İçeriğe geç

TESADÜFTEN FAZLASI

Bölüm 4 · 7 dk okuma

TESADÜFTEN FAZLASI

Bölüm 4

Bölüm-3-Tanıdık Gelen Yabancı

Bazı kelimeler vardır. Kulağına ilk kez çalınsa bile sana tanıdık gelir. Sebebini anlayamazsın ama içinde küçük bir şüphe uyandırır.

"Görüşürüz, Yabancı Kız..."

Ayaklarım yere tıpkı bir çivi gibi çakıldı. O iki kelime zihnimde yankılanırken istemsizce telefonumdaki sohbet ekranı geldi aklıma. Tesadüfen de bana hep "Yabancı Kız" derdi. Bir an için içimde saçma bir ihtimal filizlendi.

Ya aynı kişiyse?

Dudaklarımdan sessiz bir gülümseme döküldü. "Olmaz." dedim kendi kendime. Hayat bu kadar tesadüf sevmezdi. Hem biri ekranın diğer tarafındaydı, diğeri ise az önce tam karşımda durmuştu. İkisini aynı kişi sanmak, fazla hayal kurmaktan başka bir şey değildi.

Yinede kendimi arkama bakmaktan alı koyamadım. Kaşlarımda şaşkınlığı verdiği çatıklıkla arkamı döndüm. Pars olduğu yerden bana 32 diş sırıtarak bakıyordu.

+"Yabancı kız mı?"

"Evet yabancı kız bir sorun mu var?" dedi tek kaşını kaldırarak.

+"Ama adımı biliyorsun yabancı değilim ki?

"Bazen isimler insanları tanıtmaya yetmez" dedi ve bir koca adım bana doğru attı. "Adını biliyorum ama seni tanımıyorum. O yüzden hâlâ yabancısın." dedi ekleyerek ve omuz silkerek.

+"Demek öyle..." diye mırıldandım.

Pars gülümseyerek:

"Bir gün tanışırsak lakabı değiştiririm. Ama şimdilik... Yabancı Kız sana yakışıyor."

+"Ya ben kendime yakıştırmıyorsam?" dedim kaşlarımı çatarak.

Aslında kendime yakıştırmıyor değildim. Garip bir şekilde hoşuma gitmişti. Bunu itiraf etmek istemesem de, kalbimin hızlanmasına neden oluyordu.

"Sana bir şeyin yakışmaması mümkün değil... Dalgın. " dedi ve son bir kez gözlerimin içine birşey anlatmak ister gibi bakıp hızla arkasını dönerek gitti. Ne dedi şimdi bu. Bana mı yakışmayan birşey yokmuş. Ben yani. Vilora? Ahh dalga geçiyor olmalı neden kafama takıyorum ki. Bende daha fazla onun geniş sırtına ve omuzlarına bakmayı kesip sınıfa doğru ilerledim.

Derse ne ara girildiğini bile hatırlamıyordum. Öğretmenin sesi sınıfta yankılanıyordu ama tek bir kelimesini bile duymuyordum. Aklım, birkaç dakika önce koridorda yaşananlara takılıp kalmıştı. "Yabancı Kız"... "Dalgın"... Pars'ın her sözü zihnimde tekrar tekrar yankılanıyordu. Bu gerçekten bir ilkti. Aklımın bir yerlerinde gerçekten aynı kişi olabilir mi diye düşünüyordum. Ama bu gerçekten mümkün değil. Pars okulun en popüler çocuğuyken neden benden o kadar özür diledi ve konuştu anlamış değilim. Ben hâlâ düşüncelere dalmışken zil çaldı ve çantamdan çıkardığım telefonumu elime aldım. Almamla birlikte elimden geri alınması saniyeler içindeydi. Kafamı yavaşça kaldırdığımda Açelya ve birkaç tanımadığım kızı yanyana gördüm. Açelya telefonumu baş parmağı ve işaret parmağının arasında tutuyordu ve bir yandan da sallıyordu.

"Ee inek kızımız bugün Pars'a sürttüğüne göre mutlu mu?" dedi Açelya telefonumu parmaklarının arasında çevirerek.

+"Telefonumu ver." dedim sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.

"Ne var bu kadar telaşlanacak? Yoksa içinde gizlediğin bir şey mi var?"

Kalbim bir anda sıkıştı. Hayır...

O telefonda Tesadüfen'le olan konuşmalarım vardı. Kimsenin onları okumasına izin veremezdim.

+"Açelya, telefonumu ver."

Açelya geri çekildi ve bileklerini sıvayıp konuştu.

"Önce almayı dene."

Telefonumu almak için ona doğru atıldım ama geri çekilip yanındaki kıza doğru attı.

"Tut!"

Bu defa kıza atılmıştı ki kız telefonumu yanındakine atarken bir yandan "Hoşt" dedi. Bir kaç tur boyunca kendi etrafımda döndüm ama telefonu vermiyorlardı. Koridorda ki herkes sınıfa doluşmuştu bile.

