İçeriğe geç

TEPKİSİZ

Bölüm 6 · 13 dk okuma

TEPKİSİZ

Bölüm 6

6 KİM KURTARDI?

Kafamı kaldırıp geldiğim yere baktım TOPRAK HOLDİNG

Kocaman, yüksek binanın etrafı neredeyse tamamen camdan oluşuyor, iki tarafı yeşillikler sarılmış olan tarafta arabalar, hemen ilerisinde kapalı otoparka giden alan ve bahçenin girişinde güvenlik var dı.

İki tane güvenlik kulübesinin yanında bariyer, onların yanında ise oturma alanları var dı.

İşlek bir caddede olmasına rağmen kimse oturmaya yanaşmıyordu bile.

Ana bina olması nedeniyle muhtemelen bu kadar büyüktü zira Holding olmasına rağmen başka alanlarda da ismi olduğu açıkça belli oluyordu.

Sireketin birkaç katı boyunca , ona bağlı firmaların isimleri büyük harflerle yazılmış 'ben büyük bir holdingim' diye bağırıyordu.

Her ne kadar ünlü bir kafede çalışsam da böyle biriyle karşılaşmak da anca benim başıma gelirdi zaten. Adamın oraya gelmesi başlı başına saçmayken, beni partisine çağırması ayrı bir saçmaydı.

Böyle devam edeceğini bilsem gitmezdim evet ama şimdi bile o zaman gittiğim için kendime küfür edesim geliyordu.

Beni hastaneye götürenin o olduğunu düşündüğüm için konuşmaya gelmiştim. Kimseye borçlu kalmak istemiyordum eğer oysa borcumu bir şekilde ödemeli, yaptığının karşılığını vermeliydim.

Kimsenin bana minnet etmesini istmiyordum. Ben onun için önemsiz olabilirdim, muhtmelen bir süre içinde unuturdu bile ama benim de bir gururum vardı ve ben onu asla yıkmazdım.

Büyük otomotik kapı açılınca içeriye girdim; renklerin uyum içinde döşendiği, asla göz yormayan, sadeliği ve bir o kadara da şıklığı ile göz alan bir binaydı.

Etrafta kısaca göz gezdirip vardığım kanılardan sonra oyalanmadan danışman masasında oturan kızın yanına gittim.

Benim masaya gelmem ile gözlerini bana kaldıran kız daha konuşmadan sordum

"Onur Toprak kaçıncı katta?"

Aniden konuşmam ve muhtemelen sesimin soğukluğu ile yüzündeki yumuşak ifade bozulmuş yerini belli bir ciddiliğe bırakmıştı.

"25. Katta ama müsait olmayabilir, ben yardımcı olayım size. Ne için gelmiştiniz?

Gözlerimi ondan alıp etrafa baktım tekrar, uzun koridorun ilerisinde yanyana iki, karşısında da iki tane duran asansörü gördüm.

Tekrar gözlerimi kıza çevirip değişmeyen ifadesinde göz gezdirdim. Sorusuna cevap vermeyip birşey söyledim ve asansörlere doğru ilerlemeye başladım.

Etrafta bana dönen birkaç göze dikkat etmeden doğruca asansöre ilerledim. Ben gitmeden hemen önce iki tarafa doğru açılan sürgülü kapıdan inenelerin yerine bekleyen birkaç kişi binerken bende ilerleyip doğruca bindim.

İçerde iki kadın ve iki erkek vardı. 25. Kata basıp kafamı tekrara kaldırdım. Gözleri bana dönmüş muhtemelen yönetici katına niye gittiğimi sorguluyorlardı.

Onlara arkamı dönüp yüzümü kapıya çevirdim. Birkaç katta durduktan sonra sonunda asansörde tek kalmış ve 25. Kata gelmiştim.

Gördüğüm diğer katlardan daha küçük duruyordu anca ilerdeki camdan göründüğü kadarıyla bu katın bir kısmı teras'tı.

Etrafıma kısaca göz gezdirip asistan masasını aradım. Genç bir kız masasında oturmuş elindeki telefonla konuşuyordu.

"Peki efendim kendisine ileteceğim"

Yanına doğru adımlamaya başlarken konuşmasını bitirmiş, telefonu yerine bırakmıştı.

Gözleri bana dönen kız, baştan aşşağı beni süzerken önündeki defteri açmış birşeyi kontrol ediyormuş gibi hızla gözlerini gezdirdi.

Masanın yanına gelince konuştum.

"Onur bey müsait mi?"

