İçeriğe geç

TEPKİSİZ

Bölüm 2 · 12 dk okuma

TEPKİSİZ

Bölüm 2

2:Davet

Gözümü açtım: birden vuran ışık rahatsız etsede nerede olduğumu anlamak için etrafa baktım: bir hastane odasındaydım. Omzum sarılmıştı,ve serum takılmıştı. Serum takılan kolumdan destek alıp doğruldum ve ayaklarımı yere indirip oturdum.

En son kulübenin yanında annemi gördüğümü hatırlıyordum gerisi yoktu.

Elimdeki serumu çıkartıp ayağa kalktım. İlerdeki koltuğun üzerindeki çantam çarptı gözüme, ilerleyip çantamı kontrol ettim: eksik yoktu.

Telefonumu alıp saate baktım saat 12:27 idi 13:30 da o adreste olmam gerekiyordu.

Hızlanıp çantama baktım: içinde beyaz kısa bi tişört , birde dar siyah bir tayt vardı. Beyaz olması iyi değildi ama eve gidecek vaktim yoktu.

Odadaki banyoya girip üzerimi değiştirdim,elimi yüzümü yıkayıp çantadan makyaj malzemelerini çıkarttım. Yüzümde çok birşey yoktu ama yinede yaraları gizlemem gerekiyordu.

İşim bitince banyodan çıktım,kirli kıyafetlerimi çantama koydum. Allah'tan tişortüm yarım kolluydu da bandaj gözükmüyordu.

Odadan çıktım kapıyı arkamdan kapattıktan sonra etrafa göz gezdirdim: her zaman geldiğim,tanıdık hastaneydi. Çıkış kapısına doğru yürümeye başladım.

Muhtemelen verdikleri ilaç yüzünden ağrılarım azalmıştı ama tekrar baş göstereceğini bildiğim için fazla önemsemiyordum

Biri bana seslendi

"Masal hanım"

Bir erkek sesiydi

Biran afallayıp duracak olsam da bir hemşire olduğunu farzedip cevap vermedim. Rutin "kim yaptı? şikayet etmek istermisiniz?" sorularını soracaklardı

Umursamadan yoluma devam ettim,ilerlerken kolumun tutulmasıyla durup,yavaşça arkamı döndüm. Genç bir adam kolumu tutmuş bana bakıyordu, sinirle mavi gözlerimi gözlerine çıkardım.

Biraz endişe, biraz da merak vardı gözlerinde, bu bakışı o kadar çok görmüştüm ki artık acıyarak bana bakanlarını garipsemiyordum.

Önce kolumu savurarak elinden kurtardım ardından yönümü ona dönüp sinirle baktım.

Gözleri kurtardığım elime kaydıktan sonra tekrar gözlerime çıkmıştı.

Soğuk bir sesle"Ne istiyorsun?" Diye sordum. Kaşlarım çatılmış, bana dokunduğu için yine gerilmiştim

Beklemeden kendini dikleştirip karşımda durdu

"Sizi dün hastaneye ben getirdim,

sır-" Ne diyeceğini anlayınca sözünü keserek konuştum:

"Teşekkür ederim ama geç kalıyorum"

Sözünü kesince afallamıştı, biraz

durduktan sonra gülümseyerek tekrar konuştu.

" aslında b-"

Kafamı olumsuzca sallayıp çıkışa ilerledim, bu sefer arkamdan gelmemişti. Başıma ilk defa gelmiyordu ve bu sefer dinleyecek vaktim yoktu.

Ana kapıdan çıkınca bulduğum ilk taksiye bindim, çantamdan kartı alıp şoföre uzattım. Şoför okuyup bana geri verince arkama yaslanıp camdan dışarıyı seyrettim.

🍀

Şoföre parayı uzatıp arabadan indim.

Geldiğim yere baktım:iki katlı büyük bir villaydı

Villaya doğru ilerlerken saate baktım: 13:24

Beyaz büyük kapı açıktı. İçeriye girdim, elemanlar her yerdeydi: her biri bir tarafa gidiyordu.