Tam o sırada telefonun ekranı yandı.

"Tesadüfen kişisinden bir mesajınız var" diye bir bildirim geldiğini gördüm. Telefonumda şifre yoktu ve isteseler açabilirler. O an öyle sert yutkundum ki bazıları bunu görmüş bile olabilirdi.

Telefon Açelya'ya gelince homurdandım ve telefonu açtı.

"Bakalım neymiş bizim ineğimizin rengini solduran şey."

Açelya mesajı tam okuyacakken telefonum elinden aniden çekildi.

Bu Pars'tı.

Hiçbir şey söylemeden telefonumu bana uzattı.

"Birinin eşyasını izinsiz kurcalamak komik değil."

Açelya sinirden tıslayarak:

"Pars, sen neden sürekli bunu savunuyorsun?"

Pars omuz silkerek cevapladı:

"Çünkü sürekli haksızsın." dedi ve Açelya'ya bakmayı kesip bana döndü.

"İyi misin Dalgın?"

+"İyiyim ve adım dalgın değil Vilora." dediğimde sıcak bir tebessümle yine anlam veremediğim o bakışlarıyla bana baktı. Gözleri kısılıyordu ama öyle bile binbir anlamı vardı.

"Telefonunu daha sıkı tut, Yabancı Kız." dedi ve bana da arkasını dönüp kımseye çarpmadan sınıftan çıktı. Pars sınıftan çıktıktan saniyeler sonra herkeste sınıftan çıkmıştı. Sırama oturdum ve derin bir nefes aldım. Telefonuma baktığımda Tesadüfen'den gelen mesaj ekranının açık olduğunu gördüm. Acaba görmüş olabilirler mi?

Tesadüfen:

"İyi misin Yabancı kız?"

Kısa bir mesajdı ama sanki az önce yaşananları biliyormuş gibiydi.

Kaşlarımı çattım.

Yok bu kadar tesadüf olamaz.

kimimben:

"İyiyim. Neden sordun?"

Mesajı gönderir göndermez mesaj geldi.

Tesadüfen:

"İçime doğdu diyelim"

Pars olabilir mi? Neden biri içine doğduğu için daha tanımadığı hatta ismini dahi bilmediği birine iyi misin diye mesaj atsın?

Şuan gerçekten saçmalıyorum. Eğer Pars senin olduğunu bilse niye hâlâ seninle konuşsun ki öyle değil mi? Hem Pars olsa az önce yanımdaydı. Nasıl yazıcak ki... Değil mi?

Tam mesaj atacakken aniden hocanın sınıfa girmesiyle telefonumu çantama attım. Herkes sınıfa doluşmaya ve kızlarda bana kötü kötü bakmaya devam etti. Bense kitaplarımı çıkarıp dersi dinledim. Bir yandan not alıyor bir yandan da hocayı dinliyordum. Bir anda yanımda biri beni dürttü. Aklıma ilk Açelya geldiği için kafamı kaldırmadım.

"Vilora bak artık" diyen Yavuz'un sesiyle kafamı kaldırdım.

+"Ne?"

"İyi misin" dedi. Yahu ne oluyor böyle. Bugün herkes bana iyi misin diye soruyor. İyi değilim kardeşim bok gibiyim anlıyor musunuz. Okuldaki zorbalık yetmiyor bir yandan ders çalışmayı deniyorum. Sonra eve gidiyorum orda hem bir sürü iğrenç söz işitiyorum hatta bazen bodruma kapatılıyor babam tarafından dövülüyorum. Sizce böyle iyi olabilme ihtimalim var mı ya.

"Neden cevap vermiyorsun iyi misin"

+"İyiyim yavuz. Neden sordun"

"İyi olup olmadığını merak ettim. Çünkü çok dalgın görünüyorsun."

Kafamı salladım ve cevapladım:

+"İyiyim şimdi bir sıkıntı yoksa dersi dinlemem gerekiyor-" dediğim anda hoca lafımı kesti.

"Ne konuşuyorsunuz siz orda. Sınavda size kimse cevap kağıdını vermeyecek haberiniz olsun." dedi ve parmağıyla ben ve yavuz'u işaret etti.

"Siz ikiniz çıkın dışarıya bu dersten atıldınız."

+"Ama hocam-"

"Aması falan yok çıkın"

Ben tam bir kez daha itiraz edecekken yavuz beni kolumdan tuttu ve sınıf kapısından dışarıya çıkardı.

+"Ya ne yapıyorsun sen?" dedim kolumu ondan çekmeye çalışarak.

Yavuz omuz silkti.

"Yalvarsan da hocanın fikri değişmeyecekti. En azından ikimiz de koridordayız."

Gözlerimi devirdim.

"Harika. Günüm daha da güzelleşti."

Birkaç saniye sessizlik oldu.

"Şimdi anlat bakalım." dedi Yavuz.

Kaşlarımı çattım.

+"Neyi?"

"Sabahki olayı."

