𝐂𝐇𝐀𝐏𝐓𝐄𝐑 𝐓𝐇𝐑𝐄𝐄: 𝐋𝐈𝐆𝐇𝐓 𝐒𝐇𝐈𝐍𝐈𝐍𝐆 𝐈𝐍 𝐓𝐇𝐄 𝐃𝐀𝐑𝐊 Yerde yatan ceset yeniydi, kokmuyordu. Telefon yeniden çaldığında. Zilin sesi, evin dar koridorlarında yankılanıyordu. Stephen korkudan avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Ne o ne de Lory, hayatlarında daha önce böyle bir şey yaşamamışlardı; böyle bir dehşeti hayal bile etmemişlerdi. Stephen, Lory’nin elini ani ve sert bir hareketle kavrayıp kapıya doğru sürüklemeye başladığında Lory’nin kanı damarlarında dondu. Ayakları yerden kesilmiş gibiydi; olduğu yerde çakılı kalmıştı. Gözleri, karanlıkta fenerinin ışığının uçunda güçlükle seçilen manzaraya takılı kaldı. Koridorun ortasında, yüzüstü yere serilmiş bir kadın yatıyordu. Kadının kahverengi saçları yüzünü tamamen örtüyordu; kim olduğu, ne halde olduğu ilk bakışta anlaşılamıyordu ancak yerde biriken kan gölü, gerçeği acımasızca gösteriyordu. Kadının mavi beyaz elbisesi neredeyse tanınmaz hâle gelmişti; kumaşın her yanı kana bulanmıştı. Uzun telefon kabloları kadının boğazına dolanmış, koridor boyunca uzanıyordu. Stephen Lory’yi çekiştirirken elindeki kamerayı düşürdü. Yere çarpan kamera, karanlık koridorda yuvarlandı. Stephen’ın aklında tek bir düşünce vardı: Hemen burdan çıkmak. Ne olduğunu bile tam kavrayamadan kendilerini dışarı attılar. Evin kapısı sertçe kapandı, gece daha soğuk ve sessiz bir hâl almıştı. İkisi de kamyonete doğru var güçleriyle koşmaya başladı. Lory hâlâ şoktaydı; zihni olan biteni reddediyor, görüntüler gözlerinin önünden silinmiyordu. Yolun karşısındaki kamyonete vardıklarında Stephen titreyen elleriyle ceplerini yoklamaya başladı. “—N-nerede… neredeler?” diye kekeledi. “Lory, buradan hemen gitmeliyiz! Anahtarlar… anahtarlar nerede!” Paniği sesiyle birlikte artıyordu. Lory bir an durdu. Etrafına baktı. Gece yarısının karanlığında bir insan görmeyi, bir kapının açılmasını, herhangi bir yaşam belirtisini umut ediyordu lakin etrafta yalnızca sessizlik vardı. O anda başını çevirince, yolun karşısında yanan ışıkları fark etti. Benzin istasyonu. “—Çabuk!” dedi nefesi kesilerek. “Karşıda benzin istasyonu var. Belki birileri vardır. Yardım bulabiliriz.” Düşünmeden koşmaya başladılar. İkisi de bunun bir kâbusa dönüşeceğini asla tahmin etmemişti. Hayatlarında ilk kez bir ceset görmüşlerdi ve bu görüntü artık onlardan ayrılmayacaktı. İstasyona vardıklarında yalnızca beyaz tabela ışıkları yanıyordu. Çevre ıssızdı. “—Kimse var mı? Yardım edin!” diye bağırdılar. Sesleri karanlıkta kayboldu, ortalıkta kimsecikler yoktu, benzin pompalarının olduğu yerde kırmızı bir kamyonet fark ettiklerinde içerde birilerinin olduğunu umut ettiler. Market tabelasını görünce, son bir umutla kapıya yöneldiler. Kapıyı sertçe açıp içeri girdiklerinde ciğerleri yanıyordu, nefesleri kesilmişti. Stephen yorgunluktan yere çökerken, Lory dizlerine dayanarak ayakta kalmaya çalıştı. Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Korku hâlâ üzerlerindeydi ve çok yorulmuşlardı. Lory sertçe kapıyı kapattı marketin camından panjurları kaldırıp etrafı gözetledi, yanlış kişilerin onları gördüğünden ve takip ettiğinden çok endişeleniyordu, çok vakit kaybetmeden dışarıyı kontrol edip panjurları indirdi. Marketin içinde birilerine sesini duyurma umuduyla ellerini çaresizce sallayarak son nefesini de zorlayıp, "Lütfen, kimse yok mu?" Diye bağırdığında, kasanın önünde yarı uykulu hâlde sandayedesinde uyuklayan yaşlı bir adamı fark etti. Tam tekrar seslenecekti ki… Soğuk bir metal namlu başına dayandı. Arkasında birinin nefesini hissetti. Rafların arasından çıkan biri, pompalı tüfeği Lory’ye doğrultmuştu. Sert bir el ağzını kapattı. “Sessiz ol,” diye fısıldadı. Ses inceydi. Bir kadına aitti. Lory’nin gözlerinden yaşlar süzüldü. Bağırmayı bıraktı. Stephen ise olduğu yerde donup kalmıştı, nefesini tuttu. Bacakları ona ait değilmiş gibiydi; hareket etmiyor, itaat etmiyordu. Yardım etmek istiyor ama vücudu onu dinlemiyordu. Titreyerek duvara tutunup ayağa kalkmaya çalıştı. Kadın silahın namlusuyla Lory’nin başını itti. “Ellerini kaldır.” Lory yavaşça ellerini havaya kaldırdı. Namlunun soğukluğunu başında hissediyordu. Bir el paltosunun ceplerini yokladı. Arama bitince kadın fısıldadı: “Yavaşca. Yüzünü dön." Tam o anda Stephen tüm gücüyle kadının üzerine atıldı. Kadın onu son anda fark ettiğinde. Birden patlama gibi bir darbe ile… Kadın, silahın kabzasıyla Stephen’ın başına vurdu. Stephen yere doğru, marketin beyaz fayansında yığıla kaldı. Hareketsiz bir şekilde yerde yatıyordu. Lory’nin boğazından bir çığlık kopmak üzereyken gözleri karardı. Bir anda boşluğa dönüştü ve o da darbenin etkisiyle yere yığıldı. Ve tam o sırada… Market kasasının arkasındaki eski, kablolu telefonun zil sesi çalmaya başladı.
Bölüm 3
𝐊𝐀𝐑𝐀𝐍𝐋𝐈𝐊𝐓𝐀 𝐏𝐀𝐑𝐋𝐀𝐘𝐀𝐍 𝐈Ş𝐈𝐊
Bölüm sonu
2 yorum
OHA OHA COK İYİ ACAYİP ACAYİP
NOLUR YENİ BÖLÜM AT NOLDUĞUNU BİLMEM LAZIM
1Yanıt

