İçeriğe geç

Tetikteki Yemin

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Tetikteki Yemin

Bölüm 6

~Asfaltın sörfçüleri~

Daven hastanenin önünden ayrıldığında gece çoktan derinleşmişti.

Motorun farı boş caddeyi yararak ilerliyordu.

Normalde sürerken kafası boşalırdı.

Rüzgâr düşünceleri alıp götürürdü.

Bu kez olmadı.

Kaskın vizöründen yola bakıyor ama aklı birkaç dakika önce bıraktığı hastane girişine takılı kalıyordu.

Bu durum canını sıkıyordu.

Çünkü birini düşünmek için hiçbir sebebi yoktu.

Özellikle de onu.

Motorunu sahil tarafındaki kulüp evine sürdü.

Los Cielos'un limana yakın kısmında bulunan iki katlı eski bina uzaktan görünmeye başladığında saat gece yarısını geçmişti.

Bahçede dizili motorlar vardı.

Kulübün ışıkları yanıyordu.

Müzik sesi dışarı kadar geliyordu.

Her zamanki geceydi.

Her zamanki insanlar.

Her zamanki düzen.

Daven motorunu park etti.

Kaskını çıkarıp gidona astı.

Tam içeri girecekken giriş kapısında duran iri yapılı bir adam ona seslendi.

"Başkanımm."

Daven başını kaldırdı.

Konuşan kişi kulübün eski üyelerinden Marco idi.

Elinde yarısı içilmiş bir bira vardı.

"Döndün sonunda."

Daven kısa bir baş hareketi yaptı.

"Toplantı bitti mi?"

"Yarım saat önce."

Marco kaşlarını kaldırdı.

"Sen neredeydin?"

"Şehirde."

"Bu açıklama çok yardımcı oldu."

Daven cevap vermedi.

Kapıya yöneldi.

Marco birkaç saniye onu izledi.

Sonra sırıttı.

"Bir kadın yüzünden olmadığına eminim."

Daven olduğu yerde durdu.

Marco' nun sırıtışı büyüdü.

Çünkü ilk defa Daven anlık da olsa tepki vermişti.

"İnanılmaz."

Marco kahkaha attı.

"Gerçekten bir kadın var."

Daven arkasına bile dönmedi.

"Yat uyu."

Ve binanın içine girdi.

Kulüp evinin içi sıcaktı.

Birkaç üye iskambil oynuyordu.

Televizyon açıktı.

Köşedeki masada iki kişi motor parçaları hakkında tartışıyordu.

Her şey olması gerektiği gibiydi.

Ama Daven'ın canını sıkan şey de buydu.

Normalde böyle bir ortam dikkatini dağıtırdı.

Bu gece dağıtmıyordu.

Üst kattaki odasına çıktığında saat bire yaklaşıyordu.

Deri ceketini sandalyeye bıraktı.

Silahını çekmeceye koydu.

Sonra yatağın kenarına oturdu.

Sessizlik çöktü.

Ve istemediği düşünce geri geldi.

Pembe tişört.

Omzundaki bandaj.

Motorun arkasında otururken ceketine ölümüne tutunan eller.

Daven gözlerini kapattı.

"Saçmalık."

Kendi kendine söylendi.

Bir polis memuruydu.

Hem de tanıdığı türden değil.

Kuralcı.

İnatçı.

Baş belası.

Muhtemelen yarın tekrar karşılaşsalar kavga edeceklerdi.

Bunun neresini düşündüğünü anlayamıyordu.

Sabah olduğunda kendine bir karar verdi.

Konu kapanmıştı.

Hayatına devam edecekti.

Ve gerçekten buna inanıyordu.

•••

Saat öğleden sonrayı geçmişti.

Los Cielos güneşi kulüp evinin geniş bahçesini kavurmaya başlamıştı.

Sabahki bakım işleri bitmek üzereydi.

Motorların çoğu yeniden çalışır durumdaydı.

Garajın içi yağ kokuyordu.

Yere bırakılmış alet çantaları, boş enerji içeceği kutuları ve kirli bezler etrafa dağılmıştı.

Daven kaputun üzerine oturmuş bir faturayı inceliyordu.

Kulübün aylık giderleri.

Yedek parçalar.

Bina masrafları.

Yakıt harcamaları.

Başkan olmanın kimsenin görmediği kısmı buydu.

Dışarıdan herkes sürüşleri görüyordu.

Kimse faturaları görmüyordu.

"Başkan."

Daven başını kaldırdı.

Konuşan Marsel di.

Elinde bir kağıt tutuyordu.

"Şuna bak."

Daven kağıdı aldı.

İki saniye inceledi.

Sonra gözlerini kapattı.

"Bu ne?"

"Yeni ses sistemi."

