Gökhan kapıyı açar açmaz içeri daldı. “Evde misiniz lan?”
Ayakkabılarımı çıkarırken içeriden bir sandalye sesi geldi.
“Buradayız.” İsmet’in sesiydi.
Hande benden önce içeri geçti. Ben hâlâ girişteydim.
“Noldu?” dedi Kaan.
Ardından İsmet’in sesi duyuldu. “Ekin nerede?”
Bir an durdu. “Bizimki kaçırdı mı kızı?” Gülmeye başladı.
Hande’nin de güldüğünü duydum. “Şey…” dedi.
Sessizlik.
“Ekin değil.”
Bu kez içeriden gelen sessizlik çok daha uzundu. Merak edip başımı uzattım.
Tam o sırada Hande bana bakıp eliyle gelmemi işaret etti.
Derin bir nefes alıp salona girdim. “Selam.”
İlk önce İsmet’i gördüm.
Sonra Kaan’ı.
Sonra ikisinin de yüzündeki ifadeyi. Şaşkınlık hafif kalıyordu.
Kaan’ın kaşları neredeyse saç çizgisine çıkmıştı.
İsmet ise birkaç kez göz kırptı. Sanki görüntü düzelmiyormuş gibi.
Tam o sırada arkamdan Gökhan geldi.
Hande’nin iki omzunu tuttu. Kendine doğru çekti.
Sonra dünyanın en gururlu adamı gibi sırıttı “Benim hatun kaçırdı.”
İsmet’in ağzı açık kaldı.
Kaan önce Hande’ye baktı.
Sonra Gökhan’a.
Sonra tekrar Hande’ye.
“Bir saniye.” Parmağını kaldırdı. “Hatun kısmına mı takılayım yoksa kaçırdı kısmına mı?”
Hande yüzünü kapattı. “Gökhan sus.”
“Niye?”
“Çünkü konuşuyorsun.”
“Bu çok ayrımcı.”
İsmet sonunda kendine gelebildi.
“Dur.” Elini kaldırdı. “Ben olay örgüsünü kaçırdım.”
Sonra bana baktı. “Hoş geldin bu arada.”
İşaret parmağını tekrar Gökhan’a çevirdi. “Ama önce bunun ne anlattığını çözmem lazım.”
İstemeden güldüm.
Birkaç dakika önce Sinan’ın evindeydim. Şimdi ise bir grup yetişkin insan Gökhan’ın ne saçmaladığını anlamaya çalışıyordu.
Garip bir şekilde…
Bu çok daha güvenli hissettiriyordu.
Ben boğazımı temizledim. “Rahatsızlık vermedim değil mi?”
İsmet sanki ancak o an gerçekten beni fark etmiş gibi bana döndü. Yüzündeki şaşkınlık yerini sıcak bir gülümsemeye bıraktı.
“Saçmalama.” Elini salladı. “Ne rahatsızlığı?”
Sonra mutfağa doğru yöneldi. “Hoş geldin.”
Bir dolabı açarken omzunun üzerinden bana baktı. “Ben sana bir kahve koyayım Miray.”
“İsmet.” Kaan’ın sesi geldi. “Doktorlar seni deney tüpünde inceleyecek bir gün.”
İsmet hiç dönmeden elini kaldırdı. “Çekemiyorsun.”
“Oğlum kalbin duracak.”
“Önce sen duş almayı öğren.”
“Ben duş alıyorum.”
“Haftada bir.”
“İftira.”
“Mahkeme kayıtları var.”
Gökhan kahkahayı bastı. Sonra Kaan’a döndü.
“Gün içindeki kaçıncı kahvesi bu?”
Kaan telefonundan başını kaldırmadan cevap verdi.
“Bilmem.” Bir an düşündü. “Beşten sonra saymayı bıraktım.”
Telefonu cebine koydu. “Kalp krizi geçirmesin diye başında duruyorum işte.”
“Ne kadar düşüncelisin.”
“Değilim.”
“Doğru.” Gökhan ciddi ciddi başını salladı. “Hiç değilsin.”
