İçeriğe geç

TERS AKOR

Bölüm 8 · 14 dk okuma

TERS AKOR

Bölüm 8

8 (Ekin)

Kafeden çıktıktan sonra nereye gideceğimi düşünmedim bile. Vücudum benden önce karar vermiş gibiydi.

Arabaya bindim.

Kapıyı kapattım.

Motoru çalıştırdım.

Ve yıllardır ne zaman kafamın içinde bir şey düğümlense gittiğim yere doğru sürdüm.

Şehrin diğer ucundaki küçük stüdyo.

Tabelası yarı sökülmüş. Duvarları eskimiş.

Ama içeri girer girmez insanın kendini evinde hissettiği yerlerden biri.

Arabayı her zamanki yerine park edip içeri girdim.

Kapının üzerindeki zil çaldı.

Daha iki adım atmadan içeriden tanıdık bir ses yükseldi. “Ulan.”

Başımı kaldırdım. Kenan abi tezgâhın arkasından çıkıyordu.

“Yoksun bayadır Ekin’im.” dedi kollarını açarak. “Özlettin kendini.”

İstemeden gülümsedim. “Zaman bulamadım be Kenan abi.”

Yanına gidip ona sarıldım.

O da sırtıma iki kez vurdu. “Bahaneler.”

“Gerçekten yoğundum.”

“Yalan.”

“Biraz.”

Kenan abi geri çekilip yüzüme baktı. Sonra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Kaşları hafifçe çatıldı. Beni yıllardır tanıyordu.

Ne zaman iyi olduğumu da biliyordu.

Ne zaman olmadığımı da.

“Bir sorun yoktur umarım.” Sesinde o tanıdık, sakin tavır vardı.

İnsanların fark ettirmeden iyi olup olmadığını kontrol eden türden.

Ben gözlerimi kaçırıp stüdyonun sonundaki koridoru işaret ettim.

“Çözeceğiz be abi.” Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. “Ben içerideyim.”

Kenan abi birkaç saniye daha baktı. Sonra başını salladı.

“Tamam.” Bir an durdu. “Kapıyı açık bırakmak istersen bırak.”

“İstemem.”

“Biliyorum.”

Koridora yöneldim. En sondaki kapıya ulaşıp açtım. Gitar odası.

Yıllardır aynıydı.

Duvarlarda akustik paneller.

Köşelerde amfiler.

Duvara asılı gitarlar.

Ortadaki eski koltuk.

Ve garip şekilde insanı sakinleştiren o tanıdık sessizlik.

Kapıyı arkamdan kapattım.

Klik.

O ses duyulduğu an dünya biraz daha uzaklaştı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Sonra bir tane daha.

Ve bir tane daha.

İşe yaramadı.

Telefonum tam o sırada çalmaya başladı. Cebimden çıkarıp ekrana baktım.

Gökhan arıyordu.

Bir saniye boyunca ekrana baktım. Sonra aramayı meşgule attım.

Telefon tekrar çalmadan önce sessize aldım.

Tamamen.

Bugün kimseyle konuşmak istemiyordum.

Kimsenin sesini duymak istemiyordum.

Kimseye ne düşündüğümü anlatmak istemiyordum.

Telefonu odadaki masalardan birinin üzerine bıraktım. Ekranı aşağı gelecek şekilde.

Sonra arkamı döndüm. Köşedeki gitarlardan birini aldım. Tanıdıktı. Buraya her geldiğimde ilk elim ona giderdi.

Kabloyu taktım.

Amfiye bağladım.

Açma düğmesine bastım.

O tanıdık cızırtı duyuldu.

Sonra koltuğa oturdum.

Gitarı dizimin üzerine yerleştirdim. Bir elim klavyeye gitti. Diğeri tellere.

Bir süre hiçbir şey yapmadan öylece bekledim.

Sonra ilk notaya bastım.

Odanın sessizliği yavaşça müzikle dolmaya başladı.