"Hayır."

"Dinlemedin bile."

"Hayır."

"Dinlersen fikrin değişebilir."

"Değişmeyecek."

Marsel iç çekti.

"Demokrasi ölmüş."

Marco garajın diğer tarafından bağırdı.

"Burada hiç yaşamadı zaten!"

Garaj kahkahalarla doldu.

Yarım saat sonra Ethan koşarak içeri girdi.

Yüzünde çocuk gibi bir heyecan vardı.

Bu ifade genelde iki şeyden birine işaret ediyordu.

Ya çok iyi bir fikir bulmuştu.

Ya da çok kötü.

Çoğunlukla ikinci seçenek çıkıyordu.

"Evet!"

Kimse dönüp bakmadı.

Çünkü kimse merak etmiyordu.

Ethan bu durumdan etkilenmedi.

"Bir fikrim var."

Marco anında cevap verdi.

"Hayır."

"Dinlemedin bile."

"Tecrübem konuşuyor."

On dakika sonra Ethan'ın fikrinin ne olduğu ortaya çıktı.

Kulüp evinin arkasında eski bir alışveriş arabası vardı.

Kimse neden olduğunu bilmiyordu.

Muhtemelen yıllardır oradaydı.

Ethan o arabaya motor bağlayıp çekmeyi öneriyordu.

Daven konuşulanları dinlerken alnını ovuşturdu.

"Hayır."

Ethan durmadı.

"Çok güvenli."

"Hayır."

"Kontrol bende olacak."

"Marcel geçen ay senin yüzünden çitlere girdi."

"Teknik olarak çit bana girdi."

Daven derin bir nefes aldı.

Marco gülmekten neredeyse yere düşecekti.

Tahmin edileceği üzere...

Yirmi dakika sonra alışveriş arabası motorun arkasına bağlanmıştı.

Daven bunu engellemeye çalışmayı çok erken bırakmıştı.

Çünkü bazı insanların hata yaparak öğrenmesi gerekiyordu.

Marcel alışveriş arabasına oturdu.

Marco videoya çekmeye başladı.

Logan bahis açtı.

Ethan motoru çalıştırdı.

İlk beş saniye her şey yolundaydı.

Altıncı saniyede alışveriş arabasının tekerleklerinden biri koptu.

Yedinci saniyede Marcel çimlerin üzerinde yuvarlanıyordu.

Sekizinci saniyede bütün kulüp kahkahadan kırılıyordu.

Daven bile gülüyordu.

İstemeden.

Akşamüstüne doğru herkes yavaş yavaş yorulmaya başlamıştı.

Güneş daha alçaktan vuruyordu.

Bahçeye uzun gölgeler düşüyordu.

Motor seslerinin yerini sohbetler almıştı.

Kimisi verandada oturuyordu.

Kimisi motorunun yanında bira içiyordu.

Kimisi telefonuyla uğraşıyordu.

Daven kulüp evinin merdivenlerinde otururken gözlerini bahçede gezdirdi.

Marco yine birilerini sinirlendiriyordu.

Marcel hâlâ düşüşünün kendi suçu olmadığını savunuyordu.

Ethan ise kırılan alışveriş arabasının tamir edilip edilemeyeceğini araştırıyordu.

Tam bir aptal sürüsü.

Ama yıllardır yanındaydılar.

Ve Daven istemese de bunu seviyordu.

Çünkü kulüp bazen motorlardan ibaret değildi.

Bazen sadece aynı masaya oturmak için bahane bulmuş bir grup adamdan ibaretti.

İşte tam bu sırada Marco ayağa kalktı.

Elindeki boş şişeyi masaya vurdu.

"Beyler."

Herkes döndü.

Marcus sırıttı.

"Bugün mangalı kim yakıyor?"

Ve tartışma tam o anda başladı.

•••

Akşam güneşi yavaş yavaş limanın üzerine çökerken kulüp evinin bahçesi gün boyu süren çalışmanın izlerini taşıyordu.

Garajın önü yağ lekeleriyle doluydu.

Yere bırakılmış anahtar takımları, açık alet çantaları ve yarısı içilmiş içecek kutuları hâlâ oldukları yerde duruyordu.

Motorların çoğu artık sıralanmıştı.

Temizlenmiş.

Parlatılmış.

Hazır.

Daven verandanın merdivenlerine oturmuş bahçeyi izliyordu.

Başkan olmak bazen insanları yönetmek değildi.

Bazen sadece her şeyin yolunda gittiğinden emin olmaktı.

Marco eski ahşap masanın üzerinde duran kömür torbalarını sürüklüyordu.

Marcel kulüp evinin arkasından katlanır sandalyeler getiriyordu.

Logan ise mangalı kurmaya çalışıyordu.