Sonra kanepeye oturdu. Bacaklarını uzatıp rahatça yaslandı.
“E hadi.” Eliyle önünü işaret etti. “Otursanıza artık.”
Sonra özellikle Hande’ye bakıp göz kırptı. Hande’nin yüzü anında değişti. “Bir daha bana göz kırparsan seni balkondan atarım.”
“Romantik.”
“Tehdit ettim.”
“Ben farklı algıladım.”
“Fark ettim.”
Ben istemsizce güldüm.
Hande söylene söylene gidip Gökhanın yanına oturdu. Ben de karşıdaki tekli koltuğa geçtim.
Tam otururken Kaan’ın bana baktığını fark ettim. Diğerleri konuşurken gözleri birkaç saniyedir üzerimdeydi.
Başımı hafifçe yana eğdim. Ne oldu der gibi.
Kaan da aynı sakin ifadeyle bana baktı. “Daha iyi misin?” Soru basitti.
Ama neyi sorduğunu anlamak zordu.
Dün geceyi mi?
Yoksa bugün olanları mı?
Belki hepsini.
Dudaklarımın ucunda küçük bir gülümseme oluştu.
“İyiyim.” Bir an durdum. “Teşekkür ederim.”
Kaan başını hafifçe salladı. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Sonra tekrar telefonuna döndü. “Ben olsam öyle demezdim.”
Kaşlarım çatıldı. “Nasıl yani?”
Bu kez cevap vermeden önce birkaç saniye boyunca bana baktı.
Ama konuşan Gökhan oldu.
“Şey…” Bana doğru işaret etti. “Dün akşamki kıyafetlerinlesin.”
Bir an durdu. “Makyajın da bayağı akmış.”
Yüzündeki ifade o kadar ciddiydi ki devamını tahmin edemedim. “KISS konserinde gibi görünüyorsun.”
Salonda bir saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Hande’nin eli yıldırım gibi hareket etti.
PAT.
Gökhan’ın karnına sertçe vurdu.
“Oha!” İki büklüm oldu. “Eziyet görüyorum ben.”
Hande dönüp bana baktı.
“Hayır.” Parmağıyla Gökhan’ı gösterdi. “Bu geri zekâlı sadece geri zekâlı.”
Sonra yüzü yumuşadı. “Sadece biraz yorgun görünüyorsun.”
Bir an durdu. “Ama hâlâ kesinlikle çok güzelsin.”
İstemeden gülümsedim. Telefonumu çıkarıp ön kamerayı açtım. Birkaç saniye ekrana baktım.
Sonra baktım.
Sonra biraz daha baktım.
…
“Evet.” Başımı geriye attım. “Gerçekten KISS konserinde gibi görünüyorum.”
Bu kez herkes güldü.
Telefonu kapatıp yüzümü ellerimle örttüm. “Böyle berbat bir halimi gördüğünüz için üzgünüm.”
“Önemli değil.” Kaan’ın sesi geldi. “Eşitleniriz.”
Yavaşça başımı kaldırdım. Gözlerimi kıstım.
“O ne demek şimdi?”
Kaan’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Ama cevap vermedi.
Bu adam konuşmaktan özellikle mi kaçıyordu emin değildim.
Mutfaktan kahve makinesinin sesi geldi.
İsmet bana döndü. “Kahve birazdan hazır.”
Sonra gözlerini üzerimde gezdirdi. Bir şey fark etmiş gibi kaşlarını kaldırdı.
“Aslında…” Bir an durdu. “O sürede duş almak ister misin?”
Gözlerim büyüdü. “Gerçekten mi? O kadar güzel olur ki." Sonra hemen ekledim. “Ama sorun olmaz mı?”
İsmet birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sonra kahkaha attı.
“Miray.” Başını iki yana salladı. “İnan bana bu evde duş alınması beni mutlu ediyor.”
Gökhan ve Kaan’a baktı. “Keşke şu su sesini daha sık duysam.”
Sonra parmağıyla ikisini işaret etti. “Pis herifler.”
