𝐂𝐇𝐀𝐏𝐓𝐄𝐑 𝐓𝐖𝐎: 𝐈𝐍𝐂𝐎𝐌𝐈𝐍𝐆 𝐂𝐀𝐋𝐋 "Burdan sanırsam."dedi Stephen karanlık yolda kamyoneti sürerken. Yan koltukta oturan Lory ise kocaman haritayı açmış bakınıyordu:"Hayır, hayır, dur buradan değil. Müdür, buralarda bir telefon kulübesi olduğunu söylemişti." Zor ısrarların sonucunda merkezden aldıkları külüstür, dökülmesine ramak kalmış, öyle ki farları arada kendiliğinden sönsede Stephen her kapandığına farları tekrar tekrar açmak zorunda kalıyordu, üstüne kocaman kırmızı yazılarla "𝑇ℎ𝑒 𝐷𝑎𝑖𝑙𝑦 𝐿𝑒𝑛𝑠, 𝑒𝑛 𝑑𝑜ğ𝑟𝑢 𝑒𝑛 𝑔𝑒𝑟ç𝑒𝑘ç𝑖 ℎ𝑎𝑏𝑒𝑟" sloganı yazan kamyonetle artık asfalt yoldan çıkmışlardı. Toprakla karışık engebeli, çakıl yolda zorla ilerliyorlardı. Stephen arada sinyal kolunu düzelterek "Lory gece gece ne bu, anlamadım cidden." Lory elindeki koca haritaya odaklı bir şekilde; "Sızlanacağına, arabayı düzgün sür. Yol çok bozuk. Lory ve Stephen, bu uzun bozuk ve engebeli yolda, birbirlerine söylenerek nihayet müdürün bahsettiği telefon kulübesinin önünde durdular. Lory, durduklarında kamyonetten indi "Müdürün bahsettiği telefon kulubesi bu olması gerek." Stephen kamyonetten uzanarak Lory'e doğru baktı "cidden anlamıyorum hiçliğin ortasına kim telefon kulubesi koyar anayoldan baya uzaklaştık şehrin ışıkları arkamızda kaldı, bizi burda öldürseler kimse cesedimizi bulamaz" Stephen başını pencereden çıkartarak etrafı süzdü; "baksana şuraya her yer karanlık başımıza bir şey gelmeden burdan gidelim" Lory usanmış bir şekilde " Yeter artık söylendiğin, az kaldı buradan sola döneceğiz sanırım çünkü müdür öyle demişti." Stephen sabırsızca kamyonette söylenirken Lory telefon kulubesine doğru yaklaştı etrafta hiç ışık yoktu fakat tek yanan ışık kaynağı telefon kulubesinin aydınlatmasının loş ve titrek ışığıydı, Lory Stephen'a seslendi "Dur, bekle, tekrardan arayacağım." Stephen bunu duyunca kafasını direksiyona yasladı; "Bekliyorum zaten, gerçekten anlamıyorum seni, benim kast ettiğim gece seyahati değildi." Lory gülerek, telefon kulubesinin camdan kapısını açarken; "Ne o, korktun mu bir de bana diyordun? Stephen bu sefer ses tonunu kalınlaştırarak; "yok canım, ne korkması, sadece bu işi gündüz de halledebilirdik. Lory, çeyreklikleri makineye koyarken Stephen'a alaycı bir ses tonuyla karşılık verdi "Hayır, eğer o senin tabir ettiğin ergen çocuklar bu gece de birini rahatsız ederse, o zaman göreceğiz, gerçek mi değil mi diye." Lory, numarayı çevirdiğinde kablolu telefonu elinde aldı beklemeye başladı ama açan kimse olmamıştı. Lory'in morali bozulmuştu ama hemen kendini toparladı, telefonu tekrardan çevirecekti fakat vazgeçti. Telefon kulübesinden çıktığında kamyonete tekrardan binip telefon kulübesinden sola döndüler ve yollarına devam ettiler. Kamyonete tekrar bindiğinde birden kahkaha atmaya başladı. Stephen kaygılı bakışlarıyla Lory'ye baktığında; "Ne o, neden gülüyorsun?" Lory, camdan elini çıkartıp elini rüzgârda süzülerek haraket ettirmeye başladı; "Korktuğun o kadar belli ki yüzün bembeyaz olmuş, biraz sakin ol daha kasabaya varmadık, bir de bana diyordun korkma diye."Stephen gözlüklerini düzeterek; "Biliyorsun gece araba süremiyorum yolu görmek zor oluyor ve Kim bizi gece yarısı evine alır ki, kim bu saatte bir haberci bekler, hem bu çok saçma gel geri dönelim, bu işi sabah hallederiz. Lory o sırada karton bardağındaki çoktan soğumuş kahvesini içerken; "Hayır, buraya kadar geldik hem kasabanın girişine