Kafasını önündeki defterden kaldıran kız bana baktıktan sonra konuştu.

"Evet ancak randevu görünmüyor siz ne için gelmiştiniz?"

Kafamı kaldırıp etraftaki kahverengi kapılara baktım. Bu mesafeden okunan tek yazı büyük harflerle yazılmış olan Onur Toprak' tı zaten.

Tekrar kıza bakmadan o tarafa doğru yürümeye başladım. Arkamdan kızın sesi geldi

"Hanımefendi randevunuz olmadan yöneticiyle görüşemezsiniz"

Kızı umursamayıp yoluma devam ettim kapının önüne gelince çalıp içeriden gelecek olan

gir sesini bekledim, sonra da kapıyı açıp içeriye girdim.

Girdiğim odaya şöyle bir göz attım, kahverengi tonlarındaki odayı çok incelemeden masasında oturmuş olan Onur bey'e baktım.

Büyük kahverengi masasının arkasındaki aynı renk koltuğuna oturmuş önündeki yazı yazdığı kağıda bakıyordu henüz beni görmemişti.

"Ne oldu?"

Kapıyı arkadan kapattıktan sonra biraz ilerleyip masanın önüne doğru geldim ses çıkarmamam üzerine kafasını kaldırıp bana baktı.

Göz göze geldiğimiz anda yüzünde bariz bir şekilde belli olan şaşkınlık ifadesi belirmişti.

Afallaması bittikten sonra elindeki kalemi masaya bırakıp, ayağa kalktı. Masasının arkasından çıkmış yanıma doğru gelirken.

"Masal hanım!"

Dedi. Karşımda durunca elini uzatıp

"Hoş geldiniz"

Şaşkınlığı sesine yansıyordu. Eline baktım, sonuşta beni kurtaran yüksek ihtimal ile oydu ve elini boş bırakmak olmazdı. Elini sıktım.

Önümden biraz kayıp eli ile masanın önündeki tekli koltuğu gösterdi.

"Şöyle geç"

Kafamı olumsuz anlamda hafifçe salladım ve ifademi düz tutup konuştum.

"Birşey sormak için geldim.

"Tamam,ama lütfen oturun ayak üstü konuşamayız "

Sonunda geçip oturunca o da hemen kendi koltuğuna geçti, eli masanın Üzerindeki telefonla giderken.

"Ne içersin?"

Diye sordu. Gerilen yüz ifademi saklama gereği duymadan daha sert bir sesle cevap verdim. bu adam sinirimi bozuyordu.

"Buraya sohbet etmeye gelmedim, birşey sorup gideceğim"

Bir an yüzü düşse de bozulduğunu belli etmeyip elindeki telefonu geri bıraktı, ellerini masanın üzerinde birleştirirken koltuğunu masaya daha çok yanaştırdı.

Gözlerimi gözlerine dikip hiç beklemeden direkt konuya girdim.

"Beni hastaneye götüren siz miydiniz?"

Kaşları çakıldı, ne dediğimi anlamaya çalışıyor gibi bir ifade vardı yüzünde.

"Anlamadım"

Kaşlarım çattım bilmemezlikten mi geliyordu yoksa gerçekten anlamamış mıydı? Ondan başkasının beni getirme ihtimali yoktu, çünkü kimsenin yanına gitmemiştim.

Anlamadığını varsayarak daha açıklayıcı bir şekilde konuştum.

"Benimle konuşmak istediğiniz gece, o zaman bayıldım ve sizde beni hastaneye getirdiniz?"

Daha çok soru sorar gibi konuşmuştum. Yüzündeki ifade değişmedi. Onun yanındaydım ve beni o getirmişti bunu söyleyecekti ve bitecekti işte ne diye anlamıyordu bu herif.

"Hayır"

Verdiği cevapla öylece kaldım.

Gerilen bedenimle yavaş yavaş öfkelenmeye başlıyordum. İnkar ediyordu sebebini anlamıyordum

Onun da kaşları çatılmış anlamadığını belli eder gibi gözlerime bakıyordu. yalan söylermiş bir gibi bir ifadesi yoktu ancak anlamlandıramadığım bir şeyler vardı.

Sinirle ona baktım. Beni hastaneye o getirmediyse kim getirmişti o zaman? Onur bey yüzüme baktıktan sonra konuya açıklık getirmek için konuştu.

"Biz o gece daha konuşmadan yanımıza başka biri geldi ve siz gittiniz, ondan sonra sizi hiç görmedim. Zaten diyer günde hastaneye kaldırıldığınızı öğrendim."