Yüksek tavandan aşağı doğru sarkan büyük bir avize vardı, açık renk fayansalar ve açık renk boyayla ev oldukça ferah duruyordu, koyu renk oturma gurubu ve ortadaki ahşap masa dışında çok birşey yoktu, televizyon ünitesi ve perdeler de evin geri kalanını tamamlıyordu

Cam kapıdan bahçeye baktım masalar konulmuştu. örtüleri,çiçekleri hazırlanıyordu...

"Hanımefendi" Dönüp sesin geldiği yöndeki kadına baktım: yanıma bir hizmetçi gelmişti

Ona bakınca beni baştan aşağı süzdü ardından yüzüne bir tebessüm ekleyip konuştu

"Davetli değilsiniz sanırım, buyrun ne için gelmiştiniz?"

Gözlerimi kandındanp ayırıp, elimdeki karttan ismine baktım.

"Beni Onur TOPRAK gönderdi."

Dedim. Kadının kaşları yukarı kalkarken şaşırdığı belli oluyordu,beni hayretle süzmesini anlamamıştım.yüzünü tekrar eski haline getirip gülümserken, önünde bağladığı elini açıp bir yeri işaret etti.

"Sen pastacı olmalısın, o zaman mutfağa geçip hemen başla bende listeyi getireyim"

Kafamı sallayıp işaret ettiği yere gittim. Kocaman bir mutfaktı: Açık renk dolaplara zıt, koyu renk elektronik eşyalar oldukça yeni ve pahalı duruyordu.

Bütün elemanlar aynı renk etek ve gömleği giymiş, üzerine önlük takmışlardı.

Büyük mutfağın kenarına sonradan konulduğu belli olan masanın üzerinde her boyda tabak vardı ve birkaç kişi oradan alıp doldurduktan sonra tekrar masaya koyuyordu, aynı şekilde birkaç kişi de o tabakları alıp bahçeye görüyordu.

Dezgah tamamen bölümlere ayrılmış herkesin kendi işi için ayrı bir bölme vardı.

Çantamı çantaların yanına koyup evyenin önüne geçtim, elimi yıkayıp buzdolabına ilerledim, içinden malzemeleri alırken az önceki kadın gelmiş elindeki listeyi bana vermişti.

Listeye göz gezdirdim çok birşey yoktu gelen şirket zaten çoğu şeyi yapıyordu yalnız o gün yaptığım pastadan çok fazla istenmişti.

Çekmecelerden robotları ve ve diğer malzemeleri de alıp dezgahın üzerine dizdim.

Bütün malzemeleri dizip beraber yaptım, hazır olan iki keki fırına atarken, kesme kalıplarını da yıkayıp kenara koydum. Buzdolabına koyduğum sosları kontrol edip diğer keklerin malzemelerini de robota koydum.

Kapattığım robot, malzemeleri karıştırırken, kalıp çikolataları erittim ve poşete koyup ucunu deldikten sonra yağlı kağıdın üzerinde ince çizgilerle şekiller oluşturdum. yüksek derecedeki fırın kekin piştiğini bildirdi.

Eldivenleri takıp fırından dolu kalıbı alınca, tezgahın üzerine koyduğum tahtanın üzerine ters bir şekilde boşalttım.

Hazır olan diğer kek hamurlarını kalıplara koyup fırına attım

Sıcak kek, ters şekilde tahtanın üzerinde dururken diğerini de yanına koydum ve kesme kalıbını alıp kekin üst kısmından keserek aşağı indirdim, yuvarlar bir kal ala kekin kalan parçalarını da boş bir kaseye koydum.

Yuvarlak keki aldığım iple yan kısmından üçe ayırdım şimdi iki tane çember olmuştu.

Diğerine de aynı şeyi yapıp, doalaba koyduğum sosları ve süslemeleri aldım. Aralarına kremşanti döküp kestiğini parçaları üstlerine koydum ve daha yüksek duran kekin üzerine çikolata sosu döktüm, ıslanan kekin etrafından sıcak sos dökülürken son olarak jöle kıvamındaki meyveli bir sosu üzerine döküp şekil verdim.

