Tekrar sesi kesilince sesimi yükseltip batırarak konuştum.
"Sabrımı sınama. patronun kim?"
Bu sefer çok beklemeden cevap vermişti
"Mustafa abi"
Zihnimi yoklayıp bu ismi hatırlamaya çalıştım. Hayır Mustafa diye birini tanımıyordum.
Mustafa kimdi ve niye beni takip ettiriyordu? Tefeciye benzemiyorlardı çünkü daha önce hiçbir tefeci beni günlerce takip ettirmemişti.
"Mustafa kim?"
Dedim artık sinir akan sesimle.
"Mustafa abi bizim başımız"
Eli tekrar kolumu çekmeye çalışırken tutuşumu gevşetmedim.
"B-bak ben emir kuluyum, bana takip et dediler ettim. Mustafa abi de emir kulu ona da biri söylemiştir bırak beni "
Daha fazla saçmalamasına izin vermeyip döşeğimle sertçe boynuna vurdum. Bayılan adamım kafası koluma düşünce yavaşça çöküp kafasını yere koydum.
Doğrulmadan ceketinin cebinden telefonu alıp ekranı açtım: şifre karşıma çıkınca yerde yatan herifin elini tutup parmağını bastırdım.
Telefon açılınca rehvere girdim. Geçmiş kayıtlarda "Mustafa abi" yazsısını görünce aradım. Birkaç kez çalıp, açıldı.
"Alo Cenk ne oldu?"
Kalın bir sesi kulaklarımı doldurunca bir umut hatırlarım diye tekrar düşündüm ama bu sesi duymadığıma emindim.
"Alo, alo Cenk"
Cevap vermemen üzerine tekrar konuştu beklemeden telefonu kulağımdan indirip, kapattım.
Numarayı cebimden çıkardığım kendi telefonuma kaydedip, az önceki görüşmenin ses kaydını attım.
Gözlerimi etrafta gezdirip kontrol ettikten sonra geçmişi silip, telefonu tişörtüme sürttüm. tişörtümü kolunu uzatup avucuna aldıktan sonra telefonu öyle tutup adamın cebine geri koydum. Aramamdan sonra zaten şüphelenip kontrol etmeye geleceklerdi.
İşim bitince son bir kere tekrar etrafı kontrol edip kimsenin görüp görmediğine baktım. Zaten boş olan sokkata kimsenin dikkatini çekmiyordum.
⛓️
Eve yaklaşmışken köşede duran siyah lüks bir araba dikkatimi çekmişti, yürümeyi bırakıp, çatılan kaşlarım ile arabayı incelerken bu mahalleden olmadığına emin olmuştum.
Benim evimi gözetlediğine göre bana gelmişlerdi, babama gelmiş olsalar çoktan içeri girerlerdi çünkü.
Arkadan hızlı adımlarla arabanın yanına gidince camı tıklattım, gözlerim cam açılıp ta Onur beyi görünceye kadar etrafta dolanmış kimsenin burayı izleyip izlemediğine bakıyordum.
Aniden gördüğüm Onur bey afallamama neden olmuş olduğum yerde kalmıştım. Gözleri mavi gözlerimi yine esir almış birşey söylememi bekliyordu.
Arabanın kapısını açılınca kenara kaydım, arabadan inip kapıyı kapattı ve karşıma dikildi.
Mahçup ifadesi suçunu bilen çocuklar gibiydi. Ona gelmemesini defalarca söylememe rağmen yine neden gelmişti bu herif?
"Merhaba"
Dedi yumuşak sesiyle, benim ise kaşlarım çoktan çatılmış onu gördüğümden beridir öfkemi yüzüme yansıtmaktan çekinmiyordum.
"Adamlarını çevremde görmeyeceğim deyince sen mi geldin?"
Dedim sınırlı bir sesle, Mavi gözlerimi gözlerine dikmiş ayırmıyordum.
Anlamazca bana baktı sonra hatırlamış olacak ki nefes verir gibi güldü ve kafasını yere eğip olumsuzca iki yana salladı.
Kafasını kaldırıp gözlerime bakarken hâlâ gülümsüyordu.
"Hayır."
Bu kadar gevşek olmasından zaten nefret ediyorken gülmesi daha çok sinirimi bozmuştu. Yüzümü daha da gerip ona tepki vermeyince sonunda anlayıp ciddileşti. Boğazını temizleyip söze girdi.
