Sabah yine aynı baş ağrısı ve yorgunluk hissiyle gözlerimi açtım. Avcumun içinde bir acı hissettim. Avcumu açtığımda, Uraz'ın Selin'e verdiği kolyem vardı. Uyurken o kadar sıkmışım ki canım acıyordu. Artık bu bilinmezlikle baş edemiyordum ama kendimi toparlamam gerektiğini hatırladım.
Artık her şey değişecekti. Özellikle de ben.
Banyoya gittim, yüzümü yıkadım. Aynaya baktığım an gördüm kendimi. Şu son birkaç gündür kendimi salmıştım, bariz belli oluyordu.
Daha fazla oyalanmadan aşağı indim, bir şeyler yedim ve hızlıca hazırlanmak için odama çıktım. ,
Bol bej bir kot giydim, üstüne de siyah, bol olan kısa tişörtümü geçirdim. Aynanın karşısına geçtim, kolyeyi boynuma taktım. Artık toparlanma vaktiydi. Hafif bir makyaj yapıp saçımı dağınık topuz yaptım.
Tam çantamı da almış çıkmaya hazırlanıyorken yastığımın altındaki fotoğraf aklıma geldi. Onu da aynamın köşesine sıkıştırdım ve çıktım. Annemin görmesi falan umurumda değildi. Gerçekleri öğrenmeye başladığımı görmesi gerekiyordu. Ve her şeyi tamamen öğrendiğim zaman kendime bir yol çizecektim.
Evden çıktım. İlk işim doktoruma gitmekti çünkü baş ağrılarım normal değildi ve hafızam bana tam da şu zamanlarda lazımdı. Hızlı bir şekilde kulaklıklarım kulağımda, en sevdiğim şarkıyı dinleyerek otobüs durağına doğru yöneldim.
1 saat sonra
Doktor: "Delvin Hanım, anlattıklarınıza göre şu son zamanlarda çok fazla stres yapmış ve üzülmüşsünüz. Yaşadıklarınızın kolay olmadığının farkındayım. Ama ilaçlarınızı düzenli kullanmaz ve daha fazla stres yaparsanız bu durumunuzu artırabilir. Yani hafızanız ilerlemekte, anılarınız geri gelmekte zorlanabilir. Sizden tek istediğim daha dikkatli olmanız ve ilaçları düzgün bir şekilde kullanmanız."
İç geçirdim ve "Keşke stres yapmamam mümkün olsa," diye mırıldandım.
Delvin: "Tamamdır doktor bey, her şey için teşekkürler."
dedim ve odadan çıktım.
Tam hastaneden çıkacakken karşımda Uraz'ı gördüm. Bana doğru geliyordu.
Uraz: "Selam, nasılsın?
"
Delvin: "İyiyim."
Kısa ve net bir cevap vermiştim.
Uraz: "Neden hastanedesin? Bir sorun mu var?"
Hâlâ nasıl bilmemezlikten geliyordu, nasıl gözümün içine baka baka bana yalan atıyordu anlamıyordum.
Delvin: "Akıl sağlığımı korumam gerektiğini düşündüm, Uraz. Peki, ben sana neden buradasın diye soruyor muyum?"
Uraz: "Peki, anladım. Ben seni tutmayayım Delvin, görüşürüz."
Elbette görüşeceğiz, diye mırıldandım.
Uraz: "Bir şey mi söyledin?"
Delvin: "Görüşürüz, demiştim."
dedim ve arkamı dönüp uzaklaştım. Ama düşünmeden edemedim: O neden buradaydı ve neden aynı doktora gelmişti? Ama zamanı vardı, her şeyi tek tek çözecektim.
Hastaneden çıkıp biraz ilerledikten sonra telefonumdan bildirim sesi geldi. Ekrana baktım, Selin mesaj göndermişti.
1 yeni mesaj
Selin: "Müsaitsen akşam aşağıdaki parkta buluşabilir miyiz? Sana her şeyi anlatmak istiyorum."
Onu her ne kadar görmek istemesem de kabul ettim. Çünkü neler olup bittiğini öğrenmek istiyordum. Öğreneyim ve ona göre hareket edeyim.
Yavaş yavaş durağa ilerledim ve otobüsü beklemeye başladım.
2 saat sonra
Parka gelmiştim. Selin ve Berk ağacın altında oturuyordu. Demek Berk de her şeyi biliyordu... Düşünmeden edemedim: En son Uraz'ı burada gördüğümde, o da ağacın altında oturuyordu. Sahi, o kadar bank varken neydi bu ağaç meselesi?
İlerledim ve yanlarına oturdum.
Delvin: "Demek senin de her şeyden haberin vardı Berk. Zaten bir sırtımdan vurmayan sen kalmıştın."
Berk tam bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki Selin konuştu:
Selin: "Senin iyiliğin için sustuk ikimiz de Delvin. Daha doğrusu susmak zorunda kaldık."
Delvin: "Pardon da tam olarak neden 'zorunda' kaldınız, Selin? Öğrenebilir miyim?"
dedim sinirle ve Berk konuştu:
Berk: "Delvin, Selin’in üstüne de çok gidiyorsun. Biraz dinler misin?"
Bunu demesiyle sinirle karışık bir kahkaha atıp:
Delvin: "Peki, neyi dinleyeceğim? Yalanlarını mı? Bu sefer ne söyleyeceksin, yine aynı şeyleri mi? Eğer öyleyse, beni oyalamayın ve gideyim."
Selin'in gözleri dolmuştu ve bir anda bana bağırdı:
Selin: "Annen istedi Delvin, oldu mu? Susmamızı annen istedi! Ve sustuk, çünkü seni korumak istedik. Yine aynı şeyleri yaşamanı istemedik, anlıyor musun?"
Selin'in söyledikleri karşısında bir an duraksadım. Bu zamana kadar bana bu şekilde hiç yükselmemişti. Selin sadece kendini savunmak istediği zaman bağırırdı. Üstüne çok gittiğimi fark ettim ama yine de aynı donuklukla konuştum:
Delvin: "Peki, anlat. Dinliyorum."
Donuk ve sakin tavrım karşısında şaşırmıştı. Çünkü vicdan yapacağımı ve ona sarılacağımı düşünmüştü. Biraz durdu ve konuşmaya başladı...