Soslarla işim bittikten sonra kurumadan en altına ufak fıstıkları yapıştırdım ve en üste erimiş çikolatadan yaptığım süsleri koydum.

⛓️

Muhtemelen 10.pastamı da tamamen benim için boşaltılan dolaba koyduktan sonra robotun karıştırdığı ekler hamurunu aldım ve onu da poşete koydum, metal ucun başındaki poşeti kesip çıkardığım fırın tepsisine şekille boşaltmaya başladım. Üç tepsiyi de yapıp beraber fırına koyduktan sonra kirlilerin hepsini bulaşık yıkayan kızlara verdim.

Etraftakilerin bana olan kötü bakışlarını şirketten başka birini daha çağırmış olmalarına veriyordum, kendilerinkini beğenmiyorlarmış gibi bir görüntü sergilemişti.

Eklerin içini hazırlarken bulaşık yıkayan iki kızın sesleri geldi kulağıma

"Acaba Aras bey gelecek mi?"

Dedi ince sesli biri: yanında, ulaşıkları elindeki havluyla kurulayan kıza.

"Bence gelmez" Dedi ona göre sesi daha kalın olan kız.

"Aslında gelse de gözümüz biraz bayram etse"

Diye tekrar konuştu: bulaşıkları makineden çıkartırken. Onlara bakmasam da, göz ucuyla ne yaptıklarını görebiliyordum.

"Geçen gün bir çalışan ona carpmış, kız günlerce bana dokundu diye ortalarda gezmiş"

Yüzümü buruşturdum. Böyle bir konuşmaya şahit olduğum için kulaklarımı kesip atmak istiyordum. Ama önce kusmadan durmam gerekiyordu.

"Kim inanır ona? Herkes onu tanımıyor mu? Bir kadınla, bu konuda bile konuşmazken, birine dokunmak?"

Soru sorar gibi konuşmuştu. İnanmadığı ses tonundan bile anlaşılıyordu. Saçma konuşmalarını dinlemeyi kesip eklerin içini de ince uçlu bir poşete koyup, ucunu kestim. Kızlar de yanımdan gitmişti

Fırından çıkardığım çıtır hamurları kesip içini doldurmaya başladım.

Bu arda misafirler yavaş yavaş geliyordu yani: davet başlamıştı.

Az önce konuşan iki kız, yine yanıma gelip konuşmaya başladılar. Cırtlak sesli olan hem, zaten kısa olan eteğini katlıyor hemde heyecanlı heyecanlı konuşuyordu:

"ayyy geldi, vallaha geldi, ben ona bir servis vereyim.

Yaptığı iğrençlikleri göz ucuyla görebiliyordum.

"Yalnız o takım elbiseye nasıl yakışıklı duruyor"

Kafamı olumsuzca salladım. bu yaşta uğraştıkları şey gerçekten inanılır gibi değildi, Hele benim onları dinlemem hiç değildi. Cırtlak olan kız, göz ucuyla gördüğüm kadarıyla bana bakıp konuşmaya başladı.

"Bu kız kim? organizasyon şirketi zaten burada, bunun ne işi var burada?"

Sorusu üzerine diğeri de kafasını çevirip bana baktı ve konuştu: "Onur bey getirtmiş onu"

Kız bir süre bekledi ardından şaşkınca ve sinirle konuştu

"Onur bey mi?"

Biten eklerleri de dolaba koymak için yanlarından ayrılırken onları dinlemeyi de bırakmıştım. Zaten onlarda dışarı doğru çıkıyorlardı.

Ben son tepsiyi de dolaba koyarken gelen gürültülü kapı sesiyle beraber, içeriye bir adam ile bir kadın girdi. Göz ucuyla görmüş olsam da yüzlerine bakmadım. muhtemelen davetliydiler: kıyafetlerinden anlaşılıyordu.

Herkesin ağzından şaşkınlık nidaları dökülmeye başlamış, her kafadan başka ses çıkıyordu.

