İçeriğe geç

TERS AKOR

Bölüm 4 · 12 dk okuma

TERS AKOR

Bölüm 4

4 (Ekin)

Sabahın köründe salonda bir ileri bir geri yürüyordum. Aslında yürümek de denemezdi buna.

Volta atıyordum.

Düşünüyordum.

Duruyordum.

Tekrar düşünüyordum.

Sonra tekrar yürüyordum.

Ve sanırım en sinir bozucu kısmı düşüncelerimin sadece kafamın içinde kalmamasıydı.

“Hayır çünkü mantıklı değil.” dedim kendi kendime. “Bir insan bir anda kalkıp gitmez.”

Kimse cevap vermedi. Çünkü kimseye sormamıştım. Ama salonda yalnız da değildim.

Kaan koltuğun köşesine yayılmıştı. Elindeki gitarla rastgele notalar çalıyordu. Tam çalmıyor da oyalanıyordu daha çok.

İsmet karşı koltukta oturmuş kahvesini içiyordu.

Gökhan ise yarı uzanmış halde telefonuyla oynuyordu.

“Bak yine başladı.” dedi Gökhan.

“Kim başladı?”

"Sen."

"Bu cevap hiçbir şeyi açıklamıyor."

"Hayır ben anlayamıyorum iç ses dediğin içinden yapılmaz mı? Sen ne diye dışarıya vuruyorsun ki? Bu işin mantığı bu değil."

İsmet kahvesinden bir yudum aldı. “Ekin.”

“Efendim.”

“Bir otur.”

“İstemiyorum.”

“On beş dakikadır yürüyorsun.”

“Abartıyorsun.”

“Abartmıyorum.”

Kaan tellere hafifçe vurdu “Abartmıyor.”

İç çektim.

Sonra yine yürümeye devam ettim. “Ben sadece anlamaya çalışıyorum.”

“Biz de onu söylüyoruz zaten.” dedi İsmet.“Birlikte anlamaya çalışırız.”

“Nasıl?”

“Konuşarak.”

“Konuşamıyorum ki.”

“Evet.” dedi Gökhan. “İşte problem de bu.”

Başımı ona çevirdim. “Sen ne demek istiyorsun?”

“Şunu diyorum.” Doğruldu. “Otur artık be bilader." Elini salladı. “Başımız döndü.”

Kaan başını salladı. “Benim de.”

“Teşekkür ederim Kaan.”

“Rica ederim.”

Gökhan devam etti. “Dünden beri uyuyamadık senin şu düşüncelerinden.”

“Uyusaydın.” dedim. “Ben mi tuttum seni ayakta?”

“Ben ne bileyim?” Gökhan omuz silkti. “Birden evden çıkıp kızların evini bulmaya kalkışmayacağını.”

Salonda birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Sonra yürümeyi bıraktım.

Yavaşça döndüm.

Gökhan’a baktım.

Gittim.

Yanına oturdum.

“Lan gerizekâlı.” dedim. “Sapık mıyım ben?”

İsmet kahvesini masaya bıraktı.

Kaan gitar çalmayı bıraktı.

“Ne?”

“Bir gece vakti kızın evini mi bulacağım?”

Gökhan birkaç saniye düşündü. Sonra başını salladı. “Doğru.”

“Teşekkür ederim.”

“Ben o kısmı unutmuşum.”

İstemeden güldüm.

İsmet de.

Kaan bile hafifçe sırıtıyordu.

Sonra tekrar ayağa kalktım. Gidip Kaan’ın yanındaki sandalyelerden birine oturdum.

Başımı ellerimin arasına aldım. Birkaç saniye öyle kaldım.

Sonra yine düşünmeye başladım. Ve maalesef düşünürken konuşmaya da.

“Hayır çünkü mantıklı değil.” dedim. “Bir şey oldu.”

"Kaan ben hiç anlamıyorum şuan bizimle mi konuşuyor yoksa kendi kendine mi?" dedi Gökhan.

