İçeriğe geç

TEPKİSİZ

Bölüm 5 · 6 dk okuma

TEPKİSİZ

Bölüm 5

5 AMELYAT

Göz kapaklarımın üzerinde tonlarca ağırlık varmış gibi hissediyorum, şuan o kadar ağırlardı ki kaldırmak benim için işkence gibiydi.

Hiç açmamak öylece kalmak istiyordum. Üzerimden tam anlamıyla kamyon geçmiş gibi hissediyordum. Heryerim ağrıyor ve inanılmaz bir bütün oluşturuyorlardı

Yavaş yavaş gözlerimi açıp

bulanıklığını gidermek için birkaç kere kırptım. Göz zarımın üzerinde bir katman varmış gibi görüşümü bulanıklaştırıyordu.

Sonunda netleşen gözlerim beyaz tavan ile buluşmuştu.

Birden bire gözüme yansıyan beyaz tavan gözlerimin yanmasına sebep olsada biraz bekledim. Bilincim yavaş yavaş açılmaya başlamıştı. Sonunda

gözlerimi boş tavandan ayırıp başımı yana çeviridim, hayati fonksiyonlarımı ilk defa yapıyormuş gibi geliyordu uzun bir uykudan uyanmış hissi alışık olduğum birşeyi tabi ama yinede yorgun uyanmak hiç güzel değildi.

Gözlerimi etrafta gezdirdim; krem renginde bir tane tekli, bir tane de ikili koltuk vardı. Hemen sedyenin yanında yemek masası, onun yanında ise ikili çekmece vardı. Büyük koltuğun yanında ise gardrop.

Bir hastane odasındaydım. Vücudum uyuşuk, ve sanki heryerime iğne batıyormuş gibi hissediyordum.

Sağ tarafdaki askıdan elimin sırtına inen bir serum takılıydı. Üzerime beyaz bir örtü örtülmüş ve geniş kıyafetlerden anladığım kadarıyla hastane önlüğü giyoyordum.

Kapının açılması sesi geldi, ardından da ayakkabının yere sürtünme sesi. Yavaş yavaş yaklaşan sesler sonunda baş ucumda son bulunca yavaşça kafamı o tarafa çeviridim.

"Günaydın Masala hanım"

Yeşil önlüklü, orta yaşlarda, örgü saçlı,beyaz tenli bir hemşireydi.

Kuruyan boğazım yutkundukça yırtılacakmış gibi hissettiriyorken konuşmak zor geliyordu.

"Merak etmeyin şuan hastanedesiniz bende bakımınızdan sorumlu hemşireyim"

Gözlerimi gözlerine çıkardım, kahverengi gözlerinin içi gülümseyerek bakıyordu bana.

Boş boş hemşireye bakmaya devam ettim, önlüğünün cebinden çıkardığı telefona tuşlayıp kulağına görürdü, o sırada yatağın etrafından dolaşıp serumun yanına geldi.

" Hocam 1210 nolu odadaki hasta uyandı "

Karşı tarafın cevap vermesini bekledikten sonra telefonu kulağında indirip kapattı ve tekrar cebine koydu.

Bitmek üzere olan serumu çıkartıp muhtemelen yanında getirdiği ve benim yeni fark ettiğim masanın üzerindeki serumu taktı.

Hemşire çıkardığı serumu eline alıp tekrar ayak ucundaki masanın yanına gitti, üzerindeki kırımızı dosyayı açıp birşeyler yazdıktan sonra tekrar eski serumu Aline aldım baş ucumda dikilmeye başladı.

Kapı açılıp içeri doktor girince o taraf bakıp doğruca gözlerime bakan doktrota karşılık verdim.

Mavi önlüğü onun üzerine de beyaz doktor önlüğünü giymişti, kısa kesim saçları ve sakalsız yüzü ile orta yaşlarda bir erkek doktordu.

Başucuma gelince konuşmaya başladı

"Geçmiş olsun masal hanım, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"

Gözlerimi tekrar gözlerine çıkardım. Konuşamayacağımı bildiğim için kendimi zorlayarak kafamı olumlu anlamda salladım.

Bu tepkime karşı gülümseyen doktor elini önlüğünün cebine uzattı ve kalem şeklindeki ışığı çıkardı.

"Odakta sorun yok gibi duruyor ama yine de bir kontrol edelim"

Eğilip iki parmağı ile gözümü açınca elindeki ışığı gözüme tuttu, ikisine de aynı şeyi hızlıca yaptıktan sonra gözlerim kamaşmıştı.

