"Çünkü sen benim için tanımak istediğim bir yabancısın."
Telefonun ekranına uzun süre bakakaldım. Biri beni tanımak mı istiyor. Benim gibi bir ineği hem de. Kalbim öylesine hızlı atıyordu ki göğüs kafesimin dışına çıkmak istiyor gibiydi. Bu nasıl bir duyguydu böyle.
Korku mu? Hayır, şu an korkmuyorum.
Heyecan mı? Belki.
Aşk mı? Asla. Hemde daha 10 dakikadır konuştuğum birine aşık olmak fazla anlamsız. Yüzünü hatta adını bile bilmiyorken imkansız.
Peki bu duygunun adı ne?
Duygunun ne olduğunu düşünmeyi bırakıp cevap yazmaya çalıştım. İçimden kendime "Sakin ol Vilora" desem de hala sakin olamıyordum.
Tam 10 kez yazıp siliyordum.
"Teşekkür ederim." Yok... Çok resmi.
"Sen de yabancısın zaten" Hayır... Buda çok sert.
"Tanışalım yakışıklı:)" Ahh hayır bu da çok hızlı.
Ne yazmalıyım ki.
kimimben:
"Ok."
Bir dakika gerçekten "Ok" mu yazdım. Lanet olsun nasıl bu kadar salak olabilirim. Mesajı geri almaya çalışırken bir türlü beceremedim. Bu nasıl bir uygulamaydı böyle? Mesajı hâlâ geri almaya çalışırken telefon titredi ve yanıtın geldiğini fark ettim.
Tesadüfen:
"Sanırım seni heyecanlandırdım. yabancı kız?"
kimimben:
"Sen ne saçmalıyorsun?"
" Hiç te heyecanlanmadım"
"Yanii... seninle alakalı değildi."
"Hem yani sen neden beni heyecanlandıracakmışsın"
Ya cidden ben ne saçmalıyorum. Kafayı yemiş olmalıyım. Nasıl bir yandan evet bir yandan hayır yazabildim inanamıyorum.
Tesadüfen:
"Tabii ya. Neden heyecanlanacakmışsın ki?"
"Sadece dört mesaj üst üste atıp kendinle çeliştirdin."
kimimben:
"Sana ne, heyecanlandıysam heyecanlandım."
"Yazma bana sapık herif"
Bu defa fazla mı abarttım. Yok yok... Hak etti. Telefonumu kapatım ve çalışma masamın üzerindeki saate baktığımda saat'in 9 olduğunu gördüm. Yarın erken kalkacağım için yatağımın içine girip uyumaya çalıştım.
3 Saat Sonra
Gerçekten hâlâ uyuyamıyorum. Yatağımda dönüp dolaşıyor ama aklımda sadece Tesadüfen denen o kişi var. Yoksa onunla konuşmaya devam etmek mi istiyorum.
Hayır tabii ki de o sapıkla işim olmaz değil mi?
+1 saat Sonra
Galiba onunla konuşmaya devam etmek istiyorum. Ama sadece konuşabileceğim tek kişi olduğu için yoksa başka bir nedeni yok. Her ne olursa olsun yinede ona yazmayacağım.
Yatağımın yanında yere attığım kulaklığımı aldım ve kulaklarıma takıp şarkı açtım. Şarkının kafamdaki belirsizlikleri çözeceğini dair inançlarım vardı. Telefonuma bir tane alarm kurdum ki çalarsa duyup uyanabileyim. Yaklaşık yarım saat sonra gözlerim uzulca kapandı. Ben ise gözlerimi daha çok zorlamadan kapadım ve kendimi uykun ellerine bıraktım.
*Sabah*
Kulaklarımdan basbas gelen resmen horozların bile o cırtlak seslerine bin çeken alarmla uyandım. Alarmı kapatım kulaklığı bir köşeye fırlattım. Daha sonra yanımda çalan alarm saatini de elimin tersiyle kapattım. Yatağımda uzanır halde oturur hale geçtim ve halının desenlerine boş boş bakarken yine düşüncelere daldım. Sonra ise okulun olduğu aklıma geldi ve her zaman ki gibi dolabımda tam 4 tane olan okul formamdan seçtiğim bir tanesini giydim. Saçlarımı ise dağınık bir topuz yaptım. Perçemlerim ile saçım biraz daha iyi dursada her zaman ki inek halimden bir farkı yoktu. Bugün gece kütüphanesi olduğu için çantamı kitaplarla doldursamda çanta o kadar çok eşya almamıştı. Çünkü çantamda ders kitapları için bile zor yeter en test kitapları hiç sığmıyordu. Çantamı ve birkaç testimi aldım ve kapıyı kapatım ayakkabılarımı giydim. Hızla bisikletimi alıp yola çıktım. Testleri ve kitaplarımı sepete öyle doldurmuştum ki okula giden yolda ki yokuşu çok zor gidiyordum.