Evet o günü hatırlıyordum ama diğer günü hatırlamıyordum. O gece gittikten sonra değil ondan sonraki gün muhtemelen bayılmıştım.

Peki o gece nereye gitmiştim zinimi biraz daha zorladım gözlerimi onur'dan çekip yere diktim tekrar o güne dönüp neler olduğunu hatırlamaya çalışıyordu

Taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu o gece eve gitmiştim, babamdan tekrar dayak yetiştim ve o karnıma vurmuştu. Buraya kadar tamamdı ama evden çıktıktan sonrasını hatırlamıyordum.

Ayağa kalıp, Onur bey'e birdaha bakmadan odadan çıktım. Az önce konuştuğum sekreter yerinde oturmuştu kapı sesi gelince gözlerini bana çevirmiş öfkeli bakışlar atıyordu .

İlerleyip asansörlerin yanına geldim. Düğmesine bastıktan sonra kapı açıldı içeri girince hareket etmeye başladı. Oldum olası kapalı alanları sevmem.

Çatık kaşlarım ile asansörden inince dış kapıya doğru ilerleyip dışarıya çıktım. Ama kapıdan çıkınca hızımı yavaşlatıp durdum. Derin bir nefes aldım, yüzüme çarpan ılık rüzgar biraz olsun sakinleşmeme yardımcı oluyordu.

Kim getirmişti beni? Neredeydim ben o gün? Bilmiyordum, hiçbirşey gelmiyordu aklıma.

"Masal hanım"

Onur'un sesiydi bu, kafamı arkaya çevirdim buraya doğru geliyordu olduğum yerde durup gelmesini bekledim.

Nefes nefese yanıma gelince karşıma geçip biraz soluklandı. Kahverengi gözleri mavi gözlerimle buluşmuş, soğukluğumdan ödün vermeden nefes alması için zaman veriyordum ona.

Sonunda nefesi düzene girince konuşmaya başladı:

"Anladığım kadarıyla sizi kimin hastaneye götürdüğünü merak ediyorsunuz, size yardım edebilirim"

Kaşlarımı çatılı. Yine neyin peşinde olduğunu bilmiyordum ama madem o değildi artık peşimi bırakacaktı.

Sesimin sert çıkmasına dikkat ederek konuştum.

"Gerek yok"

Cevap vermesini beklemeden tekrar yürümeye başladım. Kolumu tutması ile sinirle ona döndüm.

Gözlerim kolumu tuttuğu elindeydi, gözlerimi yavaşça gözlerine çıkardım. Kendini açıklama çabasına girmişti şuan kolumu tutmasından daha önemli değildi bu.

"O eliniz bir daha bana değerse sonucuna karışmam!"

Gözlerimden bile sinirden yanmaya başlamış bütün vücudum kasılmıştı. Kolumu hızla elinden kurtarıp bir adım geri gittim.

Uyarı dolu sesim ile elini kolumdan çekince teslim olurcasına havaya kaldırdı.

"Tamam. En azından o gece mekanda size bir şey olamadığını kanıtlamama izin verin"

Bir süre gözlerine baktım. Neden kendini ispatlamak istiyordu? ben ondan bi kanıt istememiştim. Bu konuya bu kadar önem vermesi çok saçmaydı. Daha fazla onunla uğraşmak istemediğim için

dönüp ilerlemeye devam ettim, buraya doğru gelen taxiyi görünce elimi kaldırdım taksi durunca binip cafenin adresini verdim.

Telefonun kılıfını açıp içinden para aldım şoföre parayı uzatınca alıp üstünü verdi, arabadan inip kapıyı kapattım ve önü boş olan kafeye girdim.

Kafenin önünün boş olması kaşlarımı çatmama neden olmuştu, normalde her zaman cafenin önünde olan masa ve sandalyeler gitmiş yerini boş kaldırıma bırakmıştı.

Kapıyı açtığımda her zamanki zil çalmamıştı, içeriye baktım; elemanlar sandalyeleri topluyorlardı, biri tabloları kaldırıyordu birileri koliliyorlardı. Heryer karton kutu olmuş etraf yavaş yavaş boşalıyordu.

"Ne oluyor burada"

Gözler bana dönünce kolileyenlerden biri elindeki bandı açarken bana bakmadan konuştu.

