İçeriğe geç

TELEPHONE

Bölüm 1 · 7 dk okuma

TELEPHONE

Bölüm 1

𝐇𝐀𝐁𝐄𝐑

𝐂𝐇𝐀𝐏𝐓𝐄𝐑 𝐎𝐍𝐄: 𝐍𝐄𝐖𝐒 Ö𝑵 𝑲𝑰𝑺𝑰𝑴 •Çünkü bazı aramalar cevaplanmak için yapılmazdı. •İlk cesetten sonra telefon çaldı, ikinciden sonra kablolar kesildi. •Haber ajansları aynı başlığı geçiyordu: "𝙶𝚒𝚣𝚎𝚖𝚕𝚒 ö𝚕ü𝚖𝚕𝚎𝚛." •Ama hatlar sustuğunda, geriye yalnızca cevapsız sorular kalmıştı. •Telefonlar geceleri çalıyordu. 𝑩𝑬𝑬𝑷 (𝒚ü𝒌𝒔𝒆𝒌) – 𝑩𝑬𝑬𝑷 (𝒐𝒓𝒕𝒂) – 𝑩𝑬𝑬𝑷 (𝒅üşü𝒌) "Williams Ailesi, arıyorsun ama açmıyorsam ya işim vardır ya da ölmüşümdür. Ah, sonuncuyu boş verin gitsin; sinyal sesinden sonra mesaj bırakın." "Hadi ama, yapman gereken tek şey şu lanet telefonu açmak, anladın mı beni?" Lory, sinirle telefonu vurarak sertçe geri yerine koydu. Stephen sabırsız bir şekilde kamyonetin içinden seslendi: "Lory, telefona bağırarak sesini ona duyuramazsın. Çabuk, arabaya bin. Dosyaları yetiştirmemiz gerek." Lory iç çekerek sinirli bir şekilde telefon kulubesinden çıkarak kamyonete doğru koşar adımla yürüdü: "Biliyorum, biliyorum ama sadece ona iyi olduğumu söylemek istemiştim." Stephen hızlıca kontağı çevirdi, ikinci denemeden sonra kamyoneti çalıştırdı: "Ah! Dinle, şu lanet dosyaları şerefsiz, şişman patrona bir götürelim, sonra tekrardan ararsın. Hadi, bin şu arabaya." Sızlansa da, hızını arttırarak koşar adımlarla kamyonete doğru ilerledi. Kamyonetin yanına geldiğinde umutsuzca telefon kulübesine dönerek son bir bakış attı. Lory yirmi dört yaşında genç bir kadındı. İşi için California'ya daha yeni taşınmıştı. Burada daha yeni olmasına rağmen, buranın havasına ve koşuşturmasına hemen hemen alışmıştı. Alışmasında en büyük yardımı arkadaşı Stephen vermişti. Onun eğlenceli tavırları, samimi ve sıcak kanlılığı ile California'nın bitmek bilmez olayları onu buraya şimdiden bağlamıştı. Lory, The Daily Lens Haber Merkezi’nde gazeteci olarak çalışıyordu. Maaşı pek de iyi olmasa da bu işi gerçekten çok seviyor ve heyecanlı buluyordu. The Daily Lens çok da izlenen ve okunan bir haber şirketi değildi; şirket bu durumdan ötürü bir dönem kapanma eşiğindeydi. Ancak son dönemlerde paranornal olayların daha fazla gazatelerde okuduğu görününce, bu yönde programlar ve yazılar yayınlayarak çektiği ilgiyle kendini biraz toparlamıştı. Bu paranormal hikâyeler çoğu zaman sanıldığı gibi gerçek olaylar olmuyordu; olaylar ya fazla abartılı yazılıyor ya da başlıklar o kadar ürperticiydi ki insanlar merakından okuyordu, 1969 yazında haftalık The Daily Lens haber kupüleründe şu başlıklar geçiyordu: "𝑈𝑧𝑎𝑦𝑙ı𝑙𝑎𝑟 𝑔𝑒𝑟ç𝑒𝑘𝑡𝑒𝑛 𝑑ü𝑛𝑦𝑎𝑑𝑎𝑙𝑎𝑟, 𝑖ş𝑡𝑒 𝑔ö𝑟𝑔ü 𝑡𝑎𝑛ı𝑘𝑙𝑎𝑟ı𝑛ı𝑛 𝑟ö𝑝𝑜𝑟𝑡𝑎𝑗𝑙𝑎𝑟ı, 𝐾ı𝑦𝑎𝑚𝑒𝑡 𝑦𝑎𝑘𝑙𝑎ş𝑡ı 𝑚ı, 𝑂 𝑡𝑢ℎ𝑎𝑓 𝑜𝑙𝑎𝑦𝑙𝑎𝑟𝑑𝑎 𝑛𝑒𝑦𝑑𝑖? Ş𝑒ℎ𝑖𝑟𝑑𝑒 𝑎çı𝑘𝑙𝑎𝑛𝑎𝑚𝑎𝑦𝑎𝑛 𝑜𝑙𝑎𝑦𝑙𝑎r, 𝐴𝑦𝑛ı 𝑎𝑛𝑑𝑎 𝑏𝑖𝑟𝑖 𝑛𝑎𝑠ı𝑙 𝑖𝑘𝑖 𝑦𝑒𝑟𝑑𝑒 𝑑𝑒 𝑜𝑙𝑎𝑏𝑖𝑙𝑖𝑟?" Halkın gözünde The Daily Lens çok da iyi bir yerde değildi; sıkça dalga geçiliyor ve eleştiriliyordu. Fakat bu durum, şirketin işine geliyordu. Fazla gündemde olmak, iyi ya da kötü, onlar için fark etmiyordu. Hatta gündemde kalmak için The Daily Lens’in bir hayalet avı yapmadığı kalmıştı. Kariyer başlangıcı için ise pek de iyi bir şey söylenemezdi. Lory, bu iş yüzünden ailesinden ve sevdiklerinden uzaklaştığı için onları, biraz o günleri ve eski okul hayatını özlese de, buna alışmak zorundaydı. Artık yeni bir hayata başlamıştı. Lory kamyonetin ön kapısını zorlayarak açtı ve koltuğa oturdu. Stephen’a