Bölüm 13 – Ceza
Ertesi sabah...
Okula girer girmez bir gariplik olduğunu hissettim.
Koridor her zamankinden daha sessizdi.
Öğrenciler gruplar hâlinde fısıldaşıyor, beni görünce konuşmayı kesiyorlardı.
"Yine ne oldu?" diye mırıldandım.
Tam sınıfa girecekken Elif kolumu tuttu.
"Duymadın mı?"
"Neyi?"
"Teoman..."
Kalbim istemsizce hızlandı.
"Ne olmuş?"
"Kavga etmiş."
"Kimle?"
"Bilmiyoruz. Müdür odasında."
Hiç belli etmemeye çalıştım.
"Bana ne?"
Elif kaşını kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
Cevap vermeden sınıfa girdim.
İlk ders başlamıştı.
Ama Teoman yoktu.
Onun boş sırasına istemsizce baktım.
Garipti...
Her gün sinir olduğum o sıranın boş olması sınıfı daha sessiz yapmıştı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra kapı açıldı.
Teoman içeri girdi.
Yüzünde küçük bir morluk vardı.
Sağ elinin eklemleri kızarmıştı.
Altın sarısı saçları dağılmıştı ama yine de her zamanki gibi umursamaz görünüyordu.
"Geç yerine." dedi öğretmen.
Tek kelime etmeden yerine oturdu.
Sınıfta herkes ona bakıyordu.
O ise kimseyi umursamıyordu.
Teneffüste kantine indim.
Su alırken iki erkek öğrencinin konuştuğunu duydum.
"Emir'i hastanelik etmiş."
"Yok artık."
"Yumruk bile atmamış."
"Nasıl yani?"
"Tek eliyle yere düşürmüş."
Başımı kaldırdım.
Onlar beni görünce sustular.
İçimde tuhaf bir huzursuzluk oluştu.
Öğle arasında festival hazırlıkları için spor salonuna geçtik.
Öğretmen beni ve Teoman'ı sahneyi düzenlemekle görevlendirdi.
Salon bomboştu.
İlk kez...
İkimiz tamamen yalnızdık.
Sessizlik o kadar büyüktü ki bant sesleri bile yankılanıyordu.
Dayanamadım.
"Elin..."
Teoman başını kaldırdı.
"Nesi var?"
"Yaralanmış."
"Bana bakma."
"Merak ettim."
"Etme."
Yine aynı duvar...
Kutuyu kaldırmaya çalışırken elim kaydı.
Teoman refleksle kutuyu tuttu.
"Kaç kere söyledim?"
"Neyi?"
"Dikkat et."
"Sürekli bana kızıyorsun."
"Kızmıyorum."
"Öyle mi?"
"Hayır."
Bir an göz göze geldik.
İlk kez bakışlarını kaçıran o oldu.
Hemen arkasını dönüp başka kutuya yöneldi.
Bunu fark etmiştim.
Ama hiçbir şey söylemedim.
Akşamüstü hazırlıklar biterken spor salonunun kapısı açıldı.
İçeri siyah kapüşonlu çocuk girdi.
Bu kez yüzünü net görebiliyordum.
Uzun boylu, sert bakışlı biriydi.
Doğrudan Teoman'a baktı.
"Konuşacağız."
Teoman olduğu yerden bile kıpırdamadı.
"Konuşmayacağız."
"Kaçamazsın."
"Beni deneme."
Öğretmen içeride olduğu için çocuk gülümseyip dışarı çıktı.
Ama çıkarken bana baktı.
Uzun uzun...
Sanki beni tanıyormuş gibi.
Bu bakış içimi ürpertti.
Ders çıkışında okuldan tek başıma ayrıldım.
Hava kararmaya başlamıştı.
Sokağın köşesine geldiğimde arkamdan ayak sesleri duydum.
Hızlandım.
Ayak sesleri de hızlandı.
Tam arkamı dönecekken biri kolumu tuttu.
Korkuyla irkildim.
"Deniz."
Teoman'dı.
"Neden bağıracaktın?"
"Sen misin?"
"Başkası olmasını mı bekliyordun?"
Derin bir nefes aldım.
"Beni korkuttun."
Teoman etrafına baktı.
Sonra sesi ilk kez gerçekten ciddileşti.
"Bugün yalnız yürüme."
"Neden?"
"O çocuk..."
Sözünü yarıda kesti.
"Hangisi?"
"Kapüşonlu."
"O mu?"
"Birkaç gün dikkatli ol."
"Niye?"
"Bana güven."
Bu cümleyi söyleyince ikimiz de sustuk.
Çünkü Teoman...
İlk kez benden bir şey istemişti.
Ve ilk kez sesinde emir değil...
Endişe vardı.
Tam o sırada karşı kaldırımda siyah kapüşonlu çocuk belirdi.
Uzaktan ikimizi izliyordu.
Sonra yavaşça gülümsedi.
Ve cebinden telefonunu çıkarıp bir fotoğraf çekti.
Teoman bunu görünce yüzü buz kesti.
"Deniz."
"Ne?"
"Eve git."
"Ya sen?"
"Git dedim."
Sesindeki sertlik geri dönmüştü.
Ben istemeyerek uzaklaşırken arkamı çevirdim.
Teoman, kapüşonlu çocuğun üzerine doğru yürüyordu.
Ve nedense...
Bu kez olacaklardan gerçekten korkuyordum.
Devam edecek... 💖