Çalışıyordu demek iyimser bir ifadeydi.

Çünkü on dakika içerisinde iki kez parçaları yanlış takmıştı.

Kimse yardım etmiyordu.

Çünkü herkes bunun sonunu görmek istiyordu.

Daven uzaktan izlerken istemsizce başını salladı.

Bazı şeyler yıllardır değişmiyordu.

Sahilden gelen rüzgâr kulüp evinin önünden geçiyordu.

Tuz kokusu havaya karışıyordu.

Uzaktan martı sesleri duyuluyordu.

Los Cielos'un bu tarafı şehrin merkezine benzemezdi.

Daha yavaştı.

Daha sessizdi.

Daha gerçekti.

Bu yüzden kulüp binası yıllardır aynı yerdeydi.

Ve bu yüzden Daven burayı seviyordu.

Mangal sonunda yanmaya başladığında gökyüzü turuncudan mora dönmüştü.

Bahçede yavaş yavaş hayat oluşuyordu.

Birileri müzik açmıştı.

Çok yüksek değildi.

Sadece sessizliği dolduracak kadardı.

Marco her zamanki gibi ortalıkta dolaşıyor, yaptığı hiçbir işe tam olarak odaklanmadan her işe karışıyordu.

Marcel ise eski bir motosiklet dergisini karıştırıyordu.

Ethan'ın kirlenmiş elleri hâlâ motor yağından siyahtı.

Ama umurunda değildi.

Bir şeyler anlatırken heyecanla hareket ediyor, sonra tekrar yarım bıraktığı işi hatırlayıp uzaklaşıyordu.

Daven onları izledi.

Bir süre.

Uzun süre.

Belki de dışarıdan bakan biri bu manzarayı sıradan bulurdu.

Ama değildi.

Çünkü yıllar önce bu insanların çoğunu ilk tanıdığında hiçbiri burada değildi.

Bazıları kötü dönemlerden geçmişti.

Bazıları ailesini kaybetmişti.

Bazıları hayatının en kötü günlerinde bu kapıdan içeri girmişti.

Şimdi ise aynı masanın etrafında oturuyorlardı.

Bazen insanın ailesi kan bağıyla oluşmuyordu.

Hava karardığında bahçe sarı ışıklarla aydınlandı.

Kulüp evinin dış cephesindeki eski lambalar yanmıştı.

Motorların krom parçaları ışığı yansıtıyordu.

Bir süre sonra yemek hazır oldu.

Herkes masaya dağıldı.

Kimisi sandalye buldu.

Kimisi korkuluklara oturdu.

Kimisi ayakta kaldı.

Her zamanki düzensizlik.

Her zamanki düzen.

Daven tabağını alıp masanın en ucuna geçti.

Gözleri bir an bahçede dolaştı.

Sonra limana.

Sonra tekrar insanlarına.

Bu görüntüyü seviyordu.

Çünkü burada kimse ondan bir şey istemiyordu.

Kimse emir beklemiyordu.

Kimse sorun anlatmıyordu.

Sadece birkaç saatliğine herkes nefes alıyordu.

Gece biraz daha ilerlediğinde konuşmalar azaldı.

Müzik kısıldı.

Rüzgâr güçlendi.

Bazı üyeler sahile doğru yürüdü.

Bazıları garajın önünde sigara içmeye başladı.

Daven ise verandanın korkuluğuna yaslanıp karanlık denizi izledi.

Dalgalar görünmüyordu.

Sadece sesleri duyuluyordu.

Bir süre öylece kaldı.

Sessiz.

Düşünmeden.

Ya da düşünmemeye çalışarak.

Ama insan bazı düşünceleri ne kadar uzağa iterse itsin, onlar bir yolunu bulup geri geliyordu.

Ve son bir haftadır Daven'ın canını sıkan şey tam olarak buydu.

Çünkü ne zaman sessizlik çöksa...

Ne zaman yalnız kalsa...

Aklına istemediği bir yüz geliyordu.

Sarı saçlar.

Mavi gözler.

Ve omzunda beyaz bir bandaj.

Daven gözlerini kapattı.

Sonra derin bir nefes verdi.

Limanın ışıkları uzakta parlıyordu.

Kulüp evinin arkasından kahkaha sesleri geliyordu.

Hayatı tam olması gerektiği yerdeydi.

Ama nedense zihni hâlâ başka bir yerde dolaşıyordu.

•••

Gece iyice çökmüştü.

Kulüp evinin önündeki lambalar yanıyor, sarı ışık motorların üzerinde yumuşak yansımalar oluşturuyordu.

Sahilden gelen rüzgâr biraz daha serinlemişti.

Masanın etrafındaki hareketlilik de yavaş yavaş azalmıştı.

