aniden aşkın ne olduğunu anlıyorsun.
Teya Dora - Džanum
~Bölüm 3: Mal, Para, Ticaret~
Min Yoongi, şehrin ve civar bölgelerin en güçlü adamı olarak kabul edildiğinden beri herkesin dilinde olan bir isimdi. Herkes biliyordu ki o gerçekten güçlüydü, gerçekten istediğini elde edecek kadar azimliydi ve elbette onunla konuşurken aranıza bir adımlık mesafe koymak isteyeceğiniz türden bir kavga anlayışı da vardı. Her ailenin kendisine ait bir alfası vardı fakat Min Yoongi, tüm ülkeye önderlik edebilecek türde bir alfaydı.
Jin'le olan ilişkisi henüz başlamamışken bir anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma maddelerini okumakla uğraşmaz, bunun için avukatlarını yollamayı tercih ederdi. Hukuki süreçler onun ilgi alanı değildi, karınca duası bi yazılmış ufak metinleri incelemekle uğraşmaktansa sonuca odaklanıyor ve kendisine iyi gelip gelmeyeceğini iyice bir tarttıktan sonra imza atma işine girişiyordu.
Kapısının önünde dikildiği, bir sigara yakmadan girmeyi tercih etmeyeceği ve o anlaşmayı imzaladığından beri herhangi bir hareketlilik görmediği fabrikayı ziyaret etmesi gerektiğini anlamıştı. Bu işi bugün yapmayı seçmesinin en geçerli sebebiyse Jin'in, tıpkı bir çalışan gibi sabah sekizden akşam beşe kadar okulunda derslerine giriyor olacağını, bu vesileyle de kendisine zaman ayıramayacağını bilmesindendi.
Sigarasından çektiği ikinci nefesinde başını geriye atarak parlak gökyüzünü incelemeye koyuldu. Yurt dışından gelecek mallarda kendisine ait yasa dışı malların da olması gerektiği, şirketin mallarının gelmesine rağmen kendisininkilerin hala ulaşmamış olmasına karşılık sundukları hiçbir bahane ya da açıklama olmaması, muhtemelen planını yapmak üzere kafa patlattığı onca saatine acımasına sebep oluyordu.
İçeri girerken sağ kolu gibi gördüğü adamı da hemen yanındaydı. Danışmadaki adam hevesle ayağa kalksa da ikisi de onu umursamamış ve kalabalığı yararak köpeklerin geçmesini engellemek üzere takılmış kapılara benzer, merdivenin hemen ilk basamağında, kilitli, metal kapının üzerinden atlayarak merdivenleri tırmanmaya başlamışlardı. Danışmadaki adamın güvenliğe haber vermesi ve patronun odasına davetsiz misafirleri girmeden önce yetişmeleri maalesef ki yeterince hızlı olamamıştı.
Kapıyı yanındaki koruması açtığında hızlıca içeri girdi baskın alfa. Masanın arka tarafında oturan yaşlı adamı hemencecik tanımıştı. "Yine görüştük, eski dostum." Min Yoongi herkese böyle hitap eder, yalnızca birkaç kişiyi böyle tavlardı. Genelde silahının içindeki kurşun sayısı kadar insanı kendine bağlı tutmak daha kolay geliyordu ona.
Masanın ön tarafında bulunan, ikisi sağda ve pencere kenarında, bir tanesiyse hemen karşılarında, olan üç tane sandalyenin tek başına duranında oturan, tıpkı yaşlı adama benzer yüz ifadesi olan adam, gerginliğini ustaca gizleyerek ayağa kalktı. "O zaman sonra görüşürüz."
Ortağına bir elvedayı çok görmüş, yalnızca el sallayarak uzaklaşmasını izlemişti fabrikanın sahibi. Yoongi, yanından geçen yaşlı adamı ayak ucundan başındaki kır düşmüş saçlara kadar inceledikten sonra ters bakışlarını tekrar masanın arkasında kalan adama yöneltti. "Eh, Namjoon, daha ne kadar beni tehdit olarak göreceksin?" İkisi yan yana duran sandalyelerden birisine oturmuş, herkesin içmekten ve bu vesileyle de koklamaktan nefret ettiği bitki çaylarının, ortama yayılmış feromonun kokusunu dağıtmak için pencereyi açan adamına baktı. Yoongi her ne kadar baskınlığını kullanarak bu kokuyu yok edebileceğinin bilincinde olsa da kendisini, biricik sevgilisine saklamayı daha çok seviyordu. Onu feromonuyla etkilemeyi, dudaklarını öperken yarı baygın ifadesini izlemeyi seviyordu. Bu akşam kendisiyle buluşur mu diye bir sormak gerekirdi.
"Habersiz geldiğinden şaşırdım sadece." çekmecesini açtı, büyük elleri altındaki eşyalarından kokusunu maskelemek için takacağı bandı bir türlü bulamamıştı.
"Hacet yok." Yoongi, yine bu heybetli adamı kaskatı kestiğinde koruması da hemen arkasında geçmiş ve aynı dik bakışlarını bu adama yöneltmişti.
