İçeriğe geç

TEPKİSİZ

Bölüm 4 · 12 dk okuma

TEPKİSİZ

Bölüm 4

4:ONUR

Adrese gelince parayı verip arabadan indim ve ehliyetimi almak için test yerine girdim.

...

Ehliyet aldıktan sonra geçte olsa Onur beyin yanına gitmeye karar vermiş yola koyulmuştum şimdi ise adreste olan lokantaya girmek üzereyim.

Kapıyı açıp içeriye girdim, üst katın merdivenlerini çıktım. Yukarıya çıkınca cam tarafında oturan Onur beyi ve yanında ayakta dikilen iki adamı gördüm. Olduğum yerde durup onlara baktım.

Bu işte bir gariplik vardı. Bir dakika biri ona silah mı doğrultmuştu?

Onur bey oturduğu sandalyede yan dönmüş, diğeri ise masaya biraz uzaklıkta durup kolunu uzatmış, silahı Onur beye doğrultumuştu.

Son basamağı çıkıp hızla onlara doğru ilerledim, beni fark eden Onur beyin gözleri şaşkınlıkla açılırken silahı tutan kişi tereddütle kafasını bu tarafa çevirmeye başladı.

Bana dönmesine izin vermeden arada mesafe bırakıp, hızla silahı tuttuğu eline tekme attım, tekmeyle yukarıya fırlayan silahı elimi uzatarak yere düşmeden yakaladım. Ağır metalin soğuk kabzası elimde dururken bakışlarımı adama çevirdim.

Afallamış, olduğu yerde öylece donmuş bana bakıyordu. Gözümü ondan ayırmadan silahın şarjörünü açmak için küçük siyah düğmeye bastım. Şarjör çıkardığı "tak" sesiyle beraber yuvasından ayrılıp fayansın üzerine düştü, yere dağılan mermiler ufak çaplı bir ses kirliliği yapmıştı. Beklmeden silahı da yere fırlattım.

Herifin gözlerindeki afallama yerini yavaş yavaş öfkeye bırakırken kafasını iki yana sallayak sirkelendi. Kendini düzelttip elini vurmak için bana doğru uzatınca elini tutup çevirdim o elini çevirdiğim yöne doğru eğilirken aynı şekilde bacağımı kendime çekerek karnına tekme attım. İterek tekme atarken bıraktığım eli ile geriye doğru gidip masaya çarptı ve yere düştü.

Hareket ettikçe sürtünen kumaşlardan çıkan ses kesilip yerini nefes nefese kalan benim sesime bırakmıştı.

Kendimi düzeltip gözlerimi yerdekinden ayırıp Onur beye baktım. Ayağa kalkmış olduğu yerde buraya bakıyordu. Gözleri afalladığını, çatılan kaşları ise şaşkınlığını belli ediyordu. Elleri yumruk olmuş iki bacağını hafif açık bırakarak dik bir şekilde duruyordu.

Gözlerini yerdekinden kaldırıp bana çıkardı, mavi gözlerim, siyaha yakın kahve gözlerine odaklanmış ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordum.

Kim di bu adam? Restorantda kafasına silah dayatacak ne yapmıştı? Madem böyle biriydi niye kendini korumuyordu ki?

Yumruk olan ellerini açıp cebinden telefonunu çıkardı, ekrana iki kere tıklayıp kulağına koydu gözleri yerdeki adam ile benim aramda mekik dokurken biraz bekleyip konuştu.

"Buraya gel!"

Sesi: sert ve soğuk çıkmıştı ilk gün gördüğüm kibar adam şuan uyuyor gibiydi.

Çok geçmeden ayak sesleri gelmeye başlamıştı. Kafamı hafif çevirip arkama baktım: iki tane takım elbiseli iri yarı adam buraya doğru geliyordu. Hızlı adımları ve telaşlı yüz ifadeleriyle ne kadar gergin oldukları zaten belliydi.

Yanımıza gelip gözleri yerdeki adamı bulunca nasıl korktuklarına an be an şahit olmuştum.

