Ekin son kez mikrofona teşekkür edip geri çekildiğinde ben hâlâ elimdeki bira şişesiyle sahneye bakıyordum.
Yanımdan Hande’nin sesi geldi. “Tamam.”
“Neye tamam?”
“Bu çocuk senden hoşlanıyor.”
İç çekip biramdan bir yudum aldım. “Yine başladın.”
“Başlamadım." Bana doğru eğildi. “Resmen senin için şarkı söyledi.”
“Hande.”
“Ne?”
“Sus.”
“Hayır.”
Kahkahamı tutamadım.
Gece ilerledikçe insanlar daha da rahatlamıştı.
Biz de. Özellikle Hande.
Bir noktadan sonra Hande ve Gökhan’ın birbirlerine laf atmadığı beş dakikalık bir süre olmamıştı.
Gökhan ne zaman masaya gelse Hande mutlaka söyleyecek bir şey buluyordu. Hande ne zaman konuşsa Gökhan mutlaka cevap veriyordu.
Ve ikisi de bundan aşırı keyif alıyordu.
Bir ara Gökhan masaya oturduğunda Hande ona baktı.
“Hayatında hiç susuyor musun?” diye sordu Hande.
Gökhan düşündü. “Uyurken.”
“Onu da kanıtlayamazsın.”
“İstersen deneyebiliriz.”
Hande birkaç saniye ona baktı. Sonra kahkahaya boğuldu.
Ben de.
Gökhan da.
Bir noktada Ekin tekrar yanımıza geldi. Elindeki bira şişesini masaya bıraktı.
Bu kez sahneye dönmesi gerekmiyordu. Son set de bitmişti.
Bar yavaş yavaş sakinleşmeye başlamıştı. İnsanlar hesap ödüyor, vedalaşıyor ve çıkıyordu.
Ama bizim masanın dağılmaya niyeti yok gibiydi.
Özellikle de Hande’nin. “Ben eve gitmek istemiyorum.” dedi bir anda.
Sandalyeye yayılmış halde oturuyordu.
Gökhan hemen başını salladı. “Ben de.”
“Harika.” Hande parmağıyla onu işaret etti. “Bak bu konuda anlaşıyoruz.”
Ekin kısa bir kahkaha attı. “Sahile geçiyoruz aslında.”
Ben başımı kaldırdım. “Biz?”
“Evet.”
Omzunun üzerinden barın diğer tarafını işaret etti. O ana kadar çok dikkat etmediğim diğer grup üyeleri de ekipmanlarını toplamaya başlamışlardı. “Birkaç bira daha içip otururuz diye düşündük.”
Hande’nin cevabı saniyesini bulmadı “Geliyoruz.”
Kahkahaya boğuldum. “Emin misin?”
“Miray.” Bana sanki dünyanın en saçma sorusunu sormuşum gibi baktı. “Şu an eve gitmek mi istiyorsun?”
Bir an düşündüm. Sonra istemeden gülümsedim.
Hayır.
İstemiyordum.
Hiç istemiyordum.
Başımı iki yana salladım.
“Tamam.” Hande zafer kazanmış gibi ellerini havaya kaldırdı. “Harika.”
Gökhan da sırıttı. “Bu gece kurtulamayacaksınız bizden.”
“Bu bir tehdit mi?” diye sordu Hande.
“Belki.”
“Hoşuma gitti.”
Ekin kahkaha attı. Sonra bana baktı.
Sadece birkaç saniyeliğine. Ama o birkaç saniye nedense uzun gelmişti.
“Hazırsan çıkalım.”
İstemeden gülümsedim. “Hazırım.”
Birkaç dakika sonra hep birlikte bardan çıkıyorduk.
Gece havası yüzüme vurdu.
Ters Akor’un önündeki sokak artık daha sakindi.
Ekin bizi kapının önünde bekleyen diğer grup üyelerinin yanına götürdü.
“Tanıştırayım.” Önce davulcuyu işaret etti. “Bu İsmet.”
İsmet elindeki bira şişesini hafifçe kaldırdı.
“Merhaba.” Sesinde sakin bir ton vardı. İlk bakışta grubun en normal insanı gibi görünüyordu.
