(BÜTÜN OKUYUCULARIN DİKKATİNE İÇİNDE ŞİDDET, KAN VE +18 SAHNELER BULUNMAKTA UYARIDA BULUNMAK İSTEDİM İYİ OKUMALAR DİLERİM.)
İstanbul’un gece yarısı sessizliği, Kerem’in lüks spor arabasının motor sesiyle yırtılıyordu. Baran aceleyle hastaneye gitmeye çalışıyordu Arka koltukta, beyaz tişörtü tamamen kızıla boyanmış Aras, bilinci kapalı bir halde Keremin bacağında yatıyordu. Kerem ellerinin titremesine engel olamıyordu. Hayatında ilk kez kontrolün kendi elinde olmadığı bir durumun içindeydi. Ne holdingdeki hisseleri ne de banka hesapları, arka koltukta can çekişen bu mağrur genci kurtarmaya yetmiyordu.
"Dayan," diye mırıldandı Kerem, sesi rüzgarın uğultusunda kaybolurken.
"Beni bu kadar kolay bırakıp gidemezsin sefil kurye... Daha seninle işim bitmedi."
Hastaneye vardıklarında Barana eve gitmesini söyledi Baran ilk başta kabul etmesede patronu dediği için yapmak zorunda kaldı.
Özel hastanenin VIP katındaki uzun koridor, ölümün soğuk nefesiyle sarsılıyordu. Kerem, ameliyathanenin o meşhur kırmızı ışığının altında, bir heykel gibi kaskatı kesilmişti. Üzerindeki binlerce dolarlık ceket, Aras’ın kanıyla lekelenmiş, kollarındaki manşetler çamura bulanmıştı. Koridorda sadece Kerem’in düzensiz nefesleri ve uzaktan gelen hastane cihazlarının mekanik sesleri yankılanıyordu. Kerem, Hayatı boyunca istediği her şeyi satın almış, her kadını ve erkeği birer eşya gibi kullanmış olan Kerem için bu sessizlik bir işkenceydi. Aras’ın o dik başlı, "sefil" diyen sesi kulaklarında çınlıyordu. Kerem, İçindeki bu yoğun duygu sadece suçluluk olamazdı. Bu, daha önce hiç tatmadığı, birini tamamen sahiplenme ve onun yok olma ihtimalinden duyulan o vahşi korkuydu
Aniden ameliyathanenin ağır metal kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriden yüzü bembeyaz kesilmiş, maskesini boynuna indirmiş bir hemşire çıktı. Adımları hızlı ve telaşlıydı. Kerem yerinden fırlayıp kadının yolunu kesti. Gözlerindeki o vahşi, her şeyi yakmaya hazır ifade hemşireyi bir an duraksattı.
"Durumu nasıl?"
dedi Kerem. Sesi koridorda bir kamçı gibi şakladı.
Hemşire yutkunarak elindeki dosyayı göğsüne bastırdı.
"Kerem Bey, durum çok kritik,"
dedi sesi titreyerek.
"Bıçak darbesi böbrek hizasından girmiş ama daha kötüsü, içeriye doğru çekilirken büyük bir damarı parçalamış. Çok kan kaybetmiş. Şu an vücudu şoka giriyor, organları iflasın eşiğinde. Her şeye hazırlıklı olmalısınız. Önümüzdeki birkaç saat, onun bu dünyada kalıp kalmayacağını belirleyecek."
Kerem duyduklarıyla sarsıldı.
"Ölemez,"
dedi kısık ama zehirli bir sesle. Hemşirenin omuzlarını kavrayıp sarsmaya başladı.
"Onu yaşatacaksınız! Gerekirse tüm hastaneyi, tüm servetimi bu oda için harcarım ama o çocuk o kapıdan sağ çıkacak, anlıyor musun beni?"
Hemşire korkuyla başını sallayıp hızla uzaklaşırken, Kerem ellerini duvara yaslayıp alnını soğuk betona dayadı. Aras... O dik başlı, o gururlu çocuk şimdi bir pamuk ipliğine bağlıydı. Kerem ilk kez hayatın parayla satın alınamayacak kadar acımasız olduğunu o beyaz koridorda anladı
Saatler sonra Aras, yoğun bakım ünitesinden çıkarılıp özel odaya alındığında, Kerem çoktan odadaki yerini almıştı. Aras’ın yüzü, altındaki yastıktan bile daha beyazdı. Burnundaki oksijen maskesi, her nefes alışında hafifçe buğulanıyor; göğsü, bir kuşun kanat çırpışları kadar zayıf bir ritimle inip kalkıyordu.