Odanın içindeki hava ne zaman değişmeye başladı bilmiyorum.

Başta sadece çalıyordum. Düşünmemek için.

Sonra düşünürken çalmaya başladım. Sonra ikisi birbirine karıştı.

Saatlerin nasıl geçtiğini fark etmedim.

Bir noktada kapı açıldı.

Kenan abi kafasını uzattı. “Yaşıyor musun?”

“Şimdilik.”

“O zaman devam.” Kapıyı kapattı.

Yarım saat sonra tekrar geldi. Bu kez elinde su vardı. Masanın üzerine bıraktı.

“Bunu iç."

“Tamam.”

“Şimdi iç.”

İç çekip şişeyi açtım.

Kenan abi memnun olmuş gibi başını salladı. Sonra yine çıktı.

Saatler ilerledikçe gitarın sesi değişmeye başladı.

Başta rastgele çalıyordum. Sonra belli melodiler oluştu. Sonra tekrar dağıldı. Sonra yeniden toparlandı.

Ama kafam hiç susmadı. Hande’nin anlattıkları dönüp duruyordu.

Miray.

Babası.

Annesi.

Sinan.

Tehdit.

Korku.

Bir buçuk yıl.

Her düşündüğümde içimde aynı öfke yükseliyordu.

Ve ne zaman Sinan’ın söylediklerini hatırlasam elim farkında olmadan tellere daha sert vuruyordu. Amfiden çıkan ses odanın içinde yankılanıyordu.

Bir noktada durup yüzümü avuçlarımın arasına aldım. Gözlerimi kapattım. Ama bu da işe yaramadı.

Çünkü bu kez başka şeyler geliyordu aklıma.

Miray’ın güldüğü an.

Sahildeki hali.

Bana bakışı.

Şarkı söylerken gözlerini üzerimden ayırmaması.

Sonra…

Gitmeden önceki yüzü.

Ve ne kadar uğraşırsam uğraşayım o görüntü aklımdan çıkmıyordu. İç çekip yeniden gitarı elime aldım.

Yine çaldım.

Yine düşündüm.

Yine çaldım.

Güneş ışığı odanın içindeki açı değiştirmeye başladığında bile yerimden kalkmamıştım.

Telefonuma bakmamıştım.

Yemek yememiştim.

Kimseyle konuşmamıştım.

Sadece çalmıştım.

Kapı bir kez daha açıldı. Bu kez Kenan abi içeri girdi. Ama çıkmadı. Kapıyı kapattı.

Sessizce yanıma yürüdü. Sonra koltuğun yanındaki sandalyeye oturdu.

Ben çalmaya devam ettim.

O konuşmadı. Ben de konuşmadım.

Yaklaşık bir dakika boyunca odada sadece gitarın sesi vardı.

Sonunda Kenan abi derin bir nefes verdi. “Anlat.”

Parmaklarım tellerin üzerinde durdu. “Ne anlatayım?”

“Her şeyi.”

Gözlerimi kapattım. Kenan abi başını hafifçe yana eğdi. "Çare bulalım oğlum.”

Bir an durdu. Sonra yüzünde o tanıdık gülümseme belirdi. “Belli ki birkaç notayla olacak iş değil bu.”

İstemeden güldüm.

Küçük bir kahkahaydı.

Ama gün boyunca attığım ilk gerçek kahkahaydı.

Kenan abi bunu fark etmiş gibi başını salladı.

“Bak.” Ellerini dizlerine koydu. “On iki yaşından beri tanıyorum seni.”

“Abartma.”

“Abartmıyorum.”

“On üç.”

“Bir yaş için mi tartışacağız şimdi?”

“Önemli detay.”

“Sus.”

İkimiz de hafifçe güldük.

Sonra sessizlik geri geldi. Bu kez daha yumuşak bir sessizlikti.

Kenan abi bekledi.

Baskı yapmadan.

Sormadan.

Sadece bekledi.

Ve galiba bu yüzden konuşmaya başladım. "Bir kız tanıdım.”