“Miray.”
“Hande.”
İkimiz de sırayla el salladık.
Sonra Ekin diğer çocuğu gösterdi. “Bu da Kaan.”
Kaan başını hafifçe eğdi. “Merhaba.”
“O kadar mı?” dedi Gökhan hemen.
Kaan ona baktı. “Ne kadar olmalı?”
“Biraz daha sıcak.”
“Merhaba.” dedi Kaan bu kez tamamen aynı ses tonuyla.
Hepimiz gülmeye başladık.
“Tamam.” dedi Hande. “Ben bunu sevdim.”
Kaan omuz silkti. “Çoğu kişi alışıyor.”
“Bu iltifat mıydı?”
“Sanırım.”
“Harika.”
Ekin başını iki yana salladı. “İki dakika oldu ve siz anlaşmaya başladınız.”
“Ben insanlarla çok iyi anlaşırım.” dedi Hande.
“Yalan.” dedi Gökhan.
“Sus.”
"Sustursana."
“Tamam ilk kavga başladı.” dedi İsmet. “Rekor süre.”
Hepimiz güldük.
Sonra grup yavaş yavaş yürümeye başladı.
Sahil çok uzakta değildi. Ama kimsenin acele ettiği de yoktu.
Bir ara fark ettim ki altı kişi yürümemize rağmen sürekli farklı sohbetler oluşuyordu.
Bazen herkes aynı anda konuşuyordu.
Bazen iki kişi kendi arasında kayboluyordu.
Bazen biri saçma bir şey söylüyor ve bütün grup ona tepki veriyordu.
Tam kaldırımdan döneceğimiz sırada Gökhan durdu. “Sizi uyarmam gereken bir konu var.”
“Ne?” diye sordu Hande.
Gökhan son derece ciddi görünmeye çalışıyordu. “İsmet’e asla hoşlandığı kızdan bahsetmeyin.”
İsmet gözlerini kapattı. “Başlama.”
“Altı yıldır aynı kıza aşık.”
Hande’nin ağzı açık kaldı. “Ne?”
“Başladı.” diye mırıldandı Kaan.
“Evet.” dedi Ekin. “Başladı.”
“Altı yıl mı?” Hande gerçekten şok olmuştu.
“Altı yıl.” dedi Gökhan. “Ben bir diziyi altı yıl takip etmiyorum.”
İsmet iç çekti. “Tamam.”
“Hayır tamam değil.” Hande hâlâ olayı işlemeye çalışıyordu. “Altı yıl ne demek?”
“Seviyorum.” dedi İsmet omuz silkerek.
Sanki dünyanın en normal cevabıymış gibi.
“Hayır.” Hande başını salladı. “Bu romantik değil.”
“Ben romantik olduğunu söylemedim.”
“Bu psikolojik bir vaka.”
Bu kez kahkahaya boğulan kişi İsmet oldu.
İlk kez güldüğünü görüyordum.
“Dürüstlüğünü takdir ettim.”
“Teşekkür ederim.”
Yanımda yürüyen Ekin bana doğru eğildi. “Her gece aynı konuşma.”
“İnanırım.”
Önümüzde yürüyen Hande ise konuyu bırakmaya hiç niyetli görünmüyordu “Fotoğrafını gördün mü bari?”
Gökhan omzunu silkti. “Bir kez."
“Bir kez mi?”
“Uzaktan.”
“Yeter.” dedi Hande. “Bu adamın terapiye ihtiyacı var.”
İsmet parmağıyla Gökhan’ı gösterdi. “Aslında suçlu o.”
“Neden ben?”
“Çünkü herkese anlatıyorsun.”
“Çünkü komik.”
“Benim hayatım.”
“Ve çok komik.”
Bu kez sadece ben değil, Ekin bile kahkahayı bastıramadı.
Bir noktada yürürken istemeden etrafı izlemeye başladım.
Sarı sokak lambaları. Gece serinliği. Denizden gelen hafif rüzgâr.
Önde tartışan Hande ve Gökhan. Arada yorum yapan İsmet. Kendi halinde yürüyen Kaan.
Ve yanımda duran Ekin.
Garip bir şekilde doğal geliyordu. Sanki onları birkaç saattir değil de daha uzun zamandır tanıyormuşum gibi.