yaklaştık bile, geri dönmek olmaz." Lory bazen seni hiç anlamıyorum." Dedi Stephen oda soğumuş kahvesini içerken. Kamyonetle uzun bir yolculuğun ardından o istedikleri tabelayı görmüşlerdi. "Welcome to Watson." Stephen kasabanın girişinden geçerken hızını yavaşlattı, etraf çok sessizdi şehirden uzak, sanki unutulmuş bir kasabaydı Stephen biraz ilerledikten sonra kamyoneti durdurdu. "Evet, Lory şimdi o zekice planında başka ne var." Lory ellerini birleştirdi arkasına yaslandı"Beklemek." Dedi. "Anladım, ne kadar bekleyeceğiz peki." "Gece yarısına kadar.""Of Lory gece yarı olmasına daha çok var burada beklemek yerine şuan evde uyuyabilirdim."Lory eliyle tekrar Stephen'ın omzuna vurduğunda "Sızlanmayı artık bıraksan çok iyi edersin, çünkü gece çok uzun." dedi. Stephen kamyonetin farlarını kapatarak arkasına yaslandı."Cidden yol boyunca sızlandın durdun susmak bilmedin resmen." Dedi Lory hafif gülümseyerek. Stephen, serçe parmağını Lory'e doğru uzatarak "Lory gel seninle bir iddiaya girelim eğer o kişi bir çocuk çıkarsa 5 dolar sen bana vereceksin fakat büyük yetişkin sapık biriyse ben sana 5 dolar veririm." Lory'de serce parmağını kaldırarak bir izci edasıyla "iddiaya girilmiştir." Dedi. Kasabanın içinde evler birbirine yakındı sokaklar dar ve loş sokak lambalarının ışıklarıyla aydınlatılıyordu. bir saat sessizce yol kenarında beklemenin ardından ortalıkta bir kaç arabanın geçmesine ve karşılarında yedi yirmidört açık olan gaz istasyonu dışında ortalıkta bir hareketlilik görememişlerdi. Lory, Stephen'ın sıkıldığını fark ettiğinde. "Gerçekten bu işi seviyor musun? Yani bilemiyorum, seninle üniversitede tanıştık ve birden bölüm değiştirme kararı aldın, benim yüzümden olduğunu düşünüyorum, bu yüzden hiç pişman oldun mu?" Dedi Lory. "Bil ki gazetecilik hemşirelikten kat kat daha eğlenceli ve güzel hem senin yüzünden değil zaten istiyordum ve ailemi buna ikna edene kadar canım çıksa da sevdiğim işi yapıyorum şuan ölmek üzere olan yaşlı birine bakıcılık yapacağıma üniversitenin en deli en saçma en manyak kişisiyle birlikte gece yarısı neredeyse hiç bilinmeyen bir kasabaya gidip küçük bir haber yakalamaya tercih ederim. Dedi Stephen Lory'e bakarak. "O zaman sızlanma halinden memnunmuş tavırları yapsan daha iyi, en azından rol yapsanda olur ve umarım bir haber değeri taşıyordur da daha fazla iş yapabiliriz çünkü bende artık o müdürün ayak işlerini yapmaktan bıktım." Dedi Loryd'de, kamyonetten etrafa bakarken. Stephen, Lory'in omzunda dokunduğunda "Lory iyi ki varsın, sensiz ben bu işleri yürütemezdim, seni tanıyamazdım gerçekten ne istediğimi bilemezdim aklımı başıma sen getirdin." "Ah duygusallığa mı bağladın yine, bende öyle Stephen, sende iyi ki varsın. Sen olmasan bende buraya hemen ayak uyuramazdım, arkadaşım." Dedi Lory. "Öyle, evet." Lory kamyonetin torpidosundan kalem ve defterini aldı ve not almaya başladı."Ne yapıyorsun öyle" diye sordu Stephen merakla."Saatleri ve nerde olduğumuzu not alıyorum senin aksine bir şey yapmadan oturmak yerine." Dedi Lory yazı yazarken. "Bir şey yapmadan mı? baksana etrafına, hiç bir şey yok tek haraketlilik daha demin yolun karşısından geçen evsiz bir adamdı, boşuna geldik hem ne yapabilirim başka oturmak dışında." Dedi Stephen ve oturduğu koltuğunu indirerek arkaya doğru yattı. Saat on ikiye doğru geliyordu ve etrafta hâla bir ses yoktu tüm evlerin