Bölüm 2: Bodrumdan Gelen Ses
Efe aynaya tekrar baktığında siyah siluet kaybolmuştu. Odanın kapısı yavaşça açıldı. Hiç vakit kaybetmeden koridora çıktı. Fakat ev artık geldiği ev değildi. Duvar kâğıtları yırtılmış, tavandan ince zincirler sarkmaya başlamıştı. Koridorun sonunda duran eski saatin akrebi ve yelkovanı tam 03.00'ı gösteriyordu.
Tam o anda evin derinliklerinden boğuk bir ses yükseldi.
"Tak... Tak... Tak..."
Sanki biri bodrum kapısına içeriden vuruyordu.
Efe dedesinin sözlerini hatırladı: "O evin bodrumunu asla açma." Ama merakı korkusundan ağır bastı. El fenerini aldı ve dar merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Her basamakta hava biraz daha soğuyor, duvarlardan su damlıyordu.
Bodrum kapısına ulaştığında paslı anahtarın cebinde kendiliğinden ısındığını fark etti. Eli titreyerek anahtarı kilide soktu. Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
İçerisi tamamen karanlıktı.
El fenerinin ışığı eski dolapları, kırık sandalyeleri ve örümcek ağlarını aydınlatıyordu. Odanın tam ortasında siyah bir sandık duruyordu. Sandığın kapağında, yukarı kattaki fotoğraflarda gördüğü tek göz sembolü vardı.
Efe sandığa yaklaşınca arkasından yine o çocuk sesi duyuldu:
"Açarsan geri dönüşün olmaz..."
Korkuyla arkasına döndü.
Kimse yoktu.
Tekrar sandığa baktığında kapağı çoktan aralanmıştı. İçinden eski, deri kaplı bir günlük çıkıyordu. Günlüğün ilk sayfasında şu satırlar yazılıydı:
"Bu evde yaşayan gölge bir insan değildir. Ona bakan herkes zamanla kendi yansımasını kaybeder. En sonunda ise aynalarda yalnızca o kalır."
Efe sayfayı çevirdiği anda bodrumun kapısı büyük bir gürültüyle kapandı.
El feneri söndü.
Tam karanlığın içinde, birkaç adım ötesinden yavaş ve derin bir nefes sesi duyuldu.
Sonra iki parlak göz karanlığın içinde açıldı...