Belki alkolün etkisiydi.
Belki gecenin.
Belki de ilk kez gerçekten rahat olmamdı.
Tam o sırada Gökhan bir anda durdu. “Hah.”
Parmağıyla ileriyi işaret etti. “İşte geldik.”
Hepimiz başımızı kaldırdık.
Sahil önümüzde uzanıyordu.
Gece ışıkları denizin üzerinde parlıyor, dalgaların sesi uzaktan duyuluyordu.
Ve nedense içimde, gecenin daha yeni başladığı hissi vardı.
Sahile ulaştığımızda ilk oturan kişi Gökhan oldu. Daha doğrusu kendini kuma bıraktı.
“Ölüyorum.” dedi dramatik bir sesle.
“Yürüdük sadece sekiz dakika.” dedi Kaan.
“Sen hiç destekleyici bir insan değilsin.”
“Doğru.” Kaan bunu söylerken yüzünde en ufak bir değişiklik bile olmadı.
Hande yanımda kahkahayı bastıramadı. “Haklısın ama.”
“Görüyor musun?” dedi Gökhan “Zorbalanıyorum.”
“Bu zorbalık değil.” dedi İsmet. “Bu gerçeklik.”
“Gerçeklik çok kaba biri.”
Hepimiz gülmeye başladık.
Bir süre sonra kumların üzerine daire şeklinde oturduk.
Denizden gelen rüzgâr saçlarımızı karıştırıyordu. Uzaktan geçen insanların sesleri geliyordu. Ama onların hiçbiri önemli değildi. Sanki sahilin o küçük köşesi sadece bize aitmiş gibiydi.
Hande ile Gökhan çoktan yeni bir tartışmaya başlamıştı. Aslında tartışma bile sayılmazdı.
İkisi de birbirini güldürmek için uğraşıyor gibiydi.
“Bu arada.” dedi Hande. “Bass gitar çalarken havalı olduğunu mu sanıyorsun?”
Gökhan’ın eli kalbine gitti.
“Sanıyorum değil.” Bir saniye durdu. “Biliyorum.”
Hande yüzünü buruşturdu. “İğrenç bir özgüven.”
“Teşekkür ederim.”
“Bu da iltifat değildi.”
“Öyle algılamayı tercih ediyorum.”
Ekin yanımda güldü. “İki saattir aynı konuşmayı farklı şekillerde yapıyorlar.”
“Fark ettim.”
“Eğlenceli olan kısmı ikisinin de bundan hoşlanması.”
İstemeden Hande’ye baktım.
Gülüyordu.
Gerçekten gülüyordu.
Uzun zamandır onu bu kadar rahat görmemiştim.
Sonra gözüm yeniden Ekin’e kaydı.
O da bana bakıyordu.
Bir an için ikimiz de hiçbir şey söylemedik. Ama nedense o sessizlik rahatsız edici değildi.
Tam tersine.
Sanki konuşmasak bile sohbet devam ediyormuş gibi hissediliyordu.
“Ne?” dedim sonunda.
Ekin gülümsedi. “Bir şey yok.”
“Bakıyordun.”
“Sen de bakıyordun.”
İstemeden güldüm. “Haklısın.”
“Genelde haklı olurum.”
“Bu kadar özgüvenli olmayın beyefendi.”
“Olurum.”
Bunu söylerken yüzündeki ifade o kadar ciddi görünmeye çalışıyordu ki kahkahayı bastıramadım.
Ekin de bana katıldı.
Yanımızda Hande’nin sesi yükseldi. “Bir saniye.”
Hepimiz ona döndük.
Hande İsmet’e bakıyordu. “Sen gerçekten altı yıldır aynı kıza mı aşıksın?”
İsmet gözlerini kapattı. “Yine başladı.”
“Evet başladı.” dedi Gökhan. “Çünkü bu normal değil.”
İsmet derin bir nefes aldı. “Normal olmak gibi bir hedefim yok.”
Hande birkaç saniye onu süzdü. Sonra başını salladı. “Tamam.”
“Ne tamam?”
“Sen romantik değilsin.”
“Değilim.”
“Sen biraz delisin.”