Kerem, Aras’ın serum takılı, parmak uçları morarmış elini avuçlarının arasına aldı. Bu eller, o gece Kerem’in yüzüne inmişti. Bu eller, nasırlı ama bir o kadar da zarifti. Kerem, Aras’ın elini dudaklarına götürdü ve parmak eklemlerine uzun, sessiz bir öpücük bıraktı.
"Uyan Aras,"
diye fısıldadı.
"Uyan ki senden ettiğim nefretin hesabını sorabileyim. Uyan ki seni mahvedebileyim."
Kerem deri sandalyede yerini aldı ve Arası izlemeye başladı. Bu çocuğa nasıl bağlandığını bir türlü anlayamıyordu.
Şafağın ilk ışıkları, özel hastanenin devasa pencerelerinden içeri sızarken, Kerem hala aynı pozisyonda, Aras’ın yatağının hemen yanındaki sandalyede oturuyordu. Göz kapakları uykusuzluktan ağırlaşmış, zihni ise bir savaş alanına dönmüştü. Dışarıda İstanbul uyanıyor, insanlar günlük telaşlarına başlıyordu; ama bu odada zaman, Aras’ın her güçlükle aldığı nefesin arasında asılı kalmıştı.
Kerem, elindeki kurumuş kan lekesine baktı. Aras’ın kanıydı bu. Gece boyunca defalarca yıkamasına rağmen, sanki derisinin altına işlemiş gibi hissediyordu.
"Aç şu gözlerini"
diye fısıldadı Kerem, sesi odanın steril sessizliğinde yankılandı.
"Sana izin vermeden gidemezsin. Bu borcu böyle kapatamazsın."
Öğle vakti geldiğinde, odadaki güneş ışığı yerini sert bir aydınlığa bıraktı. Hemşireler girip çıkıyor, cihazları kontrol ediyor, Kerem’e dinlenmesi gerek diyen acıyan bakışlar atıyorlardı. Ama Kerem, bir heykel gibi kaskatıydı. Aras’ın nabzını gösteren o ritmik ses, Kerem için dünyanın en önemli senfonisi haline gelmişti.
Güneş batmaya başladığında oda yeniden kızıla boyandı. Kerem, Aras’ın bembeyaz, hareketsiz elini avucunun içine aldı. Bu eller... şimdi birer ölü kadar soğuktu. Kerem dayanamayıp Aras’ın parmak uçlarını kendi yanağına yasladı. Onun o dik başlı halini,
"züppe"
diye bağıran sesini özlemişti.
Akşamın karanlığı odaya çöktüğünde Kerem hala oradaydı. Bir gün geçmişti. Koskoca bir gün, sadece nefes alışverişlerini sayarak geçmişti. Kerem, Aras’ın yüzüne doğru eğildi. Aras’ın terlemiş saçlarını alnından yavaşça geriye itti. O an, Aras’ın kapalı göz kapaklarının titrediğini gördü.
"Aras?" dedi Kerem, kalbi göğüs kafesini zorlayarak.
"Duyuyor musun beni.."
Bir anda ciğerlerine dolan keskin iyot ve dezenfektan kokusuyla, Aras gözlerini araladı.
Göz kapakları sanki üzerlerine tonlarca yük binmiş gibi ağırdı. Tavan o kadar parlaktı ki gözlerini kamaştırdı. Yan tarafındaki o devasa boşluk, her nefesinde sanki birisi orayı canlı canlı dağlıyormuş gibi yanıyordu.
"Kerem..." diye inledi Aras. Sesi, bir fısıltıdan bile daha zayıftı.
Kerem hemen yatağa doğru eğildi. Gözlerindeki o karanlık parıltı yeniden alevlenmişti.
"Buradayım sefil kurye. Gitmene izin vermedim."
Aras, maskenin altından zorla gülümsedi.
"Yine... senin oyuncağın mı oldum?"
Kerem’in yüzü sertleşti. Elini Aras’ın yanağına, oradan da boynuna indirdi gülümsedi.
"Hayır Aras. Sen benim oyuncağım değilsin. Sen benim en büyük takıntım oldun. Ve şimdi, seni iyileştireceğim ki, bu borcu bana teninle öde."
Aras, cevap vermeden puslu gözlerle Kerem’in yorgunluktan çökmüş yüzüne baktı.
"Neden..."
diye mırıldandı.
"Neden hala buradasın?"
