𝐂𝐇𝐀𝐏𝐓𝐄𝐑 𝐅𝐎𝐔𝐑: 𝐒𝐈𝐙𝐙𝐋𝐄𝐒 𝐀𝐍𝐃 𝐖𝐇𝐄𝐄𝐙𝐄𝐒 Yaşlı adam, çalan telefonun cızırtı sesiyle irkildi. Titreyen eliyle telefona uzandı, açtığında sesi yorgun ve temkinliydi. “— Alo… Alo? Kimsiniz?” Cevap yoktu. Sadece rüzgârın sesini andıran, kulak tırmalayan donuk bir cızırtıydı, ardından cızırtılar kesildi ve derin bir sessizlik oldu. Lory gözlerini araladığında başına saplanan acı, bilincini yeniden kapatacak kadar şiddetliydi. Şakakları zonkluyor, başı giddetli bir şekilde dönüyordu. Görüşü bulanıktı. Gözlerini kısarak etrafı seçmeye çalıştı. Yanında, yerde uzanmış hâlde baygın duran Stephen’ı fark edince göğsündeki baskı bir nebze hafifledi ama bu rahatlama çok kısa sürdü. Ağzı sıkıca bir bezle bağlanmıştı. Elleri ve ayakları sıkıca bağlanmış, sert bir sandalyeye oturtulmuştu. Hareket edemiyordu. Hâlâ marketteydiler. Raflardaki konserve ve paketlenmiş yiyecekleri görebiliyordu, yanındaki derin dondurucunun demirine sandayesi bağlanmıştı. Sandalyeyi öne arkaya sallamaya çalıştı. Tahta ayaklar zemine vurdukça boğuk sesler çıktı ama kurtulmasına yetmedi. Çırpınışları rafların arasında yankılanmış olacak ki arka taraftan ayak sesleri duyuldu. “Bağıran kız ayılmış… şuna bir bakayım.” Ses yaklaşıyordu. Her adım, Lory’nin kalp atışlarını biraz daha hızlandırıyordu, korkusu her adımda giderek daha da artıyordu. Daha kötü ne olabilirdi? Rafların arasından bir kadın çıktı. İri yapılı, kiloluydu, kavruk tenliydi. Yaşının ilerlediği sarkık teninden anlaşılıyordu. Soğuk havaya rağmen ince, kırmızı bir tişört giymişti; dar pantolonu ve rahat tavrı, soğuğun onun için bir anlam ifade etmediği açıkça görülebiliyordu. Yüz hatları sertti. Vücudunun yüzü hariç görünen her yeri değişik dövmelerle kaplıydı. Elinde bir beyzbol sopası vardı. Sopayı avucuna vurarak geliyordu, ağzındaki sigarasını yere fırlatıp ayağıyla ezdi, kadın çok sakin ve temkinliydi. “Bak sen… Kimler uyanmış.” dedi hafif gülerek. Kadının konuşmasındaki aksanı, harfleri baskın söylemesi, Latin Amerikalı olduğunu gösteriyordu, belki de Meksikalıydı. Lory’e iyice yaklaştı. Kadın ellerini başının arkasına götürdüğünde Lory istemsizce irkildi. Kadın gözlerini Lory’nin gözlerine kilitledi. Kadının gözlerinden ne kadar korkusuz olduğu okunabiliyordu ve nedensiz bir güven duygusu da veriyordu. “Korkmana gerek yok,” dedi soğuk bir sesle. “Sadece ağzını çözeceğim. Sakın bağırayım deme.” Lory, korkusunu bastırmaya çalışarak başını salladı. Kadın ağzındaki bezi çözdü. “Şimdi anlat bakalım,” dedi geriye doğru çekilerek. “Kim olduğunuzu ve burada ne aradığınızı.” Lory konuşmak istedi ama sesi çıkmadı. Dudakları kurumuştu titriyordu, boğazı düğümlenmiş gibiydi, Başı hâlâ zonkluyordu. Kadın bunu önceden düşünmüş olmalıydı ki yanında getirdiği şişeyi açtı, ağzına dayadı. Lory yavaşça suyu içti. Boğazı yandıkça bilinci biraz daha yerine geldi. “Konuş,” dedi kadın tiz bir sesle. “Polisler yakında gelir. Burada ne yapıyordunuz?” Lory’nin aklı hâlâ gördüklerinde takılıydı. Kan… Ceset… O kadının cansız bedeni gözlerinin önünden gitmiyordu. “Biz… sadece yardım istiyorduk,” dedi titrek bir sesle. “Etrafta kimse yoktu. Bir umutla buraya koştuk. Gördüklerimiz… çok korkunçtu.” Hala olanları üstünden atamamıştı