İçeriğe geç

Teslimat Sana🔞(BL)

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Teslimat Sana🔞(BL)

Bölüm 1

Kan ve yağmur

Yazar notu:Herkese merhaba,sana dokunmamam gerekiyordu adlı romanımda herşeyi yavaş yavaş çoğaltıyorum bundan sonra ki bölümlerimde +18 sahneler çoğalacak olaylar yavaş yavaş yerine oturacak şimdiden söylemek istedim.

Herkese teşekkür ediyorum iyi okumalar dilerim ;)

İstanbul’un üzerine çöken o gri, ağır sis tabakası sadece görüşü kısıtlamakla kalmıyor, sanki şehrin üzerindeki tüm umutları da boğuyordu. Bu devasa metropolde milyonlarca hayat birbirine teğet geçiyor ama bazıları, çarpıştıklarında evreni sarsacak kadar büyük enkazlar bırakıyordu.

Aras: Karanlığın İçindeki Işık

Aras için gün, sabahın beşinde, güneş henüz Boğaz’ın sularına dokunmadan başlamıştı. Tek odalı dairesinin tavanında rutubetten oluşmuş devasa bir leke vardı; Aras her sabah gözünü açtığında o lekeyi bir haritaya benzetir, buradan kaçıp gidebileceği bir yer arardı zihninde. Ancak gerçekler, odadaki kırık dökük soba kadar soğuktu.

Yatağından kalktı, zemindeki parkelerin gıcırtısı sessiz odada yankılandı. Küçük bir tüpün üzerinde kaynattığı suyla bayatlamış ekmeğini yumuşatmaya çalışırken, aynadaki yorgun yüzüne baktı. Yirmi üç yaşındaydı ama gözlerindeki ifade kırk yıllık bir yükü taşıyormuş gibi ağır ve vakurdu. Anne ve babasını kaybettiği o feci kazadan sonra hayat onun için bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştü. Hukuk fakültesini üçüncü sınıfta, bursu kesilince ve geçim derdi omuzlarına binince bırakmak zorunda kalmıştı. Şimdi ise gündüzleri bir kargo deposunda kolilerle boğuşuyor, geceleri ise motoruyla şehrin en tekinsiz sokaklarında paket taşıyordu.

Elleri nasırlıydı ama bu eller bir zamanlar piyano çalmış, en zor makaleleri yazmıştı. Şimdi ise sadece soğuk demirleri ve karton kutuları kavrıyordu. Aras, fakirliği bir utanç olarak değil, bir zırh olarak giyiyordu. Kimseye borçlu kalmamak, kimsenin önünde eğilmemek onun tek kutsalıydı. Ceketini giydi, kaskını koltuğuna taktı ve o eski motorunun marşına bastı. İstanbul’un yutmaya hazır karanlığına doğru yola çıktı.

Kerem: Altın Kafesteki Öfke

Şehrin öteki ucunda, lüksün ve ihtişamın zirvesinde, Kerem devasa camlı yatak odasında huzursuz bir uykudan uyandı. Altındaki çarşaflar Mısır pamuğundandı, odasındaki her bir obje sıradan bir insanın on yıllık kazancına eşitti ama Kerem kendini bir mezarın içinde uyanmış gibi hissediyordu.

Babası, Türkiye’nin en büyük inşaat holdinglerinden birinin sahibi olan Selim Bey, Kerem’i bir veliaht değil, bir proje olarak yetiştirmişti. Her adımı planlı, her sözü ölçülü olmalıydı. Ancak Kerem’in içinde, ne parayla ne de güçle bastırılabilen bir volkan vardı. O, pürüzsüz mermerlerin üzerinde yürümekten değil, tozun ve toprağın içinde olmaktan haz alıyordu. Bu yüzden her gece, o soğuk malikaneden kaçıyor, lüks arabasıyla şehrin en kuytu yerlerine gidiyor, bazen sırf canı yandığını hissetmek için kavgalara karışıyordu.

Kerem için hayat bir tiyatroydu ve o başrolü oynamaktan bıkmıştı. İnsanların ona sadece soyadı için saygı duyması, kadınların ona sadece banka hesabı için bakması içindeki öfkeyi besliyordu. O sabah, babasının akşamki vakıf yemeğine katılması yönündeki emrini içeren bir notla karşılaştı. Notu buruşturup bir kenara fırlattı. İçindeki o hırçın ses, bugün bir şeylerin patlayacağını söylüyordu.