Kaan iç çekti. Sonra elini sırtıma koydu.

“Boşver kanka.” dedi. “Kızın sevgilisi var belli.”

Başımı kaldırdım.

“O yüzden böyle davrandı işte.” devam etti. “Basit bu kadar.”

İsmet hemen itiraz etti. “Sevgilisi olduğunu söylemedi.”

Kaan omuz silkti. “Olmadığını da söylemedi.”

Sessizlik oldu.

Ben başımı iki yana salladım.

“Hayır.” dedim. “Bu öyle değildi.”

“Nereden biliyorsun?”

“Çünkü değildi.”

Kaan bana baktı.

Ben de ona.

Sonra tekrar başımı ellerimin arasına aldım.

“O son bakışını görmediniz.” dedim.

“Ne bakışı?” diye sordu Gökhan.

Cevap veremedim. Çünkü nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Birkaç saniye sustum. Sonra iç çekip arkamdaki tavana baktım.

“Hayır.” dedim. “Kızın nerede çalıştığını bilmiyorum.”

Parmaklarımla saymaya başladım. “Ne yaptığını bilmiyorum.”

“Nerede yaşadığını bilmiyorum.”

“Telefonunu bilmiyorum.”

“Ulaşabileceğim hiçbir yer yok.”

Bir an durdum. “Sadece adını biliyorum.”

Sessizlik oldu.

Sonra Gökhan konuştu. “Şu sahilin ilerisinde kafeler sokağı var ya.”

Hepimiz ona döndük “Oradaki kafede çalışıyor.”

Bir saniye.

İki saniye.

Üç saniye.

“Ne?” dedik hepimiz aynı anda.

Gökhan gözlerini kırpıştırdı. “Ne?”

İsmet yüzünü ovuşturdu. “Sormaya çok korkuyorum ama galiba soracağım.”

“Buyur.”

“Sen bunu nereden biliyorsun?”

Gökhan sanki dünyanın en normal şeyini söylüyormuş gibi omuz silkti. “Ben sizin gibi salak mıyım oğlum?”

Sessizlik.

“Mis gibi hatun kaçırır mıyım hiç?”

İsmet yüzünü kapattı.

Kaan tavana baktı.

Ben ise sadece onu izliyordum.

Gökhan gururla devam etti. “Hande’nin numarasını bile aldım." Bir an durdu.

“Vallahi ayıp ya.” dedi. “Beni hiç tanımamışsınız.”

Bu kez gerçekten sinirlenmeye başlamıştım.

“Canım kardeşim.” dedim. “Benim ulaşabileceğim bir yer olduğunu neden söylemiyorsun?”

“Sormadın ki.”

Başımı geriye yasladım. Sonra Kaan’a döndüm.

“Vallahi döverim ben bunu.”

“Kabul edilir.” dedi Kaan.

Tam o sırada Gökhan’ın telefonu titredi.

Ekrana baktı.

Yüzündeki ifade değişti.

Sonra sırıttı.

“Aha.” dedi. “Yazdı benim güzellik.”

Telefonu iki eliyle tutup mesaj okumaya başladı.

İsmet gözlerini devirdi.

Ben birkaç saniye bekledim.

“Gökhan.”

Bakmadı.

Mesaj yazıyordu.

“Gökhan.”

Yine bakmadı.

Bu kez daha sert seslendim.

“Gökhan!"

Başını kaldırdı. “Ne var oğlum?”

“Telefonu bırak.”

“Önemli.”

“Telefonu bırak.”

“Çok önemli.”

“Telefonu bırak.”

Gökhan sonunda iç çekti. Telefonunu indirdi. Sonra sırıttı.

“Tamam ya.” dedi. “Kahve içeceğiz bugün. Başparmağıyla ekranı gösterdi.

“Sorarım.” Bir an durdu.

Sonra bana baktı. “Ne olduğunu öğreniriz.”

