Keremin bakışları, Arasın titreyen bacakları ve savunmasızlığı üzerinde adeta bir avcı gibi gezindi. Aras, altındaki soğuk çarşafla Kerem’in yakıcı teni arasında sıkışmış, nefes almakta zorlanıyordu. Kerem, Aras’ın bacaklarını iki yana açarak arasına yerleşti; bu hareketle Arasın yaralı bedeni hafifçe sarsıldı ama Keremin durmaya niyeti yoktu.
Sana dokunmak için can atıyorum,"
dedi Kerem, sesi arzudan çatallanmış bir halde
Aras cevap veremedi sadece bu işkencenin bitmesini istiyordu.
"Şu haline bak... Hem benden nefret ediyorsun hem de dokunuşumla titriyorsun."
Kerem, elini Aras’ın kasıklarına, o en hassas noktaya yerleştirdiğinde Aras başını geriye atarak boğuk bir ses çıkardı. Keremin parmakları ustaca ve acımasızca hareket etmeye başladı. Arasın bilinci, yarasına vuran sızı ile kasıklarından beynine yürüyen o yoğun zevk arasında bölünmüştü.
Kerem... dur..."
diye inledi Aras, ama elleri Keremin omuzlarını itmek yerine istemsizce kumaşı kavradı.
Kerem gülümsedi, dudaklarını Aras’ın boynuna gömüp oradaki narin teni sertçe emdi.
"Beni durdurmak istemiyorsun Aras. Sende benim kadar çok istiyorsun bunu biliyorum."
Kerem kendi pantolonundan kurtulup tamamen çıplak kaldığında, odadaki gerilim patlama noktasına gelmişti. Arasın bacaklarını daha da yukarı, omuzlarına doğru çekti. Bu pozisyon Arasın tüm gizlisini saklısını Keremin insafına bırakıyordu. Kerem, Arasın kalçalarını kavrayıp onu kendine doğru çekti ve aletinin sertliğini Arasın girişine yasladı.
Aras gözlerini sıkıca kapattı, parmak uçları çarşafı yırtarcasına sıktı. Kerem, hiçbir hazırlık yapmadan, o vahşi sahiplenme arzusuyla tek bir hamlede Arasın içine girdi.
Arasın ağzından yırtıcı bir çığlık koptu ama Kerem bu çığlığı dudaklarıyla hapsetti. İçindeki doluluk Arası nefessiz bırakıyordu; hem acı veriyor hem de ruhunun derinliklerinde sakladığı o yasak arzuyu tetikliyordu. Kerem, Arasın içinde sert ve hızlı hamlelerle hareket etmeye başladığında, yatağın gıcırtısı ve tenlerin birbirine çarpma sesi odayı doldurdu.
"Benimsin Aras bunu bilsen iyi olur..."
diye fısıldadı Kerem, Aras’ın kulağına doğru her darbede daha derinleşerek.
"Ruhunla, bedeninle, her nefesinle bana aitsin."
Aras, zevkin ve acının o karanlık girdabında kaybolurken, Keremin altında eridiğini hissetti. Artık ne kuryeydi ne de düşman sadece Keremin açlığını dindirmeye çalıştığı, ama dindirdikçe daha çok yandığı bir tutsak haline gelmişti. Keremin doruk noktasına ulaşırken Arasın içine boşalmasıyla, ikisi de ter ve nefes nefese yastıklara yığıldı.
Kerem, hala Arasın içindeyken alnını onun ıslak alnına dayadı. Arasın gözlerinden bir damla yaş süzülürken, Kerem o yaşı diliyle sildi.
"Artık geri dönüşü yok Aras. Bu yara iyileşse bile, benim izim sonsuza kadar kalacak."
Kerem, Arasın içinde nabız gibi atan o yoğun birleşmenin ardından hemen geri çekilmedi. Aksine, tüm ağırlığını Arasın üzerine vermeden, kollarının üzerinde yükselerek onun bitkin düşmüş yüzünü inceledi. Arasın göğsü hızla inip kalkıyor, dudakları aralık bir halde nefes almaya çalışıyordu. Gözlerindeki o her zamanki sert ifade, yerini puslu masum bir teslimiyete bırakmıştı.
Kerem, terden alnına yapışmış saçlarını nazikçe kenara çekti. O an, az önceki vahşi adam gitmiş, yerine Aras’ın kırılganlığından büyülenmiş bir aşık gelmişti. Eğilip Arasın göğsünden boynuna kadar morarana kadar uzun uzun öpücüklerle boğup emdi.