Kenan abi hemen sırıtıp alkış yapar gibi ellerini birbirine vurdu.

“İşte.” Başını salladı. “Tamam.”

“Kenan abi.”

“Ne?”

“Dalga geçme.”

“Geçmiyorum.”

“Geçiyorsun.”

“Biraz geçiyorum.”

Gözlerimi devirdim. Sonra istemeden gülümsedim.

Kenan abi arkasına yaslandı. “Anlat.”

Bu kez gerçekten anlattım.

Marketi.

Birayı.

İlk karşılaşmayı.

Ters Akor’u.

Sahili.

Şişe çevirmeceyi.

Miray’ın gülüşünü.

Gitmesini.

Sonra Hande’nin anlattıklarını.

Sinan’ı.

Her şeyi.

Konuştukça saatlerdir içimde duran şeyler dökülmeye başladı.

Kenan abi hiç bölmedi. Sadece dinledi. Bazen başını salladı. Bazen kaşlarını çattı.

Bazen küfür etmemek için kendini zorladığı çok belli oldu.Özellikle Sinan kısmında.

“Bir dakika.” Elini kaldırdı. “Bu çocuk çalışmıyor mu?”

“Hayır.”

“Evde oturuyor?”

“Evet.”

“Başka kadınlarla geziyor?”

“Evet.”

“Miray ödüyor her şeyi?”

“Evet.”

Kenan abi birkaç saniye boşluğa baktı.

Sonra sakin bir sesle konuştu. “Benim yaşım ilerlediği için mi anlamıyorum yoksa bu çocuk gerçekten dalyarrak mı?”

İstemeden güldüm. “İkinci seçenek.”

“İyi.” Başını salladı. “Endişelendim.”

Sonra tekrar ciddileşti. “Peki seni rahatsız eden ne?”

“Her şey.”

“Hayır.” Parmağıyla beni işaret etti. “En çok ne?”

Bu kez cevap vermem biraz daha uzun sürdü.

Gitarın gövdesine baktım.

Sonra yere.

Sonra tekrar ona.

“Bilmem.”

“Biliyorsun.”

“Kenan abi.”

“Biliyorsun.”

İç çekip arkamı koltuğa yasladım. “Onu öyle düşünmek sinirimi bozuyor.”

“Nasıl?”

“Yalnız.” Kelime ağzımdan çıktığı anda durdum.

Çünkü mesele buydu.

Gerçekten buydu.

Kenan abi bunu fark etmişti. Yüzündeki ifade yumuşadı. “Yalnız değilmiş ama.”

Başımı kaldırdım. “Ne?”

“Bak.” Sakin sakin konuşuyordu. “Bir arkadaşını anlattın bana.”

“Hande.”

“Öl dese ölecek gibi duruyor kız için.”

İstemeden gülümsedim. “Doğru.”

“Şu an yalnız değil yani.”

Sessiz kaldım.

Kenan abi devam etti. “Sen onun yalnız kalmasından korkmuyorsun oğlum.”

Kaşlarım çatıldı. “Ne demek istiyorsun?”

Bu kez yüzüme bakıp gülümsedi.

Yılların verdiği o can sıkıcı bilgelikle. “Sen yanında olmak istiyorsun.”

Odanın içi sessizleşti. Gerçekten sessizleşti.

Çünkü ilk kez biri bunu yüksek sesle söylemişti. Ve ben itiraz edemedim.

Kenan abi bunu görünce başını salladı. “Tamam.”

“Tamam ne?”

“Anladım.”

“Neyi anladın?”

“Hoşlanıyorsun.”

“Bu kadar basit değil.”

“Hiçbir zaman basit olmaz zaten.” Bir an durdu.

Sonra yüzü yeniden ciddileşti.

“Bak Ekin.” Sesi yumuşamıştı. “Birinden hoşlanmak kolay.”

"Birini merak etmek kolay.”