Ve ilk kez o sabahtan beri içimdeki düğüm biraz gevşemiş gibi hissettim.

Gökhan telefonu tekrar eline aldı. Mesaj yazarken yüzündeki sırıtış giderek büyüyordu.

İsmet birkaç saniye onu izledi. Sonra kahve fincanını masaya bıraktı. “Şu an seni dövmek istiyorum.”

Gökhan başını kaldırmadan konuştu. “Neden?”

“Yüzündeki ifadeden dolayı.”

“Bu kıskançlık.”

“Bu nefret.”

Kaan gitarın tellerine hafifçe vurdu. “İkiniz de haklısınız.”

“Evet.” dedim. “Ben de nefret ediyorum şu an.”

Gökhan sonunda başını kaldırdı. “Mutlu olmam sizi neden rahatsız ediyor?”

“Çünkü sen mutlu olduğunda daha da rahatsız edici oluyorsun.” dedi İsmet.

“Teşekkür ederim.”

“Bu iltifat değildi.”

“Öyle algılıyorum.”

Kaan iç çekti. “Ben bu evden taşınacağım.”

Gökhan anında güldü. “Üç yıldır aynı şeyi söylüyorsun.”

“Bir gün yapacağım.”

“Yapmayacaksın.”

“Yapacağım.”

“Yapmayacaksın.”

İsmet bana doğru eğildi. “Sana bir şey söyleyeyim mi?”

“Söyle.”

“Kaan taşınsa ilk hafta geri döner.”

Kaan hiç düşünmeden cevap verdi. “Doğru.”

Bu kez hepimiz güldük.

Kısa bir anlığına salondaki hava hafiflemişti. Ama benim kafam hâlâ aynı yerdeydi.

Dün gece sahilde.

Miray’ın yüzünde.

Ayağa kalkışında.

Gözlerinde.

Elimi çekişinde.

Telefonumu cebimden çıkardım.

Sonra tekrar geri koydum.

Bir dakika sonra tekrar çıkardım.

“Ne yapıyorsun?” diye sordu İsmet.

“Hiç.”

“Yalan.”

“Hem de kötü bir yalan.” dedi Kaan.

Başımı koltuğun arkasına yasladım. “Tuhaf hissediyorum.”

İsmet’in yüzündeki ifade yumuşadı. “Çünkü merak ediyorsun.”

“Hayır.” Bir saniye durdum. “Yani evet.”

İç çektim. “Bir insan bir anda öyle gitmez.”

Kimse cevap vermedi. Çünkü hepimiz bunun farkındaydık.

Miray gitmeden önceki birkaç dakikayı düşününce içimdeki huzursuzluk tekrar geri dönüyordu.

Bir şey olmuştu.

Kesinlikle olmuştu.

Ama ne olduğunu bilmiyordum.

Ve bilmemek sinir bozucuydu.

“Belki gerçekten sevgilisi vardır.” dedi Kaan.

“Belki.” dedim. Ama sesim kendimden bile emin çıkmamıştı.

İsmet bunu fark etmiş olacak ki bana baktı.“İnanmıyorsun.”

“Bilmem.”

“Güzel cevap.”

“Teşekkür ederim.”

“Bu iltifat değildi.”

Bu kez ben de istemeden gülümsedim.

Tam o sırada Gökhan’ın telefonu yeniden titredi. Bu kez hepimiz aynı anda ona döndük.

Gökhan ekrana baktı. Sonra yüzündeki sırıtış bir anda değişti.

“Ha.” dedi. Mesajı okumaya başladı.

Ben doğruldum. “Ne dedi?”

“Cevap veriyor.”

“Ne dedi?”

“Dur oğlum.”

“Ne dedi?”

“Okuyorum.”

“Gökhan.”

“Bir saniye.”

Telefon ekranına birkaç saniye daha baktı. Sonra başını kaldırdı.

Yüzündeki ifade bu kez biraz daha ciddiydi. O kadar değil. Ama öncekinden farklıydı.