“Ben dün duş aldım.” dedi Gökhan.
“Yalan.” dedi Kaan.
“Sen niye beni satıyorsun?”
“Çünkü ben de duş almadım.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra ikisi aynı anda gülmeye başladı.
Ben de istemsizce güldüm.
Ve tam o sırada…
Ağzımdan düşünmeden çıkan cümle yüzünden gülüşüm yarıda kaldı. “Ekin çok güzel kokuyordu.”
Sessizlik. Tam anlamıyla sessizlik.
Kahve makinesinin sesi bile daha yüksek geliyordu.
Gözlerimi kapattım.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Siktir...
Siktir.
Bunu sesli söylemiştim. Gözlerimi açtığımda herkes bana bakıyordu.
Hande gülümsüyordu.
İsmet’in yüzünde bastırmaya çalıştığı bir sırıtış vardı.
Kaan kafasını yana çevirmişti. Ama omuzlarının hafif titrediğini görebiliyordum.
Gülüyordu.
Gökhan ise hiç yardım etmeye niyetli görünmüyordu. “Kimsenin içinden konuşmanın ne demek olduğunu bildiğini sanmıyorum.”
Yüzümü ellerimin arasına sakladım. “Ölmek istiyorum.”
“O kadar kötü değildi.” dedi Hande.
Bir an durdu. “Yani biraz kötüydü.”
“Hande.”
“Tamam sustum.”
Salondaki kahkahalar yeniden yükseldi.
Ben hâlâ yüzümü ellerimin arasına gizlemiş halde otururken İsmet sonunda bana acımış olacak ki konuyu değiştirdi.
“Tamam.” Ellerini birbirine vurdu. “Kızcağızı daha fazla utandırmayın.”
“Ben bir şey yapmadım.” dedi Gökhan. “Hepiniz güldünüz.”
“Çünkü komikti.”
“Çünkü rezil oldum.”
“Biraz.” dedi Kaan.
Başımı kaldırıp ona baktım. Kaan’ın yüzünde son derece ciddi bir ifade vardı.
Sanki hayatının en objektif yorumunu yapıyordu.
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Bu adamı çözmek gerçekten zordu.
İsmet başını iki yana salladı. “Yok.” dedi “Bunlardan uzaklaş.”
Sonra bana döndü. “Ben banyoya bakıp geleyim.”
Elindeki kupayı tezgâha bıraktı. “Birkaç dakika.”
Koridora doğru yürüdü. Ben de koltuğa biraz daha gömüldüm.
Birden bire üzerime çöken yorgunluğu hissedebiliyordum. Adrenalin geçmeye başlamıştı.
Sinan’ın evinden çıktığımızdan beri ilk kez duruyordum.
İlk kez gerçekten nefes alıyordum.
İlk kez nereye gideceğimi düşünmek zorunda değildim.
Bir anlığına gözlerim kapandı.
Sonra Hande’nin sesi geldi. “Uyuma.”
Gözlerimi açtım. “Uyumuyorum.”
“Yalan.”
“Biraz.”
Hande gülümsedi. Sonra elini uzatıp saçlarımın önüne düşen bir tutamı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
“O kadar kötü görünmüyorsun bu arada.”
“Biraz önce KISS konserindeydim.”
“O Gökhan’ın görüşü.”
“Objektif bir görüş.” dedi Gökhan.
Kimse onu umursamadı. Gökhan bunu kişisel algıladı. “Bu evde fikir özgürlüğü yok.”
“Yok.” dedi Kaan. “Özellikle senin için.”
“Zorbalık görüyorum.”
“Umarım.”
Hande kahkahayı bastı. Ben de istemeden gülümsedim.
Garipti.
Bu insanlarla toplamda kaç saat geçirmiştim?
İki.
Belki üç.
Ama uzun zamandır ilk kez bir yerde diken üstünde oturmuyordum.
Kimsenin ne zaman sinirleneceğini düşünmüyordum.
Ne söylemem gerektiğini hesaplamıyordum.