Kerem cevap vermedi. Sadece Aras’ın elini daha sıkı tuttu. Aras’ın uyanmış olması, Kerem’in içindeki o vahşi arzuyu ve sahiplenme duygusunu yeniden tetiklemişti. Aras’ın savunmasız hali, Kerem’in karanlık tarafını besliyordu
Bir hafta sonra
Aras biraz daha iyi olmuştu. Ama sorun şu ki keremin kendisine ait evinde kalıyordu iyileşene kadar burada düşman, acımasız, kendini beğenmiş biri olarak gördüğü adamın evinde kalmak zoruna gidiyordu bir an önce evine dönmek istiyordu. Ama bu imkansızdı ayağa bile kalkamıyordu.
Bir anda kapının açılma sesini duydu gelen keremdi.
"Pansuman vaktin geldi kurye güzeli"
Aras bu sözü duyduğunda bir anda irkildi.
Adamın ona kurye güzeli demesi baya zoruna gitmişti. Zaten kendiside erkekti güzel ile erkek kelimesi uyumlu bile değildi.
Bir anda kereme ani bir bakış attı.
Kerem sırıtarak, sinirlenmesi bile çok tatlı diye aklından geçirdi.
Hemen yatağın yanı başına gelerek Aras’ın gömleğini çıkardı gömlek omuzlarından aşağı süzülürken, Aras’ın çıplak ve solgun göğsü ortaya çıktı. Aras, itiraz etmek istedi ama vücudunda en ufak bir güç kırıntısı bile yoktu. Kerem’in parmakları, dikişlerin hemen yanındaki sıcak teninde gezinmeye başladı.
"Canın yanıyor mu?"
dedi Kerem, başını Aras’ın karnına kadar yaklaştırarak.
"Sen... dokundukça daha çok yanıyor,"
dedi Aras dişlerini sıkarak.
Kerem gülümsedi; bu karanlık ve şehvet dolu bir gülümsemeydi. Elindeki pamuğu yaraya bastırdığında Aras’ın vücudu bir yay gibi gerildi. Acıyla karışık boğuk bir ses çıkardı. Kerem durmadı; boşta kalan elini Aras’ın çıplak göğsünde, kalp atışlarının tam üzerinde gezdirmeye başladı. Aras’ın kalbi Kerem’in avucunun altında deli gibi çarpıyordu.
Kerem, pansumanı bitirdikten sonra malzemeleri kenara fırlattı. Aras’ın üzerine doğru eğildi, ellerini yatağın iki yanına dayayarak onu hapsetti.
"Bana borçlusun Aras,"
dedi Kerem, dudakları Aras’ın kulağına değerken.
"Hayatını bana borçlusun. Ve bu borcu ödeme vaktin yaklaşıyor."
Kerem, Aras’ın boynuna, tam nabız noktasına ıslak ve derin bir öpücük bıraktı. Aras’ın tüm vücudu titredi. Odanın içindeki o hava, bir anda birbirine karışan nefeslerle ve bastırılamayan bir arzuyla ısındı. Kerem’in eli, arasın pantalonun altından Aras’ın bacaklarına doğru süzüldüğünde, Aras gözlerini kapattı. Bu bir teslimiyetti.
Gözlerini aç güzelim diye fısıldadı Kerem. Sesi bir emir kadar sert ama bir o kadar da baştan çıkarıcıydı.
"Bana bakarken teslim olmanı istiyorum. Kimin ellerinde titrediğini görmeni istiyorum."
Aras, zorlukla gözlerini araladığında Kerem’in yüzünü çok yakınında buldu. Kerem’in gözleri, avını köşeye sıkıştırmış bir yırtıcının açlığıyla parlıyordu.
"Yapma..."
diye mırıldandı Aras, ama elleri Kerem’in omuzlarına çoktan kenetlenmişti. İtmek yerine, sanki dengesini kaybetmekten korkan bir adam gibi tutunuyordu ona.
"Yapmamı istediğini biliyorum Aras,"
dedi Kerem. Dudakları Aras’ın boyun çukuruna gömüldü. Islak ve sıcak öpücükleri, Aras’ın yaralı vücuduna yayılan acıyı unutturan bir uyuşturucu gibiydi. Kerem’in eli, Aras’ın artık tamamen açığa çıkmış, sertleşmiş ve sızlayan aletini kavradığında Aras başını geriye atıp haykırırcasına inledi.
Kerem’in hareketleri yavaştı; her dokunuşuyla Aras’ın o mağrur duvarlarını bir bir yıkıyordu. Kerem, Aras’ın kulağının arkasını diliyle okşarken, eliyle Arasın aletine uyguladığı baskıyı artırdı.