Aras haraket edip karşılık veremiyordu o an sanki bembeyaz vücudu kitlenip kalmıştı.
""Canını çok yaktım mı?"
diye fısıldadı. Sesi, az önceki emredici tonundan uzak, kadifemsi bir şefkat barındırıyordu.
Aras, cevap vermek yerine başını çevirmek istedi ama Kerem buna izin vermedi. Parmakları Arasın yanağında, sanki porselenden yapılmış bir esere dokunur gibi geziniyordu.
"Bana bak Aras... Gözlerini benden kaçırma. Bu gece olanları sakın bir hata gibi görme. Bu, senin benim olduğun gerçeğinin mührüydü."
Aras, zorlukla yutkunarak gözlerini Kerem’in derin siyahlarına dikti.
"Senden nefret etmem gerekiyordu,"
dedi fısıltıyla.
"Ama... neden kalbim bu kadar hızlı çarpıyor?"
Kerem gülümsedi. Bu seferki gülüşü yakıcı değil, huzur vericiydi. Aras’ın yanına uzandı ve onu korumacı bir tavırla göğsüne çekti. Arasın başı Keremin çıplak omuzuna yaslandığında, Kerem battaniyeyi ikisinin üzerine örttü. Aras’ın o narin bedenini kollarının arasında saklarken, diğer eliyle Arasın parmaklarını kenetledi.
"Nefret ve aşk arasındaki o ince çizgideyiz Aras. Ve inan bana, o çizgiyi çoktan geçtik."
Odanın loş ışığında, dışarıdaki İstanbulun gürültüsü çok uzakta kalmıştı. Kerem, Arasın elini kalbinin üzerine koydu.
"Duyuyor musun? Bu ritim senin eserin. Yıllardır kaskatı olan bu kalbi, bir 'kurye güzeli' yerinden oynattı."
Aras, Kerem’in teninden gelen o erkeksi kokuyu içine çekerken, içinde bir yerlerin yıkıldığını hissetti. Bu adam sadece bedenine değil, ruhunun en karanlık dehlizlerine de sızmıştı. Kerem, Arasın boyun girintisine derin bir öpücük bıraktı ve fısıldadı:
Aras, Kerem’in güven veren kollarında gözlerini kapatırken, ilk kez kendini bir yere ait hissetti. Ancak zihninin bir köşesinde o korkunç soru yankılanıyordu: Kerem bu kadar severken, bir gün vazgeçerse ne olacaktı?
Sabah olmuştu Kerem çoktan uyanmış ve dışarı çıkmıştı sigara içmeye çıkmıştı.
Bir anda malikaneden fırlayarak gelen hizmetçisine baktı.
Hizmetçi nefes nefese kalmıştı konuşmakta zorluk çekiyordu.
Kerem endişeli sesle ne olduğunu sordu
Hizmetçi biraz soluklanıp
"Aras bey yatağından inatla kalkmaya çalışıyor-"
Kerem hemen hizmetçisi sözünü tamamlamadan içeri hızla ve telaşla girdi.
Kerem odaya girdiğinde Aras yataktan inatla kalkmaya çalışıyordu. Karnındaki ve vücudunun birkaç yerinin sargısı hafifçe gerilmiş, beyaz gömleğinin üzerinden kan lekesi sızmaya başlamıştı.
"Ne yapıyorsun sen!?"
Kerem’in sesi odada bir kamçı gibi şakladı.
"Bıktım artık Kerem! Beni buraya kapattın, nefes bile alamıyorum,"
diye bağırdı Aras, ama yüzü acıyla kasıldı ve elini yarasına götürdü.
Kerem iki adımda yanına ulaştı, Arası omuzlarından tutup yatağa geri bastırdı.
"Canın yanıyor işte, hala inat ediyorsun. O yara kapanana kadar benim iznim olmadan nefes bile almayacaksın."
Kerem, Arasın gömleğinin düğmelerini sertçe çözmeye başladı. Aras ellerini tutup onu durdurmaya çalıştı ama Keremin gücü karşısında etkisizdi.
"Bırak... Kendim yaparım!
"Sus Aras, inatlaşma benle"
dedi Kerem boğuk bir sesle. Gömlek kenara açıldığında, Arasın bembeyaz teni üzerindeki o taze, kırmızı yara izi ortaya çıktı. Keremin bakışları yumuşadı, parmak uçlarını yaranın etrafında, sanki Arasın canını yakmaktan korkarmış gibi gezdirdi.