"Restoranın kamera görüntülerini buldum"
Hâlâ bunun peşinde olması beni şaşırtmıştı. Ben bile istememişken niye uğraştığına anlam veremiyordum. Bende bakmayı planlıyordum ama yarına ertelemiştim. Şimdi benden önce bulmuştu. Tek kaşımı kaldırıp benden ne istediğini söylemesi için ona bakmaya devam ettim.
"Görüntüler şirkette, bende seni almaya geldim"
Kaşımı tekrar indirip düz yüz ifademi takındım.
"Gerek yok"
Nefesini burnundan sesli bir şekilde verip kısa süreliğine gözlerini arkama çevirdi ve hemen tekrar bana baktı.
"Oraya gitsen de sana görüntüleri vermeyeceklerini biliyoruz, bende var işte gel gidip bakalım"
Doğru söylüyordu ben gidersem bana görüntüleri vermeyeceklerdi, şimdi gidip bakmazsam daha sonra muhtmelen elde edemezdim ama, bu adamında peşimi bırakması gerekiyordu.
"Masal lütfen, hem ben sana birşey yapacağımı söyledim yalancı çıkarma beni"
İstediğini yapmadıkça peşimi bırakmayacağını biliyordum. Belki de işime gelmişken gidip görüntülere bakmalıydım.
"Tamam"
Dedim ifademi değiştirmeden. Gülümseyerek yüzüme bakmayı kesip arabanın etrafında dolaşmak için sağa doğru bı adım attı.
Önüne geçip ona soğuk bakışlarımdan gönderdikten sonra ilerleyip yan tarafa geçtim ve kapaiyi açıp arabaya bindim
Kapıyı açmasını istememiştim ondan kendince kibar olmaya çalışıp hemen atılıyordu herşeye. O da binip arabayı çalıştırınca yola koyulduk.
Şirkete gelince arabadan indim oda inince içeriye girdik çalışanların bakışları altında ilerleyip asansöre binince Onur bey 25. kata bastı. Asansörde bizimle birlikte iki kişi vardı onlar farklı katlarda inerken biz asansörde tek kalmıştık.
Kaşlarım herzamanki gibi çatıktı öyle de olması gerekiyordu çünkü böyle bir durumda normal kalamazdım. Asansör durunca indik, Onur bey önden gidip kendi odasına girince bende peşinden girdim.
Masasının yanına gidip bilgisayarı açtı, kapıyı kapatıp ben de masanın önüne gittim.
Bir süre bakıp tuşlara bastıktan sonra bilgisayarı bana doğru çevirdi oynatma tuşuna basınca bilgisayarın ekranına benim içeriye girdiğim kısım yansımıştı; adamın eline tekme atmam, sonra silahı yakalayıp şarjörünü çıkartmam hepsi görünüyordu.
Onur bey ileriye sarınca Aras içeriye girmişti onur beye göz ucuyla bakınca ellerini yumruk yaptığını gördüm oyalanmafan tekrar ekrana baktım:ben telefonumu alıp çıkınca Onur bey Aras'a birşey söyleyip arkamdan geliyordu.
Görüntü kararıp tekrara açılınca dış kapıyı gösterdi, ben çıkmıştım Onur bey arkamdan geliyordu,yanıma gelince bir süre konuşuyorduk, sonra ben gidiyordum benim ardımdan siyah bir araba çıkıyordu.
Kaşlarım daha da çatılmış diken üstünde gibi gerilmiştir, yavaş yavaş hatırlamaya başladığım görüntüler tekrar tekrar zihnimden geçiyordu.
Sonda peşimde gelen arabaya bakacaktım buradan gittikten sonra. Boş bilgisayar ekranından gözlerimi ayırıp Onur beye döndüm, oda bana bakmaya başlayınca.
"Görüntüleri bana at"
Dedim. Beklemeden eğilip bilgisayardaki flaşı çıkardı, sonrada bana uzattı. Ellerimizi değdirmeden flaşı aldım.
Flaşı avucuma alıp gözlerimi tekrar ona çıkardım. Gözlerimiz buluşunca konuşmaya başladı.
"Şimdi bana inandın mı?"
Birşey söylemeden gözlerine bakmaya devam ettim. Yüzündeki ifade: kendini beğenmişlikten çok "daha devamı var" der gibiydi ayrıca hâlâ tatmin olmamış gibi duruyordu.
