İçeriğe geç

TERK EDİLENLER - 1. KİTAP

Bölüm 2 · 7 dk okuma

TERK EDİLENLER - 1. KİTAP

Bölüm 2

YARDIMA MUHTAÇ

Delfin Aksel

Bugün tam yirmi yaşıma basmıştım.

Eylül ayının 11. gününe birkaç dakika önce girmiştik ve tam şu anda saat 00.05’i gösteriyordu. Tabii, doğum günüm olsa ne olacaktı ki, sonuçta yanımda doğum günümü kutlayacak bir kişi bile yoktu. Neredeyse çevremdeki herkesin doğum gününde hediyeler dağıtılırken, kutlama mesajları gönderilirken benim doğum günümde ise annemin bana bağırmaları, babamın ölmesinin öfkesini ve üzüntüsünü benden çıkarması vardı.

Evet, babam hayattan ayrılalı bir yıl olmuş ve annem bunu hâlen de atlatamamış bir durumdaydı. Resmen kafayı sıyırmıştı ve her gece babamın adını sayıklayıp sabahları da beni itip kakıyordu.

Doğrusunu söylemek gerekirse babamın ölümü cidden kötüydü çünkü babam öldüğünde aslında beni evlat edinmek isteyen kişinin ikisi değil, sadece babam olduğunu annemden öğrenmiştim. Annem sırf babam istediği için beni evlat edinmişti ve şimdi de benden kurtulmak istediği apaçık belli oluyordu.

Şaka gibiydi, cidden şaka gibiydi.

Metronun kapıları açıldığında istasyona vardığımı anladım ve ben de hemen diğer insanlar gibi ayaklanarak açılan kapılardan kendimi kalabalığa attım. Ardından yürüyen merdivenlerden kat kat yukarı çıktım, açık havayı gördüm ve başımı gecenin karanlığında parlayan yıldızlara çevirdim.

Fazlasıyla güzel ve bu akşam için parlak görünüyorlardı. Keşke ben de doğum günümde onlar gibi parlak olabilsem, diye içimden geçirdim ve oflayarak eve doğru adımlamaya koyuldum.

Evle metro durağı arasında sadece birkaç dakikalık mesafe vardı ve bu yüzden de yaklaşık on dakika sonra - geç varmamın sebebi yavaş ve isteksiz olmamdı- evin kapısının önünde dikilmiştim. Evin ışıkları açıktı ve içeriden bazı mırıltı sesleri geliyordu, bu sesler büyük ihtimalle yine ve yine anneme aitti.

Anahtarı kapının deliğine sokmadan önce yüzümdeki buruk tebessümle evi inceledim ve eskiden ne kadar da güzel ve lüks bir evde oturduğumuzu düşündüm. Gerçekten babam ölmeden önce fazlasıyla varlıklı bir aileydik fakat babam ölünce annem ağır bir depresyon geçirmiş -ki bu hâlâ devam ediyordu- ve yavaşça maddi durumuz kötülemeye başlamıştı.

Ben ise mecburen okuluma bir süre ara verip yarı zamanlı işlerde çalışmış ve biraz olsun iyi bir ev tutabilmiştim. Artık bu eski, ucuz ve duvarları siyahlaşmış yıllar öncesinden kalma kirli evde yaşıyorduk ve bu gerçekten de berbattı.

Baba… Üvey olsan bile annem gibi değildin ve bana cidden bir ebeveynimmişsin gibi hissettirebiliyordun. Teşekkürler…

En sonunda düşüncelerimden zar zor da olsa sıyrılıp anahtarı kilidin içinde döndürdüm ve kapımız da gıcırdayarak açılınca hemen içeri daldım. Ardından kapıyı sertçe örttüm, etrafı şaşkınlıkla açılmış gözlerle izledim ve yorgunlukla bir nefes bırakıverdim.

Her zamanki gibi yine her yer darmadağın ve pislik içerisindeydi. Yerde içki şişeleri, sigara külleri, yere fırlatılmış yastıklar ve evdeki tek süs eşyası olan vazomuzun kırık parçaları duruyordu.

“Anne, artık kendine böyle yaparak sadece eziyet ettiğinin lütfen farkına var. Rica ediyorum,” derken annemin beni asla dinlemeyeceğini ve kızacağını biliyordum fakat yine de şansımı denemek istemiştim.