"Benimle inatlaştığında sadece kendine eziyet ediyorsun güzelim"
dedi Kerem, yüzünü Arasın boynuna yaklaştırarak. Arasın kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Kerem, Arasın boynundaki atan damara sıcak bir öpücük bıraktı.
"Ve ben bu inatçılığının cezasını her kuruşunu, senin bu narin teninden tahsil edeceğim."
Aras, Kerem’in dokunuşuyla hem ürperiyor hem de tarif edilemez bir sıcaklığın vücuduna yayıldığını hissediyordu. Kerem, pansuman malzemelerini çıkarırken Aras’ın gözlerinin içine öyle bir baktı ki; Aras o an sadece bedeninin değil, ruhunun da bu adamın esiri olmaya başladığını anladı.
Kerem, pansuman malzemelerini yatağın kenarındaki komodine bıraktı. Gözleri hâlâ Arasın yaralı vücudundaydı. Oraya bakarken ifadesi öylesine karmaşıktı ki hem bir şeyi paramparça etmek isteyen bir canavarın öfkesi, hem de paha biçilemez bir hazineyi korumaya çalışan bir adamın titizliği vardı.
"Canın yanacak, dişlerini sık,"
dedi Kerem. Sesi az önceki emredici tonundan uzak, tuhaf bir şekilde pürüzlüydü.
Solüsyonlu pamuğu yaranın üzerine değdirdiği an Arasın vücudu yay gibi gerildi. Aras, acıyla karışık derin bir nefes alıp başını yastığa gömdü. Kerem, Arasın titreyen bacaklarını ve sıkılmış yumruklarını gördükçe daha da yavaşladı. Parmakları, yaranın etrafındaki sağlam teni okşayarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Neden... neden bunu kendin yapıyorsun?"
diye inledi Aras.
"Onlarca hizmetçin görevlin var Neden bana kendin dokunuyorsun?"
Kerem duraksadı. Pamuğu kenara bırakıp elini Arasın çıplak göğsüne, tam kalbinin üzerine koydu. Arasın kalbi, Keremin avucunun altında kapana kısılmış bir kuş gibi çırpınıyordu.
"Çünkü sana benden başka kimsenin dokunmasını istemiyorum"
dedi Kerem. Gözlerini Aras’ın puslu gözlerine dikti.
"O dikişleri kimin attığını, o yarayı kimin temizlediğini düşünmek bile içimdeki bir yerleri yakıyor. Seninle ilgili her detayı ben kontrol edeceğim Aras. Acını da, zevkini de ben vereceğim ve başkasının vermesine izin vermeyeceğim."
Aras, Kerem’in bu hastalıklı sahiplenme duygusu karşısında ürperdi.
"Sen delisin... Beni bir eşya gibi görüyorsun."
Kerem hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme hiç de iç açıcı değildi.
"Eşya olsaydın çoktan sıkılıp bir kenara atardım. Sen benim için bir eşyadan çok daha fazlasısın. Sen, diz çöktüremediğim tek şeysin. Ve seni tamamen teslim olana kadar durmayacağım."
Pansumanı bitirdikten sonra Kerem, Arasın gömleğini kapatmadı. Aksine, Arasın yatakta savunmasızca açıkta kalan pürüzsüz tenini bir süre izledi. Ardından ayağa kalkıp dolaba yöneldi ve kendisine ait pamuktan bile yumuşak ve pahalı bir giysisini uzattı.
"Bunları giy. Akşam yemeğini aşağıda, benimle yiyeceksin," dedi.
"Aşağı inemem, yürürken canım yanıyor"
dedi Aras, aslında sadece Keremle o devasa masada baş başa kalmaktan korktuğu için.
Kerem, Arasa doğru yürüdü ve yatağın üzerine eğilerek ellerini iki yanına dayadı. Arası kendi gölgesinde bıraktı.
"Eğer yürüyemezsen, seni kucağımda indiririm güzelim.
Kerem o masada tam karşımda oturacak olan oğlanı izleyerek Her lokmasını ağzının o nazik haraketini her bakışını görmek istiyordu.
Kerem odadan çıkarken Aras, odada kalan o ağır ve baskın erkek kokusuyla baş başa kaldı. Karnındaki yara sızlıyordu ama içindeki o tanımlayamadığı his, yaradan daha derine işliyordu bir yandanda korku ve isteksizlik hissi artmıştı hala Keremi bir yabancı olarak görüyordu.
Devam edecek..
Yazar notu: buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim yorumlarınızı bekliyorumm baaiiiyyyyssss( ◜‿◝ )♡