Bu kez İsmet güldü.
Sessiz bir kahkahaydı. Ama samimiydi.
“Bu yorumu daha önce de aldım.”
“Kaç kez?”
“Elli civarı.”
“Az söylemişler.”
Kaan birasını kaldırdı. “Ben elli bir.”
Hepimiz kahkahaya boğulduk.
“Bak.” dedi Gökhan. “Kaan’ın espri yaptığına şahit oldunuz.”
“Ben ara sıra yapıyorum.”
“Hayır.” dedi Ekin. “Yılda üç kez falan yapıyorsun.”
“Kontenjanımı doldurdum o zaman.”
Bu kez ben de gülmeye başladım.
Grubun dinamiği çok garipti. Ama güzel bir gariplikti.
Sanki herkes birbirinin bütün kusurlarını ezbere biliyor ama yine de seviyordu.
Belki de bu yüzden bu kadar rahatlardı.
Bir süre sonra konu çocukluk anılarına geçti. Sonra saçma lise hikâyelerine. Sonra insanların yaptığı en utanç verici şeylere.
Bir noktada hepimiz o kadar gülüyorduk ki karnım ağrımaya başlamıştı.
Yanımda oturan Ekin de gülüyordu.
Gülerken gözlerinin kenarında küçük çizgiler oluşuyordu.
Markette ilk fark ettiğim şeylerden biri buydu.
Şimdi yine dikkatimi çekmişti.
Ve fark etmeden biraz fazla uzun bakmış olmalıyım ki Ekin başını bana çevirdi.
Göz göze geldik.
Bu kez ilk kaçıran taraf ben olmadım.
O da değildi.
Bir anlığına etrafımızdaki sesler uzaklaşmış gibi hissettim.
Sonra tabii ki o anı mahvetmesi gereken kişi konuştu.
“Şişe çevirmece oynayalım.”
Hepimiz aynı anda Gökhan’a döndük.
Sessizlik oldu.
“Hayır.” dedi Kaan.
“Kesinlikle hayır.” dedi İsmet.
“Ew.” dedi Hande.
Ben kahkahaya boğuldum.
Gökhan ise alınmış görünüyordu. “Neden?”
“Çünkü yirmi dört yaşındasın.” dedi Kaan. “Ve şişe çevirmece oynamak istiyorsun.”
“Yaş ayrımcılığı yapıyorsun.”
“Hayır.”
“Yapıyorsun.”
İsmet yüzünü ellerinin arasına aldı. “Ben bu adamla aynı grupta nasıl yıllardır duruyorum?”
“Çünkü beni seviyorsun.”
“Maalesef.”
Gökhan umursamadı. Çevresine baktı.
Sonra kumların üzerine boş bira şişesini koydu.
“Tamam.” dedi. “Karar verdim.”
“Hayır.” dedi Kaan anında.
“Henüz neye karar verdiğimi bile bilmiyorsun.”
“Biliyorum.”
Hande kahkahadan kırılıyordu artık.
Ve Gökhan’ın yüzündeki ifadeye bakılırsa bu konuyu bırakmaya hiç niyeti yoktu.
"Tamam." dedi. "Şişe çeviriyoruz."
"Yirmi dört yaşındasın." dedi İsmet.
"Farkındayım."
"Üzücü." dedi Kaan.
"Ben oynarım." dedi Hande hiç düşünmeden.
Ben ona baktım. "Şaşırdım mı? Hayır."
"Teşekkür ederim."
"Bu iltifat değildi."
"Öyle algılıyorum."
Gökhan zafer kazanmış gibi doğruldu.
"Bak." Parmağıyla Hande'yi işaret etti. "Kültürlü insanlar beni anlıyor."
"Ben sadece kaos seviyorum."
"Fark nedir?"
"Benim daha güzel olmam."
Gökhan birkaç saniye düşündü. "Adil."
Ekin başını iki yana salladı. "Bunlar tehlikeli bir ikili."
"Kesinlikle." dedim.
Göz göze geldik.
İkimiz de istemeden gülümsedik.
"Kurallar ne?" diye sordu İsmet.
Gökhan şişeyi ortaya koydu. "Kural yok."