İsmet de fark etmişti. “Ne oldu?”

Gökhan telefonu elinde çevirdi.

Sonra bana baktı. “Şey…”

“Ne?”

“Hande şey demiş.”

İçimdeki düğüm tekrar sıkıştı. “Ne demiş? Gökhan sikicem senin dikkat dağınıklığını”

Gökhan birkaç saniye sustu. Sonra ekranı tekrar okudu.

“Miray iyi.” dedi.

Ve nedense o cümleyi duyduğum an, sabah boyunca ilk kez gerçekten nefes alabildim.

Ama Gökhan devam etmedi. Bu da hiç hoşuma gitmedi.

“Gökhan.”

“Hm?”

“Devamını oku.”

“Okuyacağım.”

“Şimdi oku.”

“Çok baskı hissediyorum.”

“Telefonu ver.”

“Hayır.”

“Telefonu ver.”

“Hayır.”

İsmet kahvesinden bir yudum aldı. “Kavga çıkacak.”

“Kaan, telefonu al.” dedim.

“Ben karışmıyorum.”

“Satılmış.”

“Doğru.”

Gökhan sonunda güldü. Sonra tekrar ekrana baktı.

“Miray iyi.” dedi tekrar. “Tamam.”

“Devam etsene oğlum sen jetonla mı çalışıyorsun” dedim.

“Ediyorum.” Telefonu biraz daha yüzüne yaklaştırdı. “Miray iyi. Dün gece biraz kötü hissetti. Şu an benimle.”

Salondaki hava bir anda değişmedi. Ama benim omuzlarımın biraz gevşediğini hissettim.

İsmet de fark etmiş olacak ki kahvesinden bir yudum aldı. “En azından iyi.”

“Evet.” dedim. “Evet.”

Gökhan mesajı okumaya devam etti. “Ve merak etmemeni söyledi.”

Bir an durdu.

Sonra bana baktı.

Ben de ona.

“Hah.” dedi. “Bu kısmı sevmedim.”

“Telefonu ver.”

“Hayır.”

“Ver.”

“Hayır.”

“Ver.”

“Hayır.”

İsmet kahvesini masaya bıraktı. “Siz gerçekten çocuk gibisiniz.”

“Teşekkür ederim.” dedi Gökhan.

“Bu iltifat.” İsmet bir saniyeliğine duraksadı. "Boşver ya."

Kaan gitarın tellerine hafifçe vurdu. “Bu konuşmayı haftada en az üç kez duyuyorum.”

“Ve?”

“Ve artık beynim filtrelemeye başladı.”

Gökhan tekrar telefona baktı. Kaşları hafifçe kalktı. “Ha.”

“Ne ha?” diye sordum.

“Hande devam etmiş.”

“Okusana.”

“Biraz sabırlı ol.”

“Hayır.”

“Fark ettim.”

İç çekip koltuğa biraz daha gömüldüm.

Gökhan mesajı tekrar okumaya başladı. “‘Miray Ekin'in merak etmemesini söyledi ama muhtemelen merak edeceğini de biliyor.’”

İsmet kısa bir kahkaha attı. “Doğru tespit.”

“Devamı var mı?” diye sordum.

“Var.” Gökhan ekranı kaydırdı. “‘Dün gece olanların seninle hiçbir ilgisi yok.’”

Bu kez salonda sessizlik oldu. Kaan bile gitarla oynamayı bıraktı. Ben ise farkında olmadan doğrulmuştum.

“Dün gece olanlar?” dedim. “Ne olmuş?”

Gökhan omuz silkti. “Yazmıyor."

İsmet düşünceli görünüyordu. “Demek ki gerçekten başka bir şey var.”

“Ben de onu söylüyorum.” dedim. “Baştan beri onu söylüyorum.”

Kaan başını salladı. “Tamam.” dedi. “Bu kısmı kabul ediyorum.”

“Teşekkür ederim.”