“Birinin iyi olmasını istemek kolay." Gözlerini gözlerime dikti. “Ama sakın gidip o kızı kurtarman gerektiğini falan düşünme.”

Bu kez dikkatle dinledim.

Çünkü Kenan abi şaka yapmıyordu. “Bazı insanlar hayatlarını kendi toparlar.”

“Sen destek olursun.”

“Yanında olursun.”

“Dinlersin.”

“Beklersin.”

“Ama onların savaşını onların yerine veremezsin.”

Bir süre sessiz kaldım.

Sonra başımı eğdim. “Biliyorum.”

“Güzel.”

“Yine de sinirleniyorum.”

“Normal.”

“Yine de gidip Sinan’ın ağzını burnunu dağıtmak istiyorum.”

“Daha normal.”

İkimiz de istemeden güldük.

Kenan abi ayağa kalktı.

Omzuma vurdu. “İşte şimdi insana benzedin.”

“Teşekkür ederim.”

“Bu iltifat değildi.”

İlk kez o gün gerçekten güldüm.

Kenan abi kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu.

Sonra arkasına dönmeden konuştu. “Bu arada.”

“Ne?”

“Bir kız için bütün gün gitar çalıyorsan geçmiş olsun.”

“Defol git.”

Kenan abi kahkaha atarak odadan çıktı. Kapı kapandı.

Ama bu kez oda eskisi kadar ağır gelmiyordu.

Kapı kapandıktan sonra birkaç dakika daha yerimden kıpırdamadım.

Kenan abinin söyledikleri hâlâ kafamın içinde dönüyordu.

“Yanında olmak istiyorsun.”

Bu cümle nedense diğerlerinden daha çok kalmıştı aklımda.

Gitarı tekrar elime aldım. Ama bu kez çalmadım. Sadece dizlerimin üzerinde duruyordu.

Parmaklarım tellerin üzerinde geziniyor ama hiçbir nota çıkmıyordu. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum.

Belki on dakika.

Belki yarım saat.

Kapı yeniden açıldı.

Başımı kaldırdım. Kenan abi içeri girdi. Elinde iki karton bardak vardı.

“Biliyordum.” dedi.

“Ne biliyordun?”

“Bunun bitmediğini.”

Yanıma geldi.

Bardakları önümüzdeki küçük masaya bıraktı. Sonra hiç izin istemeden gitarı elimden aldı.

“Abi.”

“Sus.” Gitarı dikkatlice duvarın yanına bıraktı.

Sonra kahvelerden birini önümdeki masada bana doğru itti. “İç.”

İtiraz etmedim.

Bardağı elime aldım. Kenan abi de karşıma oturdu.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sadece kahvesinden bir yudum aldı.

Sonra başını hafifçe yana eğdi. “Anlat bakalım şu Miray’ı.”

Kaşlarımı çattım. “Anlattım ya abi.”

Kenan abi yüzünü buruşturdu.

“Lan oğlum ben onu mu diyorum?” Elini salladı.“Kötü şeyler anlattın hep.”

“Ne demek?”

“Sinan anlattın.”

“Yaşadıklarını anlattın.”

“Üzüldüğünü anlattın.” Bir an durdu.

Sonra parmağıyla beni işaret etti. "Bana Miray’ın sana ne hissettirdiğini anlat.”

Sessiz kaldım.

Kenan abi devam etti. “Senin ona ne hissettirdiğini düşündüğünü anlat.”

Kahvesinden bir yudum aldı. “Boşver şimdi Sinan gibi piçleri.”

Odanın içi sessizleşti.

Bu soru nedense diğerlerinden daha zordu. Çünkü Miray hakkında düşünmeyi bırakmamıştım. Ama bunu yüksek sesle söylememiştim. Kendime bile.

Birkaç saniye boyunca bardağıma baktım.

Sonra istemeden gülümsedim. “Komik.”

“Nesi?”

“Tanıştığımızdan beri iki gün bile olmadı.”

Kenan abi omuz silkti. “Eee?”