Bir şekilde bir kaç dakika belkide yarım saat boyunca bisiklet sürdükten sonra sonunda gelmiştim. Bisikletimi kilitledim testimi ve çantamı alıp okula doğru yürüdüm. Kolumdaki saate bakınca dersin başlamasına daha 20 dakika olduğunu fark ettim. Cebimden telefonumu çıkardım ve bir elime testlerimi tutarken bir yandan da Telefonumdan o uygulamaya girdim. Girdiğim gibi üstten bildirim geldi.
"Tesadüfen kişisinden 6 mesajınız var."
Bildirime tıkladım ve mesajları okumaya başladım.
Tesadüfen:
"Heyy, yabancı kız"
"Gittin mi?"
"Kusura bakma sadece şaka yapmıştım."
"Yabancı kız, bak şu mesajlarıma"
"Cidden şaka yaptım."
"Özür dilerim. Kusura bakma benim hatamdı."
Dün kaba davrandım diye kendimi yiyip bitirirken şimdi benden özür dileyen kişi o. Ne kadar değişik birşey bu. Telefona birkaç saniye bakıp cevap yazmadım. Tam cevap yazacakken aniden gelen sert bir omuzla kendi etrafımda bir tam tur dönüp kalçamın üzerinde yere düştüm. Telefon elimden bir tarafa uçmuştu. Acıyla yüksek sesle inledim. Kafamı yerden kaldırmayıp çarpan kişiye bağırdım.
+"Manyak mısın sen? Önüne niye bakmıyorsun"
Kafamı kaldırınca 1.90 boylarında, siyah saçlı, keskin yüz hatlarına sahip bir çocukla göz göze geldim. Bu okulun popüler çocuğu Parstı. Tam bir zengin züppeydi tabii sadece bana göre çünkü başka kızlara göre dünyanın en yakışıklı erkeği falandı. Yüzünde ne pişmanlık ne de telaş vardı. Sanki yere düşen ben değilmişim gibi bana ifadesiz gözlerle bakıyordu.
"Sen de telefonuna bakmak yerine önüne bakabilirdin." dedi soğuk bir sesle.
Kaşlarımı çattım ve zar zor olduğum yerden kalkıp homurdandım. "Bir de üste çıkmaya çalışıyor."
Pars eğilip kitaplarımı toplarken "Dokunma" diye çıkıştım. Ama çocuk hiç duymuyor gibi yapıyordu. Bende onunla birlikte kitapları topladım. Kitapların çoğunu topladı ve daha sonra biraz ilerideki telefonumu aldı ve ekranına baktı. Birkaç saniye boyunca telefonuma baktı ve bakışları değişti.
+"Kırılmış mı?" dedim telaşla.
"Yok hayır, kırılmamış al." dedi ve telefonumu uzattı. Telefonumu aldıktan sonra göz ucuyla kırılmış mı diye baktım ama kırılmamıştı. Daha sonra elimi uzattım.
+"Kitaplarımı vermeyecek misin?"
"Bence sınıfına kadar götürebilirim." dedi. Neden bunu yapmak istesin ki? Hadi başkası yapsa anlarım ama Pars bunu neden yapsın?
+"Neden bunu yapasın ki?"
"Sonuçta sana ben çarptım. Bunu özür olarak düşün. " dedi hızlı bir cevapla.
+"Hayır sıkıntı değil ver kitaplarımı. "
"Çok konuşuyorsun, dalgın kız. Yürü."
Gözlerimi devirip derin bir nefes aldım. Bu çocukla daha fazla tartışmanın bir anlamı yoktu. Omuz silkip yürümeye başladım. O da hiçbir şey demeden yanıma geldi.
"Bu okulda yeni misin?" diye sordu gözlerini önünden ayırmadan.