"Evet, gayet iyi dik dik bakabilirsiniz artık"

Söylediklerini anlamak için biraz bekledim kimseye dik dik bakmamıştım ben, üstelik daha onu düşünecek vaktim de olmamıştı.

İlerleyip kırmızı dosyayı eline aldı ve sayfaları çevirerek inceledi, ardından dosyayı kapatıp eski yerine koyarken yüzü biraz gerilmiş gülen ifadesi yerini ciddiyete bırakmıştı.

Gözlerini gözlerime çıkardı tekrar ve konuşmaya başladı:

"Masal hanım, buraya geldiğinizde basit tabiriyle: iç organlarınızda bazı yaralar vardı. Üstelik genelde sert darbe sonucu oluşan bu yaralar birden fazlaydı. Bu nedenle iç kanama geçiriyordunuz."

Dudaklarıni birbirine bastıran doktor tepki vermemi bekledi. Aynı şekilde ona bakmaya devam edince vazgeçmiş tekrar konuşmaya girmişti.

"Başarılı iki ameliyat geçirdiniz. Kanama durdu ama iki kere olduğu için uyanmanız biraz zaman aldı.

Biraz duraksayıp nefes aldı, ardından ikna etmeye çabaladığını belli eden bir ses tonuyla konuştu

"Tıbbi geçmişiniz oldukça kalabalık, defalarca darp tedavisi görmüşsünüz." Durdu ve biraz soluklandı, kendini söyleyeceği şeye hazırlıyordu "Masal hanım şiddet mi görüyorsunuz?"

Zihnim zaten çok kalabalıktı, ne olduğunu ben bile hatırlamıyordum. Doktora ne cevap vereceğimi düşündüm.

Evet böyle şeylere normalde alışıktım ancak şuan zihnim uşuktu, ne düşündüğümü bile bilmiyordum.

Kapı sesi geldi, iki kere kapıyı tıklatan kişi biraz bekledikten sonra yavaşça kapı açıldı.

Açılan kapıdan Onur beyin silüeti gördünü. Peki bu adamın burada ne işi vardı şimdi? Burada olduğumu nereden biliyordu? Yoksa hâlâ beni mi takip ediyordu?

Bu konuda gayet net konuşmuştum ve şuan burada olması aşırı canımı sıkıyordu. Neden bir kere söyleyince anlamıyordu bu herif

Arkasına dönüp içeri giren Onur beye baktı doktor, ardından kuşkulu gözlerini tekrara bana yöneltip tebessüm etti, elindeki dosyayı bırakıp konuştu.

"Hastayı çok yormayalım. Tekrardan geçmiş olsun ben yanınıza uğrayacağım."

Tepki vermeden odadan çıkan doktor ve hemşireyi izledim. İkisi de odadan çıkıp ardından kapıyı kapattılar. Odaya girdiğinden beri ilk defa gözlerimi Onur'un gözlerine çeviridim.

Ayak ucumun biraz ilerisinde durmuş anlamlandıramadığım bir ifade ile bana bakıyordu.

Herzamanki gibi siyah takım elbisesi kusursuz bir şekilde üzerinde duruyordu. Omuzları dik, yüz ifadesi ise düm düzdü.

Endişeli miydi? Yada sorguluyor muydu? Gözlerindeki ifadeyi bir türlü anlamıyordum.

Sonunda onu anlamaya çalışmaktan vazgeçip gözlerimi üzerinden çektim.

O sırada o da boğazını temizleyip söze girdi" Geçmiş olsun" sesini temizlediği için pürüzsüz çıkmıştı ancak ses tonundaki o tınıyı yakalamıştım.

Şuan burada olması o kadar saçmaydı ki. İnsan tanımadığı biri ile bir kere çalıştı diye, neden geçmiş olsuna giderdi ki?. Çok anlamasız ve bence aşırı gereksizdi aramızda öyle bir yakınlık yoktu.

Ben onun amacını da anlamamıştım zaten, benden ne istediğini bulmam lazımdı, artık gerçekten canımı sıkıyordu.

Konuşmadan yalnızca kafamı hafifçe salladım. Bu kadar uyuşmuş olmasam kaşlarımı çatardım ama şuan o da pek mümkün durmuyordu.

"Nasılsınız? Çok ağrınız var mı?"