"Bak bana,"
dedi Kerem yeniden. Aras’ın yüzünü ellerinin arasına aldı. Aras’ın gözleri arzudan buğulanmış, dudakları hafifçe aralanmıştı. Kerem, aradaki son santimleri de yok ederek Aras’ın dudaklarına hırsla yapıştı. Bu bir öpücükten çok, birbirlerinin nefesini çalma mücadelesiydi. Kerem’in dili Aras’ın ağzının içinde hoyratça gezinirken, Aras’ın eli Kerem’in saçlarının arasına daldı.
Kerem, Aras’ı yatağın üzerinde biraz daha yukarı çekti, yarasına zarar vermemeye çalışsa da bu vahşi tutku ikisini de dikkatsizleştiriyordu. Kerem, Aras’ın iç bacaklarına kondurduğu ıslak öpücüklerle aşağı inerken Aras’ın vücudu zevkten kavisleniyordu.
"Kerem... Lütfen..."
diye yalvardı Aras. Artık neye yalvardığını kendi de bilmiyordu. Sadece bu yangının son bulmasını veya daha çok yakmasını istiyordu.
Kerem, Aras’ın bacaklarını daha çok ayırdı ve tam o hassas noktasına, Aras’ın bütün direncini kıracak olan o son dokunuşu yaptı Arasın aletini daha hızlı adımlarla kavrayarak hareketini arttırdı Aras’ın ağzından kaçan o tiz inilti, Kerem’in zafer çığlığı gibiydi. Aras, Kerem’in altında sarsılırken gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Aras ne kadar keremin elinden kurtulmaya çalışsa da başaramadı kerem haraketlerini arttırdıkça Arasın canı yanıyordu ilk Aras boşaldıktan sonrası keremde Arastan hemen sonra o da boşalmıştı.Kerem vücuduna bulaşan meniyi ve Arasın aletindeki meniyi yalamaya başladı Bu sadece zevk değil, her şeyini; onurunu, öfkesini ve geçmişini bu adama teslim etmenin verdiği o ağır ve tatlı yıkım ve utançtı.
Kerem, Aras’ın o anda onun üzerine kapandı, terleri birbirine karışırken Aras’ın kulağına fısıldadı: "Artık benim damgamı taşıyorsun Aras. Gitsen de, kalsan da... Bu ten seni asla unutmayacak."
Odadaki nefes sesleri yavaş yavaş düzene girerken, Kerem hala Aras’ın üzerinde, alnını onun alnına yaslamış bir halde duruyordu. Aras, bitkin ve savunmasızdı; Kerem’in göğsündeki o ritmik atışı dinliyordu. Hayatında ilk kez kendini birine bu kadar ait hissetmişti, üstelik o kişi nefret etmesi gereken adamken.
Tam o sırada evin giriş kapısı ani bir şekilde sonuna kadar açıldı.
Kerem hızlıca toparlanıp Aras’ın üzerini örttü.
Eve kim gelmiş olabilirdi kapıda kitliydi diye düşünürken tam oda kapısını açacakken
Kerem karşısındaki kişiyi görünce kanı dondu. Gelen Demirdi.
Not: okumanızı böldüğüm için üzgünüm artık dikenin adını Demir olarak kararlaştırdım teşekkürlerr⭐⭐
Demir, o mide bulandırıcı gülümsemesiyle. Silahı doğrudan Aras’ın kalbine doğrulttu.
"Baban işi bitirmemi istedi. Ama önce, Aras’ın duyması gereken küçük bir sırrımız var, değil mi?"
Aras, yatağın içinde doğrulmaya çalışırken Demir devam etti: "On yıl önceki o kaza Aras... Babanın tek suçu neydi biliyor musun? Selim Bey’in kirli parasına el sürmesi değil, o parayı geri vermek istemesiydi. Babanı o gece arabadan sağ çıkaran Selim Bey’di; ama sadece senin önünde onu diri diri yakmak için tekrar içeri tıkmıştı. Ve bugün... oğlu seninle bu yatakta borç kapatıyor."
Aras, duyduklarıyla dehşete düştü. Bakışları Kerem’e döndü. Kerem’in gözlerindeki o suçluluk ifadesi, gerçeğin en acı kanıtıydı.
"Biliyor muydun?" diye bağırdı Aras, sesi acıyla yırtılarak. "Biliyordun!"
Devam edecek
Yazar notu: okuyan herkese teşekkür ediyorum, yeni bölümlerle karşınızda olacağım yorumlarınızı görüşlerinizi bekliyorum⭐⭐⭐