Önde ilikledikleri sihay ceklerinin düğmesi, öne eğdikleri başları ve mesafeli duruşları saygıdan mıydı, yoksa korkudan mıydı bilmiyorum ama bu bu herifte bir halt olduğu kesindi.

"Götürün şunu" Onur, önünde duran iki adamına bakarken adeta gözlerinden ateş fışkırıyordu. Öfkesi itlerine miydi yoksa başına silah dayatana mıydı anlamamıştım

Benim merak ettiğim evinde davetler veren koca holding sahibi Onur Toprak' ın başına silah dayatacak kadar kimin cesareti olduğuydu.

Tamam zenginlerin başı her zaman belada olurdu ama bu adamın da elinin boş olmadığı anlaşılıyordu. İki gün önce tanıdığı kişinin peşine adam takıp önünü kesebiliyor ve kim olduğunu bilmeden peşinden gidebiliyorsa o kadar da küçük bir düşman değildi.

Kim olduğunu araştırmamıştım iş dışında. Ama aptal olmayan herkes bunları bakarak da anlayabilir di.

Adamlar kafalarını sallayıp hemen ilerdeki masanın dibine düşen herifin yanına gittiler. Birkaç adım geri gidip bana çarpmalarını engellemiştim.

Bu arada tişörtümün kolu kandan ıslanmış dikişlerim muhtemelen açılmıştı.

Kollarından tutup baygın halde yatan herifi sürükleyerek merdivenlere götürdüler. Birkaç basamak sornra görünmeyen adamlardan gözlerimi alıp Onur'a çevirdim.

Kafamı çevirmemle zaten bende olan gözleri gözlerime çıkmıştı. Sorgulayıcı bakışları rahatsızlık verirken gerilmeden bunun bitmesini bekliyordum.

"Böyle geç"

Diyerek önündeki sandalyeyi gösterdi. Gözlerimi gözlerinden çekip eliyle işaret ettiği sandalyeyi bulunca uzatmadan ilerleyip oturdum.

Benim oturmamla o da az önce oturduğu yere geçip oturdu.

Şüpheyle bakan gözleri yerini sakinliğe bırakırken yüzüne herzamanki gülüşünü eklemişti.

" Bu olay için özür dilerim, beni kurtardığınız için de teşekkürler"

Mahçup birşekilde konuşmuş ellerini masanın üzerinde birleştirmişti.

"Sizden hemen önce gelmişti ben daha birşey yapmadan siz geldiniz böyle birşeyle karşılaşmanızı istemezdim üzgünüm.

Kafamı önemli değil der gibi salladım ve gözlerimi ondan çekip etrafta gezdirdim. Kırmızının hakim olduğu katta; beyaz maslar kırmızı örtüler ile süslenmiş, üzerlerine zarif bir çiçek konulmuştu, aynı şekilde kırmızı perdeler beyaz süsleri ile kenarda bağlanmış deniz manzarasını gözler önüne seriyordu.

Ferah alan küçük avizeler ile aydınlatılıyor, abartıdan kaçmış ama çokta sade olmayan bir görüntü veriyordu.

Tekrar ona döndüm: gözlerime anlamlandıramadığım bir ifade ile bakıyordu çözemediğim herşeyden nefret ediyordum ve böyle bakmasının bi anlamı yoktu.

Soğuk bakışlarım üzerine gözlerindeki ifade yavaş yavaş silindi kafasını eğip masanın üzerinde duran menüyü eline aldı.

Deri kaplamayı kaldırıp içindekilere göz gezdirirken aynı zamanda benimle konuştu

"Ne yersin?"

Gerçekten gevşek biriydi. Sağ ayağımın parmak ucuyla bacağımı titrerirken sakin kalmaya çalışıyordum.

"Yemek yemeye gelmedim buraya "

Sesime yansıyan öfkeyi hissetmiş olmalıydı ki kafasını kaldırdığında kaşları çatılmıştı.

Yüzüme bir iki saniye öylece baktıktan sonra hemen ifadesini düzeltip elindeki menüyü kapattı ve kenara itti.

