Bölüm 11 – Söylentiler
Koridorda yaşanan kavganın üzerinden iki gün geçmişti.
Teoman yine hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.
Sınıfa herkesten sonra giriyor...
Ders bitmeden kimseyle konuşmadan çıkıyordu.
Sanki okuldaki hiçbir insan onun için gerçekten var değildi.
Ben ise...
İster istemez onu izlerken buluyordum kendimi.
---
"Deniz!"
Elif'in sesiyle düşüncelerim dağıldı.
"Dalgınsın."
"Biraz."
Elif yanıma eğildi.
"Teoman yüzünden mi?"
Kaşlarımı çattım.
"Ne alakası var?"
"Gözün sürekli onda."
"Gözüm onda falan değil."
Elif kıkırdadı.
"Öyle diyorsan öyledir."
Tam cevap verecekken sınıfın kapısı açıldı.
Teoman içeri girdi.
Bugün okul formasını her zamanki gibi umursamaz bir şekilde giymişti.
Mavi gömleğinin düğmeleri açıktı.
Altında beyaz tişört vardı.
Uzun boyu yüzünden kapıdan girerken bile dikkat çekiyordu.
Koridordaki öğrenciler yine sessizleşmişti.
Hiç kimse onun yoluna çıkmıyordu.
O ise tek bir bakış bile atmadan yerine oturdu.
---
Öğle arasında beden eğitimi öğretmeni sınıfa geldi.
"Arkadaşlar!"
Herkes sustu.
"Festival için karma voleybol turnuvası yapılacak."
Sınıfta alkış sesleri yükseldi.
Öğretmen elindeki listeye baktı.
"Takımları ben belirledim."
İsimleri okumaya başladı.
Birkaç dakika sonra...
"Deniz..."
Kalbim sıkıştı.
"...ve Teoman aynı takımda."
Sınıfta kahkahalar yükseldi.
"Geçmiş olsun!"
"Maç başlamadan kavga ederler."
Ben derin bir nefes verdim.
"Yine mi..."
Teoman ise hiçbir tepki vermedi.
Sadece tavana bakıyordu.
---
Spor salonunda herkes ısınırken öğretmen düdüğü çaldı.
"Başlayın!"
Top bana doğru geldi.
Yakalamaya çalışırken elimden kaçtı.
Karşı takım sayı aldı.
"Deniz!"
Öğretmen seslendi.
"Daha dikkatli."
Sinirle topu yerden aldım.
Tam o sırada Teoman yanımdan geçti.
"Bileğini düz tut."
Ona baktım.
"Ne?"
"Topu öyle karşılayamazsın."
"Sen öğretmen misin?"
"Hayır."
"O zaman karışma."
Hiç cevap vermedi.
Sonraki serviste top yine bana geldi.
Bu kez dediğini yaptım.
Top karşı sahaya geçti.
Takım sayı aldı.
Arkadaşlar sevinirken ben istemsizce Teoman'a baktım.
O ise çoktan arkasını dönmüştü.
Sanki hiçbir şey söylememiş gibi...
---
Maç bittikten sonra herkes soyunma odasına giderken ben su almak için kantine uğradım.
İçeri girdiğim anda sesler kesildi.
Üç kız bana bakıyordu.
Biri alçak sesle,
"İşte o."
dedi.
"Kim?"
"Teoman'ın sürekli yanında olan kız."
Şaşkınlıkla yüzlerine baktım.
"Yanlış biliyorsunuz."
Kızlardan biri güldü.
"Bütün okul konuşuyor."
"Ne konuşuyor?"
"Teoman'ın kimseye göstermediği ilgiyi sana gösterdiğini."
Sinirlenmeye başlamıştım.
"Saçmalamayın."
Tam arkamı dönecekken kantinin kapısı açıldı.
Teoman içeri girdi.
Kızlar bir anda sustu.
Az önce konuşanlar başlarını bile kaldıramıyordu.
Teoman doğruca su dolabına yürüdü.
Şişeyi aldı.
Kasaya yöneldi.
Sanki içeride kimse yokmuş gibi davranıyordu.
Ben de çıkmak için kapıya yürüdüm.
Tam yanından geçerken omzum birine çarptı.
Dengem bozuldu.
Düşecekken güçlü bir el kolumu tuttu.
Teoman...
Bir saniye...
İki saniye...
Sonra elini hemen çekti.
"Dikkat etsene."
"Nazik olamaz mısın?"
"Olmam."
"Niye?"
"Bilmiyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Sen gerçekten sinir bozucusun."
İlk kez gözlerimin içine baktı.
"Sen de pes etmiyorsun."
"Geri adım atmayı sevmem."
"Dikkat et."
"Neye?"
"Bir gün bunun bedelini ödersin."
Bunu söyledikten sonra su şişesini çantasına koydu ve hiçbir şey olmamış gibi kantinden çıktı.
Arkasından bakarken içimde garip bir his oluştu.
Sanki...
Beni kendisinden uzak tutmaya çalışıyordu.
Ama neden?
O sırada koridorun diğer ucunda biri Teoman'ı izliyordu.
Siyah kapüşonlu, tanımadığım bir öğrenci...
Teoman onu fark edince yüzündeki ifade aniden sertleşti.
Hiç düşünmeden o çocuğun peşinden yürümeye başladı.
Ben ise olduğum yerde kalakaldım.
İçimde kötü bir şey olacakmış hissi vardı...
Devam edecek... 💖