“Bu da iltifat değildi.”

Ben onları duymuyordum artık. Çünkü kafam başka yerdeydi.

Miray’ın sahildeki hali.

Bir anda ayağa kalkışı.

Gözlerinin dolması.

Sonra da arkasına bile bakmadan gitmesi.

Ve şimdi…

“Dün gece olanların seninle hiçbir ilgisi yok.”demişti Hande.

Bu cümle tuhaf şekilde içimi rahatlatması gerekirken daha çok meraklandırıyordu.

Gökhan tekrar telefona baktı. Sonra yüzünde tanıdık bir sırıtış oluştu.

“Tamam.” dedi. “Bu iyi.”

“Ne iyi?” diye sordu İsmet.

Gökhan ekranı bana çevirdi. “Ben bugün Hande’yle kahve içiyorum.”

İsmet gözlerini devirdi. “Şaşırdık mı?”

“Hayır.” dedi Kaan. “Şaşırmadık.”

“Çünkü siz vizyonsuzsunuz.”

“Çünkü sen beş dakikadır aynı şeyi anlatıyorsun.”

Gökhan bunu tamamen görmezden geldi.

Sonra bana baktı. Birkaç saniye boyunca.

Yüzündeki sırıtış yavaş yavaş değişti. Bu kez biraz daha ciddi görünüyordu.

“Neyse.” dedi. “Kahvede sorarım.”

“Ne soracaksın?”

“Ne olduğunu.”

“Ve?”

“Ve eğer öğrenebilirsem öğrenirim.” Omzunu silkti. “Öğrenemezsem de öğrenemem.”

Bu aslında mantıklıydı. Ama beklemekten nefret ediyordum. Özellikle de cevabını bilmediğim şeylerde.

Gökhan bunu anlamış gibi bana baktı. Sonra sırıtıp kahve masasındaki anahtarlarını aldı.

“Bu arada.” dedi. “Üzerine düzgün bir şey giy.”

Kaşlarımı çattım. “Neden?”

“Çünkü.” Anahtarlarını havada salladı. “Hande büyük ihtimalle arkadaşını da getirecek.”

Salondaki sessizlik tam iki saniye sürdü.

Sonra İsmet kahvesini boğazına kaçırdı. Kaan ilk kez yüksek sesle güldü.

Ve ben elimdeki yastığı alıp Gökhan’a fırlattım.

Yastık Gökhan’ın suratına çarpıp yere düştüğünde salondaki kahkahalar biraz daha büyüdü. Ben ise onların ne dediğini umursamadan ayağa kalktım ve odama doğru yürüdüm. Arkamdan hâlâ bir şeyler konuşuyorlardı ama kapıyı kapattığım anda sesleri boğuklaşmıştı.

Odam her zamanki gibiydi. Dağınık değildi ama düzenli de sayılmazdı.

Yatağın üzerinde dün gece çıkardığım deri ceket duruyordu. Köşedeki amfiye kablolar gelişigüzel dolanmıştı. Duvarın yanında duran gitarların ikisinin tellerini değiştirmem gerekiyordu ama yaklaşık üç haftadır üşendiğim için dokunmuyordum.

Normalde böyle şeyler kafama takılmazdı.

Hatta grubun geri kalanı bu konuda benimle sürekli dalga geçerdi. Bir şeyi kafaya takmayan, olanı olduğu gibi kabul eden kişi genelde bendim. Gökhan saçma bir işe kalkışırdı, İsmet onu durdurmaya çalışırdı, Kaan mantıklı bir çözüm sunardı. Ben ise çoğu zaman olup biteni izlerdim.

Ama bu kez izleyemiyordum. Çünkü ilk kez ne olduğunu bilmediğim bir şey vardı.

Dolabın kapağını açıp birkaç saniye öylece baktım.

Sonra kendime sövdüm.

Çünkü ne yaptığımı fark etmiştim. Kıyafet seçiyordum.

Bir kahve için.