"Pekâlâ. Yemek yemek için buraya çağırmıştım ama madem istemiyorsunuz yemeği başka zamana erteleyelim ve konumuza geleyim"

Duyduklarım kulaklarımdan beynime doğru sinir dalgaları yayarken kafamı eğip elimi saçlarımdan geçirdim. Köklerini çekerek arkaya attığım saçlarımı bırakıp ayağa kalktım.

Hızla kalkınca geriye giden sandalye oldukça gürültü çıkarmıştı. Gözlerimi ondan ayırmadan masadaki telefonumu aldım.

"İtlerini peşimden çek!"

Sesimin sert çıkmasına dikkat ederek konuştum. Göz temasını kesmeden soğuk mavilerimi öfkeyle ona diktim.

Benim gibi hızla ayağa kalktı, hala yumuşak bir ifadesi vardı. Arkamı dönmüş gidecekken gördüklerimle olduğum yerde kaldım.

Aras merdivenlerin yanından kaslarını çatmış, yavaş adımlarla bize doğru geliyordu.

Göz ucuyla gördüğüm kadarıyla bana dönük olan Onur ona dönmüş kaşları çatılmıştı.

Olduğum yerde durup buraya gelişini izledim. Siyah takım elbisesinin altına giydiği sihay gömlekten bile gerildiği belli oluyordu. Zira gömlek yapılı bedenine ikinci bir ten gibi yapışmış, gerilmekten onu sıkıyor olmalıydı.

Biraz ilerimde Onur'un önünde durdu ve bana dönük olan kafasını Onur'a çeviridi.

Mavi gözlerinin ateş saçtığını söylemiş miydim? Su rengindeki bir gözün ateşi andırması ne kadar mümkündü bilmiyorum ama en azından gevşek biri değildi.

Onur'a baktım. İlk defa bu kadar sinirlendiğini görüyordum. Elleri iki yanında yumruk olmuş, çenesini sıkmaktan şakaklarında şişiklik oluşmuştu, gözleri ilk defa bu kadar öfkeli baksa da Aras'ın ki kadar değildi.

Az önce bile bu kadar sinirlenmeyen adamı görür görmez bu kadar sinirlendirecek ne yapmıştı bu herif?

"Aras! Dedi uyarır gibi sesi çok soğuk çıkmıştı.

"Senin işini sonra göreceğim, şimdi git buradan"

Sesindeki tehdidi hisseden tek kişi ben değildim ama bunun Aras'ın umrunda olduğu pek söylenemezdi çünkü hiç korkmuş gibi durmuyor aksine gözlerinin rengi öfkeden koyulaşıyordu.

İki yanında duran ellerini cebine koyarken kaşları itina ile havaya kalmış gözleri kısa bir an bana değişti.

Kim olduğumu sorguladığı belliydi ama ona kimsenin açıklama yapmayacağını da biliyorduk.

"İşimi göreceksin?" Dedi dalga geçer gibi. Gülmemişti ama gerginliğini çok iyi saklıyor ve Çok rahat duruyordu.

Gevşek değil mi demiştim ben? Sözümü geri alıyorum, o Gördüklerimin hepsinden daha rahattı.

Bir adım atıp Onur'a yaklaştı. karşısında ondan birkaç santim uzun olan boyuyla, ve yapılı bedeni ile oldukça kendinden emin duruyordu.

Her ne kadar güçlü olduğunu yüzüne bakarak bile anlayabilecek olsak da, Onur beyin ondan korkmadığı: lafını esirgememesinden belli oluyordu

"Şoförü ortadan kaldırmışsın b-"

Aras konuşurken devamını beklemeyip merdivenlere doğru ilerledim.

Ne konuştuklarını bile bilmeden neden hâlâ orada dikiliyorum ki zaten.

Ahh gerçekten bazen salak olduğumu düşünüyorum.

Merdivenlerden seri adımlarla inip geldiğim yoldan geri döndüm ve mekanın büyük kapısında dışarı çıktım.

Ben daha girişteki iki küçük basamağa gelmeden arkamdan Onur seslendi.

"Masal! Bekle"

İleriye atacağım ayağımı geri çekip yerimde durdum. Ne söyleyecekse şimdi söylesin ve peşimden bir daha gelmesin istiyordum.