İçeri giren adam konuştu: "Dışarı çıkın!"

Gelen gürültü birden kesilip, sus pus olurken; herkes elindeki işi bırakıp hızlıca dışarı çıkmaya başlamıştı.

Yaptıklarına anlam veremezken işimi yapmaya dev ettim, patronumdan başka birinin sözünü dinleyecek değildim.

Dişlerinin arasından tıslar bir şekilde tekrar konuştu: "Sana dışarıya çık dedim"

Buzdolabının kapağını kapatıp tezgahtaki malzemeleri toparlamaya başladım. Emrivaki yapıp egosuyla konuşan herif sinirlerimi bozmuştu. Herkese emir verebileceğini zanneden ukala zenginlerden biriydi ama ben onun istediği herşeyi yaptırabileceği salaklardan değildim.

İşimi yapıyorduk burda ve gelip bizi kovuyordu önemli olan tek şey kendisiydi tabi.

Ben düşüncelerimle bulaşıklara odaklanmışken kolumdan tutulup çevirildim. Beni kendisine çevirmiş, yüz yüze getirmişti.

"Dışarı çıkmanı söylediğimi hatırlıyorum"

Gözleri yüzümde çepeçevre dolaşırken birden bire yüzyüze gelmenin şaşkınlığı üzerimdeydi.

Afallamamı atlayınca gözümü tuttuğu koluma indirip kısaca baktıktan sonra gözlerimi ağır ağır tekrar gözlerine çıkardım.

Kaşlarım çatılmış yüzüm oldukça gerilmişti,sinirlerim zaten çoktan beni ele geçirmeye hazırdı.

"Bana emir verebileceğini kim söyledi?"

Dedim tıslar gibi, sesim oldukça soğuk çıkıyordu. Benimle konuşurken gözümde olan bakışları tekrar yüzümde gezindi, patlayan dudağımda takılı kalan gözleri yavaşça eski odağını aldı.

Gözden ateş çıkarılabilseydi kesinlikle şuan çıkarıyordım çünkü onunla tezgah arasında kalan bedenim çoktan sinirden ısınmaya başlamıştı. Şerefsiz herif farkına varmadan dibime girmiş, üstelik hala kolumu tutuyordu.

Kolumu sirkeleyerek elinden kurtardım, isteyerek bırakmıştı.

"Aksini söyleyen olmadı"

Ne çatık kaşları, ne soğuk sesi, ne de yapılı bedeni veya herhangi birşey şuan bu heriften korkmama neden olamazdı.

Daha önce defalarca başıma geldiği gibi yine kendini birşey sanan güya bir "erkek" ile karşı karşıya gelmiştim. Bu bana yabancı değildi, herkesle nasıl başedeceğimi iyi biliyordum.

Gözlerimi gözlerine dikip, bedenimi dikleştirdim aramızdaki mesafeyi bozmadan öfke saçan sesimle cevabını verdim.

"Ben söylüyorum"

Kafasını hafif bir açıyla yana eğdi, gözlerinden geçen ifadenin ne olduğunu bilmiyordum ama sinirini okumaya yetiyordu.

Sıktığı dişleriyle yağında oluşan çukur, yukruk olan elleri, ve sık nefesleri herbiri onu ne kadar sinir ettiğimin işareti değil miydi? Bana yeterdi.

Ağzını açmış tam konuşacakken başka bir ses duyuldu.

"A-Aras b-bey sizin burda ne işiniz var?"

Gelen kız sesi kime aitse kekelemesinden şaşkınlığını belli etmişti.

İkimizde ona bakmadan birbirimize bakmaya devam ettik, açtığı ağzını tekrar kapatıp nefesini dışarı verdi.

Bir adım gerileyip aramızdaki mesafeyi açtım, bu kadar katlanmak yeterdi. Birşey söylemesini beklemeden belimdeki önlük ipini açarak çantama doğru ilerledim.

Açtığım önlüğü kafamdan çıkartıp adanın üzerine bırakırken çantamı aldığım gibi hız kesmeden mutfaktan çıktım.