"Evet." dedi Kaan. "Bu da bekleniyordu."
"Şişe kimi gösterirse soru soruyoruz."
"Ne soruları?" diye sordum.
"İnsan gibi sorular."
"Bu açıklama beni rahatlatmadı." dedi İsmet.
"Kimsenin rahatlamasını istemiyorum."
Gökhan şişeyi çevirdi.
Şişe kumun üzerinde dönmeye başladı.
Hepimiz onu izledik.
Birkaç kez kendi etrafında döndü.
Yavaşladı.
Biraz daha döndü.
Ve sonunda...
Hande'yi gösterdi.
Gökhan'ın yüzünde anında şeytani bir sırıtış oluştu.
Hande iç çekti. "Tamam." dedi. "Başlayın."
İlk soruyu Ekin sordu. "Şu an telefonunu açsak ve son attığın mesaja baksak utanır mısın?"
Hande'nin yüzünde bir ifade değişimi oldu. Bu değişim hepimize yetmişti.
Gökhan öne eğildi. "Utanıyor."
"Kes sesini."
"Utanıyor."
"Kes."
Ben kahkahamı bastırmaya çalışıyordum.
Hande yüzünü elleriyle kapattı. "Tamam." dedi. "Biraz."
"Biraz mı?" dedi İsmet. "Kesinlikle çok."
Hande başını geriye attı. "Siz korkunç insanlarsınız."
"Mesaj neydi?" diye sordu Gökhan.
"Kurallarda detay vermek yok."
"Evet var."
"Kural yoktu."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Ekin gülmeye başladı.
İsmet de.
Ben de.
Çünkü istemeden haklıydı.
Gökhan birkaç saniye düşündü.
Sonra parmağını kaldırdı. "Tamam." dedi. "Bu iyiymiş."
Hande zafer kazanmış gibi birasını kaldırdı.
Şişe yeniden döndü. Bu kez biraz daha uzun döndü.
Ve gelip...
Ekin'i gösterdi.
"Harika." dedi Hande.
"Evet." Gökhan da doğruldu. "Ekin."
"Hayır."
"Ekin."
"Hayır."
"Hayatında yaptığın en büyük flört hatası."
Ben istemeden başımı kaldırdım. Ekin gözlerini kapattı.
"Bu çok uzun liste."
"En iyisini seç." dedi İsmet.
Ekin birasını elinde çevirdi. Sonra gülümseyerek konuştu.
"Bir kızla iki saat sohbet edip sonunda adını sormayı unutmuştum."
"Bu korkunç." dedi Hande.
"Farkındayım."
"E sonra?" diye sordum.
Ekin bana baktı. "Sonra bir daha karşılaşmadık."
"Yazık olmuş." dedim.
"Olmadı." Bunu söylerken gözlerini birkaç saniye üzerimde tuttu.
Nedense bakışlarımı ilk kaçıran ben oldum.
Hande bunu fark etmiş olacak ki yüzündeki sırıtış büyüdü.
Ben onu görmezden gelmeye karar verdim.
Şişe yeniden döndü.
Ve gece yavaş yavaş oyunun içine çekilmeye başladı.
Şişe yeniden döndü. Bu kez Kaan’da durdu.
İsmet hemen birasını kaldırdı. "Nihayet.”
Kaan yüzünü buruşturdu. “Neden bu kadar sevindin?”
“Çünkü senin hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.”
“Bu benim tercihim.”
“İşte bu yüzden.” dedi Gökhan.
Hande öne eğildi. “Tamam.” dedi. “Şu ana kadar çalıştığın en kötü iş?”
Kaan hiç düşünmedi. “Çağrı Merkezi.”
Hepimiz aynı anda anlayışla başımızı salladık.
“Kaç ay?” diye sordum.
“Üç.”
“Bu kadar mı dayanabildin?”
“İkinci haftada istifa etmek istedim.”
“E neden etmedin?”
“Kirayı ödemem gerekiyordu.”
Bu cevap bir anda hepimize fazla tanıdık gelmişti.
“Adil.” dedi Ekin.
Kaan birasını kaldırdı. “Kira insanı çok şey yapmaya zorluyor.”
Şişe tekrar döndü.
Bu kez İsmet.
