İçeriğe geç

TESADÜFTEN FAZLASI

Bölüm 2 · 7 dk okuma

TESADÜFTEN FAZLASI

Bölüm 2

Bölüm-1-Tesadüfen

Her sabahki gibi yatağımın yanındaki alarmımı elimin tersiyle kapattım ve yatağımda esneyerek kalktım. Aniden ayağa kalktığım için gözlerimin kararıp, başımın ağrımasıyla tekrar yatağa oturdum. Demir eksikliği tam olarak buydu işte. Başımdaki ağrı geçince bu defa yavaşça ayağa kalkıp giyinme dolabıma gittim. Beyaz gömleğimi ve siyah kareli eteğimi giydim. Her ne kadar okul üniforması mide bulandırıcı olsada bu benim pekte umrumda değildi. Sonuçta herkesin umrunda olmayan o kişi olduğum için pijamalarımla dahi gitsem kimsenin ilgisini çekmezdim.

Giyindikten sonra masanın üzerindeki telefonumdan saate baktım ve 10 dk kaldığını gördüm. Hemen akşamdan hazırladığım çantamı aldığım gibi dışarı çıktım ve ayakkabılarımı giyip bisikletime atladım. Bisikletimi önündeki sepete çantamı attım ve ayaklarımı pedalda hızla çevirdim. Bedenime vuran o serin rüzgar rahatlayıp gevşememi sağlıyordu. Saçlarım rüzgarla birlikte havada dans ediyordu. Derin nefes alıp günümün güzel geçmesini diledim.

Birkaç dakika sonra okula geldim. Bisikletler için yapılan park yerlerinin birine bisikletimi yerleştirip kilitledim ve okula doğru hızla koştum. Herkes sınıflarına geçmişti bile. Dört kat merdiven çıkıp koridordan döndüm ve 12-C yazan sınıfıma girdim. Kapıyı tıklattım ve içeriden gir sesi gelince içeri girip en arkadaki sırama oturdum. Nefesimi dizginleyip dersi dinlemeye başladım. Dersimiz Tarih olduğu için sınıftaki çoğu kişi uyusada ben dimdik bir şekilde dersi dinliyordum. Tarih dersi bitince Coğrafya dersi için çantamdan kitapları çıkarıp masanın üzerine koydum. Kitapları koyduğum sırada gözüme sıramda yazanlar ilişti. Siyah tükenmez kalemle yazılmış kelimeler gözümün önünde tek tek belirdi.

"İnek."

"Dilsiz."

"Kimse seni sevmiyor."

"İğrençsin."

"Okulumuzdan git."

Parmak uçlarımla yazıları silmeye çalıştım. Tırnaklarım sıraya sürtünüyordu ama mürekkep çoktan tahtaya işlemişti. Ne kadar uğraşsam da tek bir harf bile silinmiyor. Gözümden akan bir damla yaşa hakim olamadan sırama düştü. Nasıl olurda bu kadar çirkin şeyler yapabilirler aklım almıyor. Kafamı tavana doğru kaldırıp boğazındaki yumrunun geçmesini bekledim. Derin nefesler alıp kendi kendime gülümsedim. Tam çaprazımdaki kız gurubundan alaylı bir kahkaha sesi gelince kafamı o tarafa çevirdim. Ortalarındaki okulun popüler kızı olan Açelya saçlarını geriye doğru savurdu ve dudaklarını bükerek:

"Okulumuzun inek kızı ağlıyor, kıyamam" dedi ve hepsi bir ağızdan gür bir kahkaha attı. Sanki hiç bana söylememişler gibi o tarafa dönmedim.

Kafama doğru gelen buruşturdukları kağıtlar canımı yakmıyordu fakat ruhumu paramparça ediyordu. Daha fazla dayanamadım ve hızla sıradan kalktığım gibi lavaboya koştum. Açelya'nın arkamdan iğrenç sözlerini duysamda sadece koşuyordum. Gözümden akan yaşlar durmak bilmez gibi akıyordu. Sanki geçtiğim yerlerin hepsi su göletlerine dönüşmüştü. Ben ise her adımında kayıp düşüyor ama kalkamıyor daha dibe batıyordum. Çarptığım insanlara bakmadan lavaboya ulaştığımda kapıyı kapatıp aynadan kendime baktım. Aynadaki kıza uzun süre baktım. Gözlerinin içindeki ışık sanki çoktan sönmüştü. Bir an, aynadaki kişinin gerçekten ben olup olmadığını düşündüm. Göz altlarım simsiyah, saçlarım omuzlarıma dökülüyordu ama hiç taranmamış olması onları bakımsız gösteriyordu. Gözlerimin içi kıpkırmızıydı. Kendimi düzeltmekle uğraşmayıp sakinleşmeye çalıştım.