Cevap vermeden arkamı dönüp ilerlemeye başladım, birkaç saniye sonra arkamdan Onur beyin de ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Kapıyı açmış tam çıkacakken duyduğum ses ile olduğum yerde kaldım.
"Onur bey"
özlerim yerde takılıp kalmışken kafamda aynı ses yankılanmaya başlamıştı.
"Alo. Cenk ne oldu?"
"Alo, alo Cenk"
Bu ses... bu gün telefonda konuştuğum kişiye çok benziyordu.
Gözlerimi kaldırıp karşımdaki kırklı yaşlarındaki adama çevirdim. Hafif beyaz saçları ve orta kikosu ile orta boylu biriydi.
O ise doğruca arkamdaki Onur beye bakıyordu. Onur bey yanıma gelmiş o da ona bakarken telefonumu yavaşça cebimden çıkartıp ses kaydetmeyi başlattım, Onur bey görmesin diye hemen ekranı kapatıp telefonu avucuma aldım ve kafamı karşıya çevirdim.
Kafamı kaldırır kaldırmaz bana bakan adamla göz göze gelince birden şaşırmış ama hemen eski halini almıştı.
"Mustafa bey siz çıkmadınız mı?"
Mustafa demişti değil mi? Bu kadar benzerlik fazlaydı. Eğer oysa bu da demek olyordu ki beni takip ettiren kişi yine Onur'du
Onur beyin sesi ile gözlerini benden çekip, Onur beye dönmüştü. Elindeki telefonu göstererek konuştu.
"Telefonumu unutmuşum, onu almaya geldim gidiyordum şimdi "
Yandan gördüğüm kadarıyla Onur bey kafasını olumlu anlamda sallamıştı Mustafa denilen herif de
"İyi geceler" deyip gitmişti. Arkasını dönüp yürüyen Mustafa'dan gözlerimi alıp yanımdaki Onur beye döndüm, beni farkedince oda kafasını bana çevirdi.
"Onur bey, bu Mustafa kim?"
Konuşmam bitince kaşları çatılmış vücudunu tamamen bana çevirmişti.
"Önce şu beyi kaldıralım. Dedi itiraz istemeyen bir sesle " Mustafa burada çalışan biri"
Ben de kaşlarımı çattım. Biz samimi falan değildik dolayısıyla "bey" kelimesi de ortadan kalkmayacaktı tabi beyliğini yitirmediği sürece.
Mustafa'ya gelirsek, burada sadece çalıştığını söylemişti, yani adamı değildi. Ki öyle olsa ona (bey) demezdi. Belki de bilerek öyle söylemişti.
Sinirle baktığım gözlerinden gözlerimi ayırıp döndüm ve yürümeye başladım. Asansöre binip, kapısı kapanınca telefonumu çıkartıp ses kaydını kapattım. Asansör durunca inip, seri adımlarla şirketten çıktım, gelen taxiyi durdurup bindim ve evin adresini verdim.
Eve gelince hemen odama çıktım, duş alıp üzerini giydim, çekmecemden aldığım bisküvi yerken emin olmak için telefonumdan ses kayıtlarını açtım ve sırayla dinledim.
Yanılmamıştım bu oydu, Onur yine peşimi bırakmamış bu sefer gerçekten sınırları zorlamıştı, çok beklemeden uyudum.
🍀
Sabah gözlerimi açınca önce biraz tavanla bakıştım, gözlerim aydınlığa alışınca yatakta doğruldum, bilincim yerine gelinceye kadar birkaç saniye oturmuş ardından kalkıp siyah bir kot üzerine ise kısa olmayan siyah bir swet tişört giydim. Düz olan saçlarımı tarayıp telefonumu ve flaşı alıp aşşağıya indim, beyaz sporlarımı da giyince hemen dışarıya çıktım.
Flaşı alıp getirdiğim bağlama ucu ile beraber telefonuma taktım. Videoyu açıp ileriye sardım, çıktıktan sonra arkamadan gelen araba gelince durdurup yakınlaştırdım. Etrafta çok ışık olmasına rağmen karanlıkta zar zor görünen plakayı okumak oldukça zordu.
"Sıktığı kişi gözü açık bir şekilde sırt üstü yere düştü ve kafasından yayılan kan ufak bir göl oluşturmaya başladı.
Katil silahı yere fırlattı.
Arabanın plakasına baktım: hafızama kazıyıp yüzümü ölen kişiye çevirdim. Ölen adamı tutan kişi yerdeki silahı alıp sırtına koydu, ikisi cesedi taşıyıp arabaya koydular ve tekerlekten gelen tiz sesle araba hızla ortadan kayboldu."