Arkamı dönüp hızlı adımlarla buraya gelen Onur'a baktım. Yanıma gelip önümde durunca gözleri hemen gözlerime sabitlenmiş endişeli sesi ile beklemeden konuşmuştu.

"Konuşamadık. Baş-"

Gerçekten hâlâ burada mıydı bu? Tekrar saçmalamasına izin vermeden araya giridim.

"Hayır konuştuk. Adamlarını benden uzak tutacaksın."

Kesin bir dille noktayı koymuştum. Kendini açıklayamamanın getirdiği çaresizlik ifadesi yüzüne yerleşmişti.

Umursamadan arkamı döndüm ve ileride gördüğüm boş taksiye doğru ilerledim.

⛓️

Eski evlerle dolu mahallemize girince ücreti ödeyip taksiden indim. Evin biraz ilerisinde inmiştim. Sarı araba yavaşça gözden kaybolurken tek tük sokak lambasının aydınlattığı yolda yürüyüp evimin önünde geldim.

Eskimiş ve dökülmüş boyasıyla terk edilmiş gibi dursa da içerisi yaşanmayacak gibi değildi. Paslı bahçe kapısını itip taşların üzerinde yürüdüm ve metal kapının önüne geldim.

Cebimdeki anahtarı çıkartıp kapıyı açtıktan sonra alkol kokusu anında yüzüme çarpmıştı.

Gecenin ayazının berberinde getirdiği güzel havayı bile dağıtan keskin alkol bütün evi sarmıştı.

Kapıyı daha çok itip içeri girdim. Babam Işıkların açık olduğu salondaki; eski nasırlı koltukta uzanmış, televizyon izliyordu.

Daha merdivenlere ulaşmadan yerinden kalkan babam bana bakarak konuşmuştu.

"Ooooo" dedi uzatarak sarhoş olduğu belliydi.

"Masal hanım gelmiş. Benimde elim kaşınıyordu"

Sakin kalmak adına derin bir nefes aldım ve ifadesiz gözlerimi ona çevirdim.

Üzerinde düğmeleri açık olan kareli bir gömlek, onun altından rengi beyazdan sarıya dönmüş eski bir atlet vardı.

Her zaman giydiği dzleri çıkmış kahverengi pantolonunu siyah bir kemer ile zayıf bedenine tutturmuş, yırtık çorapları ile tam olarak bir sokak serserilerini andırıyordu.

Mavi gözlerimden herzamanki gibi gözlerini kaçırmış ve yayvan adımlar ile yanıma gelmişti.

Hiç beklemeden yüzüme yumruğunu geçirince yüzüm hafiften diğer tarafa dönmüş salık saçlarım gözlerimin önüne gelmişti.

Tuttuğu saçlarımla beni kendine doğru çekip yere attı, dengemi kaybedip yere düşünce hiç beklemeden yanıma gelmiş karnıma sert bir tekme atmıştı.

Birden attığı tekme ile istemsizce elim karnıma gitmiş öne doğru eğilmiştim. Ardarda karnıma attığı sert tekmelerini tepki vermeden büyümesini bekledim.

Evet isteseydim onu durdurabilirdim ama istemiyordum. Canım açıldıkça bir nebze olsun içim rahatlıyordu, çektiğim vicdan azabı yükünü omuzumdan biraz daha indiriyordu.

Biliyordum bu azap hicbir zaman bitmezdi ama en azından acısına ortak olarak biraz içini rahatlatabilirdim.

Tekmelerini kesip yukardan nefes nefese kalan bana baktı nefretle. Gözlerindeki nefret o kadar çoktu ki onun bir insan olduğundan bile şüphe ediyordum.

"Şimdi s*k*t*r git "

Dikildiği yerden ayrılıp kalktığı koltuğa geri uzanırken o da nefes nefese kalmış zayıf bedeni öne doğru eğilmişti.

Karnımdaki ağrı o kadar şiddetliydi ki hareket etmek bile bana ölüm sancısı gibi geliyordu.