Gözleri hiç düz bakmıyordu ve ben bundan nefret ediyordum, hiçbirşey ifade etmemesi gereken biri neden bu kadar anlamlı bakıp saçma sapan hallere girerdi.

Nezakete gerek duymadan cevap vermeyip yüzüne bakmaya devam ettim.

O sırada kapı tıkladıktan sonra açılmış elinde metal bir tepsi ile, önlüklü bir hemşire içeri girmişti.

"Geçmiş olsun, ağrılarınız için siz ilaç yapmaya geldim.

Gözlerimi kendisine çevirdiğim hemşire cevap veremeyişime gülümseyerek karşılık verip, başucumdaki masaya doğru ilerledi.

Elinden bıraktığı tepsinin içinden iğneye, küçük tüplerdeki ilaçları doldururken kafamı çevirip Onur'a baktım, anında gözlerimi bulan gözleri beni izlediğini belli ediyordu.

Elindeki iğneyi seruma ekleyen hemşire işini bitirince tepsiyi eline aldı.

"İlaç birazdan etkisini gösterecektir direnmeyin.Tekrardan geçmiş olsun"

Sözünü bitirdikten sonra odadan çıktı.

Hemşirenin ardından Onur da bozulduğunu belli etmemeye çalışarak çıktı. Bir süre sonra ilacın etkisi ile uykuya dalmıştım

🍀

Son olarak siyah tişörtümü üzerime geçirdim. Yaklaşık bir haftadır kaldığım hastanenin banyosunda çıkmak için üzerimi giyiniyordum.

Bu gün doktorla konuşmuştum ve sonunda dinlenmek şartı ile taburcu olmama izin vermişti.

Saçlarımı elimle düzeltirken elime tekrar su döküp odadan çıktım. Işlemler sabah attığım son imzalarla bitmişti.

Elimde reçete ile dışarıya çıktım, yanımda para,telefon,hiçbirşey yoktu o yüzden yürüyerek eve gitmem gerekiyordu.

⛓️

Evin bahçesine girince ilerleyip kapının önüne geldim. kenarda duran tuğlanın içinden anahtarı alıp kapıyı açtım.

Babam tabiki evde değildi. O bu saatlerde kahvede olurdu: tıpkı tüm saatlerde olduğu gibi. Kapayı kapatıp hemen odama girdim dikişlerim çok acıyordu. Dolaptan geniş bir sweet tişört aldım altınada da düşük bel bir eşofman. Zira dikişlerimi sıkmasını istemiyordum banyoya girince hemen üzerimdekileri çıkarttım ve kendimi soğuk suyun altına bıraktım.

Onca gün hastaneden sonra yaşadığım en güzel şey olabilirdi. Soğuk su biraz olsun ağrımı unutturmuş, hastane kokusunun üzerimden gitmesinin rahatlığını yaşıyordum.

Uyandığım ilk gün tekrar uyumuş diğer gün anca kalabilmiştim. Bilincim anca yerine gelmiş, kafamdaki sis bulutu dağılmıştı, dusunebildiğim andan itibaren aklımda dönüp dolaşan büyük bir soru var dı: beni hastaneye kim getirmişti?

Kendimi o kadar zorlamama rağmen onca gün düşünmenin ardından hatırladığım tek şey: en son Onur Bey'in yanına gittiğim olmuştu.

Kendim gelmediğime göre muhtemelen beni o getirmişti. Yanına gittiğimde bayılmış veya darbe falan almış olmalıydım. En son birinin masaya düşüşü geliyordu gözümün önüne, kiminle olduğunu bilmediğim biriyle dövüşmüş, darbe almıştım sanırım.

Ne olduğunu öğrenmem için Onur Bey'in yanına gitmem gerekiyordu. O gün ne olduğunu sorup eğer o ise gereğini yapmam gerekiyordu.

Düşüncelerimle beraber bol kanamalı bir duştan sonra üzerimi giyip banyodan çıktım, odama girip yatağın üzerine oturunca yatağımın hemen yanındaki çekmecenin üzerindeki telefonumu gördüm. Uzanıp telefonumu elime aldım.

Ekranı açıp şarjını kontrol ettikten sonra, kabını çıkardım: içindeki para duruyordu. Telefonu cebime koyup ayağa kalktım, saçlarımı tarayıp kartımı da telefonumun kabına koydum ve sporumu giyip dışarıya çıktım.

Gitmem gereken bir şirket vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.