“Bu kadar düşünmem saçma geliyor.”

“Hayır.”

“Abi.”

“Hayır.” Başını iki yana salladı. “Bir insan bazen iki yılda tanıyamaz. Bazen iki saatte tanır.”

İç çekip arkamı koltuğa yasladım. Tavana baktım.

Sonra konuşmaya başladım. “Onun yanında garip hissediyorum.”

“Nasıl garip?”

Bir süre düşündüm. Doğru kelimeyi aradım. Sonra buldum.

“Rahat.” Kelime ağzımdan çıkar çıkmaz durdum.

Çünkü doğruydu. Gerçekten doğruydu.

“Anlat.”

“Bilmem.” Gülümsedim. “Yanında rol yapmıyormuşum gibi.”

“İlk günden mi?”

“İlk günden.”

Kenan abi başını salladı.

Ben devam ettim. “Normalde yeni tanıştığım insanlarla baya bir mesafeli olurum.”

“Bilirim.”

“Ama onda öyle olmadı.” İstemeden güldüm. “Marketin ortasında birasını ödedim.”

“Romantik.”

“Sus.”

“Devam et.”

Gözlerimi kapattım. Miray’ın yüzü istemeden gözümün önüne geldi.

Gülerkenki hali.

Sahildeki hali.

Saçlarının rüzgârda uçuşu.

Bir şey anlatırken gözlerinin büyümesi.

Şarkı söylerken bana bakışı.

“Onunla konuşmak kolay.”

“Bu iyi.”

“Hayır.”

Kenan abi kaşını kaldırdı. “Neden?”

“Çünkü kolay olmaması lazım.”

“Kim karar vermiş?”

Cevap veremedim. Kenan abi sırıttı.

Ben devam ettim. “Onun yanında zaman farklı geçiyor.”

“Bu da iyi.”

“Bu da sinir bozucu.”

“Niye?”

“Çünkü dikkatimi dağıtıyor.”

Bu kez gerçekten güldü. Ben de istemeden güldüm.

Ama sonra yüzüm tekrar ciddileşti. “Biliyor musun?”

“Ne?”

“Sahilde onu izlerken…” Bir an durdum.

“…çok uzun zamandır ilk kez bir şeyi zorlamadığımı fark ettim.”

Kenan abi sessizce dinliyordu.

“O bana bakıyordu.”

“Ben ona bakıyordum.”

“Ve garip şekilde hiçbir şey yapmam gerekmiyormuş gibi hissediyordum.”

Bir süre sustum.

Sonra kahveme baktım. “Sonra gitti.”

Kenan abi başını salladı. “Ve sen panikledin.”

“Biraz.”

“Oğlum sen bayağı paniklemişsin.”

İstemeden güldüm. Haklıydı. “Biliyorum.”

Bu kez sessizlik daha uzun sürdü. Sonra fark etmeden konuşmaya devam ettim.

Miray’ın kahkahasını anlattım.

Sürekli Hande’ye laf yetiştirmesini anlattım.

İnsanları güldürmeye çalışmadığı halde güldürmesini anlattım.

İnatçılığını anlattım.

Gözlerinin rengini anlattım.

Şarkı boyunca bana bakmasını anlattım.

Ve anlattıkça bir şey fark etmeye başladım. Ben Miray’ın yaşadığı şeyleri düşünmüyordum artık.

Miray’ı düşünüyordum.

Kendisini.

Nasıl güldüğünü.

Nasıl konuştuğunu.

Nasıl sustuğunu.

Nasıl baktığını.

Bir noktada Kenan abi kahvesini bitirmişti. Ben konuşmaya devam ediyordum. Sonra bir noktada sustum.

Çünkü kendim bile fark etmiştim. Kenan abi ise yüzündeki o lanet sırıtışla bana bakıyordu.

“Neden öyle bakıyorsun?”

“Hiç.”

“Abi.”

“Ne?”

“Öyle bakma.”

“Nasıl bakıyorum?”