Daha sonra tekrar derse girdim. Dakikalar hatta saatler geçtikten sonra okul bitmişti herkes hızla eve gitmek için koşuyordu. Koridor birkaç dakika içinde boşalmıştı. Herkes birileriyle eve gidiyordu. Kahkahalar yankılanıyordu. Ben ise tek başıma sırtımda çantamla koridordan yavaşça yürüyordum. Omzuma çarpıp geçen hiç kimse dönüp özür dilemiyordu. Ama buna kızacak gücü bile kendimde bulamıyordum. Sanki artık acı hissetmeyi unutmuştum. Canım yanıyordu. Ama en kötüsü, artık buna alışmış olmamdı.

Ben ise bisikletimin kilidini tek başıma açarken, adımı söyleyen tek bir kişi bile yoktu. Bisikletime bindim ve çantamı hep yaptığım gibi sepete koydum. Sabah 5 dakika içinde geldiğim yolu şimdi ise 15 dakikada bitirdim. Bisikleti kapının önüne koyup içeri girdim. Annem ve Babamın yüzüne dahi bakmadan odama çekildim. Giyinme dolabımda evde giyinmek için pijama takımımı alıp giydim. Daha sonra bilgisayarın başına oturdum. Oyuncu koltuğuma yaslanarak yeni oyunlar gelmiş mi diye bakmaya koyuldum. Tam bir oyun bulmuştum ki elim kazayla başka bir uygulamaya değdi. Uygulama yüklenmeye başlayınca içimdeki merakla silmedim. Uygulamanın fotoğrafı gayet ilgimi çekmişti. Bir kaç saniye içinde uygulama yüklenince girdim. Uygulamaya başlamak için kaydolmak gerekiyordu. Gerekli bilgileri girdim ve şimdi ise kullanıcı adını girmek vardı.

"Kullanıcı adı..." diye mırıldandım kendi kendime.

Parmaklarım birkaç saniye klavyenin üzerinde bekledi. Sonra tek tek harflere dokundum.

"kimimben"

Ekrana baktım. Gerçekten kimdim ki ben? Belki de bu, bugüne kadar kendime sorduğum en doğru soruydu. Ben bile kendimi tanımıyorum, insanlar mı beni tanıyacaktı.

Uygulama açılınca yavaştan bir göz gezdirdim. Gördüklerimle ağzım açık kaldı. İnsanların tanımadığı kişilerle arkadaşlık kurduğu, gruplar kurduğu, sohbet ettiği bir platformdu. Annem ya da babam görürse kızacaklarını belkide bir kaç gün yemek vermeyeceklerini bildiğim için titreyen ellerimle uygulamayı siliyordum ki yukarıdan bir mesaj geldi. Önce anlamasam da içimdeki beni yiyip bitiren merak ağır bastı. Uygulamayı silmek yerine bildirime bastım.

"Tesadüfen adlı kişi istek attı."

Bildirimin hemen yanındaki kabul et yerine bastım. Aniden gelen mesajla şaşırsam da açtım.

Tesadüfen:

"Kullanıcı adın ilgimi çekti. Genelde insanlar kullanıcı adlarıyla kim olduklarını anlatmaya çalışır ama sanki sen kim olduğunu bilmiyormuş gibisin. Burada kendini bulmaya mı geldin?"

Parmaklarım ekranın üzerinde donup kalmıştı. Cevap yazıp yazmamak arasında gidip geliyordum. Belki de hayatımda ilk defa biri beni gerçekten merak etmişti ve ilk kez biriyle böyle platformlarda konuşuyordum. Aslında ilk kez ailem haricinde biriyle mesajlaşıyor diyebilirim. Biriyle mesajlaşmanın verdiği heyecan ve annem ya da babamın beni yakalamasının verdiği kaygı ile ellerim tirtir titriyordu. Bir kaç saniye sonra sonunda cevap yazabilmiştim.

kimimben:

"Hayır. Belkide hiç kendimi bulmak istemiyorumdur ya da hiç kendimi anlatmak istemiyorumdur.

İyi bir cevap yazmıştım, değil mi? Onu kıracak bir şey söylememiştim... değil mi? Ya yanlış anladıysa? Ya beni garip bulduysa? Ahh gerçekten çok heyecanlıyım. Mesaj bir yazıyor, bir de görüldü olarak görünüyordu. Sonunda ise bir mesaj geldi.