Karnıma götürdüğüm elimi yere koyo destek aldım ve doğruldum. Ötürü pozisyona gelince tekrar derin bir sancı gelmişti.

Dişlerimi birbine bastırıp ses çıkarmadım. Diğer elimi de yere koyup destek alarak doğruldum.

Sancıdan dolayı dik bile duramıyordum. Etrafa bakmadan direkt kapıya İlerleyip kulpu indirdim ve dışarı çıktım. Serin hava bedenime çarparken bile karnımın ağrısı artıyordu.

Küçük adımlar ile ilerleyip bahçe kapısına tutundum . Ne kadar alışık olursam olayım şiddetli kasılmalar dayanılarak gibi değildi.

Bu her zaman olmazdı bu sefer daha derin ağrıyordu. Ağzıma gelen metalik tat ile öksürmeye başladım.

Yere eğilerek öksürürken yerdeki kanı gördüm. Lanet olsun kan kusuyordum ve bu tattan nefret ediyorum.

Kapıyı itip açtıktan sonra doğrulup bahçeden çıktım. Yavaş adımlarla herzamanki yerime doğru ilerlemeye başladım.

Az ışıklanma olduğu için etraf net görünmüyordu, benden başka kimse de yoktu gecenin bu saatinde dışarda.

İlerden bir araba sesi geldi. Ben daha kafamı kaldırıp bakamadan. Ani frenle siyah bir araç birden bire önümde durdu. Büktüğüm belimi doğrultup elimi karnımdan çektim.

Siyah araç tekerleklerin tiz çığlık sesi ile beraber önümde yan birşekilde durmuş, durduğu gibi de iki kişi araçtan inmişti.

Afllamayla olduğum yerde öylece kalmış etrafa bakıyordum. Arabanın farları etrafı aydınlatmış onları daha iyi görmemi sağlıyordu.

Ancak karnımdaki ağrıdan dolayı artık zihnim uyuşmuş gözlerim bulanıklaşmaya başlamıştı.

İki tane siyah takım elbiseli adam bana doğru yürüyorlardı gözlerim gözlerini seçmeye çalışırken biri yanıma gelmiş elini beni tutmak için uzatmıştı.

Zar zor kendime gelip uzattığı elini tuttum ve kendime doğru çektim, adam sendeleyerek bana doğru eğilince yumruğumu yüzüne geçirdim ve onu bıraktım.

Acı iniltisiyle eli yüzüne giden adam gerileyerek dengesini kaybedip yere düştü. Arkamdan gelen biri, sol kolumu tutunca sağ dirseğimi arkaya doğru savurdum ve karnının yan tarafına sertçe vurdum.

Dirseğimin kemikli tarafı böbreğine denk gelen herif, yana eğilerek yere düşmüştü.

Hızlı hareket etmemle başım dönmüş olduğum yerden bir adım gerileyerek dengemi sağlamaya çalışıyordum.

Arabanın kapısının açılma sesi geldi, kafamı kaldırıp kimin geldiğine bakacakkem kulağımda tiz bir ses yankılandı.

Anında kulağıma giden elim ile beraber kafamı yere eğdim.

Allah'ım! Resmen yer ayağımın altında sallanıyor ve biri kulak zarımı patlatmaya çalışıyor gibiydi.

Işıklar gözlerimin önünde büyüyüp kayıyordu birkaç adım daha geri gidip onunda sertçe yere düştüm.

Kafamı vurmaktan son anda kurtulsam da belimin ağrısı ile acıyla inledim. Hem karnım, hem kulağım,hemde sırtımın ağrısı üst üste gelmiş bütün bedenim uyuşmuştu.

Yan dönüp kolumun üzerine uzandım kafamı son bir kere kaldırmaya çalışsamda gözlerim kapanmış kafam yan bir şekilde yana düşmüştü.

Hatırladığım son şey ise önümde duran siyah ayakkabılardı.

⛓️

Sırtım biryere değiyordu, sanırım uzanıyordum. Allah'ım! Bu ağrı da neydi? bir yerimde öyle keskin ağrılar vardı ki gözlerimi açmadan önce sancılar kendini belli etmişti.