Kapıda bekleyenler bana şaşkınla bakarken yanlarındakilere de birşeyler söylemeyi ihmal etmiyorlardı.

Hiçbirine bakmayıp doğruca dış kapıdan bahçeye çıktım, telefonumu çantamdan alıp bir taksi çağırırken bahçeden de çıkıp, oradan uzaklaştım.

Saat zaten dolmuş, para da hesabıma yatacakken orada durmamın bir anlamı yoktu.

Sinirimi gidermek işin ellerimi yumruk yapıp açtım ve sıktığım dişlerimi rahat bıraktım. Öfkemi kontrol etmekte zorlanıyorken böylelerıyle karşılaşmak da benim şansımdı sanırım.

Olanlar yüzünden unuttuğum ağrılarım tekrar kendini hatırlatmaya başlarken çağırdığım taksi de gelmişti.

🍀

3 Gün Sonra

Gelen gürültüyle zihnim yavaş yavaş açılmaya başladı. Biri adımı sesleniyordu.

"Masaal Masaal"

Gözlerimi açıp bakışlarımı odamda gezdirdim. Aşağıdan ban seslenen babamdı.

Yavaşça doğruldum; ayaklarımı yataktan indirip, yere koydum. Ellerimle yüzümü sıvazlayıp kalktım.

İlerleyip banyoya girdim ve işlerimi hallettim. Üzerimi değiştirip Kot pantolon ve bir tişört giyip telefonumu da cebime koydum.

Saçlarımı da tarayıp salık bıraktıktan sonra odamdan çıkıp aşağı indim.

İş saatimden biraz erkendi ama beni çağırdığına göre ya dövecek yada birşey isteyecekti. Her türlü evden çıkacağım için hazırlanmıştım.

Merdivenler bitince salona gittim: Babam koltukta oturmuş televizyon izliyordu. Ayak seslerimden geldiğimi anlayınca bana bakmadan konuştu:

"Git bana sigara al"

Uzun bıyıkları ve birbirine karışmış sakalları, daha yüzüne bakarken ne kadar sefil biri olduğunu anlatıyordu.

Üzerine giydiği eski, sararmış gömleğinin düğmeleri açık olduğu için içindeki atleti görünüyordu.

Daha fazla ona bakmadan ilerleyip dış kapıya gittim. sporumu giyip dışarıya çıktım.

Sabahın bu saatinde herkes dükkânları açmak için kepenkleri kaldırıyordu, verilen siparişler büyük kamyonlarla dükkanların önüne gelmiş elemanlarla indiriliyordu.

Çocuklar daha dışarı çıkmadığı için toplar havada uçuşmasa da muhtemelen bir, iki saat sonra koşarak evlerinden çıkacaklardır.

Yola boş boş barak markete doğru giderken, arkamdan yürüyen biri yanıma geldi, geçip gideceğini bildiğim için biraz yavaşlayıp yanımdan girmesini bekledim.

Ben yavaşlayınca o da benimle yavaşladı ve yanımda yürümeye devam etti. Kaşlarım çatıldı.

"Masal hanım "

Yanımdaki kişi konuşunca kafamı çevirip ona baktım.

Üzerinde marka olduğu belli olan,siyah, pahalı bir takım vardı, düzgün kesim saçları ve güneş gözlüğüyle ben zenginim diye bağırıyordu.

Böyle birinin benim yanımda ne işi olduğunu düşünsemde aklıma kimse gelmemişti.

Kısaca baktıktan sonra kafamı tekrar önüme çevirip yürümeye devam ettim. Cevap vermemiştim, çünkü ne diyeceği umrumda değildi. Kim olduğu da değildi.

" söylemem gereken bir şey var bir yere oturabilir miyiz?"

Hızımı kesmeden yürümeye devam edip kısaca cevap verdim.

"Hayır"

Aflladığı için biraz bekleyip derin bir nefes aldı, bu cevabı beklemiyordu sanırım.

"Peki dedi. biraz duraksayıp devam etti " Oturmasakta olur"

Marketin önüne gelince, onu umursamadan içeriye girdim peşimden gelmişti.