Üstelik dolabımdaki kıyafetlerin yarısı zaten aynıydı.

Siyah tişört.

Başka siyah tişört.

Biraz daha siyah tişört.

Normalde elime ilk geleni giyer çıkardım.

Şimdi ise dolabın karşısında durmuş düşünüyordum. Bu durumun saçmalığı yüzünden istemeden güldüm.

Yatağa oturup yüzümü avuçlarımın arasına aldım.

Sorun kahve değildi aslında.

Sorun Miray’dı. Daha doğrusu Miray’ın gitme şekliydi.

Eğer sadece gitseydi bu kadar düşünmezdim.

Hayatım boyunca yüzlerce insanla tanışmıştım. Çoğuyla bir daha hiç karşılaşmamıştım. Bu durum beni rahatsız eden bir şey de değildi.

Ama Miray giderken yüzündeki ifadeyi unutamıyordum.

Sahilde bütün gece boyunca ilk kez gerçekten rahat görünmüştü.

Gülüyordu.

Eğleniyordu.

Kafasında ne varsa birkaç saatliğine unutmuş gibiydi.

Sonra İsmet o soruyu sormuştu. Ve sanki birisi düğmeye basmış gibi her şey değişmişti.

O an gözlerinde gördüğüm şeyi tarif edemiyordum.

Üzüntüydü belki.

Korkuydu.

Ya da başka bir şey.

Ama bildiğim tek şey bunun benimle ilgili olmadığıydı.

Hande’nin mesajı da bunu doğruluyordu zaten. “Dün gece olanların seninle hiçbir ilgisi yok.”Cümle basitti.

Ama nedense kafamı daha da karıştırıyordu. Çünkü eğer benimle ilgili değilse, neydi?

Kapı tekrar açıldı. Bu kez içeri giren Gökhan’dı.

Elinde kahve vardı. Birkaç saniye beni süzdü.

Sonra dolaba baktı. Sonra tekrar bana.

“Oğlum.” dedi. “Hayatımda ilk kez seni düşünürken görüyorum.”

“Defol.”

Gökhan güldü. Ama bu kez odadan çıkmadan önce kapının önünde durdu.

“Neyse.” dedi. “Sana takılıyorum ama…”

Bir an omuz silkti. “İyi olduğunu söylediler sonuçta.”

Başımı salladım. “Biliyorum.”

“Öğreniriz ne olduğunu.”

Bu kez cevap vermedim. Çünkü aslında mesele ne olduğunu öğrenmek de değildi artık.

Mesele şu an ne yaptığımı fark etmekti.

Bir insanı birkaç saat tanımıştım.

Adını biliyordum.

Gülüşünü biliyordum.

Kahve yerine bira tercih ettiğini biliyordum.

Ve nedense iyi olup olmadığını da merak ediyordum.

Bu durumun can sıkıcı kısmı da buydu zaten.

Çünkü artık umursamaya başlamıştım.

Bu düşünceyi sevmedim. O yüzden üstünde fazla durmamaya karar verdim.

Dolaptan ilk elime geçen siyah tişörtü aldım. Giydim. Aynanın karşısına geçip birkaç saniye kendime baktım.

Sonra tekrar aynaya baktım. Sonra iç çekip odadan çıktım.

Salona döndüğümde İsmet mutfakta üçüncü kahvesini yapıyordu. Kaan koltukta aynı pozisyonda oturuyordu. Gitar hâlâ elindeydi.

Gökhan ise hâlâ telefonuyla uğraşıyordu.

Benim geldiğimi görünce başını kaldırdı.

Sonra birkaç saniye bana baktı.

Sonra tekrar baktı.

“Ne?” dedim.

“Hiç.”

“Ne?”

“Gerçekten hiçbir şey.”

Kaşlarımı çattım.

İsmet mutfaktan seslendi. “Yeni tişört mü o?”

“Hayır.”

“Yalan.” dedi Kaan.