Marco verandanın korkuluğuna yayılmıştı.

Marcel telefonuyla uğraşıyordu.

Logan garajın önünde yarım kalan bir işle ilgileniyordu.

Kimsenin acelesi yoktu.

Tam o sırada uzaktan mavi ve kırmızı ışıklar göründü.

Bahçedeki birkaç kişi istemsizce başını kaldırdı.

Işıklar sahil yolundan dönüp doğrudan kulüp evinin bulunduğu sokağa girmişti.

Bir polis aracı.

Çakarları yanıyordu.

Motor sesi değil.

Polis motoru da değil.

Bizzat devriye aracı.

Daven'ın gözleri istemsizce araca kilitlendi.

Kalbi bir anlığına hızlandı.

Sebebini bilmiyordu.

Ya da bilmek istemiyordu.

Ama ilk aklına gelen şey bir hafta önceki sarı saçlı polis memuru olmuştu.

Bu durum canını sıkacak kadar hızlı gerçekleşmişti.

Araç yavaşlayarak kulüp evinin önünde durdu.

Bahçedeki diğer üyeler oldukları yerde kaldılar.

Panik yoktu.

Tedirginlik de yoktu.

Çünkü Los Cielos Polis Departmanı kulübü tanıyordu.

Kulüp de departmanı.

Aralarında bir dostluk yoktu belki.

Ama yıllardır süren sessiz bir denge vardı.

Daven yine de ayağa kalktı.

Başkan oydu.

Kapıya ilk çıkan da her zaman o olurdu.

Verandadan indi.

Bahçeyi geçti.

Polis aracına doğru yürüdü.

Yaklaştıkça ön camın arkasındaki siluetler seçilmeye başladı.

İki kişi.

İki erkek polis.

Daven'ın omuzları fark edilmeyecek kadar gevşedi.

İçindeki anlamsız gerilim de dağıldı.

Araçtan önce sürücü indi.

Ardından diğer memur.

İkisi de rahat görünüyordu.

Silahlarına gitmiyorlardı.

Etrafa bakmıyorlardı.

Sadece normal bir devriyenin ortasında kısa süreliğine uğramış gibiydiler.

Daven birkaç adım kala durdu.

Memurlardan biri gülümseyerek elini kaldırdı.

"Akşamlar Başkan."

Daven başıyla selam verdi.

"Akşamlar."

Adam omzunun üzerinden kulüp evine baktı.

Bahçedeki motorlara.

Müzik sesine.

Masalara.

Sonra tekrar Daven'a döndü.

"Yine bütün mahalleyi işgal etmişsiniz."

Daven arkasına bakmadan cevap verdi.

"Şikâyet eden oldu mu?"

"Henüz olmadı."

"Demek ki sorun yok."

Memur hafifçe güldü.

Kısa süreli bir sohbet başladı.

Resmiyetten uzak.

Daha çok birbirini yıllardır tanıyan insanların yaptığı türden.

Hava durumundan.

Liman tarafındaki yoğunluktan.

Şehir merkezindeki trafiğin ne kadar berbat olduğundan bahsettiler.

Bahçedeki diğer üyeler ise uzaktan izliyordu.

Kimse yaklaşmadı.

Kimse karışmadı.

Daven hallediyordu.

Her zamanki gibi.

Bir noktada Daven'ın gözleri istemsizce polis aracının içine kaydı.

Boştu.

Arka koltuklar.

Ön konsol.

Telsiz.

Kimse yoktu.

Saçma bir hayal kırıklığı hissetti.

Ve bu düşünce gelir gelmez kendine sinirlendi.

Çünkü böyle bir beklenti içerisinde olması bile anlamsızdı.

Bir haftadır onu görmemişti.

Muhtemelen görmeyecekti de.

Bu kadar basit olmalıydı.

Polisler birkaç dakika sonra ayrılmaya hazırlandı.

Sürücü tekrar direksiyonun başına geçti.

Diğer memur da kapıyı açtı.

Motor çalıştı.

Çakarlar bu kez kapalıydı.

Sadece normal bir devriye aracı gibi uzaklaşmaya başladılar.

Daven araç gözden kaybolana kadar birkaç saniye daha olduğu yerde kaldı.

Sonra arkasını dönüp kulüp evine doğru yürüdü.

Sahilden gelen rüzgâr ceketini hafifçe savuruyordu.

Bahçedeki sesler yeniden yükselmeye başlamıştı.

Her şey normaldi.

Tam olması gerektiği gibiydi.

Ama Daven yine de farkında olmadan sokağın sonuna bir kez daha baktı.

Sanki az önce gelen araçta olmayan birini hâlâ arıyormuş gibi.

Ve bu durumdan hiç hoşlanmadı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.