Eve geldiğimde annem neredeyse telaştan bayılacaktı. Ona biraz Selinlerde oturduğumu söyleyip odama çıktım ama sesi hâlâ geliyordu. Ben de çoktan yorgunlukla gözlerimi kapatıp uykuya dalmıştım.
Sabah, Selin’in sesiyle uyandım.
Selin: Delvin, saat kaç oldu? Uyan artık! Hem daha bana anlatacakların var. Sana çok kırıldım.
Delvin: Sana da günaydın Selinciğim, sana da.
Selin: Kızım, konum atmışsın saat gece 12’de! Nasıl korktum, sen biliyor musun? O saate kadar tek başına ne yaptın? Korkudan öldüm. Arıyorum, açmıyorsun. Mesaj atıyorum, ona da cevap yok!
Delvin: Sorun yok... Gel hadi, kahvaltı yapalım. Anlatırım olup biteni.
Selin: Peki tamam, sen öyle diyorsan...
Aşağı indik. Annem çoktan işe gitmişti. Kahvaltı için bir şeyler hazırladık. Olan biteni ona anlattım. Kahvaltımı yapıyordum ama aklım hâlâ dün gecedeydi. Acaba bir daha karşılaşır mıydık diye düşünüyordum. Ama zaten söylediğine göre her zaman oraya geliyormuş. “Motorum yanımda değil,” demişti. Demek ki oralarda bir yerde oturuyor. Ben bunları düşünürken sessizliği Selin bozdu:
Selin: Sen hiçbir erkeği böyle oturup kara kara düşünmezdin. Kafana taş mı düştü, Delvincim?
Delvin: Ne? Kim? Ben mi? Neyi düşünüyormuşum ki?
Selin: Konuşma şeklinden anlaşıldı. Kendini bu kadar çabuk ele verme.
(Masadan kalkıp tezgâha yönelir)
Kahve yapıyorum. Sen içmeden ayılamazsın.
Delvin: Hıhm... Olur.
Biraz dışarıyı izledim. Selin çoktan kahveyi yapıp getirmişti bile.
Selin: Delvin, iyi misin?
Delvin: Bilmiyorum… Sadece o koyu yeşil, orman gibi gözlerine baktığımda sanki içimde eksik bir şey tamamlandı. Sanki daha önce karşılaşmışım gibiydi...
(Selin’in yüzünde garip bir ifade oluşur)
Selin: İsmi neydi? Tanıştınız mı bari?
Delvin: İsmi Uraz’dı...
(Selin biraz durur, dalar ve sonra sessizliği bozar)
Selin: İlaçlarını düzenli kullanıyorsun, değil mi? Kazanın üstünden tam üç ay geçti. Eğer düzenli kullanmaya devam edersen, doktorun söylediği gibi bir veya iki aya hafızan daha da netleşecek Delvin. Bunları sana hatırlatmamın nedeni, eski gözlerinin içi gülen Delvin’i özlemiş olmam. Ve onu kaybetmek istemiyorum...
Delvin: Evet, kullanıyorum ama bazen gerçekten yoruluyorum. Dayanacak gücüm sanki kalmıyor. Ve annemin sürekli üstüme gelmesi beni daha da çok yoruyor. Babamdan bana kalan tek şey o motordu. O motor kazasından sonra annem bunu anlamamakta o kadar ısrarcı ki, Selin...
Selin: Annen sadece sonun babana benzemesini istemiyor, Delvin. O da baban için çok üzülüyor ama o üzüntüsünü, kırgınlığını dışa vuramıyor. Sadece seni korumak istediği için böyle davranıyor.
Delvin: Haklısın... Ne diyebilirim ki...
Selin: Neyse, ben artık gideyim. Birkaç işim vardı, onları halledeyim. Sen de biraz dinlen. Sonra haberleşiriz. Seni çok seviyorum.
Delvin: Tamamdır, dikkat et. Ben de seni seviyorum.
Selin gitti. Ben de ortalığı toparlayıp biraz daha uyumak istedim ve odama gittim.