Ben dönüp ona baktım.

Kaan da bana baktı. “Sabahkiyle aynı değil."

“Nasıl anladın?"

“Çünkü sabahkinde küçük beyaz logo vardı.”

Birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra Gökhan kahkahaya boğuldu. “Oğlum bu normal değil.”

“Kaan’ın hafızası mı?”

“Hayır.”

Parmağıyla beni işaret etti. “Bu.”

Gözlerimi devirdim.

“İkiniz de işsizsiniz.”

“Hayır.” dedi İsmet. “Kaan işsiz değil.”

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Anahtarlarımı sehpanın üzerinden aldım. “Eğer işiniz bittiyse biz çıkıyoruz.”

“Bak.” dedi Gökhan ayağa kalkarken. “Şu anki tavrına bayılıyorum.”

Ayakkabılarımı giyerken İsmet kapı pervazına yaslandı.

“Bu kötü bitecek.” dedi.

“Neden?” diye sordu Gökhan.

“Çünkü Ekin bir şeye kafayı taktı.”

“Doğru.” dedi Kaan. “Bu nadir olur.”

Başımı iki yana salladım. Sonra kapıyı açtım.

“Akşama görüşürüz.”

Birkaç dakika sonra evden çıktık. Gökhan hâlâ keyifli görünüyordu. Asansörde, apartmanın önünde, arabaya kadar olan yolda durmadan bir şeyler mırıldandı. Çoğunu dinlemedim bile.

Aklım başka yerdeydi. Dün gece sahilde yaşananlar durmadan kafamın içinde dönüyordu.

Miray’ın yüzü.

Giderken gözlerindeki ifade.

Elimi bırakışı.

Sonra Hande’nin mesajları. “Dün gece olanların seninle hiçbir ilgisi yok.”

O cümle ne kadar aklıma gelirse o kadar huzursuz oluyordum.

Çünkü benimle ilgisi yoksa neyle ilgiliydi?

Arabaya bindiğimizde nihayet etraf sessizleşti. Kontağı çalıştırmadan önce emniyet kemerimi taktım ve yan koltuktaki Gökhan’a döndüm.

“Tamam, attığı konumu aç.”

Gökhan bana birkaç saniye boş boş baktı. “Ne konumu?”

“Hande’nin attığı konum.”

Bir an sessizlik oldu.

Sonra kahkaha attı. “Sahilin oradaki kafeler sokağına sür işte.”

Kaşlarım çatıldı. “Evden almayacak mıyız?”

Bu kez şaşıran taraf o oldu. “Ben salak mıyım oğlum? Tabii ki teklif ettim.”

“Ee?”

“Hande kendi evinde olmadığını söyledi.”

Başımı çevirdim. “Nasıl yani?”

“Miray’da kaldığını söyledi. Direkt kafede buluşalım dedi.”

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedim. Çünkü kafamda başka bir soru oluşmuştu.

“Miray tek mi yaşıyor?”

Gökhan omuz silkti. “Bilmiyorum ki. Ailesiyle yaşıyordur belki.”

Mantıklıydı. Ama nedense içime oturmadı.

Sebebini de bilmiyordum.

Belki son yirmi dört saattir gereğinden fazla düşünüyordum.

Belki de gerçekten bir şeyler ters gidiyordu.

Ama ne zaman dün geceyi hatırlasam içimde aynı huzursuzluk beliriyordu.

Sanki eksik bir parçayı göremiyordum. Ve ne kadar uğraşırsam uğraşayım o parçaya ulaşamıyordum.

Gözlerimi birkaç saniye ön cama diktim.

Sonra anahtarı çevirdim.

Motor çalışırken Gökhan telefonuna geri döndü. Ben ise direksiyonu tutup derin bir nefes aldım.

İçimdeki o tuhaf huzursuzluk hâlâ yerindeydi.

Ve nedense, birazdan öğreneceğim şeylerin hoşuma gitmeyeceğini hissediyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.