Tesadüfen:

"İnsan kendini anlatmak istemediğinde bile bazı kelimeler onu ele verir. Şimdiden merak ettim. Her kelimenden seni tanımaya çalışacağım."

Bir dakika... İlk kez biri beni gerçekten merak mı etmişti? İlk kez biri beni tanımak istiyor olabilir miydi?.

Fakat ya benimle dalga geçiyorsa? Ya okuldakilerden biriyse? Ya sırf benimle eğlenmek için bana istek attıysa? Hayır... Yazmamalıydım. Belki de az daha kendi ellerimle onlara yeni bir koz verecektim. Hızla uygulamadan çıktım ve uygulamayı sildim. Telefonuma aynı uygulamayı yükledim ve bu defa telefonumdan giriş yaptım. Çünkü bilgisayarımı bazen babam da işleri için kullanıyordu ve bunu görürse gerçekten ne olacağını düşünemiyorum. Uygulamaya giriş yaptığım sırada kapı aniden açıldı. Annem her zamanki gibi somurtkan ve çatık kaşlarıyla bana baktı. Derin bir nefes aldı ve sert sesiyle söylenmeye başladı.

"Neden ders çalışmıyorsun sen? Boşuna mı gidiyorsun o okula? Her gün bin soru çözmezsen o çok istediğin doktor olamazsın. Senden hiçbir şey olmaz." Annem bir adım daha üzerime yürüyünce bende 1 adım geri attım.

"Arkadaş mı buldun yoksa kendine"

+"Hayır anne ne alakası var"

"Arkadaşın olduğunu öğrenirsem seni bodruma atarım aç aç orda kalırsın haberin olsun." kafamı aşağı yukarı sallarken telefonu pijamamın arka lastik yerine gizlice sıkıştırdım.

"Telefonunu getir bakıcam arkadaşın var mı, yok mu"

+"Şey telefonum bugün yere düşüp kırıldı." diyerek yalan söyledim. Çünkü eğer telefonu alırsa uygulamaya giriş yaptığımı görüp girer ve bakardı. Daha sonra olacakları düşünemiyorum...

"Aferim sana Vilora, zaten baban o paraları ağaçtan topluyor değil mi. Almıyorum sana telefon falan. Kal öyle telefonsuz." dedi ve kapıya yaklaşırken mırıldandı.

"Gel yemeğini zıkkımlan sonra ne yapıyorsa yap."

+"Aç değilim" dedim. Annem ise homurdanarak odadan çıktı. Arkasından kapıyı kilitledim ve ayak seslerinin uzaklaşması bekledim. Daha sonra yatağıma oturup pijamamın lastiğine sabitlediğim telefonu çıkardım. Bir yandan "Annem yine gelir mi" diye korkuyordum. Titreyen parmaklarımla telefonu açtım ve uygulamaya girdim. Uygulamaya girdiğim anda üstten bir bildirim geldi.

"Tesadüfen kişisinden 14 mesajınız var"

Şaşırsam da bildirime tıkladım.

Tesadüfen:

"Heyy"

"Yabancı kız"

"Burda mısın"

"Nereye gittin heyy"

"Yanlış birşey mi dedim?"

"Eğer konuşmak istemiyorsam gerçekten sorun değil, sadece iyi olup olmadığını merak ettim."

+8 mesaj

Cevap yazsam mı yazmasam mı diye karar veremiyordum. Bir yanım ya gerçekten tanışmak isteyen biriyse diyor. İlk kez seni tanımak isteyen biri var ve onu kaybedeceksin diyorum. Ama bir yanımda ya sadece seni zorbalamak için planladıysalar. Onların ellerine yeni koz vereceksin diyorum. Derin bir nefes aldım ve cevap vermeye karar verdim.

kimimben:

"Burdayım"

Tesadüfen:

"Bir an gittin sanıp korktum yabancı kız"

"İyi misin peki"

kimimben:

"Bilmiyorum"

Tesadüfen:

"Ne olursa olsun iyi ol yabancı kız"

"Kimsenin seni üzmesine ve yüzündeki gülümsemeyi söndürmesine izin verme."

Bu nasıl bir his. İçimde sanki hem bana acı çektiren hemde heyecanlanmamı sağlayan bir his var. Kötü mü yoksa iyimi ayırt bile edemiyorum. . Birinin beni önemsemesi mi yapmıştı bunu.

kimimben:

"Neden bana yabancı kız diyorsun"

Tesadüfen:

"Çünkü sen benim için tanımak istediğim bir yabancısın"

Bölüm sonu

2 yorum