Gökhan hiç beklemedi. “Tamam." dedi “Hayatında en çok pişman olduğun şey?”
İsmet birkaç saniye sustu.
Sonra omuz silkti. “Fazla beklemek.”
Bu kez kimse hemen konuşmadı.
İsmet’in kendisi de bunu fark etmiş gibiydi.
“Bu çok karanlık oldu.” dedi.
“Biraz.” dedi Hande.
“Biraz mı?" dedi Gökhan. “Adam bize travma bıraktı.”
İsmet kahkaha attı. “Neyse.” dedi. “Bir dahaki sefere daha komik cevap vereceğim.”
Şişe yeniden döndü. Ve gelip bende durdu.
“Evet.” dedi Hande anında.
“Hayır.”
“Miray.”
“Hayır.”
“Miray.”
Gülmeye başladım. “Tamam.”
Hande birkaç saniye düşündü. Sonra bu kez sesi biraz yumuşadı. “Şu an hayatında değiştirmek istediğin tek şey ne olurdu?”
Soruyu duyunca istemeden duraksadım.
Şişeye baktım.
Kuma baktım.
Sonra denize.
Cevap aslında çok kolaydı.
Ama söylemesi biraz daha zordu
“Son birkaç ayımı.” dedim sonunda.
Sessizlik oldu.
Kimse üstelemedi.
Kimse detay sormadı.
Ve nedense bu hoşuma gitti.
İsmet sadece başını salladı.
Kaan da.
Ekin ise hiçbir şey söylemedi.
Ama yanımdan gelen bakışını hissedebiliyordum.
Şişe yeniden döndü. Bu kez tekrar Ekin.
“Sen çok çıkıyorsun.” dedi Gökhan. “Evrenden torpil alıyorsun.”
“Kes sesini.”
Hande bu kez soruyu kaptı. “Tamam.” dedi.
“Şu an başka bir şehirde yaşayacak olsan nerede yaşardın?”
Ekin düşündü.
Gerçekten düşündü.
“İzmir.”
Hepimiz ona baktık.
“Zaten İzmir’desin.” dedim.
“Biliyorum.”
“Bu nasıl cevap?”
“Gayet iyi cevap.” Bir omzunu kaldırdı “Sevdiğim insanlar buradaysa başka yere gitmem.”
“Vay.” dedi Gökhan. “Bu beklediğimden duygusal çıktı.”
“Evet.” dedi İsmet. “Korkutucu.”
Ekin sadece güldü.
Şişe birkaç tur daha döndü.
Sorular geldi.
Cevaplar geldi.
Biralar azaldı.
Gece biraz daha derinleşti.
Bir noktadan sonra kimsenin oyuna odaklandığını sanmıyordum artık. Şişe sadece sohbet etmek için bahaneydi.
İsmet bir şey anlatıyordu.
Gökhan araya giriyordu.
Hande itiraz ediyordu.
Kaan ara sıra tek cümle kurup herkesi susturuyordu.
Ve Ekin…
Ekin bir şey anlatıyordu.
Sanırım konu çocukken yaptığı saçma bir şeydi. Tam olarak ne dediğini kaçırmıştım.
Çünkü o an konuşmasından çok kendisine odaklanmıştım.
Bu biraz utanç vericiydi. Ama birkaç bira içtikten sonra insanın dikkati garip yerlere kayabiliyordu.
Gülerken başını hafifçe geriye atıyordu.
Konuşurken ellerini kullanıyordu.
Bir şeyi komik bulduğunda gözlerinin kenarında küçük çizgiler oluşuyordu.
Ve nedense bunların hepsini fark ediyordum.
Bir noktada gözlerim yüzünde biraz fazla uzun kaldı.
Sonra aşağı kaydı.
Dudaklarına.
Sadece bir saniyeliğine.
Belki iki.
Tamam dört yada beş
Sonra Ekin’in sesi kesildi.
Başımı kaldırdım. Bana bakıyordu.
Yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
Yakalandığımı o an anladım.
“Ne?” diye sordu.
“Hiç.” dedim hemen.
Bu da kesinlikle suçlu bir insanın vereceği cevaptı.
Ekin’in gülümsemesi biraz daha büyüdü.