İlk Çarpışma: Beyoğlu’nun Arka Sokakları

Gece yarısına doğru Aras, son teslimatını yapmak üzere Beyoğlu’nun dik yokuşlarından birine tırmanıyordu. Motoru bozulduğu için yolu yaya olarak kat etmek zorunda kalmıştı. Sırtındaki ağır çanta ve dondurucu rüzgar onu iyice germişti.

Tam o sırada, sokağın başındaki bir gece kulübünün kapısından fırtına gibi çıkan bir figür gördü. Kerem, korumalarını ve arkadaşlarını arkasında bırakmış, üzerine gelen o boğucu kalabalıktan kaçıyordu. Gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Hızlı adımlarla köşeyi dönerken, karşıdan gelen Aras’a tüm hızıyla çarptı.

Aras, dengesini kaybedip yerdeki çamurlu su birikintisine düştü. Yanındaki paketler çevreye saçılmıştı.

"Dikkat etsene be adam!"

diye bağırdı Aras, yerden destek alarak kalkarken.

Kerem durdu. Normalde bir "pardon" der geçerdi ama o gece içindeki nefret bir hedef arıyordu. Aras’ın eski ceketine, çamurlu botlarına baktı.

"Yolumda duran sensin sefil kuryeci"

dedi Kerem, sesi zehir gibi damlayarak.

"Yürümeyi bile beceremiyorsan bu sokaklarda gezme."

Aras’ın gururu bir kamçı yemiş gibi sızladı. Ayağa kalktı ve Kerem’in karşısına dikildi. Aralarındaki boy farkı azdı ama sınıfsal fark bir uçurum kadardı.

"Sefil mi?"

Bu söz onun canını çok fazla yakmıştı birinin onun işini küçümsemesini kendine yedirememişti.

"Senin o ayakkabıların bu sokağın kirini kapatmaya yetmez. Özür dile."

Kerem alaycı bir tavırla güldü.

"Özür mü? Sen benim kim olduğumu biliyor musun?"

"Kimin dölü olduğun umurumda değil,"

dedi Aras, Kerem’in gözlerinin içine bakarak.

"Sadece nezaketten yoksun bir züppe olduğunu görüyorum."

Kerem’in gözü döndü. Kimse ona böyle hitap edemezdi. İlk yumruğu atan o oldu. Aras, beklemediği bu darbeyle sarsılsa da hemen toparlandı. Yılların verdiği hayatta kalma içgüdüsüyle karşılık verdi. Sokak lambasının cılız ışığı altında, iki genç adam birbirlerini paralamaya başladılar. Kerem eğitimliydi ama Aras sokakta dövüşmeyi öğrenmişti. Yumruklar yüzlerinde patlıyor, nefesleri soğuk havada buhara dönüşüyordu.

İkisi de birbirinin canını yakarken, aslında kendi hayatlarına olan nefretlerini kusuyorlardı. Kavga, her ikisi de bitkin düşüp birbirlerinden uzaklaşana kadar sürdü.

"Bu burada bitmedi,"

dedi Kerem, dudağındaki kanı silerek.

"Umarım biter,"

dedi Aras, yerdeki paketlerini toplayarak.

"Çünkü bir dahaki sefere bu kadar şanslı olmayabilirsin."

Kerem eve vardığında hemen odasına çekildi başı ağrıdan patlıyordu.

odasında aynaya her baktığında o fakir gencin gözlerini görüyordu. Neden onu unutamıyordu? Neden o yumruğun tadı, içtiği en pahalı şaraptan daha gerçek gelmişti? Kerem, o sokağa tekrar gitmek, o çocuğu tekrar bulmak için dayanılmaz bir istek duyuyordu.

Uyumaya çalıştı ama aklından bir türlü çıkaramadı

"Neden onu hırpaladımki."

"Kendine gel Kerem salaklaşma"

Ama gözlerinin Deniz maviliği, tenininin bembeyazlığı, saçlarının tutam tutam kıvırcıklığı dudağının dolgun ve o kırmızı rengi o kadar güzeldi ki bir türlü Keremin aklından çıkmıyordu.