dudakları doğuktan mı yoksa korkudan mı titriyor bilinmez birden göz yaşları dökülmeye başladı. Kadın sopayı rafın kenarına bıraktı. “Yani diyorsun ki,” alaycı bir ifadeyle, “gecenin bir yarısı dükkânıma daldınız ama soymaya gelmediniz?” Kasanın yanında oturan yaşlı adam konuşmakta bile zorluk çeksede titrek sesiyle söze karıştı: “Kesin yalandır, polislerin geldiğini duymuşlardır. Şimdi kıvırıyorlar.” Kadın kollarını bağlayıp duvara yaslandı. “Siz buralı değilsiniz,” dedi. “Bu kasabada tanımadığım kimse yok.” Lory ağlayarak kafasını iki yana hafifçe durmadan sallıyordu. “Hayır! Biz buraya haber yapmak için geldik.” Kadının kaşları kalktı, bu duruma biraz daha ilgisi artmış gibi yapıp Lory'i dinlemek istiyordu, onunda derdi Lory'nin ağzından laf alabilmekti. “Haber mi?” “Evet. The Daily Lens Haber Merkezi’nde çalışıyoruz.” Kadın arkasını dönüp yaşlı adama bağırarak seslendi: “The Daily Lens’i biliyor musun?” Yaşlı adam oturduğu yerden bile kalkamıyordu belliydi elleri durmadan titriyordu bacaklarıda öyle, oda kadının yanına gitmeyi denedi fakat başaramadı yerinden kalkamamaya karar verdi. Kıkırdayarak cevap verdi “Bilmez miyim? Saçma şeyler paylaşırlar, başka eyaletten olmalılar.” Lory devam etti. “Yakınlarda bir evden sesler geliyordu. Gittiğimizde… yerde bir kadın yatıyordu. Her yer kan içindeydi. Korktuk ve buraya doğru kaçtık.” Kadın kahkaha attı. “Ceset mi? Burada, Bu kasabada mı? İkinci Dünya Savaşı’ndan beri burda ciddi bir olay bile yaşanmadı.” Kasanın yanındaki yaşlı adam elineki kutu içecekten bir yudum aldı ve gülerek söze atladı: “Yanılıyorsun Maria, bir keresinde David sarhoşken Skylarların dükkânını çıplak bir şekilde elinde benzin bidonuyla soymaya kalkmıştı." Dedi. Sonra tekrar bir kahkaha kopardı ona Maria da eşlik etti. Kendini ateşe verememişti sarhoşluktan, sonra onun meyve suyu olduğu anlaşılmıştı, üstüne meyve suyu döküp ‘Ben Hitler’im!’ diye bağırıyordu.” Kahkahaları markette yankılandı. Lory’nin içi buz kesti. Onlar için bu bir şakaydı ama gördükleri gerçekti, kadının ve yaşlı adamın tavırları Lory'i çok sinirlendirmişti. O sırada Stephen inlemeye başladı. “Lory…” Gözlerini açtığında ellerinin bağlı olduğunu fark etti. Ağzı kapalıydı. Lory’yi görünce biraz sakinleşti fakat etrafına korku dolu gözlerle bakıyordu. Kadın eğilip Stephen'in ağzını çözdü. “Uyanmışsın uyuyan güzel.” dedi alaycı bir ses tonuyla. Stephen kekeledi, “N-ne oldu bize?” başına yeni pansuman yapılmış gibiydi kafat pekte doğru dürüst yapılmamıştı ve beyaz sargıdan hafif kan akıyordu. "Lory i-iyi misin n-neredeyiz biz." Dedi başını tutarak yavaşça doğruldu. Lory, derin bir nefes alıp titreyen sesiyle tekrar kadına döndü. “Lütfen,” dedi; sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı ama içindeki çaresizlik kelimelerin arasından sızıyordu. Marketin açık camından dışarı baktı. Gözleri, karanlığa gömülmüş yolu aradı; geldikleri yönü, dikkatle süzdü. “Size kanıtlayabilirim,” diye devam etti. “Kamyonetimiz ileride… Yanındaki evde… yerde kanlar içinde yatan bir kadın var.” Bu sözler ağzından dökülürken içi yanıyordu. Başındaki zonklamayı, vücudundaki acıyı tamamen unutmuştu. Aklında tek bir görüntü vardı: soğuk zeminde