Bölüm 17 – İlk Güven
Festival günü sonunda gelmişti.
Okul, sabahın erken saatlerinden itibaren cıvıl cıvıldı.
Koridorlar renkli balonlarla süslenmiş, bahçeye stantlar kurulmuştu.
Her yerde kahkahalar yükseliyordu.
Ama bir kişi yine yalnızdı.
Teoman...
Her zamanki gibi elleri cebinde, mavi okul gömleğiyle bahçede yürüyordu.
Altın sarısı saçları rüzgârda hafifçe dağılmıştı.
Uzun boyu ve kaslı yapısıyla kalabalığın arasında hemen fark ediliyordu.
Kimse yanına gitmeye cesaret edemiyordu.
---
"Deniz!"
Elif koluma girdi.
"Hadi, standı hazırlayalım."
Tam bahçeye çıkacakken öğretmen seslendi.
"Deniz, Teoman!"
İkimiz de aynı anda döndük.
"Ses sistemiyle ilgileneceksiniz."
İkimiz de istemeden "Tamam hocam." dedik.
---
Sahnenin arkasına geçtiğimizde büyük hoparlörler ve kablolar her yere dağılmıştı.
Ben kabloları toplamaya çalışıyordum.
Teoman ise sessizce ses masasını kontrol ediyordu.
"Şunu uzatır mısın?" dedim.
Hiç konuşmadan kabloyu uzattı.
"Teşekkür ederim."
Başını hafifçe salladı.
Artık onun bu küçük hareketlerinin "rica ederim" anlamına geldiğini anlamaya başlamıştım.
---
Tam sistemi çalıştıracakken elektrik kesildi.
Bir anda tüm bahçe sessizleşti.
Öğretmenler telaşla koşuşturuyordu.
"Ne oldu?"
"Sigorta attı galiba."
Teoman eğilip kablolara baktı.
Sonra sakin bir sesle,
"Sigorta değil."
dedi.
"Nereden biliyorsun?"
"Kablo kopmuş."
Öğretmen şaşkınlıkla ona baktı.
"Emin misin?"
Teoman başını salladı.
Kopan kabloyu birkaç dakika içinde yerine taktı.
Bir düğmeye bastı.
Hoparlörlerden müzik yükseldi.
Bahçedeki herkes alkışlamaya başladı.
Öğretmen gülümseyerek,
"Aferin Teoman."
dedi.
Teoman hiçbir şey söylemedi.
Sadece arkasını dönüp yürüdü.
Sanki alkışlar ona ait değilmiş gibi...
---
Öğle saatlerinde festival başlamıştı.
Ben okul bahçesinde dolaşırken Mert yanıma geldi.
"Deniz."
"Efendim?"
"İçecek alacağım."
"Tamam."
"Senin için de alayım mı?"
"Gerek yok."
"Israr ediyorum."
Tam cevap verecekken uzaktan bir top hızla üzerimize doğru geldi.
Ben fark etmedim.
Ama biri etti.
Güçlü bir el kolumdan tuttu.
Bir adım geriye çekildim.
Top tam az önce durduğum yere düştü.
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.
Teoman...
"İyi misin?"
diye sordu.
İlk kez sesi bu kadar sakindi.
"Evet..."
"Önüne bak."
Bu kez azarlar gibi söylememişti.
Gerçekten endişelenmiş gibiydi.
---
Festival akşama doğru sona erdi.
Herkes bahçeyi toplamaya başlamıştı.
Ben tek başıma sandalye taşırken dengemi kaybettim.
Ağır sandalye üstüme doğru devrildi.
Refleksle gözlerimi kapattım.
Ama hiçbir şey olmadı.
Gözlerimi açtığımda...
Teoman sandalyeyi tek eliyle tutuyordu.
Diğer eliyle de beni geriye çekmişti.
"Bu ikinci oldu."
dedi.
"Ney?"
"Seni kurtarışım."
İlk kez istemsizce güldüm.
"O kadar mı sakarım?"
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Evet."
"Teşekkür ederim."
Bu kez birkaç saniye sustu.
Sonra beklemediğim bir şey yaptı.
Elini bana uzattı.
"Barış mı?"
Şaşkınlıkla eline baktım.
"Yani artık kavga etmeyecek miyiz?"
"Çok konuşuyorsun."
"Bu evet mi?"
"Belki."
Gülümseyerek elini sıktım.
"Evet."
O an ikimiz de fark etmedik...
Ama bizi uzaktan izleyen biri vardı.
Kapüşonlu çocuk...
Telefonunu kaldırmıştı.
Tam bize doğru çevirmişti.
Ve...
Bir fotoğraf daha çekti.
Bu kez yüzündeki gülümseme eskisinden çok daha tehlikeliydi.
Devam edecek... 💖