dönerek: "Patron bizi öldürecek, çok geç kaldık ! Sen ve Senin şu lanet uykuların..." Dedi. Lory daha yeni işe başlamıştı. Gazetecilik onun hayaliydi ve bu işi seviyordu ama bazı zorluklarına da katlanıyordu. Stephen,"onu sen saatlerce telefon beklemden önce söyleyecektin" dedi. Kamyoneti vakit kaybetmeden hızlıca haber merkezine doğru sürdü. Haber merkezinin otoparkına vardıklarında neredeyse park halinde olan Müdürün gözü gibi baktığı aracı Buick Centurion'a çarpacaklardı, Lory ve Stephen tüm hazırlanmış dosyaları hızlıca kamyonetten aldılar ve merkezin kapısından koşarak içeri girdiler. Girdiklerinde, masa başında oturan saçları seyrek, gömleğinde yağ lekeleriyle patates cipsini yiyerek zaman öldürmeye çalışan George, Stephen ve Lory’i gördü, elindeki sigarasını söndürdü ve yüksek sesle gülerek bağırdı: "Yine bu ikili geç kaldı. Acaba müdür onlara bu sefer ne ceza verecek?" Oradan söze atlayan Norman, alaycı bir tavırla: "Bence bu sefer ki ceza, yaşlı bunak kadın Margaret’ın rüyasında gördüğü ama gerçek sandığı hayalet hikâyelerini haber yapmak değil; o asla. Bir kere bile düzenlenmemiş dosya odasını düzenlemek olacağına bahse girerim." Ajansın holünde şarkı dinleyerek keyifle sabah kahvesini yudumlayan Virginia ise: "O kadın daha ölmemiş miydi? Ah! Kadıncağız gece rüzgâr, penceresini açtı diye tüm mahalleyi ayağa kaldırdı ve bizimkilere, bu ikiliye üç saat olayı anlatmaya çalışıyordu." Lory koşarken Virginia'ya dönerek güldü ve aşaycı bir sesle: "Kadın o gece gerçekten bir şeyler gördü." Dedi. Tüm bu konuşmalara ve dalga konusu olmaya aldırış etmeden aceleyle merkezin merdivenlerinden yukarı çıktılar ve müdürün odasına vardıklarında önce üstlerini düzelttiler ve kapıyı tıklattılar. Gür bir sesin "Gir!" komutuyla içeri girdiler. Odayı yoğun bir sigara dumanı sarmıştı, Stephen dosyaları müdürün masasına bırakarak geri çekildi; heyecanlanınca olan saçma, pısırık tavırlarıyla: "K-Kusura b-bakmayın, geç kaldığımız için özür dileriz. İ-işte istediğiniz d-dosyalar." Müdür, Lory ve Stephen’i göz ucuyla süzdü ve iç çekerek masadaki dosyaları aldı ve masanın çekmecesini açarak dosyaları yerleştirirken: "Size güzel bir haberim var."Dedi. Lory bunu duyunca mutlulukla karışık bir şaşkınlık yaşadı. Stephen ise dosyaları yetiştirmekte geç kaldıkları için azar işitmeyeceklerini anlayınca biraz rahatladı. Mutluluklarını müdürden gizlemeye çalışsalarda bunu başaramıyorlardı. Stephen, Lory'den önce davranarak heyecanlı bir sesle: "Nedir o iş, efendim?" Müdür deri sandalyesine yaslanarak, sigarasını söndürdü: "Bir kasabadan şikayet aldık, buradan bayağı uzakta, adı Waston diye bir yer. Orada gizemli olaylar oluyormuş. Söylentilere göre, her gece saat 12’de bir telefon bir evi arıyormuş, arayan kişi tehditler savuruyor ve insanları korkutuyormuş." "Bu bir haber değeri taşımaz ama okuyucularımızı ve izleyicilerimizi bilirsiniz, onlar için yine bir dalga konusu daha. Arayan kişi çocuk da olabilir, telefon şakası olayları anlarsınız ya ama yine de bir araştırın derim. Görgü tanıklarıyla röportaj yapın, oradaki insanların sözlerini dinleyin; belki bir haber değeri taşıyabilir. Önce büyük manşet "TELEFON SAPIĞI'NIN DERDİ NE" ha ha! sonra gelsin paralar, bunun için başkasını görevlendirecektim, ama dosyalarımı