Bu plaka o gün gördüğüm arabanın plakasıydı, benimle ne alakası vardı o arabanın? O gün beni görmüş sonra da peşime takılmış olabilirler mıydı? Allah'ım! Herşey boka sarmış, bende ortada kalmıştım resmen. Her taşın altından başka birşey çıkıyordu.
Beni kimin hastaneye götürdüğünü bilmemem yetmiyormuş gibi peşime takılan bir adet Mustafa keşfetmiştim. Şimdi de bütün bunların üzerine cinayetine tanık olduğum biri benim peşımdeydi.
Videoyu telefona yollayıp, flaşı cebime koyunca yoluma devam ettim.
⛓️
Bir internet kafedeydim, merak ettiğim birkaç şey vardı. Arama motoruna ismimi yazmıştım ve karşıma birkaçtane hesap çıkınca resimlerden onu bulmuştum: Aras Kaya
Şimdi ise Google üzerinden adını yazmış kim olduğunu öğrenmeye çalışıyor hakkındaki haberleri okuyordum.
Magazin sayfalarında büyük başlıklarla verilen haberlerden biri dikkatimi çekince sayafaya girdim.
"KANLI holdingin tek varisi Aras Kanlı *** restorana girerken kameralarımıza yakalandı"
Haberin altındaki resme baktım: resimde arabasının önünden lokantanın kapısına doğru ilerliyordu, resmi yakınlaştırıp onun arabasını tarlasında duran arabaya baktım: oydu, bu o plakalı arabaydı.
Ben çıkarken o çıkmamıştı, onun arabası olamazdı zaten, o değilse muhtemelen korumalarındı. Onur değilse kalan tek ihtimal Aras oluyordu bende nasıl yaptığını anlamaya çalışıyordum.
Oyalanmadan cafeden çıktım. Hastaneye de uğramam gerekiyordu çünkü henüz birşey bulamamıştım tek çare orası kalmıştı.
⛓️
Hastane girince kapıdaki masada oturan kadının yanına gittim.
"Merhaba"
Dikkatini çekmek için konuştum.
Kafasını kaldırıp bana bakan kadın gülümseyerek sordu.
"Merhaba. Size nasıl yardımcı olabilirim"
Gülümsemesem de ifademi çok sert tutmamaya dikkat ediyordum.
"Ben burada cüzdanımı unutmuşum da. Kayıp eşyaların içinde bulamadım."
Biraz duraksayıp devam ettim
"Benim için çok önemli, kameralara bakabilir miyiz?"
Kadın biraz duraksayıp etrafına bakındıktan sonra ayakalanıp yanıma geldi.
"Tabi hanfendi buyrun lütfen"
Eliyle gösterdiği yöne doğru ilerledik, üst kata çıkıp siyah kapılı bir odaya girdik, kadın masadaki adamla konuşmaya başladı.
"Bu hanfendi cüzdanını kaybetmiş bi kayıtlara bakalım"
Adam kafasını kaldırıp bana baktı.
"Hangi tarih"
"....."
Hastaneye geldiğim tarihi söylediğimde adam bilgisayara birşeyler yazmaya başladı, kadında çıkmıştı. Bilgisayarla işi bitince görüntüleri açıp bana çevirdi.
Eğilip dikkatle ekrana baktım.
Birinin kucağında, arkası dönük ilerliyorduk. Yüzünü görebilmek için
"Biraz geri sarar mısınız"
Dedim, fare ile geriye sardı, evet burada yüzü görünüyordu. Biraz eğilip gözlerimi kıstım bu Aras'tı.
Ben baygın bir şekilde Aras'ın kucağındayken o hızlı adımlarla acil kısmına yürüyordu.
Elimi başıma götürüp inledim. Masadaki adam bana bakınca yüzümü buruşturdum ve şakaklarımda parmaklarımı gezdirdim.
"Başım çok dönüyor bana bir su getirirmisiniz?"
Adam endişeyle ayağa kalkıp çıktı, hemen cebimdeki flaşı alıp bilgisayara taktım ve kopyalamaya başladım.
(Veri kopyalanıyor)
(Veri kopyalandı)
Flaşı çıkartıp aynı yerime geçtim, çok geçmeden adam içeri girince elindeki suyu bana uzattı, elinden aldım.
