
Güçlü bedenini, onun gün geçtikçe zayıflayan bedenine yaklaştırırken afallamış halini yarı açık gözlerle ara ara izlemeyi eksik etmemişti. Öpüşürken hep gözleri kapalı olan taraf Jin'di fakat Yoongi, yaptığı etkinin nasıl bir sonuca ulaştırdığı merakına yenik düştüğünden çoğu zaman gözlerini aralamayı ama bunu uzun tutmamayı tercih ederdi. Jin'in mest olmuş ve hafif pembeleşmiş ifadesinden daha etkili olan başka bir çehre tanımıyordu.
Kim Seokjin; şu an içerisinde gezerken dudaklarını bir türlü ayıramadığı sevgilisinin aurasından kurtulmadan önce sınava girdiği fakültenin tam önünden geçmek üzereydiler. Babası, yerel üretimde bir çığır açarak global anlamda bir devrim yaratmış ve oğlunun da bu mirası devralmasını bekleyerek onu Makina Mühendisliğine yönlendirmişti. Tüm derslerinin yüksek olmasının sebebi bu sanılsa da asıl sebebi, şu an dudaklarında kaybolmakta olduğu adamdı. Kendisi de durumun pekala farkındaydı fakat nasıl olduğuna dair en ufak fikri yoktu.
İnce beline sarılmış soğuk ellerle irkildiği o ilk anda Yoongi, hızlıca ellerini ve ister istemez kendisini de çekerek ısınmaya gayret etmişti. Omegası hassastı, kolayca karnı ağrırdı. Böylesi bir detayı es geçtiği için kendine içten içe kızıyordu. "Sınavın nasıldı?"
"Eh, boş kağıt verdim.." Omuzlarını silkerek geri çekilse de daha çok üzerine bol gelen tişörtünü düzeltmekle ilgilendiği için yapıyordu bu hareketi.
Yoongi ona ters bakışlarını bahşederken hala ısınmamış ellerine küfretti. Çok fazla morgda vakit geçirmişti, Jin'e uğraması gerektiğini bile beta asistanının son dakikalarda hatırlatmayı seçtiği bir durum olmasına karşı apayrı bir öfke hissediyordu. Bu sebepten ötürü o aptal betayı uyaracak ve aldığı en ufak bir ters tepkide kafasına sıkacaktı. Jin'i beklerken aklında tamamen bunlar vardı.
"Bana güvenmen hoşuma gidiyor fakat gelecekte bu boş kağıt verdiğin derslerden uygulamalı sınavlar olacaksın. Birisi sana sırf yapamıyorsun diye sesini yükseltmeye kalkarsa bu sefer gerçekten hapisten kaçamam." Cebindeki siyah eldivenleri çıkarıp seri hareketlerle parmaklarına geçirdi ve göz ucuyla sevgilisine baktı ama onun çok da umrunda gibi görünmüyordu.
"Artık ders düşünmek istemiyorum." Diye mırıldandı fakat ses tonunda apaçık seçilen bir hayal kırıklığı mevcuttu. "Ben sadece rahatlamak, eve gitmeden önce son kez seninle hasret gidermek istiyorum."
"Ama çok rahat davranıyorsun..." direncinin kırıldığını hissediyordu. Bu genç oğlan, ilk tanıştıkları zaman vize notlarından dolayı saatlerce ağlayan fazla gergin birisiydi ve yardım etmek için can atmasına sebep olmuştu fakat şimdi, derslerini düşünmesine gerek kalmadığı bu dönemde öylesine kendine güvenli bir birey haline gelmişti ki cilvelerini izlemek, ona ayak uydurmak için sabırsızlanır hale gelmişti.
"Bana öyle söylemiştin." Jin, uzun bedenini koltuğa sererek başını Yoongi'nin kaslı bacağına yaslamıştı. Biraz yukarıda kalan erkekliğinin sertliği ve yakıcı sıcaklığını hissetse de omegası bugün ondan bir adım da olsa geride durmakta fazla kararlı görünüyordu. Yoongi'de yolunda hissetmediği bir şeyler vardı fakat burnuna dolan rahatlatıcı feromonları yüzünden bu gerçeği bile göremez oluyordu. "'Arkanda benim gibi birisi varken rahat olmalısın' demiştin."