“Tamam.” dedi. “Hiç.”
Gözlerimi devirdim.
Ama istemeden ben de gülmeye başladım.
Çünkü ikimiz de yalan söylediğimi biliyorduk.
Ekin’in yüzündeki gülümseme hâlâ duruyordu. Ben de gülümsüyordum.
Sonra İsmet’in sesi geldi. “Tamam.” Hepimiz ona döndük.
Elindeki bira şişesiyle beni işaret etti. “Sıra sende.”
“Hayır.” dedim refleksle.
“Geç kaldın.” dedi Gökhan. “Şişe kararını verdi.”
İsmet birkaç saniye düşündü.
Sonra sordu. “En son ilişkin ne zaman bitti?”
O an…
Her şey durdu. Gerçekten durdu.
Dalgaların sesi.
Rüzgâr.
Gökhan’ın saçma yorumları.
Hande’nin kahkahaları.
Hepsi.
Bir saniye önce eğlendiğim bütün o anlar sanki üzerimden çekilip alınmıştı.
Sessizlik oldu.
Kısa bir sessizlik.
Ama bana çok daha uzun gelmişti.
İlk baktığım kişi Hande oldu.
Yüzündeki gülümseme gitmişti. Tamamen.
Bana bakıyordu. Sadece bana.
Ve o bakışta tek bir şey vardı.
Endişe.
İşte o an fark ettim.
Başımın ağırlığını.
Yanımdaki sıcaklığı.
Ne kadar rahat oturduğumu.
Ve başımın Ekin’in omzunda olduğunu.
Nefesim kesildi.
Bir anda.
Sanki o ana kadar yaşadığım bütün geceyi dışarıdan izliyormuşum da şimdi kendi bedenime geri dönmüşüm gibi.
Sinan.
İsmi zihnimde yankılandı.
Sinan.
Ev.
Kavga.
Duvar.
Yumruk.
Birlikte geçirdiğimiz bir buçuk yıl.
Ayrılmamış olmamız.
Hiçbir şeyin bitmemiş olması.
Birkaç saatliğine unutmuştum.
Hayatımda ilk kez değil. Ama uzun zamandır ilk kez gerçekten unutmuştum.
Ve şimdi hepsi geri dönüyordu.
Bir anda.
Acımasızca.
Hemen doğruldum.
Ekin de şaşırmıştı.
Ben ise gözlerimi yere çevirmiştim. Çünkü kimsenin yüzüne bakamıyordum.
“Miray?” dedi Hande.
Ayağa kalktım.
Ellerim titriyordu.
“Üzgünüm.” dedim. Sesim beklediğimden daha zayıf çıktı. “Benim gitmem gerekiyor.”
Bir an sessizlik oldu.
İsmet’in yüzü değişti. “Bir saniye.” dedi hemen.“Yanlış bir şey mi dedim?”
Başımı iki yana salladım
“Özür dilerim gerçekten kötü bir soruysa—”
“Hayır.” dedim hemen. “Hayır.” Ama devamını getiremedim.
Çünkü gözlerim doluyordu. Ve bunu herkesin görmesinden nefret ediyordum.
Hande çoktan ayağa kalkmıştı. Bana doğru geliyordu.
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
“Miray.” Ekin.
Durmak istemiyordum.
Ama durdum.
Yavaşça döndüm.
Ekin de ayağa kalkmıştı.
Yüzündeki ifade biraz önceki gülümsemesinden tamamen farklıydı. Bu kez ciddi görünüyordu.
Endişeli.
Bir adım attı.
Sonra elimi tuttu.
Sadece birkaç saniyeliğine.
Nazikçe.
“Kal.” dedi sessizce.
Sonra başını hafifçe iki yana salladı. “Ya da…”
Bir an durdu. “Seni ben bırakayım.”
Gözlerim yanmaya başladı. “Ekin—”
“Yürürüz biraz.” dedi. “Sohbet ederiz.”
Sesinde ısrar yoktu.
Sadece samimiyet vardı.
Ve nedense bu daha da kötü hissettirdi.
Çünkü ağlamak üzereydim.
Elimi yavaşça çektim.
Başımı eğdim.
