Bölüm 6 – Sessiz Savaş
Yağmurun altında okulun kapısından içeri girerken elim hâlâ Teoman'ın verdiği şemsiyedeydi.
Dün akşam onu geri verememiştim.
Aslında vermek istememiştim da denemezdi.
Sadece...
Onun neden böyle davrandığını anlayamıyordum.
Hem herkesi kendinden uzaklaştırıyor...
Hem de kimsenin beklemediği anda yardım ediyordu.
---
Sınıfa girdiğimde Teoman her zamanki yerindeydi.
Tek başına.
Kulaklığını takmış, sırasına yaslanmıştı.
Şemsiyeyi sırasının üzerine bıraktım.
"Bunu unutmuşsun."
Başını kaldırdı.
Kısa bir bakış attı.
"Senin kalsın."
"Benim değil."
"Artık senin."
"Ben senden bir şey almam."
Teoman derin bir nefes verdi.
"İnatçısın."
"Geri al."
Şemsiyeyi eline bile almadı.
"İstediğini yap."
Yerime döndüm.
Sinir oluyordum.
Onunla konuşmak, duvara konuşmaktan bile zordu.
---
İkinci dersin sonunda sınıf kapısı açıldı.
Müdür yardımcısı içeri girdi.
"Sonbahar festivali için görevli öğrencilerin isimleri belli oldu."
Elindeki listeyi okumaya başladı.
Birçok isim söylendi.
Sonra...
"Deniz."
Ayağa kalktım.
"Ve..."
İçimden, Lütfen o olmasın.
"...Teoman."
Sınıf bir anda hareketlendi.
"Yine mi?"
"Bunlar birbirini boğacak."
Öğretmen gülümsemeye çalıştı.
"Festival boyunca birlikte çalışacaksınız."
Teoman hiçbir tepki vermedi.
Ben ise itiraz etmek üzere ayağa kalktım.
"Hocam..."
"Karar değişmeyecek."
---
Öğleden sonra spor salonunda hazırlıklara başladık.
Görevimiz sahnenin arkasını düzenlemekti.
Kutuları taşırken en ağırını kaldırmaya çalıştım.
Bir an elim kaydı.
Kutu yere düşecekken biri tek eliyle tuttu.
Teoman.
Kutuyu yerine bıraktı.
"Dikkat et."
"Sana ihtiyacım yoktu."
"Öyle mi?"
Yere düşen malzemeleri gösterdi.
"Onlar ne?"
Cevap veremedim.
Kutuları toplamaya başladım.
O da sessizce yardım etti.
İlk kez...
Kavga etmeden aynı işi yapıyorduk.
---
Tam işimiz bitmişti ki okulun basketbol takım kaptanı Mert salona girdi.
"Deniz."
Bana gülümseyerek yaklaştı.
"Festivalden sonra kafeteryaya gelir misin? Bir şey konuşacaktım."
Şaşırdım.
"Olur."
"Harika."
Mert uzaklaşırken salonda garip bir sessizlik oluştu.
Teoman elindeki bandı masaya bıraktı.
Biraz sert bırakmıştı.
"İşimiz bitti."
"O kadar mı?"
"Evet."
Hiç arkasına bakmadan çıkıp gitti.
Onun neden bir anda sinirlendiğini anlayamamıştım.
---
Ertesi gün...
Festival hazırlıkları devam ediyordu.
Ben sahneyi süslerken iki öğrencinin konuşmasına kulak misafiri oldum.
"Teoman yine kavga etmiş."
"Kiminle?"
"Dün antrenmandan sonra biriyle tartışmış."
"Neden?"
"Bilmiyoruz."
Tam o sırada spor salonunun kapısı açıldı.
Teoman içeri girdi.
Sağ kaşının kenarında küçük bir yara vardı.
Kimseye bakmadan malzemeleri almaya başladı.
Dayanamadım.
"Yüzün..."
Bana döndü.
"Ne olmuş?"
"Yara olmuş."
"Geçer."
"Kavga mı ettin?"
Bakışları sertleşti.
"Seni ilgilendirmez."
Her zamanki cevabı...
Ama bu kez sesinde yorgunluk vardı.
İçimde açıklayamadığım bir his oluştu.
Onu hâlâ sinir bozucu buluyordum.
Hâlâ onunla tartışıyordum.
Ama ilk kez...
Neden sürekli tek başına kaldığını merak etmeye başlamıştım.
O ise bunu fark etmiş gibi kısa bir an bana baktı.
Sonra hiçbir şey söylemeden işine döndü.
Aramızdaki savaş devam ediyordu.
Fakat ikimiz de farkında olmadan, birbirimiz hakkında merak ettiğimiz sorular her geçen gün biraz daha artıyordu.