+"Anlatacak bir şey yok."

"Pars seni korudu. Açelya delirdi. Sen de bütün derstir dalıp gittin. Hâlâ 'bir şey yok' mu diyorsun?"

Derin bir nefes verdim.

+"Gerçekten bir şey yok."

"Pars ile sevgilimisiniz?" dedi sert bir yüz ifadesiyle. Hemen cevap verdim.

+"Hayır tabii kide. O ve ben asla olamayız."

"Neden yoksa bu güzelliğine o çocuğu mu yakıştırmıyorsun?" dedi. Sert yüz ifadesinin yerine gerçekten bir şerefsiz gülüşü geçti.

+"Hayır... Yani ben okulun ineğiyim oysa okulun popüler çocuğu."

"Hee sen onu değil kendini beğenmiyorsun."

Kendimi kafa sallarken buldum. Ama doğruydu neden beni gibi birini sevsinler ki. Beni ailem bile sevmemiş yani. Onlar mı sevecek.

"Bak küçük cadı. Sen benim gözlerimi kamaştıracak kadar güzelsin. Şuan karşımdasın ve buna rağmen kendini çirkin sanmana aklım ermiyor." Ben kaşlarımı çattığımda Yavuz ekledi.

"Bak nasıl söylerim bilmiyorum ama prensesler kadar güzelsin. Şu saçına yaptığın dağınık topuz, Kaşlarını çatman, hatta sadece öylesine durman bile seni çok tatlı gösteriyor. Bir daha kendine çirkin deme. Çünkü buna tek inanacak kişi sen olursun." dedi ve bana son bir kez bakıp arkasını döndü. Gidecekken Pars Yavuz'a bakıp hafifçe gülümsedi.

"Güzel konuşuyorsun"

Yavuz omuz silkerek cevapladı:

"Sadece doğruları söylüyorum." dedi ve Yavuz gitti.

"Gerçekten kendinin çirkin olduğunu mu söylüyorsun."

Olduğum yerde sanki küçülüyorum. Utançtan resmen büzülüyordum.

+"Sen bizi mi dinledin?"

"Dinlemiş gibi değilde kulak misafiri oldum. Ayrıca senin kendinden okulun ineğiyim diye bahsetmen hiç hoş değil."

Nasıl yani az önce o okulun popüler çocuğu bense okulun ineğiyim dediğimi duydu mu? Ahh gerçekten çok aptalım.

"Gerçekten de insan bazen kendine en büyük haksızlığı yapıyor." dedi. Bir kaç saniye öyle durduk ve bu defa Pars gözlerini kolundaki saate çevirdi.

"Daha 20 dakika var yürüyelim mi?"

+"Olur sen bilirsin." dedim göz temasından kaçınarak. Yanyana okulun merdivenlerinde aşağı indik. Gerçekten oldukça yakışıklı biriydi. Saçları simsiyah ve dağınık bu denli mükemmel durması akıllara sığmıyordu.

Başımı ona doğru çevirdim. Farkında olmadan gözlerim yüzünde geziniyordu. Dağınık siyah saçları, rahat tavırları... İnsan istemese bile bakıyordu. Daha sabah ondan zengin züppe diye bahsediyordum nasıl olabiliyor böyle birşey anlamış değilim.

Tam o sırada o da başını bana çevirdi. Göz göze geldik. Yakalandığımı anlayınca telaşla bakışlarımı kaçırdım.

Harika Vilora... Şimdi kesin seni dik dik ona baktığın platoniği kız sanıyordur. Dedim kendi kendime.

Utancımdan önüme bakmadan yürümeye devam ettim. Sonra...

Ayağım merdivenin kenarına takıldı. Dengem bir anda bozuldu. Öne doğru savrulurken düşeceğimi sandım.

Tam öne doğru düşeceğimi sandığım anda güçlü bir kol belimi sardı. Bir anda zaman yavaşlamış gibiydi. Düşüşüm durmuş, ben ise sertçe Pars'ın göğsüne çarpmıştım. Refleksle gözlerimi sımsıkı kapattım. Kalbimin sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Yavaşça gözlerimi açtığımda yüzü bana yalnızca birkaç santim uzaktaydı. Ela gözleri gözlerime kilitlenmişti. Bir an için merdivenler, okul, etrafımızdaki herkes silinmiş gibiydi

Bir eli hâlâ belimdeydi, diğer eli ise düşmemem için başımın arkasını destekliyordu. Nefesi yüzüme hafifçe çarpıyordu. Ben kıpırdamayı unutmuştum. O da birkaç saniye boyunca gözlerini benden ayırmadı.

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Sanırım merdivenlerle aran pek iyi değil, Yabancı Kız." diye fısıldadı.

Gülümsemekle utanmaktan kıpkırmızı kesilmek arasında kaldım.

"İyi misin?" diye bu kez daha yumuşak bir sesle sordu.

Kalbim bu kadar hızlı atarken buna gerçekten "iyi olmak" denebilir miydi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.