hareketsiz yatan o kadın. Canice öldürülmüş, ardında tarifsiz bir korku bırakmıştı. Bu gece yaşananlar, hayatları boyunca yakalarını bırakmayacaktı; bunu ikisi de hissediyordu. Maria onları süzerken gözlerini kısmıştı. Lory’nin panik dolu hâli, Stephen’ın korku dolu donuk bakışları… İkisinin de sanki ölümle burun buruna gelmiş olduklarını anladı. Bir şeylerin ters gittiği belliydi. İçindeki şüphe yavaş yavaş başka bir şeye, temkinli bir inanca dönüşüyordu, onlara inanmak istemiyordu aslına olayların gerçek olmasına inanmak istemiyordu bu kasabada böyle şeyler hiç olmadı, olmazdı da. Bu iki genç buraya basit bir belaya bulaşmak için gelmemişti, belliydi. “Üzerinizde silah falan yok,” dedi Maria soğuk bir sesle. “Zararsız görünüyorsunuz. Polisler birazdan gelir. Onlara da anlatırsınız, evi de gösterirsiniz. O zaman dedikleriniz doğru mu, görürüz.” Maria, Stephen ve Lory'nin iplerini çözmeye başladığında Lory, Stephen’a döndü. “İyi misin?” diye fısıldadı. Stephen başını güçlükle kaldırdı. “İyiyim,” dedi ama sesi, söylediğini yalanlar gibiydi. İpler gerçekten çok sıkıydı. Maria’nın güçlü elleri düğümleri çözerken zaman geçti. Sonunda ipler yere düştü. Maria’nın yüzündeki alaycı ifade tamamen silinmişti. Aptal değildi; bu kasabada böyle şeyler olmazdı fakat şüphesini oda gizleyemiyordu. “Kasanın yanında lavabo var,” dedi. “Gidin, yüzünüzü yıkayın. Kolay bir gece geçirmediniz.” Lory bileklerini tutarak ayağa kalktı. İplerin bıraktığı yanma hissi hâlâ tenindeydi. Stephen’a uzandı, onu da kaldırdı. Stephen sendeledi; bir an düşecek gibi oldu ama ayakta kalmayı başardı. Kasanın önünden geçerken yaşlı adam gözlerini onlardan ayırmadı. “Cinayet işlemiş gibisiniz,” dedi kuru bir sesle. Lavaboya önce Lory girdi. Stephen ise istemsizce yaşlı adamın yanına oturdu. Gömleği parçalanmıştı, başından hâlâ kan sızıyordu. Titreyen ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti. Maria kasaya geçtiğinde yaşlı adam eğilip fısıldadı: “Bunlara gerçekten güveniyor musun?” Maria, masadaki birasından yavaşça bir yudum aldı. “Bir Pısırığı nerde görsem tanırım,” dedi sakin bir tonla. “Bunlar çok korkmuş, bir şey yaşadılar… ya da yanlış zamanda yanlış yerdeydiler.” “Biz… sadece haber yapmak istemiştik. İlk işimizdi.” dedi Stephen, güçlükle konuşarak. Lavabonun aynasında Lory kendine baktı. Burada güvendemiydi bilmiyordu, Altın sarısı saçları darmadağındı. Başındaki bez kanla kirlenmişti. Sargıyı çıkarıp yarasına baktı; acı keskin bir şekilde kendini hissettirdi. Maria’nın sertliğinin altında başka bir şey olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu, sargıyı o sarmıştı daha fazla kanamasın diye. Suyu açtı. Soğuk su yüzünden akarken, olanların bir rüya olmasını diledi. Her şey bir anda gelişmişti olayların buraya varacağını bilemezdi. Parmaklarının arasından kendi kanının akışını izledi. Gözleri doldu ama ağlamadı; ağlayacak gücü kalmamıştı. Polislerin geleceğini bilmek içini biraz olsun rahatlatıyordu. Artık kaçmıyorlardı. Artık anlatacaklardı. Dışarı çıktığında Stephen’ın biraz toparlandığını gördü. Maria, başını tekrar temizliyordu. “Çok sert vurmuşum,” dedi Maria. Yaşlı adam kısa bir kahkaha attı. “Eli ağırdır, bir de eski kocasını