Bana gösterilen odaya eşyalarımı yerleştirip aşağıda olan mutfağa gittim. Daniel ve Ember mutfakta yemekle uğraşırken Osman dizi izliyor, Leewon uyuyor ve Laura'da Leewon'un yanında oturmuş kitap okuyordu.
Mutfak masasına kurulup Daniel'e yemekte ne olduğunu sordum. Güleç bir yüzle balık olduğunu söyleyince yüzümü ekşittim. Balıktan nefret ediyordum. Yemeğe beni çağırmamalarını yemeyeceğimi söyleyip ayaklandım.
Daniel aniden bileğimden yakaladı beni
"Nereye? Daha karpuz kesecektik"
Tekrardan olabilecek en cana yakın somurtmamı yüzüme yerleştirip Nazikçe aralarına katılmam için olan daveti reddettim.
"Balık yiyemiyorum, ayrıca yorgunum da. Odama çıkıp biraz kestireceğim sanırım"
Daniel'ın göz kamaştırıcı gülümsemesiyle ben küle dönerken o elinde tuttuğu satırı bana göstererek
"Sana acılı erişte yapmamı ister misin?"
Elindeki satırla neler yapabileceğini düşünürken yüzümde rahatsız edici bir gülümseme yerleşti.
"Erişteyi o satırla mı yapacaksın?"
O satırla erişte dışında pek çok şey yapabilirsin, mesela buradakileri doğramak gibi ha?
İçimden devam ettirdiğim cümleyi duymuş gibi satırı arkasına saklayıp yeniden gülümsedi
"Doğramam seni merak etme, balık kesiyordum sadece. İstiyor musun, istemiyor musun?"
Balık doğradığına emin misin? Çok ta düşünmeyeceğim. Derken aç karnım bana ihanet ederek gök gürültüsüne benzer bir edayla guruldadı. Utançtan şekilden şekle girerken o bir kahkaha patlattı
"Erişten yarım saate hazır aç adam!"
"Teşekkürler"
Sesim neredeyse çıkmamıştı bile. Utancımdan ayağımı yere sürte sürte Laura'nın yanına oturdum. Aramızda derin bir sessizlik oluştu. Sessizlik benle Laura arasında mekik dokurken Laura gözünü okuduğu kitaptan dahi kaldırmadan mırıldandı
"Sanırım yüzüme bir delik açmaya çalışıyorsun"
Uzun süredir onu süzdüğümü fark edince ani bir hareketle bakışlarımı oldukça eski görünen halıya kaydırdım
"Özür dilerim, sana baktığımı fark etmemiştim"
Yüzümün tekrardan kızarmaya başladığını basan ateşten fark edebiliyordum. Göz ucuyla Laura'ya bakarken bakışlarının üzerimde olduğunu fark ettim. Kitabını kapatıp koltuğun yanında duran ve evin diğer parçaları gibi oldukça eski görünen sehpaya bıraktı. Eğilip kolu yardımıyla dizine yaslandı, bu hareketiyle az da olsa bana yakınlaşmıştı ve bu beni rahatsız etmeye yetmişti.
"Söyleyecek bir şeyin varsa söylemekten çekinmemelisin, dinliyorum"
Oldukça temiz ve akıcı konuşmasıyla dikkatimi çekmişti. Ağzından dökülen her kelime beni benden almış, sanki onun başrol olduğu bambaşka bir dünyaya götürmüştü beni. Kendimi sesinin güzelliği ve konuşmasının akıcılığının büyüsünden çıkararak kafamı hayır anlamında sağa sola salladım.
"Söyleyecek bir şeyim yok. Yalnızca önümüzdeki üç günü beraber geçireceğim insanları tanımaya çalışıyorum"
Sırtını dikleştirip kitap okurken ki heybetliliğine geri kavuşunca fasih konuşmasını yapmak üzere dudaklarını araladı, bu sırada kafasını hafifçe sağına eğmiş, tek kaşını havaya kaldırmıştı.
"Yüzlerini inceleyerek mi?"
Sorusunda ciddi olduğunu fark edince hafifçe gülümsedim. İfademin onunki kadar yumuşak olmasını umud ederek elimden geldiğince temiz bir türkçeyle sorusunu yanıtladım.
"Yüzler zannettiğinizden daha fazla sır barındırır Laura hanım"
Cevabım onu tatmin etmiş olacak ki yüzüne oldukça sevimli duran tebessüm yerleştirdi ve kollarını göğsünde birleştirdi
"Haklı olabilirsin. Yüzlerin sakladığı sırlar ha? İlginç çocuksun"
Gülümsedim ve başımı teşekkür edercesine hafifçe eğdim. Aramızda yeniden derin bir sessizlik oluştu ama bu sessizliğin tadı bambaşkaydı. Sözler belki dudaklarımızdan dökülmüyor, dilimiz alel acele olan dansını yapmıyordu belki lakin gözleri konuşuyordu. Bakışları yoğun ve dopdoloydu, anlatacak çok şeyi vardı belki de, anlatmak istediği, paylaşamadığı çok şey vardı, vereceği çok ders, söyleyeceği çok söz vardı...
"Bu ne sessizlik gençler. Kenetlenmişsiniz birbirinize ama tek kelime laf etmiyorsunuz"
Osman abi aramızdaki bu sessizlik bağını koparmış yavaş ama sertçe koltuktaki yerini almıştı.
"Aşık mısınız ne?"
Yüzüme yeniden hücum eden kızarıklık bu konuda ne kadar hassas ve duygusal olduğumun bir göstergesiydi belki de. Yine de başımı dik tutarak utandığımı gizlemeye çalıştım. Laura ise bu duruma bıyık altından gülüyordu
"Bakışmanın pek çok anlamı olabilir, hem ben Laura hanımın göz renginin mavi mi yeşil mi olduğunu anlamaya çalışıyordum"
Sözlerimle birlikte Laura'dan bir kıkırtı sesi duyuldu. Gözlerimi ona çevirdiğimde eliyle ağzını kapatmış gülücüğünü gizlemeye çalışıyordu.
"Gözlerim kahverengi"
"Ops"
Bu sefer yüzümü elimle gizleme sırası bendeydi. Gözlerinin kahve rengi olduğunu fark etmiştim ancak bazen bilmemezlikten gelmek daha çok sarar ya insana...
Konuşmamızı bölen Danial'in yemek çağrısı oldu. Herkesin ayağa kalkmasıyla uykusunun derinliklerinde yüzen Lee Won'da sonunda uyandı ve mutfağa doğru yol alan kâfileye katıldı. Mutfak tezgahından bana gülümseyen Daniel bana seslendi
"Acılı erişten hazır Jonathan!"