"Mekan kapatılıyor eşyaları topluyoruz"

Kaşlarım daha derinden çatılmıştı. Hiç beklemiyordum bunu. Cafenin yeri güzeldi bu yüzden müşterisi daima vardı, iyi kazandırdığını da biliyordum. Zengin bir semtti ve bu yüzden işlekti de. Bekir amca burayı niye kapatıyordu?

Ben düşünürken mutfaktan Bekir amca içeriye girdi. Kırışmış yüzü, hafif kambur sırtı ve beyaz saçları yaşının ileride olduğunu belli ediyordu. Zamanın ondan aldıklarına rağmen o zamana çok şey katmış biriydi buna en yakından şahit olan biriydim.

Kafasını kaldırıp beni görünce yanıma gelmeye başladı, her zaman şefkatle bakan gözlerinin ışıltısı sönmüş yine de bana bakınca yüzündeki solmuş ifadeyi düzeltmeye çalışmıştı. Yanıma gelince gözü herzamanki gibi ilk önce ellerimi buldu, izi kalmış yararlarıma bakınca yüzü tekrar üzüntülü bir hal aldı.

"Ne oluyor Bekir amca?"

Bekir amca gözlerini kollarımdan ayırıp bana baktı. Hüzün kaplamış gözleri kızarmıştı, her zaman güzel ifadesi yerini durgunluğa bırakmış insanın içini acıtan bir görüntüsü vardı. Derin bir nefes alıp konuştu.

"Köye dönüyorum kızım."

Kaşlarım mümkünmüş gibi daha derinden çatılırken olanlara bir neden arıyordumm

Bekir amca hayatımda karşılaştığım nadir insanlardan biriydi. Pamuktan bir kalbi vardı ve içini sevgiyle doldurmuştu. Birini sevdi mi canını bile vermeyi göze alırdı. Onun mutlu olmasını herkesten çok istiyordum, o birşey yapıyorsa doğru olurdu ki yanlış bile olsa ben arkasında durmaya hazırdım.

"Neden?"

Dedim sesimi yumuşatarak, yüz ifademi aksine ona onun gibi bakıyor sesimi asla sert çıkarmıyordum. İstesem de yapamazdım zaten, onun yeri bende ayrıydı ve beynim izin verse dilimden çıkmayacağını biliyordum.

Dalgınlığı birşeyler olduğunu gösterirken har hareketi destekliyordu. Hüzün akıyordu kahverengi gözlerinden, gülümsemek yerine ilk defa üzülüyordu. Kafasını kaldırıp bana baktı.

"Gitmem gerekti kızım"

Titreyen sesi ile konuşurken gözlerini kaçırmış kısa süreliğine yere bakmıştı.

"Bekir amca birşey var, bana söylemiyorsan"

Buruk bir tebessüm oluştu yüzünde.istenmeyen bir gülüş,ardında yatan saklı gerçeklerle birlikte.

Gözlerini gözlerime dikti inandırmak ister gibi bakarak.

"Yok kızım. Zaman geçiyor, vakit daralıyor. Yaşlandım artık yoruldum bu hayatın temposundan. Burada çok kaldım köye gidip oradakileride görmek istiyorum"

Yıllardır buradaydı Bekir amca ne bir akrabasını görmüştüm nede ailesinden birini duymuştum. Tek başına işini yapıyor yaşayıp gidiyordu. Haklıydı belki de; bu tek başına yaşadığı hayatında ona sevgi gösterecek birtek biz elemanları vardık ve artık ona yetmiyordu.

"Peki geri gelecek misin?"

Dedim bir ümit, belki de biraz kalıp dönecekti, sonsuza kadar ayrılmayacaktı.

Buruk bir tebessüm belirdi yaşlı yüzünde, gözleri kapanıp tekrar açılınca suçluluk ifadesini gördüm, kendine kızdığı yada zorla yaptığı birşey varmış gibi.

"Geleceği göremeyiz yavrum, zaman varken istediklerini yapmalı insan, bende istediklerimi yapayım hele gelip gelemeyeceğimi zaman gösterecek"

"Gelmeyeceğimi" deyil "gelemeyeceğimi" demişti ve bu içimde bir kuşku oluşturuyordu.

Tekrar bana bakıp konuştu

"Seneden birşey isteyebilir miyim?"

Kafamı salladım. Konuşacak gücüm yoktu şuan, dilim susmuş görünen geleceğimin gelmesini izliyordum.

"Ben bu gün gidiyorum, yarın bir adam gelecek buraya elemanların maaşını getirecek, onların hesaplara yatırılması gerekiyor bu yüzden avukatıma vereceğim.