Kesişen Yollar ve Kanlı Yol;

O geceden sonra 2 gün geçti. Keremin aklından bir türlü çıkmıyordu kurye güzeli her aklına geldikçe tahrik oluyordu işten eve döndü banyoya girdi ve rahatlamak için yatağına uzandı yine gelmişti aklına kurye güzeli.

Acısından sertliğinden uyuyamadı şimdi kurye güzeli Kerem'i tahrik ederek acı çektiriyordu.

Kerem dayanamayarak aletini kavradı ve hızlı adımlarla aletini çekmeye başladı bir yandanda aklına güzelini getiriyordu daha fazla dayanamayıp boşaldı bu biraz olsun rahatlamasını sağlayacaktı kısa süreli olsada..

Sabah olmuştu hemen hazırlanıp malikaneden çıktı ve arabaya bindi Baran yine Kereme garip ve düşünceli bir şekilde baktı Kerem bunu farkep edip neden böyle baktığını sordu.

Baran bu aralar patronunun niye böyle dalgın üzgün olduğunu sordu

Kerem birşey olmadı desede adam inanmış değildi.

Kerem işe vardı ve çalışma odasına vardı yine gün bitmişti ve yorgunluktan yere düşecekti.

Kerem işten çıkıp aracına bindi.

Arasta, yine o aynı güzergahtaydı. Ancak bu kez yalnız değildi. Geçen günkü kavga sırasında o bölgenin haracını toplayan küçük bir çetenin alanına girmişlerdi ve çete lideri "Diken", bu iki yabancının kendi bölgesinde gürültü yapmasından hoşlanmamıştı.

Aras, karanlık bir sokağa girdiğinde etrafının dört kişi tarafından sarıldığını gördü.

Diken, elindeki sustalıyı açarak.

"Naber arascığım"

Dedi alaycı bir ses tonuyla

Aras cevap vermeden geri çekilmeye çalıştı ama arkası çıkmaz sokaktı.

"Param yok,"

dedi net bir sesle.

"Paranı isteyen olmadı zaten arascık sadece küçük bir harç kesicez o kadar"

"İsmimi nerden biliyorsunuz"

"Bunu bu dünyadan göçünce babana sor şuan hiç cevap veresim yok"

dedi Diken ve adamlarına işaret verdi.

O sırada Kerem, arabasıyla sokağın girişinden geçiyordu. İçindeki bir dürtü onu durdurdu. Hemen Barana arabayı durdurmasını söyledi Baran arabayı durdurarak patronuna ne olduğunu sordu Kerem Barana sadece arabada beklemesini söyledi ara sokaktan gelen boğuşma seslerini ve Aras’ın o dik başlı ama acı dolu sesini duydu. Hiç düşünmeden arabadan fırladı bunun Arasın sesinin olduğunu biliyordu.

Sokağa girdiğinde gördüğü manzara karşısında kanı dondu. Aras, üç kişiyi üzerinden atmaya çalışıyordu ama dördüncü kişi, yani Diken, sinsice arkasından yaklaşmıştı. Kerem

"ARAS DİKKAT ET!"

diye bağırdığında artık çok geçti engel olamamıştı duruma kurtaramamıştı Arası.

Bıçak, Aras’ın sırtının yan tarafına, böbrek hizasına girdi ve sertçe çekildi.

Aras’ın ağzından boğuk bir inilti çıktı. Dizlerinin bağı çözüldü, önce duvara tutundu, sonra yavaşça asfalta kaydı. Beyaz tişörtü saniyeler içinde koyu kırmızıya boyanırken, gözleri sokağın başında duran Kerem’e kilitlendi.

Kerem, hayatında hiç hissetmediği bir korkuyla sarsıldı. O zengin veliaht gitmiş, yerine çaresiz bir adam gelmişti. Çete üyeleri karanlığa karışıp kaçtılar.

Kerem, Aras’ın yanına diz çöktüğünde elleri titriyordu.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Kesinlikle güzel bir seri üzgünüm biraz takıntı yapıyorum kusuruma bakmayın ama bir tık hızlı geçiş var hikaye çok güzel ama olayların hızlı ilerlemesi ruhunu emmiş bende muazam yazmıyorum biliyorum ama sadece söylemek istedim ama rahatsız edici bulduysanız tekrardan özür diliyorum iyi geceler 🫂

    1Yanıt