+"Hayır" dedim net bir sesle. Genelde sınıfımdan çıkmadığım için görmemesi biraz doğal.
"Sanırım konuşmayı sevmiyorsun?"
+"Seninle konuşmayı sevmiyorum." dedim sanki daha önce biri benimle konuşmaya çalışmışta ben sevmiyormuşum gibi.
Dudaklarının etrafı belli belirsiz kıvrıldı ama hemen toparladı.
"Bu iyi çünkü ben gevezeleri sevmem." dedi. Diyecek birşey bulamadığım için konuyu değiştirdim.
+"Neden hala yanımdasın sen. İşin gücün yok mu? İyilik meleği mi oldun acaba?"
Kitapları göstererek cevapladı:
"Kitaplarını taşıyorum işte dalgın" bana dalgın demesinin nedenini bence hepimiz biliyoruz. Onunla çarpıştığımda telefonuma dalgın dalgın bakıyordum.
+"Adım Vilora. Dalgın değil." Kafasını aşağı yukarı gülerek salladı.
"Vilora demek. Anlamı karanlıkta doğan ışık demek öyle değil mi?" Adımın anlamını hiçbir zaman merak etmemiştim ve bakmamıştım.
+"Bilmem ki, öylemiymiş."
"Öyle"
"Belki bir bakarsın benim karanlığıma bir ışık gibi doğarsın dalgın?" dedi. Ona döndüm ve tam o an koridordan bize doğru kız sürüsü geldi. Onların içerisinde ilk gördüğüm kişi Açelya'ydı. Bana öyle kıskanç bakışlar atıyordu ki kendimden iğrenmem sağlıyordu. Ellerimle yüzümü kapatıp burdan kaçasım geliyordu.
"Pars! Bugün antrenman'a geliyor musun?" dedi bir kız.
"Pars neden bizi beklemiyorsun?" dedi bir kız daha. Arkamızdan gelen kız sürüsünü umursamadan kitaplarımı taşımaya devam etti.
Bu çocuk okulun en popülerlerinden biri. Yanında benden katlarca güzel kızlar pervane olurken nedense benimle uğraşmayı seçiyor. Neden yapıyor ki bunu. Dalga geçmek için mi yoksa hepsi sadece plan mıydı?
Açelya tam karşımıza geçip durdu.
"Pars yeni arkadaşın bu mu? Benden sonra göz zevkin değişmiş" Dedi küçümseyen bakışlarıyla.
Pars sessiz kaldı ve bir cevap vermedi.
"Ama bu yeni arkadaş pek sessiz. " dedi ve elini tam yüzüme yaklaştıracakken Pars önüme geçti.
"Uzaklaş, Açelya. Sinirini başkalarından çıkarma. Bir derdin varsa benimle uğraş. Ama sen, kendini savunamayacak insanlara bulaşmayı tercih ediyorsun öyle değil mi? " dedi Pars. Açelya bana bir bakış attı ve uzaklaşmadan önce yüksek sesle:
"Pars'tan uzaklaşmazsan olacaklara katlanırsın inek kız." dedi. Açelya gittikten sonra Pars'ın elindeki kitaplarımı çekip almaya çalıştım.
+" Ver kitaplarımı ben kendim taşırım" dedim dolan gözlerimle. Elbette ağlamayacağım. Hemde bu zürafa'nın önünde asla.
Kitaplarımı tuttuğu elini geri çekti ve yüzüme baktı.
"Dalgın... "
+"Vilora" dedim onu düzelterek. Az önceki Açelya'ya gösterdiği o duygusuz suratından eser yoktu. Şimdi tebessüm ediyordu.
"Onlar sana hiç birşey yapamaz."
+"Sana ne ya benden." dedim ve kitaplarıma tekrar uzanacakken Pars bir adım geriledi.
"Önce şu düşmek üzere olan telefonunu düzelt sonra vereceğim. " Cebime baktığımda gerçekten de telefonun düşmek üzere olduğunu gördüm. Telefonumun cebimden kaymak üzere olduğunu ne ara fark etmişti. Ben bile yeni fark etmiştim. Telefonumu cebime daha çok sokuşturup ellerimi Pars'a doğru uzattım. Daha sonra kendisi kitaplarımı usulca ellerime koydu. Arkamı dönüp gidecekken arkamdaki sesle duraksadım.
"Görüşürüz, Yabancı kız... "