ışıkları gece yarısına doğru birer birer sönüyordu ve arabada beklemekten bunalmışlardı hatta Stephen uyuya kalmıştı o esnada tuhaf bir şey olmuştu onların bulunduğu yere yakın bir evde önce ışıklar açıldı sonra gürültülü sesler gelmeye başladı. Sanki eşyalar parçalanıyor gibiydi. Lory birden doğruldu gördüklerine inanmadı bir şeyler ters gidiyordu ve Stephen'i uyandırmaya çalıştı "Stephen, Stephen uyan çabuk bir şeyler oluyor, bir şeyler yolunda değil !" Stephen gözlerini ovuşturarak kalktığında oda ışıkları yanan eve baktı şaşkınlıktan dilini yutacak gibiydi. "Şu eve bak çabuk, sende benim gördüklerimi görüyor musun? Ev yıkılacak gibi resmen çabuk kamerayı hazırla!!" Dedi Lory. Stephen aceleyle arabanın arka koltuğundan kamerasını adlı ve kayıtı başlattı "E-evet, T-tamam kayıda girdim." Lory arabadan hızlıca indip ve o eve doğru yürümeye başlayınca Stephen onu durdurdu "Ne yapıyorsun, ya kötü bir şey oluyorsa gitme hemen, baksana evden yıkılacak gibi sesler geliyor kayıttayım şuan olanları çeksek yeter tehlikeli olabilir orada ne olduğunu bilmiyoruz." Lory gülerek karşılık verdi "beş dolarını hazırla." Lory yavaş adımlarla eve doğru ilerlemeye devam edince"Of beni çıldırtacakmısın Lory, Lory!! Gitme Lory" diye bağırıyordu Stephen. Ona kulak vermeden o eve doğru yürüdüğünde etraf karanlıktı o sokağın lambaları yanmıyordu hemen arka cebinden fenerini çıkardı, o sırada Stephen korkarak kamerasıyla yanına geldi, ecel terleri döküyordu sanki, evin küçük bahçesine girip eve her adım yaklaştıklarında seslerin bir kadının çok sesli konuşması olduğunu anlamışlardı ama ses hala anlaşılamıyordu. Lory kapıya yaklaştı ve Stephen çekinsede oda Lory'nin arkasından onu kameraya çekiyordu Lory tam kapıyı çalacakken evden sesler kesildi evin ışıkları birden söndü. Lory'de biraz korkmuştu geriledi ve kapıyı yine de çaldı ama içerden hiç bir ses gelmedi tekrar çaldı, kimse yoktu. Stephen sessizce fısıldayarak "Artık bu kadar yeter, bak kimse yok geri dönelim başımıza iş alacağız." Dedi. Lory umursamadan en sonunda kapıyı açmayı denedi ama kapı zaten açıktı kapı kapalı değildi, kilitlenmemişti. Lory yavaşça kapıyı ittirdiğinde kapı gıcırdayarak sonuna kadar açıldı. Fenerini kaldırarak karanlıktan içeri girdi Stephen Lory'e tekrardan fısıldayarak seslendi, "Bence bu iyi bir fikir değil lütfen geri dönelim." Lory evin girişinden koridora doğru ilerlerken yerde telefon gördü bu kablolu bir telefondu feneri daha da yakınlaşırdığında bu telefon "kan içindeydi" Lory feneryile kabloyu takip ederek bir adım attı ve karanlığın içinde yerde kanlar içinde yüzüstü yatan bir kadın gördü Stpehen kadını görünce korkudan dona kaldı, Lory şaşkınlık içinde etrafa bakıyordu. Her taraf kanlar içindeydi, telefon kabloları kadının boynuna bağlanmıştı. Kabloların üzerinde kadının saç telleri dolanmıştı Her taraf darmadağın haldeydi. Stephen, Lory'nin elini sıkıca tutarak "BURADAN HEMEN ÇIKMALIYIZ!!" Diye bağırdı. "O sırada kana bulanmış telefon tekrardan çaldı."
Bölüm 2
𝐆𝐄𝐋𝐄𝐍 Ç𝐀Ğ𝐑𝐈
Bölüm sonu
3 yorum
Kalemine bayıldım ve konu sebepsiz bi şekilde ilgimi çekti açık konuşmak gerekirse böyöe şeyleri pek okumayı sevemem ama seninki çok hoşma gitti
Kalemin çok çok güzel aşırı derecede okutuyor ciddiyim. İleride eminim kitap çok güzel yerlere gelecek ve basılmış bir kitap görüyorum şu an
StEPHEN Ve LoRY ŞiPliYOrUM yAzAR iZnİNLe 🙏🙏