Biraz duraksayıp nefes aldı

" Ben burada olamayacağım herkese güvenilmiyor, sizleri de parasız bırakmak istemiyorum, sen alır mısın?"

Bu kadar erken gitmek istemesi kafamı kurcalıyordu. Tam ağzımı açmış konuşacaktım ki tekrar konuştu.

"Seni zor durumda bırakmak istemem kızım işin varsa başkasını ayarlayayım"

"O nasıl söz Bekir amca ben buradayım başkasına ne gerek var"

Mahçup olmuş bir şekilde gülümsedi. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu. Anlamıyordum ne ara bu kadar çökmüştü ben mi görmemiştim bu halini yoksa o mu saklamamıştı bunca zaman.

"Hadi Bekir amca sen eve geç ben buradayım"

Dedim daha fazla böyle kalmasına izin vermeyerek.

Tam inkar edecekken itiraz istemeyen bir ses tonuyla başlamadığı sözünü kestim.

"İtiraz istemiyorum amca. Hadi sen git ben dükkanı kapatıp sana anahtarı getiririm oradan da otogara geçeriz."

İtiraz etmesini kabul etmeyince kafasını olumlu anlamda sallayıp cebinden dükkanın anahtarını çıkartıp bana verdi, anahtarı elime aldım. Arkasına dönmüş gidecekken aklıma gelen şey ile onu durdurdum.

" Bekir amca"

Sesimi duyunca durup yavaşça bana döndü. Kafasını (seni dinliyorum) der gibi salladı.

"Eşyaları nereye götüreyim kamyon gelecek mi?"

Bekir amca bedenini bana çevirip önümde durdu."hayır eşyalar giyim odasına konulacak dükkan şimdilik bende, sadece kapatıyorum"

Kafamı olumlu anlamda salladım bekir amca arkasını dönüp gitti.

🍀

Dükkanda işim bitmişti son kez kontrol edip ışıkları kapattım, kapıyıda kilitleyince elimdeki anahtarı cebime koydum. Çağırdığım taxi gelmişti binince adresi verip telefonumdan Bekir amca yı aradım.

Birkaç kere çaldıktan sonra Bekir amcanın sesi duyuldu

"Alo"

Konuşunca cevap verdim

"Neredesin bekir amca?"

"Otogara geçiyorum kızım"

"Tamam"

Şoföre bakıp

"Otogara" Dedim

Soför kafasını sallayıp sağa dönerken bende dışarıyı seyrediyordum. Beni kurtaran kişi kimdi bulmam gerekiyordu kimseye borçlu kalmayacaktım, elbette benden isteyeceği birşey olurdu ve ben ne olursa olsun onu bir şekilde yapacağım.

Cafe kapandığına göre benimde başka bir iş bulmam gerekiyordu. Zaten iş bulmak zorken her yerde bir yerde de çalışamıyordum, patron konusu canımı sıkıyordu, kimsenin bana emir vermesine katlanamıyordum.

Geldiğimizi görünce cebimden para alıp adama verdim, kapıyı açıp indim içeriye girdim ve yolcu alım kısmına doğru ilerledim sağ tarafta Bekir amca yı görünce yönümü o tarafa çevirdim.

Bekir amca bana bakıp ilk defa zoraki bir şekilde gülümserken il önce elindeki çantayı aldım, diyer elim ile cebimdeki anahtarı çıkartınca ona verdim. Yüzündeki buruk tebessümü anlayamamıştım. Gitmesini anlayamadığım gibi bu işin arkasında başka bir iş olduğuna da emindim.

Cebinden banka kartı çıkarttı, kardı elime tutuşturunca anlmaz gözlerle önce karda sonra Bekir amcaya baktım.

"Paraları bankaya yatır zaten onlar sizlerin hesabına ekleyecektir şifre ××××××"

Kafamı olumlu anlamda salladım korna sesi gelince arkama baktım. Büyük bir otobüs otogara girmiş iniş alanına yanaşmıştı, içinden insanlar inerken kimileri birilerine sarılıyordu kimileri ise doğruca lavaboya doğru koşuyordu.

Bekir amcaya baktım.

"Kendine iyi bak kızım. herkesin mutlu olacağı bir zaman vardır senin de olacak elbet. Geçmişin değildi ama belki geleceğin olur. Rabbim gönlüne göre insanlar ile karşılaştırsın seni. Bu güne kadar bir saygısızlığını görmedim umarım sende benimkini görmemişsindir hakkını helal et kızım"

Kaşlarım ilk defa yalandan çatılmıştı. niye böyle konuşuyordu? Veda eder gibi ayrılıyordu buradan içimdeji büyük kuşku sürekli artıyor gitmeme isteği hep ağı basıyordu.