Yoongi konuşmasına devam edecekti ki içeriyi tatlı bir karpuz kokusu dolduruverdi. Kapı tıklatıldı, üç adamın da ilgisi bu yöne gelmişti. Narin bir kız, besbelli ki bir omega, eğilerek patronu ve onu ziyarete gelmiş hiç tanımadığı adama selam vermişti. "Hoş geldiniz." dedi. "Yardımcı olabileceğim bir konu var mı?
"Evet, tam üstüne geldiniz açıkçası. Mallarımın nerede olduğu konusundan başlayabiliriz." Yoongi ne kadar soğuk bir tonda konuşuyorsa buranın patronu da bir o kadar geriliyor, feromonunu ister istemez salgılıyordu. Kız, burnuna dolan bu zencefil çayını andıran kokuya karşı kurtulabilirmiş gibi başını kaldırabildiği kadar kaldırdı, dolmuş gözlerine rağmen derin bir nefes alarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.
"Sen bize takılma en iyisi." dedi patronu, Kim Namjoon ama Yoongi yine sözünü tek hamlede kesmişti.
"Dosyalar ve çaylar. Getir ve yok ol."
Kız hızlıca başını onaylama anlamında sallarken odayı koşar adım terk ettiğinde üç güçlü adam, yine yalnız kalmışlardı. "Evet, Kim Namjoon. Bana mallarımı ne zaman vermeyi düşündüğün hakkında konuşalım mı biraz?"
"Ah, Yoongi-ah... Hiç selam sabahın kalmadı mı senin? Önce bir soluklan, rahatlamana bak. Hemen bana kızacak gücü nasıl bulabiliyorsun bünyende?"
Yoongi, aldığı cevaptan memnun kalmadığını en ince detayına kadar belirten bir öfkeyle Namjoon'a ruhtan yoksun gözleriyle bakmayı sürdürürken oluşmuş olan bu yakıcı sessizliği, yine bu sessizliği başlatmış olan Yoongi'nin bıkkınlık kaynayan iç çekişi mahvetmişti. "sigara içebiliyor muyuz?"
"Elbette, keyfine bak!" Kendi sigarasından uzatmak üzereyken Yoongi'nin yanında gelen adamı erken davranmış ve çoktan Yoongi'nin, zehirli dumanı içine çekmesine vesile olmuştu.
"Mallarım her neredeyse en yakın tarihte bana bilgi vermenizi ve sonrasında da mallarımı bana teslim etmenizi istiyorum."
"Hemen hallediyorum." Bilgisayarına döndü, sırtından boncuk boncuk terler akarken daha en başında bu işe girişmemesi gerektiğini söyleyen ortağı Kim Taehyung'u neden dinlemediğini kendisine karşı kullanabileceği en sert dille soruyordu. Üç parlak baskın alfa: Kim Namjoon, Kim Taehyung, Park Jimin... Kim Namjoon'un hatır uğruna giriştiği bu iş yüzünden beraberce boka batmaktaydılar.
"Haftalar önce yapman gerekirdi." Vasıfsız omeganın yaydığı tatlı karpuz kokusu tekrar odaya dolduğunda sıcak yeşil çayı ve siyah dosyaları önüne bırakılmıştı. Fincanına uzandı, rahat bir yudum aldıktan sonra tekrar adama döndü. "Beni fena halde yoran bu işe bir daha girmek istemeyecek kadar ağır hareket ediyorsunuz. Oysa herkes sizi, hızınızla övüyor."
"Hızımız daha çok çipler ve kayda değer metaller için geçerli, uyuşturucular için değil." Kendi kendine mırıldanıyorken bir anda başını kaldırdı, kızın gidip gitmediğini kontrol ettikten sonra gördüğü yüzlerin Yoongi ve onun adamına ait olmasına ilk defa içten içe sevinmiş haldeydi, her ne kadar böylesi bir durumu aklının ucundan bile geçirmeyecek olsa da.
"Belli oluyor, hiç merak etme." Yoongi ayağa kalktı, yarım bıraktığı çayına biraz hüzünlü bir bakış atmıştı. Dosyalarını alıp adamına verdikten sonra ellerini cebine soktuö "Bir dahakine bu merdivenlerden kan dökmek üzere burayı ziyaret etmiş olacağım, bunun bilincinde olsan iyi edersin, Kim Namjoon. Ben her zaman malımı tam ve zamanında alırım."
Merdivenleri inerlerken onları izleyen Kim Namjoon zorlukla yutkundu. Eğer bu adamlar karşı karşıya gelmek zorunda kalırsa nasıl bir yol izlemesi gerektiğinden bir haberdi. Kendi kendine lanetler yağdırırken arabasına binmiş, uzaklaşan adamın arkasından hüzünle bakmıştı. Oğlunu bu işe dahil edip etmemek konusunda daha fazla tereddüte düşmesine sebep olan bu mafya bozuntusunu en kısa zamanda ortalıktan silmesi gerektiğini biliyordu.