Daven korkuluğun yanında duruyordu.
Sabah rüzgârı tepenin üzerinden geçip ceketinin yakasını hafifçe hareket ettiriyordu.
Aşağıda Los Cielos uzanıyordu.
Sahil.
Liman.
Ana caddeler.
Şehir yeni yeni canlanıyordu.
Arkasında kulüp üyelerinin sesleri vardı.
Marco bir şeylere gülüyordu.
Ethan yine motoruyla ilgili bir şey anlatıyordu.
Marcel kahvesini içiyordu.
Ama Daven'ın dikkati bir anda başka yere kaydı.
Aşağıya.
Sahil şeridinin geçtiği geniş caddeye.
Bir polis aracı durmuştu.
Normalde dönüp ikinci kez bakmazdı.
Los Cielos'ta polis aracı görmek şaşırtıcı değildi.
Ama bu kez bakışları istemsizce orada kaldı.
Araç yol kenarında durmuştu.
Sürücü kapısı açıldı.
Birisi indi.
Uzaktı.
Yüzünü seçemiyordu.
Seçmesine gerek de kalmadı.
Çünkü kalbi beyninden önce davranmıştı.
Calista.
Daven'ın çenesi hafifçe sıkıldı.
Bu düşünceyi anında reddetmek istedi.
Bu kadar uzaktan emin olamazdı.
Olmaması gerekirdi.
Ama oluyordu.
Saçları bugün topluydu.
O alıştığı sarı dalgalar omuzlarına dökülmüyordu.
At kuyruğu yapmıştı.
Üniforması düzgündü.
Belindeki ekipman kemeri güneş ışığında hafifçe parlıyordu.
Ve yolun kenarında duran araca doğru yürüyüşünü izlerken Daven'ın içinde rahatsız edici bir his oluştu.
Çünkü bir insanı bu kadar kısa tanıyıp onu kalabalığın içinde seçebiliyor olmak mantıklı değildi.
"Başkan?"
Marco'nun sesi geldi.
Daven duymadı.
Gözleri hâlâ aşağıdaydı.
Calista bir şeyle ilgileniyordu.
Muhtemelen park ihlali yapan bir araç.
Ya da sıradan bir trafik işi.
Normal polis işleri.
Daven bilmiyordu.
Ve bilmek de istemiyordu.
İstememesi gerekiyordu.
Ama gözlerini de çekemiyordu.
Calista sürücü kapısının yanında durmuştu.
Bir şeyler not alıyordu.
Sonra başını kaldırdı.
Rüzgâr saçlarından birkaç teli kurtarmıştı.
Uzaktan bile hareketlerini tanıyabiliyordu.
Bu durum sinir bozucuydu.
Çünkü bir hafta boyunca onu düşünmemeye çalışmıştı.
Bir hafta boyunca kendine bunun saçma olduğunu anlatmıştı.
Bir hafta boyunca mantıklı davranmaya çalışmıştı.
Ve şimdi...
Tek bir bakış her şeyi başa sarmıştı.
Daven istemsizce derin bir nefes aldı.
Bakışlarını çevirmeye çalıştı.
Başaramadı.
Aşağıda duran kadın banka soygunundaki polis memuruydu.
Hastane önündeki yaralı kadındı.
Motorun arkasında ona ölümüne sarılan kişiydi.
Ve bunların hiçbirini hatırlamak istemiyordu.
Calista tam o sırada başını kaldırdı.
Caddeyi kontrol etmek için.
Bakışları kısa süreliğine yukarıdaki tepeye doğru kaydı.
Mesafe çok fazlaydı.
Onları görmesi mümkün değildi.
En azından tek tek seçmesi.
Ama Daven yine de refleksle bir adım geri çekildi.
Kendi hareketine kendisi sinirlendi.
Bu saçmalıktı.
Gerçekten saçmalıktı.
"Başkan."
Bu kez Marcel'ın sesi geldi.
Daven nihayet arkasına döndü.
Marcel elindeki kahve bardağını uzatıyordu.
"İyi misin?"
Daven birkaç saniye sustu.
Sonra bardağı aldı.
"İyiyim."
Yalandı.
Çünkü gözleri istemeden tekrar aşağı kaymıştı.
Ve Kalista hâlâ oradaydı.
Birkaç dakika sonra polis aracı yeniden hareket etti.
Cadde boyunca ilerledi.
Kavşağı döndü.
Gözden kayboldu.
Daven'ın içinde garip bir boşluk kaldı.
Sanki bir şey gelmiş ve gitmişti.
Çok kısa bir an için.
Marco bu sırada motoruna binmişti.
Diğerleri de hazırlanmaya başlamıştı.