Annemin bakışları bana döndü ve bana döndüğü gibi gözlerinin ağlamaktan kıpkırmızı olduğunu fark etmiştim. “Sen hiç konuşma, tamam mı? Sus, sadece sus ve artık yatıp uyu!” deyip öfkeyle elindeki şişeyi de fırlattı ve cam şişe anında paramparça olup parçaları ise her tarafa savruldu. “Bıktım artık senden, sadece boş boş konuşuyorsun.”

Bunları duyduğum gibi yine sakin kalmaya özen gösterdim ve yavaşça yerde yorgunlukla uzanan anneme doğru bir adım daha atıp başında dikilmeye başladım. “Bizi geçindirmek için yarı zamanlı işte gece korkmama rağmen çalıştığımı unuttun galiba, anne,” diyerek sinir bozukluğuyla sahte bir kahkaha attım ve ellerimi yumruk hâline getirdim. “Çok çabuk unuttun senin için yaptıklarımı, değil mi?”

“Uzak dur benden ve seni kovmadan önce uyu! Hadisene, ne bekliyorsun?” Yattığı yerden öfkeyle doğrulup koltuğa bir hışımla kendini bıraktı, sonra ise öksürüp sivri tırnaklarını koltuğa geçirdi. “Dikilme başımda, git! Çabuk, uzaklaş buradan,” işaret parmağıyla eski püskü odamı işaret etti, “odana geç.”

“Peki, sakin ol.” Omzumu silkerek tam odama ilerleyecekken aklıma bir söz geldi ve tekrardan anneme dönerek dudaklarımı araladım. “Ha, bu arada, sana bir şey daha söyleyeceğim.”

“Bana hiçbir şey söyleme!” Hırıltılı bir sesle konuştuktan sonra boğazını temizledi ve elini kuş yuvasına dönmüş sarı saçlarına daldırdı.

Ben ise onu dinlemeyi tercih etmedim. “Bana böyle kızıyorsun ama eğer ben olmasaydım belki şu anda sokakta para dileniyor olurdun, bunu söylemek istedim. Lütfen, bana daha fazla böyle davranma, sonuçta üvey kızın olsam da yıllardır birlikte yaşıyoruz ve babamın ölümü bizi gerçekten çok sarstı. Bu yüzden daha fazla kendine yüklenme, artık bu hâlden çık ve biraz olsun hayatı yaşamaya çalış. Bana göre hareket etmene gerek yok ama yine de uyarmak istedim. Bir de seni artık pek sevmesem bile yardımcı olmaya çalışıyorum çünkü senin de bir insan olduğunu biliyor ve duygularının ne kadar ağır olduğunu anlayabiliyorum. Hem de çok iyi…” deyip yorgunlukla gözlerimi ovalarken hiç beklemediğim bir anda annem çığlığı bastı ve ayaklanıp beni sertçe omuzlarımdan tutup sarsmaya başladı. “Sus artık, sus!”

“Anne, bırak beni! Bırak dedim sana.” Nefes nefese bana saldıran kadını üstümden atmaya çalışırken eskiden bana üvey olsam da iyi hissettiren, ilgilenen ve bakan kadının yerini başkası almış gibi hissetmiştim. “Lütfen…” Tam o anda annemi üzerimden atabildiğimde gözümden uzun zamandır dökülmeyen yaşlar şimdi ise damla damla dökülmeye başlamıştı. “N-Neden ağlıyorum ki?”

Sanki kafayı yemiş gibi kendi hâlime kahkaha atarak sinir bozukluğuyla anneme baktım, burnumu çeke çeke bir parça peçete koparıp gözümden akan yaşları sildim. “Senin yüzünden ağlıyorum belki, kim bilir?” Belki de artık dayanamıyorumdur ve yorgunluğum beni alt etmiştir.

“Asıl senin yüzünden ben ağlayacağım artık, bıktım senden! Defol git, hemen şimdi gitmeni istiyorum Delfin. Bu yüzünü son görüşüm olsun, tamam mı? Duydun mu beni diyorum, cevap versene!” Annem hiç de kibar olmayan bir şekilde konuştuktan sonra beni tekrardan ayaklanıp tam ittirecekken onun bileğini sıkıca kavrayarak geri ittim. “Uzak dur benden, beni dışarı atmana gerek yok. Ben kendim giderim, senin gibi bir kadına da zaten daha fazla katlanamayacağım!” dedim ve bir hışımla kapıyı açarak kendimi hemen dışarı atıp arkamdan kapıyı sertçe çektim. “Beni artık unut, Deniz Aksel, gidiyorum. Senin ailene girmek için soyadımı değiştirdiğim gün için şu anda kendimden utanıyorum. Senin gibi bir kadına layık birisi değilim ben!”