“Sanki her şeyi anlamış gibi.”

Kenan abi kahkaha attı. “Ekin.”

“Ne?”

“Oğlum.” Başını iki yana salladı. “Sen harbiden gidiyorsun.”

İtiraz etmek istedim. Ama edemedim. Çünkü ilk kez kendim de hissediyordum.

Bu merak değildi artık. Bu sadece hoşlanmak da değildi. Bu daha derin bir şeydi.

Ve en korkutucu kısmı…

İki gün içinde olmuştu.

Saatler fark etmeden geçti.

Konu Miray’dan başka şeylere kaydı. Sonra tekrar Miray’a döndü.

Sonra hayata.

Sonra müziğe.

Sonra aşka.

Bir noktada odanın karardığını fark ettim. Başımı çevirip pencereye baktım.

Güneş gitmişti. Yerini gece almıştı.

Kenan abi saatine baktı.

Sonra yüzünü buruşturdu. “Vallahi benim hatun vuracak beni.”

İstemeden güldüm. “Saat kaç olmuş?”

“Eve gitmem gereken saatin bayağı üstü.”

Ayağa kalktı. Ben de doğruldum.

“Abi.”

“Ne?”

“Sanki biraz hanımcısın ya.”

Kenan abi dönüp omzuma vurdu. “Seni de göreceğiz oğlum.” Kahkaha attı.

“Her şey daha yeni başlıyor.” Parmağını bana doğrulttu. “Bekle sen.”

Ben de gülmeye başladım. İlk kez gün boyunca içimdeki ağırlık biraz daha hafiflemişti.

İkimiz de ayağa kalktık.

Kenan abi beni kendine çekip sarıldı. Ben de sarılmasına karşılık verdim.

“İyi misin?” Bu soruyu gün içinde kaçıncı kez sorduğunu bilmiyordum.

Ama bu kez cevabım daha netti. “Biraz daha.”

Başını salladı. “Yeter.”

Sonra kolunu omzuma attı. Birlikte kapıya doğru yürümeye başladık.

Koridordan geçerken konuşmaya devam etti.

“Şimdi beni iyi dinle.”

“Dinliyorum.”

“Eve git.”

“Tamam.”

“Güzelce uyu.”

“Tamam.”

“Kafanı dinle.”

“Tamam.”

Çıkış kapısına yaklaşırken durdu. Sonra yüzü ciddileşti. “Yarın sabah erkenden kalk.”

Başımı kaldırdım.

Kenan abi sırıttı. “Ve her yeri didik didik et.”

“Abi.”

“O kızı bul.”

İstemeden güldüm. “Bu tavsiye mi?”

“Bu emir.” Sonra omzuma vurdu. “Aşkta ne gurur olur.”

Bir adım geri çekildi. “Ne çekingenlik olur.”

Yüzündeki gülümseme büyüdü. “İçinden geldiği gibi yaşa.”

Birkaç saniye ona baktım. Sonra başımı salladım.

“Sağ ol abi.” Gerçekten gülümsüyordum. “İyi ki varsın.”

Kenan abi eliyle beni kovalar gibi hareket yaptı.

“Hadi git. Yoksa Nuray ablan evden atacak beni.”

Kahkahalar eşliğinde vedalaştık.

Sonra kapıdan çıktım. Gece havası yüzüme vurdu.

Arabaya yürüdüm. Kapıyı açtım. Şoför koltuğuna oturdum. Motoru çalıştırdım.

Ve bu kez direksiyonu evime doğru çevirdim.

Eve vardığımda saat oldukça geçmişti.

Sokak neredeyse tamamen sessizdi.

Arabayı apartmanın önüne park edip motoru kapattım. Birkaç saniye direksiyonun başında oturdum.

Kenan abinin söyledikleri hâlâ kafamın içindeydi.

Sonra araba anahtarını cebime atıp arabadan indim. Evin girişine kadar yürüdüm.

Kapının önünde durup refleksle cebime uzandım.