“Üzgünüm.” dedim. Sadece bu çıktı ağzımdan. “Gitmem gerekiyor.”
Sonra arkamı döndüm. Ve yürümeye başladım.
Arkamdan kimse seslenmedi.
Birkaç saniye sonra ayak sesleri duydum.
Hande.
Bana yetişti.
Hiçbir şey sormadı.
Sadece kolunu omuzlarıma doladı.
Beni kendine çekti.
Ve birlikte yürümeye başladık.
Sahil boyunca.
Sessizce.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Ben gözyaşlarımı silmeye çalışıyordum.
Ama yenileri gelmeye devam ediyordu.
Sonunda başımı eğdim. “Her şeyi mahvettim.”dedim. Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
Hande hiç duraksamadı. “Hayır.” dedi. “Emin ol mahvetmedin.”
Kısa bir kahkaha attım. Daha doğrusu kahkahaya benzeyen kırık bir ses çıktı.
“Nasıl bu kadar eminsin?”
Hande bana baktı.
Sonra saçlarımı kulağımın arkasına itti. Başını eğip saçlarımdan öptü. “Çünkü hissedebiliyorum.” dedi.
Bir kolunu biraz daha sıkı sardı. “Ve senin için her şeyi yaparım.”
Bu kez cevap veremedim.Sadece başımı omzuna yasladım. Ve yürümeye devam ettik.
Gece sessizdi.
Deniz sessizdi.
Ama içimde kopan fırtına ilk kez biraz olsun dinmiş gibiydi.
Eve vardığımızda ikimiz de yorgunduk. Fiziksel olarak değil sadece. Duygusal olarak.
Kapıyı açıp içeri girdik.
Ne müzik açtık.
Ne televizyon.
Ne de konuşmaya çalıştık.
Sadece ayakkabılarımızı çıkarıp yatak odasına geçtik.
Üzerimi değiştirmeye bile enerjim yoktu.
Yatağın üzerine uzandım.
Hande de yanıma uzandı.
Tavanı izleyerek birkaç dakika sessizce yattık. O sessizlik rahatsız edici değildi.
Tam tersine. İhtiyacım olan şeydi.
Sonunda başımı çevirip Hande’ye baktım.
“Sanırım anlatmak istiyorum.” dedim.
Hande bana döndü.
Yüzünde küçücük bir gülümseme vardı.
“Biliyorum.” dedi sadece.
Sonra tamamen bana döndü. Ben de ona döndüm.
Ve anlatmaya başladım.
Sinan’ı.
Dün geceyi.
Mutfaktaki dağınıklığı.
Şarap kadehlerini.
Tartışmayı.
Bana söylediklerini.
Üzerime yürüyüşünü.
Duvara attığı yumruğu.
“Bir daha benimle böyle konuşmaya kalkışırsan tercihim duvar olmayacak.”
cümlesini.
Hepsini.
Hiç bölmeden dinledi. Hiçbir yerde sözümü kesmedi.
Ben konuştukça yüzündeki ifade değişiyordu.
Önce şaşkınlık.
Sonra öfke.
Sonra üzüntü.
Sonra tekrar öfke.
Anlatmayı bitirdiğimde odada birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Hande gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Sonra tekrar açtı. “O sik kafalınım canını yakmak istiyorum.”
İstemeden güldüm. Burnumu çektim. “Hande.”
“Ciddiyim.” dedi. “Gerçekten ciddiyim.”
Bu kez gülümsedim. Çünkü biliyordum. Benim için dünyayı yakabilecek insanlardan biriydi.
Bir süre daha konuştuk.
Çok uzun değil.
Ama yeterince.
Hande bana defalarca yalnız olmadığımı söyledi. Ben de ilk kez buna inanmak istedim.
Gece ilerledikçe seslerimiz yavaşladı.
Cümlelerimiz kısaldı. Yorgunluk üzerimize çöktü.
Bir noktada ne zaman gözlerimi kapattığımı hatırlamıyorum bile.
Hatırladığım son şey Hande’nin sesi oldu.
“Seni seviyorum salak.”
Gözlerim kapalı halde gülümsedim.
"Ben de seni.”
Sonra ikimiz de uyuyakaldık.