İstemsizc dişlerimi birbirine geçirmiş boğuk bir şekilde inlemiştim.

Gözlerimi yavaş yavaş açtım. Tavandaki beyaz ışık doğruca gözlerime vurunca kafamı yan tarafa çeviridim.

Kısılan gözlerimi tamamen açınca gördüğüm ilk şey Aras'ın yüzü olmuştu. Bir sandalyede oturmuş çatık kaşlarıyla mavi gözlerini bana dikmişti.

Kaşlarım çatıldı nerdeydim ben?, Hiçbirşey hatırlamıyordum en son evde değil miydim?

Evet ağrıların sebebini şimdi hatırlıyordum. Evdeydim, karnıma vurmuştu ve sonra... Sonra ne olmuştu ben buraya nasıl gelmiştim? En önemli soru ben neden nu herifin yanındaydım?

Son zamanlarda hayatım normalinden daha da karmaşıklaşmıştı. Ben annem için harekete geçmeye karar vermişken önce Onur, ardından da bu Aras denilen herif çıkmıştı başıma.

Hiçbir alakam yokken yalnızca karşılaştık diye beni kaçırma cesaretini nasıl buluyordu?

Tefeci değildi. Öyle olsaydı diğerleri gibi işini halleder beni bırakırdı. Hem zaten avukat ve Onur' la da bir ilgisi var.

Neden olduğumu bilmediğim bir yerde onunla yalnız başıma, karnımdaki: zihnimi bile uyuşturan ağrı ile uzanıyorum.

Umarım işkence etmek gibi bir amacı yoktur, daha fazlasına dayanabileceğimi sanmıyorum ve annemi bulmadan ölmek gibi bir niyetim de yok.

Karnıma tekrar giren kasılma ile elimi karnıma götürdüm. Mavilerine takılı kalan gözlerimi ondan ayırıp sırt üstü kendimi düzelttim ve tavana bakmaya başladım.

Kalkabilecek kadar bile gücüm yoktu. Yutkunup sesimi zar zor buldum ve konuştum

"Neden buradayım?"

Her zamanki soğukluktan daha çok sesim yorgun ve pürüzlü çıkmıştı.

Biraz sonra benimkinin aksine soğuk,ifadesiz sesi duyuldu.

"Uyarılmak için"

Ne saçmaladığını düşünecek ayık değildi kafam, buz gibi olduğumu hissediyordum, tavandaki ışık gözüme asla net görünmüyordu.

Ben daha ne dediğini düşünmeden tekrar konuştu.

"Çok fazla karşıma çıkmaya başladın"

Bir ayağımı kaldırıp tabanını uzandığım yere koydum sanırım artık bacaklarımı da hissetmiyordum.

"Onur ile aranda ne var?"

Buz gibi sesi, ciddiyet ve resmen sinir akıtıryordu. Ona dönmedim zaten dönebileceğimi de zannetmiyordum.

Soğuk soğuk termelemeye başlamış kafamda hafiften bir çınlama duyuluyordu.

Ne dediğini düşündüm: aranda ne var demişti? Kiminden bahsediyordu? Son gücümü kullanıp konuşmaya çalıştım.

"Seni-"

Nerdeyse çıkmayan sesim birden gelen öksürüğum ile kesildi. Aniden yan tarafa dönüp öksürmeye başladım ağzımdan çıkan kanlar etrafa sıçrarken elimi karnıma bastırdım.

Birileri konuşuyordu ama artık kulağımdaki çınlama hiçbirşey duymama izin vermiyordu, bedenim ile beraber zihnim de uyuşmaya başlayınca gözümü etrafta gezdirdim yanıma gelen biri kafamı tutmuş yana eğiyordu ama kim olduğunu bilmiyordum.

Sonunda gözlerim kapandı ve sesler azalıp yavaş yavaş yok oldu...

Bölüm hakkında genel bir yorum bırakın lütfen💬

lütfen oy ve yorum sayısını biraz arttırın böylece daha hızlı bölüm gelebilir.

Seviliyorsunuz...

Bölüm sonu

3 yorum