Anahtar.

Yok.

Diğer cep.

Yok.

Arka cep.

Yok.

Birkaç saniye boyunca bütün ceplerimi tekrar kontrol ettim.

Sonra iç çektim. “Harika.”

Kapı ziline bastım.

Yaklaşık on saniye sonra kapı açıldı. Karşımda Gökhan vardı. Ve yüzündeki ifadeden hiç memnun olmadığı belliydi.

“Hayırdır?”

Gökhan gözlerini kıstı. “Neredesin oğlum sen?”

Kapıyı sonuna kadar açtı. “Saatlerdir ne telefonu açıyorsun ne mesajlara dönüyorsun.”

İçeri girdim.

Ayakkabılarımı çıkarırken iç çektim. “Gökhan.”

“Ne?”

“Bugün değil.” Omzuna hafifçe vurdum. “Yarın tamam mı canım kardeşim?”

Gökhan’ın yüzündeki ifade hiç değişmedi. Bu normalde korkutucu bir şeydi. Ama o an o kadar yorgundum ki umursayamadım.

Koridora geçip salona doğru baktım.

Sonra durdum. “Hande?”

Hande koltukta oturuyordu.

El salladı. “Hoş geldin.”

Kaşlarım kalktı. “Sen de hoş geldin .”

Sonra İsmet’e baktım. Sonra Kaan’a.

“Evet.” Elimi kaldırdım. “Ben direkt yatıyorum.”

Üçü de bana baktı.

“Yarın erken kalkmam lazım.” Bir adım geri çekildim.

“Soru yok.” Bir adım daha.

“Cevap yok.” Koridora yöneldim. “Yarın konuşacağız.”

İsmet tam ağzını açtı.

Ama ben daha hızlı davrandım. “İsmetim.”

Durdu.

“Yarın be.” Gülümsedim. “Hadi iyi geceler hepinize.”

Sonra arkamı dönüp koridordan yürümeye başladım. Odamın kapısına ulaştım.

Kapıyı açtım.

Ve ilk anda neyin farklı olduğunu anlayamadım.

Ama farklıydı. Kesinlikle farklıydı.

Odaya yarım adım attım. Sonra gözlerim yatağa kaydı.

Ve beynim tamamen durdu.

…

Miray.

Yatağımda Miray yatıyordu.

Birkaç saniye boyunca hareket edemedim.

Sadece baktım.

Sonra tekrar baktım.

Sonra gözlerimi kırptım.

Bir kez daha.

Bir kez daha.

Miray hâlâ oradaydı.

Yastığa gömülmüş halde uyuyordu.

Üzerinde benim tişörtüm vardı.

Saçları yastığın üzerine dağılmıştı.

Ve o kadar derin uyuyordu ki kapının açıldığını bile fark etmemişti.

Kapının önünde öylece kaldım. Sonra yavaşça geri çekildim. Kapıyı sessizce kapattım.

Döndüm. Koridordan hızlı adımlarla salona yürüdüm.

Üçü de bana baktı.

Ben de onlara baktım.

Birkaç saniye sustum.

Sonra sadece: “Odamda.” dedim.

Kaan başını salladı. “Evet.”

Kaşlarımı çattım. “Benim kıyafetlerimle.”

İsmet de başını salladı. “Evet.”

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Sonra tekrar konuştum. “Miray.”

Hande kahvesinden bir yudum aldı. “Evet.”

Bir an sessizlik oldu. “Odamda.”

Gökhan başını geriye attı.

“Ya sabır." Sonra gidip koltuğa oturdu. “Daha ne kadar devam edeceğiz bu konuşmaya?”

Ben hâlâ aynı yerde duruyordum.

“İnsan haber verir abicim.” Elimi iki yana açtım. “Siz salak mısınız?”

Gökhan anında doğruldu.

“Ekin.”

“Ne?”

“O telefonunu çıkar.”

“Ne?”

“Çıkar.”