"Estağfurullah amca, asıl sen helal et bunca zamandır kaç kişinin karnını doyurdun. Konuşma da öyle veda eder gibi"

Yine buldukça gülümsedi, gözlerindeki o ifade o kadar güzeldi ki şefkatle bakıyordu, o kadar güzel seviyordu ki alıp onu yüreğime sokasım geliyordu hakkını nasıl ödeyeceğimi asla bilmiyordum.

"Helal olsun kızım"

Eğilip elini öptüm, beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Sarılışına karşılık verirken kulağıma doğru konuştu.

"Dikkat et kendine e mi kızım? ben yokum diye yaralarını bırakma öyle, yine açılacak olsa bile sen sar, birgün elbet kabuk tutar.

yavaşça ayrıldıktan sonra gözlerine bakıp kafamı olumlu anlamda salladım. Konuşamazdım ki sesim çıkmazdı, istesem de kabullenmesi dilim. Eliyle omzumu sıvazladıktan sonra dudaklarını birbirine bastırıp öylece baktı bana.

Biniş vakti gelince birlikte otobüse ilerledik, Bekir amca otobüse binerken ben da çantasını bagaja koymuştum. Bekir amcanın gittiğini görmeden gitmeyecektim. Şoför yerine geçince son defa otobüsün kalktığına dair anons yaptıktan sonra ilerlemeye başlamıştı. Bekir amca oturduğu cam tarafından bana gülümserken elimi hafifçe yukarı kaldırmıştım.

Veda eder gibi konuşması içime oturmuştu saygı duyduğum tek insandı Bekir amca.

Düşüncelerimi dağıttım tam arkamı dönecekken takım elbiseli adamı gördüm yine, ilerde durmuş bedeni duvarın diyer tarafındaydı doğruca buraya bakıyordu.

Hastaneden çıktığım günden beridir bu adamı görüyordum etrafımda, sürekli beni izleyip asla yanıma gelmiyordu.

Kaşlarım yine çatılırken yolcu alım kısmından çıkıp içeriye girdim sonrada otobandan tamamen çıktım. İlerlerken yandaki dükkanın camından arkamda olduğu görünüyordu. Sakin bir şekilde ilerdeki yoldan döndüm, gözlerimi sakin sokkata gezdirip kontrol ettikten sonra kendimi arkaya atıp cebimdeki çakıyı açtım.

Çakıyı bacağıma doğru tutup saklarken Birşeyin farkında olmadan normal hızında ilerleyerek bu tarafa döndü, döndüğünü görür görmez hızla elimi atıp boğazını tuttum ve çakıyı boynuna dayadım.

Sırtı bana yaşlanan herif, ayaklarını büküp elleri kolumu bulurken hissetmesi için çakıyı boğazına dayadım.

Yüzünü göremiyordum, zaten görsemde tanıdığım biri değildi. bıçağı bastırınca kipranması durmuş, hareket etmiyordu. Gözlerim sürekli etrafta dolanırken yavaşça kulağına yaklaştım.

"Niye peşimdesin?"

Cevap vermeyince bıçağı boğazına bastırdım kolumu tutan elleri boğazını bırakmam için çekiyordu ama ben bıçağı diğer elimle tutuyordum.

"Cevap ver" dedim sinirle.

Ağzından bir inilti kaçmıştı.

"B-ben"

Kekeleyerek konuşmuştu 'ben'in ötesine geçmeden. Takrar etrafa baktım kenarka kalıyorduk evet ama heran birinin görme ihtimali vardı. Sinirleniyordum, lanet insanlar ,sürekli peşimde birileri vardı.

"Sen ne?"

Yüksek sesle konuşmamla adam kolumdaki elini çekmiş teslim olur gibi havaya kaldırmıştı ama hala cevap vermiyordu. Sabrımın daha fazla sınamasına dayanamayıp boğazına biraz daha bastırdım. Elime gelen sıvı kanadığını gösteriyordu ama bu herif hâlâ konuşmamştı.

"Beni patron gönderdi"

Dedi sonunda konuşarak. Verdiği saçma cevap kaşlarımı daha fazla çatmama sebep olurken sabrımın son demlerini kullanıp sordum.

"Patronun kim?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.