Sürüş devam edecekti.
Yol onları bekliyordu.
Her şey normaldi.
Olması gerektiği gibiydi.
Daven da motoruna yürüdü.
Kaskını aldı.
Ama motorun üzerine otururken istemediği bir gerçeği kabul etmek zorunda kaldı.
Sorun Calista'yı unutamaması değildi.
Sorun...
Onu her gördüğünde yeniden tanımak istemesiydi.
Ve bu his, Daven'in hoşlanmadığı kadar tehlikeliydi.
•••
Sabah sürüşünün üzerinden yaklaşık bir saat geçmişti.
SOA artık şehir merkezinden uzaklaşmıştı.
Sekiz motosiklet sahil yolunda düzenli bir formasyonla ilerliyordu.
Bu sıradan bir grup sürüşü değildi.
Bir düzen vardı.
Bir sistem vardı.
Ve herkes yerini biliyordu.
En önde Daven.
Hemen arkasında Vice President olan Marco.
Grubun geri kalanı ise fermuar düzeninde sıralanmıştı.
Bir sağ.
Bir sol.
Bir sağ.
Bir sol.
En arkada ise Logan vardı.
Kulüpte ona "Tail Gunner" deniyordu.
Kimse geride kalmasın diye en son sürerdi.
Bir motor durursa ilk duran o olurdu.
Bir sorun çıkarsa ilk gören yine oydu.
Sekiz kişi.
Tek bir organizma gibi hareket ediyorlardı.
Daven'ın sol eli kısa bir işaret verdi.
Formasyon anında değişti.
Fermuar düzeni birkaç saniye içinde Mızrak düzenine dönüştü.
Motorlar tek sıra halinde dizildi.
Çünkü önlerinde dar bir köprü vardı.
Kimse konuşmuyordu.
Kimse bağırmıyordu.
Sadece el işaretleri.
Ve yılların getirdiği alışkanlıklar.
Bu yüzden yeni üyelerin kulübe alışması aylar sürüyordu.
Motor sürmeyi herkes öğrenebilirdi.
Ama grup sürüşünü öğrenmek başka bir şeydi.
Köprüyü geçtikten sonra yeniden fermuar düzenine döndüler.
Tam o sırada Marcel'ın eli havaya kalktı.
İki parmak.
Sonra sağ tarafı işaret etti.
Daven'ın bakışları yol kenarındaki terk edilmiş depolara kaydı.
Kırmızı renkli yoğun bir duman yükseliyordu.
Normal değildi.
Kesinlikle normal değildi.
Daven gazı kapattı.
Motorlar yavaşladı.
Grup aynı anda sağ şeride geçti.
Birkaç saniye sonra terk edilmiş deponun önünde durmuşlardı.
Daven motorundan indi.
Diğerleri de sessizce onu takip etti.
Kimse silah çekmedi.
Kimse bağırmadı.
Ama sekiz deri ceketli adamın aynı anda bir yere yürümesi zaten yeterince dikkat çekiciydi.
Depoya yaklaştıkça keskin kimyasal kokular hissediliyordu.
Marco kaşlarını çattı.
"Yine başlamışlar."
Daven cevap vermedi.
İçeri baktı.
Üç genç adam.
Arka tarafta kurulmuş ilkel bir düzenek.
Ve etrafa saçılmış kimyasal malzemeler.
Çocuklardan biri onları görünce yüzünün rengi değişti.
Daven birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yalnızca tek bir şey söyledi.
"Sizin burada olmamanız gerekiyor."
Sesi yükselmemişti.
Ama yeterince sertti.
Gençler birbirlerine baktılar.
İçlerinden biri bir şey söylemeye çalıştı.
Daven konuşmasına izin vermedi.
"Bu sahil hattı çocukların geçtiği yer."
Sessizlik.
"Toparlayın."
Çocuklardan biri itiraz edecek gibi oldu.
Tam o sırada arkasında duran sekiz motorcuya baktı.
Sonra fikrini değiştirdi.
Yirmi dakika sonra bölge boşalmıştı.
Kimse dövülmemişti.
Kimse vurulmamıştı.
Ama herkes mesajı almıştı.
Daven depoya son kez baktı.
Sonra telefonunu çıkarıp anonim ihbar hattına konumu gönderdi.
Polis geri kalanıyla ilgilenirdi.
Bu onların işi değildi.
Motorlar yeniden çalıştı.
Grup tekrar yola çıktı.
Ama gün henüz bitmemişti.
Ve birkaç kilometre ileride, sahil yolunun virajlarından birinde, Logan telsiz kulaklığından gelen sesi duyduğunda yüzündeki ifade değişmeye başlamıştı...