Gördüğüm rüyanın üstünden bir gün geçmişti. Biraz dinlenmek için pencerenin kenarındaki koltuğa oturup kahvemi yudumluyordum ve yine düşünceler beynimi sarmaya başlamıştı.
Rüyamdaki kişiyle Uraz'ın benzerliği kafamda dönüp dolaşıyordu. Ama kazada tek olduğum söylenmişti ki ben buna inanmıyordum. Çünkü bir haftadır rüyamda yaptığım kazada, yanımda başka bir motorla giden bir erkek oluyordu.
Ben o kadar sevinçliyim ki bir anda elimi ona uzatıyorum ve yaklaşmaya çalışıyorum, ama yüzünü göremeden yan taraftan aldığım darbeyle çığlık atıyorum.
Sonrası ise yok...
Ama dünkü rüya farklıydı; bu sefer onun gözlerini görüyordum, bana bakıyordu.
Bir anda annemin sesiyle düşüncelerim yok oldu.
Annesi: "Delvin, biraz konuşmak ister misin? Dalgın görünüyorsun."
Annemin sorusuyla ona döndüm ve en sonunda sordum:
Delvin: "Kazadan yanımda kim vardı?"
Annem sorum karşısında şaşırmıştı. Biraz durdu, sinirli gibiydi.
Annesi: "Tek başına olduğunu söylediğimi hatırlıyorum."
Net bir tavırla söylemişti bunu. Ama gizlediği bir şeyler var gibiydi.
Delvin: "Sana inanmıyorum."
Kalktım ve odama üstümü değiştirmeye gittim.
Annem arkamdan söyleniyordu, ben de kıyafet seçiyordum.
Altıma siyah bir eşofman, üstüme beyaz kısa oversize tişörtümü giydim.
Aynada kendime baktım; siyah kısa saçlarım düz olduğu için hiçbir şey yapmama gerek yoktu.
Sonra gözlerime baktım...
O kazadan önceki fotoğraflarda gözlerimin içi gülüyordu, şu an ise donuk bakıyordu.
Yine bunları düşünerek vakit kaybetmek istemedim. Evden çıktım. Biraz yürüdüm ama ayaklarım beni o parka götürüyordu.
Yine onunla karşılaşırım umuduyla gittim.
Oradaydı..
Ağacın altında oturmuş, bir yere dalmış gibiydi.
Yavaş yavaş yanına yürüdüm, yine burnuma o tanıdık koku geldi.
Beni görünce şaşırmıştı ama gözlerinde anlayamadığım bir ışıltı oluştu.
Delvin: "Selam, oturabilir miyim? Yani tabii birini beklemiyorsan."
Uraz: "Yok, tabii ki de oturabilirsin."
Yanına oturdum. Biraz sessizlik oluştu, sonra sessizliği Uraz bozdu:
Uraz: "Biraz daha iyi misin? Geçen gece çok fazla korkmuştun, iyi gözükmüyordun."
Delvin: "Evet, iyi sayılırım. Bu arada teşekkürler, eve bıraktığın için."
Yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu.
Uraz: "Seni o şekilde tek başına göndermek istemedim.
Belki de karşına tekrar çıkarlar diye düşündüm. Neyse, artık geçti. Bunları düşünme sen."
Biraz durdu ve bir anda:
Uraz: "Biraz eğlenmek ister misiniz Delvin Hanım?" dedi.
Anlamaz bir ifadeyle suratına baktım.
Kalktı ve salıncağın oraya gitti, eliyle gelmemi işaret etti.
Delvin: "O salıncak için fazla büyük değil miyim sence de?" dedim ve güldüm.
Uraz: "20 yaşında biri olman salıncağa binmeyeceğin anlamına gelmez." dedi ve güldü.
İyiydi de, yaşımı nereden biliyordu ki? Sadece bir kere görmüştük birbirimizi.
Delvin: "Yaşımı nereden biliyorsun?"
Durdu, yüzündeki gülümseme silinmişti. Bir süre yüzüme baktı ve bozuntuya vermeden cevap verdi:
Uraz: "Sadece tahmin ettim. Sen hep böyle soru sorar mısın? Yoksa salıncak teklifim hâlâ geçerli."
Söylediklerine pek inanmasam da salıncağa bindim.
Sallamaya başladı.
Sallarken bir anda sordu:
Uraz: "Kanadı olmayan meleklere inanır mısın?"
Bir anda bunu sorması garibime gitmişti.
Delvin: "Neden ki? Yoksa sen inanıyor musun?" diye sordum.
Uraz: "İnanıyorum. Çünkü benim hayatımda kanatsız bir melek vardı."
Delvin: "Ee, ne oldu ona?"
Bir anda sallamayı bıraktı ve uzaklaştı.
Uraz: "O, özgür olabileceğini düşünmüyordu.
Ben de ona özgür olabileceğini gösterdim ama bir yerde hata yapmıştım ve onu kaybettim.
Şimdi beni hatırlamıyor bile."
Bir şey söyleyemedim.
Salıncaktan indim ve yanına gittim.
Bileğiyle oynuyordu. Elini bileğinden çektiğinde benim bilekliğimin aynısından onda da olduğunu gördüm.
Ayağa kalktım. Bir an önce eve gidip kafamdakilerden kurtulup uyumak istiyordum.
Delvin: "Her şey için teşekkürler, ama ben eve gitsem iyi olacak." dedim.
Uraz: "İstersen bırakabilirim."
Delvin: "Bir sorun olacağını sanmıyorum. Kendim gidebilirim."
Bir şey söylemedi.
Eve gidip uyumam gerekiyordu.
Olan biteni Selin'le yarın konuşacaktım. Çünkü emindim; bu kadarı tesadüf olamazdı.
Benden saklanan bir şey vardı.