Selamlar bayadır yoktum içtenlikle özür dilerim ama yeni bölüm sonunda geldi iki hikaye bir arada yazmayı düşünüyorum diğer hikayemede "Gümüş zincirlerin kokusu" adlı eserimede bakabilirsiniz iyi okumalar dilerimm⁽⁽ଘ( ˊᵕˋ )ଓ⁾⁾
Kerem, odadan çıktığında kapıyı sessizce araladı. İçerideki ağır, erkek kokusu ve Aras'ın huzursuz nefes alışları hâlâ havada asılıydı. Aras, yatağın kenarında oturmuş, üzerine uzatılan o pahalı, pamuklu gömleği tutuyor ama giymeye cesaret edemiyordu. Gömlek, Kerem'in bedeninden kalan sıcaklığı ve kokuyu hâlâ taşıyordu. Aras, titreyen elleriyle gömleği yavaşça başına geçirdi. Kumaş, omuzlarından aşağı süzülürken, sanki Kerem'in kolları yeniden onu sarıyordu.
Kapı çarpmadan, Kerem geri döndü. Gözleri, Aras'ın üzerindeki o geniş, beyaz gömleğe takıldı. Gömlek, Aras'ın narin bedenine bol geliyordu, belinde toplanmış, bacaklarının üstüne kadar iniyordu. Kerem, bu görüntüyü görünce dudaklarında o tanıdık, tehlikeli gülümseme belirdi.
Aras, Kerem'in yaklaşmasını hissetti. Adam, odanın içinde sessiz adımlarla ilerliyor, sanki bir avcı avına yaklaşıyordu. Aras, geriye doğru kaçmaya çalıştı ama yatakta yer yoktu. Kerem, iki adımda yanına vardı ve Aras'ın bacaklarının arasına tek eliyle daldı.
"Korkma,"
diye fısıldadı Kerem, Aras'ın boynuna dokunurken.
"Yürüyemezsen, seni taşıyacağım."
Aras'ın nefesi kesildi. Kerem'in eli, Aras'ın bacağının iç kısmına doğru yavaşça süzüldü. Bu dokunuş, bir elektrik şoku gibi Aras'ın tüm vücudunu sardı. Aras, gözlerini kapattı ve başını geriye attı. Kerem'in eli, Aras'ın dizlerinin üzerinden yukarı doğru, o hassas noktaya doğru ilerledi. Aras, bu dokunuşa karşı koymaya çalıştı ama vücut, o an Kerem'in gücüne teslim olmuştu.
Kerem, Aras'ın bacaklarını iki yana açtı ve onu kucağına aldı. Aras'ın hafifliği, Kerem'in güçlü kollarında bir kuş gibi hapsolmuştu. Aras, Kerem'in göğsüne yaslandığında, adamın kalp atışlarını hissedebiliyordu. Bu atışlar, Aras'ın kendi kalp atışlarıyla yarışıyor, ikisi de aynı ritimde çarpıyordu.
Kerem, Aras'ın kulağına doğru fısıldayarak.
"Bana bak. Kimin kucağında olduğunu unutma."
Aras, gözlerini açtı. Kerem'in gözleri, karanlık bir deniz gibi derin ve tehlikeliydi. Aras, bu gözlerin içinde kaybolurken, kendi içindeki korkunun yerini, tarifsiz bir arzu ve teslimiyet aldı. Kerem, Aras'ı kucağından indirmeyecekti. Bu, bir ceza değil, bir sahiplenmeydi.
Kerem, Arası koridorlardan, geniş mermer Hol'e doğru taşıdı. Aras'ın başı Kerem'in göğsüne yaslanmıştı, nefesi Kerem'in gömleğine sinmişti. Her adımda, Kerem'in kalp atışlarını hissedebiliyordu; bu ses, Aras'ın korkusunu yavaş yavaş yerini, tanımadığı bir güvene bırakıyordu.
Aşağıdaki salon, loş ışıklarla aydınlatılmıştı. Devasa ahşap masa, ikisini de yutacak kadar büyüktü. Kerem, Aras'ı sandalyesinden çekip oturttu, ardından kendisi karşıda yerini aldı. Aras'ın yarası, hareket ettikçe hafifçe sızladı ama Kerem'in varlığı, bu acıyı bir başka duyguya dönüştürüyordu.
"Yemek yemeyeceksen, en azından bir şeyler iç,"
dedi Kerem, şarap kadehini eline alarak. Sesi, yukarıdaki o vahşi tondan farklıydı daha sakin, daha... insani.
Aras, kadehi uzattı ama parmakları titriyordu.
"Neden.."
diye sordu, sesi neredeyse fısıltıydı.
"Beni buraya hapsedip, sonra benimle yemek mi yiyeceksin? oyun mu oynuyorsun?"
Kerem, kadehini yavaşça ağzına götürdü, gözlerini asla Aras'tan ayırmadan.
"Oyun değil Bu... bir anlaşma. Sen benim korumam, ben senin... kurtarıcın. Ve belki de bu karanlık gecede, birbirimizin tek sığınağıyız."
Aras, Kerem'in gözlerindeki o karmaşık ifadeyi okumaya çalıştı. İçinde korku, nefret ve aynı zamanda tarifsiz bir çekim vardı.
"beni niye babam gibi öldürmedinki bu acıyı çekmemi istiyorsun"
Kerem, kadehini masaya sertçe bıraktı.
"Çünkü ben, senin nefretini bile birer birer yutmaya razıyım. Babamın günahı benim omuzlarımda, ama sana dokunma hakkım sadece bana ait. Senin öfken, benim için bir ceza değil, bir nimet."
Aras, bu sözler karşısında donup kaldı. Kerem'in bu kadar karanlık bir şekilde, bu kadar "hasta" bir şekilde ona bağlanmasını hayal edemiyordu.
"Sen delisin,"
diye fısıldadı Aras.
Kerem ayağa kalktı, sandalyesini geriye iterek masanın üzerine eğildi. Aras'ın gözlerinin içine bakarken, parmaklarını Aras'ın yanağına uzattı.
"Çünkü sen, hayatımda ilk kez benim kontrolüm dışında bir şey. Ve ben, kontrol edemediğim her şeyi... ya yok ederim ya da tamamen sahiplenirim bir köpek gibi eğitirim."
Aras, Kerem'in dokunuşuna karşı koymaya çalıştı ama vücudu, bu adamın varlığı karşısında çoktan teslim olmuştu.
"Bırak beni,"
dedi ama sesi, bir emirden çok, bir yakarışa benziyordu.
Kerem, Aras'ın yanağını okşamaya devam etti.
"Bırakmak... imkansız. Çünkü artık senin her nefesin, her düşüncen, her... dokunuşum benimsin. Ve bu gece, yatağımızda, bu gerçeği bir kez daha kanıtlayacağız."
Aras, Kerem'in sözlerini duyunca, o karanlık odadaki havanın ağırlaştığını hissetti. Kerem, Aras'ın elini kavradı ve onu kendi göğsüne doğru çekti.
"Yatağa gidelim,"
dedi, sesi artık bir fısıltı değil, bir emirdi.
"Yaraların iyileşsin diye sana zaman tanıdım. Ama şimdi, seninle o karanlık geceye tekrar dalmak istiyorum. Bu sefer, acıyı değil sadece beni içinde hissedeceksin."
Aras, Kerem'in gözlerindeki o vahşi açlığı gördü. Bu sefer, direnmeye çalışmadı. Sadece başını Kerem'in omzuna yasladı ve sessizce, kendi kader
ini kabullendi karnındaki o acıdan daha kuvvetli bir acı hissetti..
Devam edecek..