"Haklısın, öyle söylemiştim." Kucağındaki adamın saçlarını kibarca okşarken derin bir iç geçirdi. "Seninle olmayı seviyorum, küçük omegam."
Jin, içinde adeta havalara sıçrayan kurduna sahip çıkmaya çalışmayı çoktan bırakmıştı. Sarıya çalan hareleri aşkla baktı Yoongi'nin yavaş yavaş alevlenen gözlerine. "Küçük omegan seni arzuluyor, alfam. Seninle geçirdiği her saniyeyi her dakikayı çok büyük bir arzuyla kendisine saklamaya çalışıyor."
Yoongi yavaşça eğildi, biçimli yüzü elleri arasına alırken dudaklarını dudaklarına sürttü. Öpemeyecek kadar seviyordu onu. Kendisi de bilmiyordu ki, nasıl mümkün olabildiğini. Kendinden bile sakınır hale gelen getirdiği oemgasına dokunmak bile iki kere düşünmeye iter olmuştu onu. "Eve gitme, bende kal. Ne dersin?"
"Babamı biliyorsun, çok kızar." Jin gözleri kapalı gülümserken fısıldarcasına dökmüştü bu sözcükleri. Alfası ona bu kadar güzel bakıyorken düşünce sistemi, diğer donup kalıyordu.
"O halde yolumuzu uzatalım. Geç kalmana bir şey demeyecektir." Mest olmuş omegasının onaylarca başını sallamasının ardından Yoongi ön cama yaklaşmıştı. Jin köşeye çekilmiş, bir bir geçtikleri ağaç ve binaları izlerken dikkatini az da olsa dağıtmaya çabalamıştı. Yoongi ona istediği her şeyi veren birisiyken o da aynısını yapabilmeyi istiyor ama aklına uçsuz bucaksız örnekler arasından doğru geleni bulamıyordu. Sanki ona vereceği hiçbir şey yetmezmiş gibi hissediyordu. "Sana haber verene kadar arabayı sürmeyi bırakma." Cevap beklemeden yine Jin'e döndüğünde onun kızarmış çehresine hayranlıkla bakıyordu.
"Seninle geceleri de beraber olmak isterdim." Jin, kendisine yaklaşan güçlü bedeni kapatan gömleği ağır ağır soymaya odaklanmıştı. "Her yer karanlıkken sana bağlanmak... belki beni mühürlerdin de."
Yoongi'nin soğuk parmakları yine Jin'in bedenine yaklaşırken gömleği omuzlarından düşürülmüştü bile. Jin'in boynuna ıslak öpücükler bırakırken ses tellerine oldukça yakındı. her bir inleyişin yarattığı titreşimi hissediyor, dudaklarını bastırarak nasıl arttığını dinliyordu. "Mühürlememi ister misin?"
"Ş-şimdi değil... babam..." Yoongi, kendi lehine konuşmayan bu adama haddini az da olsa bildirebilmek adına pantolonunun üzerinden penisine dokunmaya başladı. Nazik okşamaları enasından bacakları daha da aralanan, şehvetli ağır kokusu arabanın her köşesini doldurmuş adam zorlukla nefesini verdi.
"Bıktım ondan. Ne zaman evleneceğiz biz omegam? Ne zaman omegam olduğunu duyuracağım herkese?" Üzerindeki oversize hooddieyi çıkarırken özenli davranıyordu.
"Y-yakında.. çok yakında..." omega daha fazla kendisine hakim olabileceğini düşünmüyordu. Yalnızca derin bir nefes aldı ve açılan tenine ufak ısırıklar bırakan adamın bileklerini zorlukla kaptı. "Tenini istiyorum. Soğuk ya da sıcak..."
Yoongi, Jin'n istediği gibi eldivenlarini çıkardıktan sonra ikisinin de pantolununun düğmelerini çözmüştü. "İstediğin kadarını alacaksın, bebeğim."