Küçük bir yudum aldıktan sonra
"Teşekkür ederim. yok, düşürmemişim iyi günler"
Diyip odadan çıktım. Kapıyı arkamdan kapatıp aşşağıya indim, elimdeki suyu danışman masasına bırakıp dışarıya çıktım. Gelen taxiye binip Kaya holdingin adını verdim.
Öncesinde ne olmuş olusra olsun sonuç olarak Aras Kanlı benim hayatımı kurtarmıştı, ona bir can borcum vardı.
🍀
Taksiden inince şirkete girdim giriş katındaki danışman masasında oturan kızın yanına gittim.
"Aras Kanlı kaçıncı katta?"
Kaşlarım çatıktı, ve oldukça gergindim, bula bula bu adam beni kurtarmıştı. o saatte ne işim varsa benim onun yanında yetmiyormuş gibi ağrımım olduğu güne denk gelmişti.
Zaten hatırlamıyorum birde bu gizem çıkmıştı ortaya.
"30. Kat"
Arkamı dönüp asansöre bindim, açılınca 30 a bastım. Benimle birlikte bir kız birde erkek vardı. Kız siyah kalem etek üzerine de beyaz bir büstiyer giymişti, erkekte buradaki erkeklerin hepsi gibi siyah takım elbise giymişti.
Onlar inince asansörde yine tek kalmıştım. Ellerimi yumruk yapmış sakinleşmeme yardımcı olur umuduyla sıkıp sıkıp gevşetiyordum.
Asansör durunca kapı açıldı, dışarı çıkınca derin bir nefes aldım. kapıların üzerinden isimlere bakarken ARAS KANLI yazısını görünce o tarafa ilerledim. burada bir asistan olması gerekmiyor muydu? niye boştu bu masa?
Kapının önüne gelince kapıyı tıklattım "gir" sesini duyunca içeriye girdim. İçeri girince koltuğunda oturmuş masadaki dosyayı okuyan Aras'ı gördüm.
Kafasını kaldırdı, gözleri mavi gözlerimle buluşunca birkaç saniye baktı gözlerime sonra elindeki dosyaları masaya bırakıp arkasına yaslandı.
Eline aldığı kalemi dudaklarının yakınına götürürken, rahat tavrı ve sakin duruşuyla konuştu.
"Masal taşkın"
Sakince, ve gür sesiyle ismimi söyledikten sonra duraksadı, bir süre sonra gözlerini benden ayırmadan konuştu
"Niye buradasın?"
Sesindeki tını değişikti, çok şaşırmış gibi görünmüyordu ama normal de karşılamıyordu.
Yavaşça masasının yakınına gittim, önünde durunca tek kaşını soru sorarcasına kaldırmıştı, dik duruşumu bozmadan konuştum.
"Beni kurtaran senmişsin"
Gözlerine bakarak söylediğim sözlerim bitince ifadesini hiç değiştirmemiş, kaşını indirmeden tekrar konuşmuştu.
"Nereden çıkarttın?"
Yüzünü süzdüm, ifadesi çök düzdü ve ne düşündüğünü anlayamıyordum, gerçekten çok iyi saklıyordu.
Ceketimin cebinden falaşı çıkartıp masaya, onun önüne doğru ittim. Bakışları önce flaşı sonra beni buldu çok soğuk bakıyordu: benim gibi...
Yavaşça yaslandığı yerden doğrultup falaşı aldı, bilgisayara takıp birkaç kes tuşlara bastıktan sonra videoyu açtı.
"Benden sonra çıkan araç senin adamlarına ait"
Dedim o ise: Kaşlarını çatmış videoyu izliyordu, sinirlendiği gerilen çehresinden belli oluyordu. Video bir diğer kısma geçtiğine dair ses çıkartınca bir süre daha baktı sonra video bitmiş olmalı ki bakışlarını bana çevirdi.
Şimdi tek kaşını kaldırma sırası bendeydi: Derin bir nefes almış kararlılıkla direkt gözlerine bakıyordum.
"Benden birşey iste"
Dedim beklemeden. Benden herşeyi isteyebilirdi ama ben ne isterse istesin yapacağımı biliyordum.
Kaşlarını çattı, bir süre bakışları yüzümde dolaştı. Bu sessizliği hiç sevmemiştim
"Hayatını kurtarmama karşılık senden birşey ismemi mi istiyorsun?"
•••
Oy vermeden geçmeyelim