taşımak isterseniz o ayrı." Stephen acele ve heycanlı tavırıyla: "Yok, asla, asla müdürüm. Gerçeğiyle neyse hallederiz. Biz bu haberi yapabiliriz; bize güvenebilirsiniz." Lory yüzünü buruşturup Stephen’a ters ters baktığında Stephen bunu görmezden gelerek konuşmasına devam etti: "Müdürüm, bu yer tam olarak neredesiydi ?" "C-5 karayoluna geçin, orada bir telefon kulübesinden sola döneceksiniz ve o yolu takip edeceksiniz." Stephen başıyla onaylayarak: "Anlaşıldı, efendim." Müdür gülerek ellerini birleştirdi: "Tamam, hadi çocuklar, sizi göreyim. Ha, bu arada bir buçuk saat geç kalmıştınız; maaşınızdan kesilecek." Lory ve Stephen, müdürün odadan çıktıklarında, Lory aniden Stephen’ın kolunu sıktı. Stephen acıyla kolunu tuttu: "Ah, ne yapıyorsun?" Lory kızgın bakışlarıyla Stehpen'a baktı, "Ne demek ne yapıyorsun? Düşünseydik biraz, neden hemen kabul ediyorsun?" Stephen acıyan kolunu sıvazlayarak üzgün bir ifadeyle: "Ben bir dakika daha bu adamın ayak işlerine katlanamam, anladın mı? Yaşlı Margaret’ın saçma rüyalarını dinlemekten de sıkıldım. Hem düşünmeye bile zamanımız yoktu; hemen başkasına verirlerdi haberi. Ben bu okulu bunun için bitirmedim. Al işte bize bir fırsat. Hem sen de sevinmedin mi buna? Eğer düzgün bir haber yaparsak, bize daha çok iş verirler." Stephen, Lory’ye göz devirerek arkasını döndü: "Böyle mutluysan, sen bilirsin." Lory iç çekerek belini duvara yasladı: "Ben de mutlu değilim ama bu haber biraz korkutucu geldi." Stephen bir anlığına durakladı ve Lory’ye dönerek gülmeye başladı: "Cidden mi? 15 yaşındaki ergen çocuklar gece yarısı insanları işleriyor, korkutuyor ve kasabalılar da bunu fazla abartmışlardır. Olay bundan ibaret." Alaycı bir tavırla belindeki çantasını çıkartarak Lory'e fırlattığında: "Seni korkusuz bilirdim, bir de sana da hak veriyorum aslında. Margaret’ın bunak kafasında oluşturduğu, haber değeri bile taşımayan kurmaca hikâyelerinden daha korkunç bir haber." Diyerek güldü. Lory, Stephen’ın çantasını havada tuttuğunda bu alaycı tavırlarına karşılık onun omzuna sertçe vurdu. Stephen acıdan sızlanarak: "Ah! Neyinden korkuyorsun? Bunun oraya gideceğiz, insanlarla konuşacağız ve döneceğiz. Bu kadar basit. Cidden korktuğuna inanamıyorum." Lory, müdürün odasındaki heyecanını ve mutluluğunu bir kenara bırakarak: "Ne bileyim, sadece bana tuhaf geldi. Doğru dürüst bir haber verselerdi keşke. Kariyerinde nasıl haberlerle başladın diye sorulduğunda, ergen çocukların peşinde gece 12’de milleti korkutmak için aradıklarını kanıtlamaya çalıştım, demek istemem." Stephen gözlüğünü hafif düzelterek yine kendini tutamadı alaycı bir sözle: "Ah canım, ünlü gazeteci, yazar Lory Williams, nasıl haberler yaparak buralara geldim dersin artık. Şakayı bir kenara bırakmak gerekirse, bu haber de iyi; hatta bu daha kolay. Röportaj yapıp döneceğiz. Hem haberin iyisi kötüsü yok, haber seçme gibi bir şansımız da yok, ünlü gazeteci Lory. Bu ilk gerçek işimizde benimle misin, korkak kız?" Stephen ufak bir gülümsemeyle elini Lory’ye beşlik çakması için kaldırdı. Lory içinden biraz düşündü; "başka bir seçeneğimiz yok sanırsam." diyerek doğruldu altın sarısı saçlarını arkaya doğru attığında biraz iç çekti. Gülümsedi ve elini kaldırarak Stephen’in kaldırdığı eline çaktı. "Varım, kim korkakmış göreceğiz."