gör.” dedi. Maria’nın elleri çiziklerle ve yaralarla doluydu cizikler çok kolay fark ediliyordu. O eller çok şey görmüştü. Stephen her dokunuşta gözlerini kapatıyor, dişlerini sıkıyordu. “Yavaş,” diye mırıldandı. Maria işini bitirdiğinde. “Tanışmamız çok iyi olmasada, şimdi baştan anlatın,” dedi. “Bu ceset meselesini.” O sırada kasanın üstündeki telefon tekrar çaldı zil sesi çok sesli çalıyordu, yaşlı adam uzanarak kablolu telefonu açtığında. Yine o rüzgârın sesini andıran, kulak tırmalayan donuk bir cızırtıydı ve bu sefer hırıltılar da geliyordu bir hayvandan mı yoksa bir insanın hırıltılarımıydı bunlar belirsizdi. Yaşlı adam telefonla ilgilenirken Stephen Her şeyi anlattı. Yolculuğu, evi, kadını… Kelimeler ilerledikçe marketin içindeki hava ağırlaştı. Maria’nın yüzü sertleşti. Yaşlı adama dönerek telefondakinin kim olduğunu sorduğunda, kimse değil sadece cızırtılar ve rüzgar sesi, dedi yaşlı adam telefonu kapatarak "Bu ikinci kez oldu, bir saat önce de aynı şey oldu. Herhalde yanlış numra." dedi ekleyerek. “Eğer doğruysa,” sonunda, “bu kasaba için çok kötü olur.” dedi, Maria aksanını belli ederek. Yaşlı adam ise merakını gizleyemedi "gerçekten gece yarısı haber yapmak için mi o kadar yol geldiniz?" Diye sorunca Lory Stephen'a baktı ve Lory, Stephen’la baş başa konuşmak için onlardan izin istedi. biraz ilerdeki buzdolabının yanındaki dondurma makinesinin önüne geldiklerinde Lory’nin içi korkuyla doluydu. Suçlanmayı bekliyordu ama Stephen bir anda ona sarıldı. “Sana bir şey olmadığı için şükrediyorum,” dedi. “Polisler geliyor. Her şey ortaya çıkacak.” Lory’nin sesi titredi. “Her şey benim yüzümden, eğer ben o kadar ısrar etmeseydim sen merkezden o kamyoneti zorla almayacaktın, gecenin bir yarısı gidelim diye tutturdum, sabah gelseydik olanların hiç birini yaşamayacaktık, bunlar başımıza gelmeyecekti, başın o kadar kötü olmayacaktı, beni neden suçlamadın?" “Neden suçlayayım?” dedi Stephen. “İkimiz de bunu istedik, yolda biraz fazla mızmızlansamda bende bunu istedim. Seninle olmayı tercih ettim. Evet bu gece çok kötü şeyler yaşadık fakat olanları geri döndüremeyiz başıma iş açmayı senin kadar çok seviyorum." Dedi Stephen gözlüğünü düzeltirken hafif gülümsedi. Gözlüğünün camı kırılmıştı, büyük ihtimalle Maria ile olan çatışmasında yere düştüğünde çatlatmıştı. "sen iyisin bu yeterli ve birazdan polisler gelecek ve her şey gün yüzüne çıkacak ve güzel bir haber yapacağız, gerçek bir haber." Göz göze geldiklerinde Lory'nin gözleri dolmuştu ağlamak istiyordu fakat göz yaşları çoktan tükenmişti. Lory tekrar Stephen'a sarıldığında Stephen, elleriyle Lory'nin sarı saçlarını düzeltti "Hem üniversitede de hep böyleydin, başına iş açmadan duramazdın." Dedi, Stephen gülümseyerek. “Her defasında beni sen kurtardın.” diyerek ekledi Lory'de dolan gözlerini silerek güldü. Lory, Stephen'ın yanında kendini çok güvende hissediyordu, Stephen ne kadar ondan daha çok korkak olsada buna alışmıştı. O anda, benzin istasyonunun önünde polis sirenleri yankılandı. Dönen kırmızı mavi ışıklar, marketin camlarından yansıyordu.
Bölüm 4
𝐂𝐈𝐙𝐈𝐑𝐓𝐈𝐋𝐀𝐑 𝐕𝐄 𝐇𝐈𝐑𝐈𝐋𝐓𝐈𝐋𝐀𝐑
Bölüm sonu
1 yorum
YAZAR YA DEVAMI ATARSIN YA DA OTURUP BURDA KAPINA DAYANIRIM O DERECE İYİ