Etrafıma hiç bakmadan bildiğim rafların arasında geçip sigaraların olduğu bölüme geldim. Yanımdaki gözlüğünü çıkarmış öylece hareketlerimi izliyordu. Elimi uzatıp gözüme kestirdiğim sigarayı aldım.

Arkamı dönüp kasaya doğru giderken yanımda olmadığını gördüm, arama gerkesinimi duymadan kasaya gittim sigarayı uzatacakken kasadaki kısa saçlı kız gülümseyerek bana bakıp konuştu.

" Paranız az önce yanınızda olan beyefedi tarafından önendi.)

Kaşlarım duyduğum şeyle çatılırken ne dediğini içimden tekrar ettim. Doğru anlamıştım değil mi? Benim paramı ödemişti.

Vücudum sinirlenmemle beraber gerilirken gözlerimi kadına dikip konuştum.

"Ne kadar verdi?"

Gülen suratı yavaşça bozulurken afllamayla beraber yanındaki kasayı açıp içinden en üstteki 200 tl yi aldı ve bana uzattı.

Elindeki parayı alıp, sigaranın parasını cebimden çıkartıp önündeki masaya koydum.

Para üstünü beklemeden sinirle elimdeki paketi sıkarak dış kapıya çıktım.

Büyük kapıyı iterek açınca hızlı adımlarla dışarı çıktım. Kapının önünde dikilen siyah takımlı herifi görünce üzerine doğru gitmeye başladım.

Etrafta dolanan bakışları beni görünce üzerime sabitlenmişti. Yüz ifademi fark edince kaşları çatılmış cebine koyduğu ellerini çıkartmıştı.

Yanına varınca elimdeki parayı göğsüne hışımla attım. Öfkeli gözlerimi gözlerine sabitleyip aflallamasını izledim.

"Kimsin lan sen?"

Sinrile konuştum. Kim olduğunu zannedip paramı ödüyordu? Onun parasına muhtaç değildim ve kendince yaptığı cömertlik benim için yavşaklıktan başka birşey değildi.

Boş boş baktığı gözlerimden gözlerini ayırıp yere düşen paraya baktı, ardından tekrara bakışları gözlerime tırmandı.

" Ben o gü-"

Konuşmasına tahammül edemeyip elimdeki kutuyu daha fazla sıktım sözünü kestim. Hâlâ konuşmaya nasıl yüzü vardı.

"Birdaha seni etrafımda görmeyeceğim"

Birşey söylemesine için vermeden arkamı dönüp hiddetli adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Eve gidip babama sigaraları verdikten sonrada çantamı alıp hızla kafeye doğru yol aldım.

🍀

Mesai bitince eve gitmek için kafeden çıktım, elimle ağrıyan s boynumu ovarken aynı zamanda kafamı sağa sola doğru çeviriyordum.

Şu boyun ağrısına çok uyuz oluyorum, gün boyunca sızlamıştı.

Eve doğru ilerlerken sesler duyunca hafif havaya kaldırdığım kafamı indirip ileridekilere baktım üç tane sarhoş olduğu belli olan erkek içip, kendilerince anırıyorlardı.

İçlerinden biryle göz göze gelince, gözlerini baştan aşağı vücudumda gezdirdi. Dişlerimi birbirine geçirdim.

Yanındakilerini dürtüp kafasıyla beni işaret edince onların da gözleri bana kaymıştı. Yaklaştıkça daha iyi anlaşılıyordu sarhoş oldukları: zira iğrenç alkol kokusunun yanıa kayan gözleri de eşlik ediyordu.

Son kez elimle boynumu ovalarken sessizce "ayşş" gibi bir ses ile isyan ettim . Gerçekten bu yorgunluğun üzerine harika bir aktivite olacaktı.

Elimi ensemden indirip gözlerimi etrafta gezdirdim yanımdaki kepenklerini indirmiş dükkanın önünde üst üste dizilmiş olan kasaları görünce cebimdeki telefonu çıkartıp üzerine koydum...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.