Bölüm sonu

11 yorum

  • asırıı iyi ilk bölüm sahsen ilgimi çekti ama ingilizce isimler beni hep zorlamıstır 😪😪😖😖

  • Konu baya ilgimi çekti ve Lory nin dalga geçilmesini sıkıntı etmeyen iş yeri nefretimi kazandı kdxkkdk

  • Bence lory ve Stephen ikisi de birbirinden korkak ama farkında deiller 😂😂 eğer ilerdeki bölümlerde duydukları çıt sesinden arkalarına bile bakmadan kaçarlarsa gülmekten kitabı okuyamam muhtemelen 😂😂

  • Bu işi onbeş yaşındaki bir çocuğun planladığı oyun olduğunu düşünmüyorum bu kadar basit olamaz

  • Şöyle telefon mesajlarından gerçekten çok korkuyorum aramalarından falan yani korkutucu Ya düşünsene hiç tanımadığınız bilmediğiniz Bir insan sizi arıyor ve tehditler savuruyor sizi bildiğine dair şeyler söylüyor yani hiç yaşamadım ve yaşamayı istemiyorum ya kitaplarda okuduğum kadarıyla gerçekten yaşamış gibi oluyoruz zaten ama Allah yaşatmasın valla Çok kötü bir şey😅😅

  • Yazım stilini çok beğendim gerçekten potansiyelli bir kurgu gibi duruyor. Listeme ekliyorum devam edeceğim 🥹💖

  • Yazım stilini çok beğendim gerçekten potansiyelli bir kurgu gibi duruyor. Listeme ekliyorum devam edeceğim 🥹💖