Ne yaparsam kavga çıkacağını tahmin etmeye çalışmıyordum.
Sadece…
Oturuyordum.
Ve bu bile ne kadar yorulduğumu fark etmeme yetmişti.
Tam o sırada İsmet koridordan geri döndü.
“Tamam.” dedi. “Banyo hazır.”
Elindeki havluyu omzuna attı. “Senin için temiz havlu koydum.”
Sonra yüzünde hafif gururlu bir ifadeyle ekledi. “Ve temiz kıyafet.”
Kaan başını kaldırdı. “Temiz olduğundan emin miyiz?”
“Seninkilerden temiz.”
“Bu çok düşük bir standart.”
“İşe yarıyor ama.”
Gökhan güldü. Ben de istemeden güldüm.
İsmet eliyle koridoru işaret etti.
“Rahatına bak. Gerçekten çekinme.” Bir an durdu. “Burası güvenli bölge.”
Neden bilmiyorum ama bunu söylerken yüzündeki ifade değişmişti.
Şaka yapmıyordu. Gerçekten söylüyordu.
Boğazım düğümlendi.
Çünkü bugün ilk kez birisi bana bunu söylemişti.
Ve ilk kez inanmak istiyordum.
Yavaşça ayağa kalktım. “Kurtarıcımsın İsmet.”
İsmet zafer kazanmış gibi sırıtıp eğildi.
“Teşekkürleri kabul ediyorum.”
“Etme.” dedi Kaan. “Şımarıyor.”
“Çok geç.” dedi İsmet. “Yıllardır şımarığım.”
Hande güldü. Ben de sırt çantamı koltuğun yanına bırakıp koridora yöneldim.
Tam banyoya girecekken arkamdan Gökhan’ın sesi geldi.
“Miray.”
Dönüp ona baktım. Yüzünde bu kez alışılmış şakacı ifade yoktu. Biraz daha ciddi görünüyordu.
“Eğer bir şeye ihtiyacın olursa…"
Bir an durdu. “…bağır.” Sonra sırıttı. “Çünkü bu evde kimse kapıyı çalmıyor.”
“Bu korkutucu bir bilgi.”
“Öyle.” dedi Kaan. “Kapıyı kilitle.”
“KAAN!” diye bağırdı İsmet.
Ben istemeden güldüm.
Sonra başımı sallayıp banyoya girdim. Kapıyı arkamdan kapattım.
Ve ilk kez huzurlu sessizlikle baş başa kaldım.
Banyodan çıktığımda saçlarım hâlâ ıslaktı.
Bir elimle tişörtün eteklerini yukarı çekiştirdim.
Hiçbir işe yaramadı. Çünkü tişört neredeyse dizlerime kadar geliyordu.
Pijama altı da ayrı bir olaydı. Belime oturması için iplerini sonuna kadar sıkmak zorunda kalmıştım.
Yine de üzerimde emanet gibi duruyordu.
Koridora çıktığımda salondan gelen sesler yeniden kulağıma doldu.
Birkaç saniye sonra salona girdim. Konuşmalar bir anlığına durdu.
Kaan bana baktı. Sonra İsmet’e döndü. “Güzel kıyafet tercihi.”
İsmet gururlu bir şekilde başını salladı. “Teşekkür ederim.”
Ben ise kaşlarımı kaldırdım. “Dalga mı geçiyorsunuz?”
Az önce oturduğum tekli koltuğa tekrar geçtim.
Tam otururken İsmet mutfaktan çıkıp önüme bir fincan kahve bıraktı. “Buyur.”
“Hayat kurtarıyorsun.”
Kupayı iki elimin arasına aldım. Sıcaklığı avuçlarıma yayıldı.
İlk yudumu aldıktan sonra gülerek başımı salladım. “Cidden kim giyiyor bunları?”
Tişörtün kolunu çekiştirdim. “Çuval gibi durdu üstümde.”
Sonra pijamaya baktım. “Devasa görünüyorlar.”
İsmet sırıtıp yanıma geldi. Elini omzuma koydu.