Öfkeyle kendimi tekrardan sokakta yapayalnız bulduktan sonra bir köşeye çekildim, yorgunlukla sırtımı duvara yaslayıp çöktüm ve ellerimle yüzümü kapayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Dayanamıyordum artık. En sonunda patlayacağımı zaten başından beri biliyordum ve o gün bugündü.

İçimde bir sürü duygu birikmişti: Öfke, korku, acı, çaresizlik, üzüntü, mutluluk.

Evet, aynı zamanda da mutluydum çünkü sonunda bu kadından kurtulmuştum. Aslında daha önceden de onu terk edebilirdim ama vicdanım bu kadar dipte olan zavallı bir kadını terk etmeye el vermemişti. Değişeceğini düşünmüş, aptallık ederek onun için çalışmış ve değiştirmeye çalışmıştım ama onun gibi iğrenç bir insanın değişme imkânı yoktu.

Çünkü zaten o beni baştan beri istemiyormuş. Dediğine göre bana olan ilgisi sahteymiş.

İşte, hayat sizi böyle beklemediğiniz bir anda vurur, ihanetler en beklenmedik kişilerden gelir ve o kişiler sizi tam sırtınızdan sertçe bıçaklardı. O kişiler genellikle sevdiğiniz, değer verdiğiniz ve tüm güveninizle bağlandığınız o taş kalpli insanlar olurdu çünkü ihanet ve kötülük onların kalplerinde hep vardı. Onların yapısı buydu: Kötülük etmek ve yapmacık bir şekilde davranıp ardından ihanet etmek.

İşin kötü yanı ise bunu hiç utanmaları olmadan yapıyorlardı. Ne kadar da kolaydı bir insanın kalbini kırmak, ne kadar da kolaydı evlat edinip yıllarca baktığın o kızı tek bir kelimenle evden kovabilmek.

Evet, kötülük yapmak gerçekten de çok basitti ama daha sonrasında kötülük yapılan o kişinin kalbinde oluşan derin sıyrıkları iyileştirmek hiç kolay değildi. Hatta imkânsızdı.

Ağlamam en sonunda dindikten sonra tekrardan ayaklanıp arabaların geçtiği, gece kulüplerinden gelen gürültülü kahkahaların her yerde yankılandığı, parlak ışıklarla dolu o sokağa geldim ve durup öylece izledim. Neyi izlediğimi ben de bilmiyordum ama yine de durdum ve bir süre sadece olduğum yerde etrafı uykulu gözlerle izledim.

İnsanlar ne kadar da mutluydu, ben ise doğum günüm olmasına rağmen mutlu olmak yerine berbat ve yorgun bir hâldeydim. Cidden bitiktim ve artık bu hayatın üstüme yüklediği ağır yüklerle iyice solmuştum. Aynı solmuş bir çiçeğe benziyordum, onlar da aynı benim gibi sulanmamış, ilgilenilmeden öylece terk edilmişlerdi. İlk önce yaprakları yavaşça dökülmüş, daha sonrasında ise artık dayanamayarak kendileri solup öylece yok olmuşlardı. Ben de ilk başta dayanmış, ailem için güçlü durmuştum. Zaman geçtikçe de kalbimde küçük yaralar açılmış, daha sonrasında ise bu yaralar derinleşmiş ve kanamaya başlamıştım.

Değişmiştim, hem de fazlasıyla değişmiştim. Ve şunu çok iyi biliyordum ki artık birisine muhtaç hâle gelmiştim. Yardıma muhtaç, üzgün ve çevremdeki kalabalığa rağmen şu anda karanlığın ortasında öylece yapayalnız bir gençtim.

Şimdi kanamaya başlamıştım ve belki de bundan sonra yavaş yavaş çürüyüp ben de o çiçekler gibi solarak bu hayattan gidecektim.

Ben Delfin Aksel’dim, yani mutluluğun tadını uzun zaman önce unutmuş bir kızdım. Şimdi ise mutluluğu tekrardan bulmak üzere hayatımda daha önce hiç almadığım bir kararı alarak gecenin tam bu saatinde hiç bilmediğim bir yere yolculuğa çıkıyordum.

Umarım o, diğerleri gibi davranmayıp beni isterdi. Umarım.

Bölüm sonu

3 yorum