İstemsizce cebime uzandım. Telefonu çıkardım.

Ekranı açtım. Sonra durdum.

Sessizlik.

Bir sürü bildirim. Bir sürü cevapsız arama.

Bir sürü mesaj.

Gökhan iki elini havaya kaldırdı.

“Bak.” Parmağıyla telefonu işaret etti. “Bak.”

Tekrar işaret etti. “Bakmaya devam et.”

Sonra derin nefes aldı. “Atarım seni bulabildiğim en yüksek yerden aşağıya.”

Hande kahkahayı bastırdı. Kaan telefonuna bakıyordu. İsmet ise sanki bunu bekliyormuş gibi başını sallıyordu.

Ben tekrar telefona baktım.

Sonra onlara.

Sonra tekrar telefona.

“Neler kaçırdım ben?”

“Hikâye uzun.” dedi Hande.

“Nasıl bu noktaya geldik anlatın.” Koltuğa doğru yürümeye başladım.

Tam oturacaktım ki İsmet ayağa kalktı.

Kolumdan tuttu. “Hayır.”

“Ne hayır?”

“Yarın.”

“İsmet.”

“Yarın.”

“Bir dakika oturayım.”

“Hayır.”

“Bir şey soracağım.”

“Hayır.”

“Beni bırak.”

“Hayır.”

Kaan başını kaldırmadan konuştu. “İlk kez haklı.”

Gökhan da destek verdi. “Evet.”

Hande başını salladı. “Evet.”

Bir anda herkes birleşmişti. Bu hiç hoşuma gitmedi.

“İhanet.” dedim. Kimse umursamadı.

İsmet beni koridora doğru sürüklemeye devam etti.

“Ekinim.”

“Bak.”

“Hayır.”

“Bir dakika.”

“Hayır.”

Odamın kapısına kadar geldik. İsmet kapıyı açtı. Sonra beni yavaşça içeri itti.

“İsmet.”

“Hadi.”

“İsmet.”

“İyi geceler kardeşim.”

Ve kapıyı kapattı. Yüzüme. Birkaç saniye boyunca kapıya baktım.

Sonra iç çektim. Ve arkamı döndüm.

Miray hâlâ uyuyordu.

Yatağın içinde küçücük görünüyordu. Odaya loş bir ışık yayılmıştı.

Birkaç saniye boyunca olduğum yerde kaldım.

Sonra istemeden gülümsemeye başladım. Çünkü gün boyunca onu düşünmüştüm.

Saatlerce.

Ve şimdi…

Buradaydı.

Gerçekten buradaydı.

Yavaş adımlarla yatağa yaklaştım. Onu uyandırmamak için mümkün olduğunca sessiz hareket ediyordum.

Ceketimi çıkardım. Sandalyeye bıraktım.

Ayakkabılarımı zaten koridorda çıkarmıştım.

Sonra yatağın diğer tarafına oturdum.

Miray hafifçe kıpırdandı. Ben nefesimi tuttum.

Ama uyanmadı. Sadece biraz daha yastığa sokuldu.

İstemeden gülümsedim. Sonra dikkatlice uzandım.

Aramızda mümkün olduğunca mesafe bırakarak.

Onu rahatsız etmek istemiyordum. Uyandırmak hiç istemiyordum.

Tavana baktım. Sonra başımı çevirip tekrar ona baktım.

Gün boyunca kafamı kurcalayan bütün sorular hâlâ vardı.

Sinan hâlâ vardı. Belirsizlik hâlâ vardı.

Ama ilk kez…

İçimdeki huzursuzluk biraz susmuştu.

Miray’ın yüzüne baktım. Sonra istemeden tekrar gülümsedim.

Ve ne zaman gözlerim kapanmaya başladı fark etmedim bile.

Son gördüğüm şey saçlarının yastığın üzerine dağılmış haliydi.

Sonra düşünceler birbirine karıştı.

Ve gülümsemem yüzümde kalırken uyuyakaldım

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

9. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.