“En temiz gardırop Ekine ait.”
Kahve yanlışlıkla nefes boruma kaçtı. Şiddetle öksürmeye başladım.
İsmet bir yandan gülüyor bir yandan sırtıma vuruyordu. “Sakin.”
Öksürüklerimin arasından ona baktım. Hiç yardımcı olmuyordu.
“Öldüreceksin beni.”
“Yok ya.” Gülmesini bastırmaya çalıştı. “Bence Ekin çok beğenecek bu halini.”
Bu kez Hande kahkahasını tutamadı. Gökhan da koltuğun diğer ucundan sırıttı.
Ben ise yüzümü kupamın arkasına gizlemeye çalıştım.
Başarısız oldum. Çünkü kulaklarıma kadar kızardığımı hissedebiliyordum.
Konu birkaç dakika sonra değişti.
Sonra bir kez daha değişti.
Ardından başka bir şeye geçti.
Ama ben konuşmaların yarısını bile duymuyordum. Çünkü gözlerim sürekli kapıya kayıyordu.
Her araba sesi duyduğumda.
Her apartman kapısı açıldığında.
Her ayak sesi geldiğinde.
İstemeden başımı kaldırıyordum. Sonra yine hayal kırıklığıyla geri dönüyordum.
Saatler geçmişti.
Kahveler bitmişti.
Yeni kahveler yapılmıştı.
Dışarıdaki gökyüzü tamamen kararmıştı.
Ve günün bütün ağırlığı yavaş yavaş omuzlarıma çökmeye başlamıştı. Bir noktadan sonra konuşmaları takip etmek bile zor geliyordu.
Gözlerim kapanıyor.
Sonra tekrar açılıyordu.
Sonra yeniden kapanıyordu.
Başımı koltuğun arkasına yasladım.
Bir anlığına gözlerimi kapattım. Açtığımda Gökhan bana bakıyordu.
Biraz öne eğildi. “Biraz uyumak ister misin?”
Sesi bu kez alışılmış şakacı tonundan daha yumuşaktı.
Kapıya son bir kez baktım. Hâlâ açılmamıştı.
İçimdeki umut yavaşça yorulmaya başlamıştı.
Sonra tekrar Gökhan’a döndüm. “Sanırım uyumaya ihtiyacım var artık.”
Gökhan başını salladı. “Merak etme.”
Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. “Geldiğinde seni uyandıracağız.”
Kimi kastettiğini söylemesine gerek yoktu. Hepimiz biliyorduk.
İçimde istemsizce küçük bir sıcaklık oluştu.
Ayağa kalktım. Gökhan da yerinden doğruldu.
“Hadi.” Elini koridora doğru salladı. “Gel.”
Sessizce peşinden yürüdüm.
Koridorun sonuna geldiğimizde bir kapının önünde durdu.
Kapıyı açtı.
Sonra içeriyi işaret etti. “Burada uyuyabilirsin.”
Odanın ışığı loştu.
Yatak düzenliydi.
Oda genel olarak sakin ve yaşanmış hissettiriyordu.
Ama o an bunu düşünecek kadar enerjim kalmamıştı.
Sadece uyumak istiyordum.
Gökhan kapının yanında durdu. “Bir şeye ihtiyacın olursa bize seslenmen yeterli.”
Başımı salladım. “Tamam.”
“İyi geceler.”
“İyi geceler.”
Kapı yavaşça kapandı. Oda sessizliğe gömüldü.
Sonra yatağın kenarına oturdum.
Yumuşaktı. Beklediğimden çok daha yumuşak.
Başımı yastığa koyduğum anda bütün vücudum gevşedi.
Gözlerimi kapattım.
Bugün yaşadığım her şey bir anda çok uzakmış gibi hissettirdi.
Sinan.
Kavga.
Kaçış.
Taksi.
Hepsi sisin arkasında kalmış gibiydi.
Son düşündüğüm şey kapının açılıp açılmayacağı oldu. Sonra düşünceler birbirine karıştı.
Ve birkaç dakika geçmeden uyuyakaldım.